Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ

fe keƶƶebūhu fe eḣaƶethumu r-racfetu fe eSbeHū fī dārihim cāṧimīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَكَذَّبُوهُfe keƶƶebūhuك ذ بYalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak.onu yalanladılar
2فَاَخَذَتْهُمُfe eḣaƶethumuا خ ذeline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmekbu yüzden onları yakaladı
3الرَّجْفَةُr-racfetuر ج فTitremek/sarsılmak, şiddetli hareket halinde olmak, şiddetle sallanmak, dolaşmak, savaşa hazırlanmak, huzursuz olmak, kıpırdamak, endişe verici/yanlış haberler yaymak, meşgul olmak, kargaşa çıkarmak, çalkantı, sarsıntı, kargaşa veya rahatsızlık durumunda olmak. Rajfatun - deprem, güçlü patlama. Murjifun - dedikoducular, kargaşa çıkaran kişi, yanlış endişe verici haberler/söylentiler veya kötü hikayeler yayan kişi.deprem
4فَاَصْبَحُواfe eSbeHūص ب حSabahleyin ziyaret etmek veya selamlamak. Subhun/sabahun/isbaahun - sabah. Misbaahun (çoğulu masaabih) - lamba. Sabbah (fiil 2) - gelmek, ulaşmak, selamlamak, sabahleyin içmek. Asbaha - sabah vaktine girmek, ortaya çıkmak, bir şey yapmaya başlamak, olmak, meydana gelmek, vuku bulmak. Musbih - sabahleyin bir şey yapan veya sabaha giren kişi.ve kaldılar
5فِي
6دَارِهِمْdārihimد و رDönmek, devretmek, dolaşmakyurtlarında
7جَاثِمِينَcāṧimīneج ث مYere yapışmak, göğsünün üzerine düşmek, yerde yatmak, hareketsiz kalmak, ölü veya yok olmuş olmak.diz üstü çöküp

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Derken yalanlamışlardı onu da onları bir sarsıntı, helâk edivermişti, derken evlerinde diz çökmüş bir halde yerlere yığılıp helâk oluvermişlerdi.

Abdulkadir Gölpınarlı

Derken yalanlamışlardı onu da onları bir sarsıntı, helâk edivermişti, derken evlerinde diz çökmüş bir halde yerlere yığılıp helâk oluvermişlerdi.

Adem Uğur

Fakat onu yalancılıkla itham ettiler. Derken, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.

Ahmed Hulusi

Onu (Şuayb'ı) yalanladılar. . . Bu yüzden onları o şiddetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökmüş halde kaldılar.

Ahmet Tekin

Onu da yalanladılar. Onların işini şiddetli bir gürleme halinde âni bir sarsıntı bitirdi. Sabahleyin, yurtlarında yere çarpılarak çakılıp kalanlar oldular.

Ahmet Varol

Ancak onu yalanladılar. Bunun üzerine onları kuvvetli bir sarsıntı aldı ve yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar.

Ali Bulaç

Ancak onu yalanladılar; bunun üzerine onları amansız bir sarsıntı yakalayıverdi, böylelikle kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.

Ali Fikri Yavuz

Buna karşı, onu tekzib ettiler. Derken onları şiddetli sarsıntı yakalayıverdi de yurdlarında dizleri üstü çökekaldılar (öldüler).

Ali Rıza Safa

Yine de Onu yalanladılar. Sonunda, zorlu bir sarsıntı onları yakaladı ve kendi ülkelerinde diz üstü çöküp kaldılar.

Bayraktar Bayraklı

Fakat onu yalanladılar; bu yüzden, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında dizüstü çöküverdiler.

Bekir Sadak

Ama onu yalanladilar. Bu yuden onlari bir titreme aldi ve olduklari yerde diz ustu cokuverdiler.

Celal Yıldırım

Buna karşı onu yalanladılar. O sebeple onları şiddetli bir sarsıntı yakalayıverdi, derken kendi yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Ama onu yalancılıkla suçladılar. Bunun üzerine kendilerini o dehşetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yere serildiler!

Diyanet İşleri

Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

Diyanet İşleri (eski)

Ama onu yalanladılar. Bu yüzden onları bir titreme aldı ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.

Diyanet Vakfi

Fakat onu yalancılıkla itham ettiler. Derken, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Fakat onu yalancılıkla itham ettiler. Derken, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Buna karşı onu yalanladılar. Derken, onları o sarsıntı tutuverdi de yurtlarında dizleri üstü çöke kaldılar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Buna karşı onu tekzib ettiler, derken onları o recfe tutuverdi de yurdlarında dizleri üstü çöke kaldılar

Erhan Aktaş

Fakat onu yalanladılar. Bu nedenle onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı ve yurtlarında dizüstü çöke kaldılar.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Fakat onu yalanladılar. Bu nedenle onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı ve yurtlarında dizüstü çöke kaldılar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Fakat onu yalanladılar. Bu nedenle onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı; yurtlarında yerle bir oldular.

Fizilal-il Kuran

Fakat Medyenliler Şuayb'ı yalanladılar. Bunun üzerine ani bir yer sarsıntısına tutuldular da oldukları yerde yığılıp kalıverdiler.

Gültekin Onan

Ancak onu yalanladılar; bunun üzerine onları amansız bir sarsıntı yakalayıverdi, böylelikle kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.

Hamdi Döndüren

Ama onlar onu yalanladılar. Bu yüzden, onları o sarsıntı yakaladı; yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar!

Hasan Basri Çantay

Fakat onu tekzib etdiler. Derken kendilerini şiddetli bir sarsıntı yakalayıverdi de yurdlarından hepsi (ölü olarak) diz üstü çöke kaldılar.

Hasib Asutay

Fakat onu yalanladılar. Derken kendilerini bir sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.

Hayrat Neşriyat

Fakat onu yalanladılar; derken kendilerini o sarsıntı yakaladı da bulundukları yurtta (dizleri üstüne) çöküp kalan kimseler oldular.

İbni Kesir

Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine kendilerini şiddetli bir sarsıntı yakalayıverdi de oldukları yerde diz üstü çökekaldılar.

Mehmet Okuyan

(Kavmi) onu yalanlamıştı. Kendilerini (korkunç) bir sarsıntı yakalamıştı ve yurtlarında diz üstü çökmüşlerdi.

Muhammed Esed

Fakat, halkı o'nu yalanladı. Bu yüzden bir yer sarsıntısına maruz kaldılar ve yurtlarında cansız bir şekilde yere serildiler.

Mustafa İslamoğlu

Ne var ki onu yalanladılar; derken şiddetli bir sarsıntı onları ansızın yakalayıverdi ve kendi yurtlarında cansız donakaldılar.

Ömer Nasuhi Bilmen

Halbuki, O'nu tekzîp ettiler, artık onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı da yurtlarında dizleri üzerine çöküvermiş kimseler olarak sabahladılar.

Ömer Öngüt

Fakat onu yalanladılar. Derken kendilerini müthiş bir sarsıntı yakalayıverdi, yurtlarında dizüstü çökekaldılar.

Suat Yıldırım

Fakat onlar kendisini yalancı saydılar. Bunun üzerine müthiş bir zelzele, kendilerini kıskıvrak yakalayıverdi, oldukları yerde çökekaldılar.

Süleyman Ateş

Onu yalanladılar, bu yüzden onları (o müthiş) deprem yakaladı, yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.

Süleymaniye Vakfı

Şuayb'ı yalancı saydılar. Çok geçmeden onları öyle bir sarsıntı tuttu ki yurtlarında çöküp kaldılar.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Ama onlar Şuayb'a yalancı, dediler. Bunun üzerine onları, bir yer sarsıntısı yakaladı da yurtlarında dize geldiler.

Şaban Piriş

Ama onu yalanladılar, bunun üzerine onları korkunç bir sarsıntı yakaladı ve oldukları yerde yapışıp kaldılar.

Tefhim-ul Kuran

Ancak onu yalanladılar, bunun üzerine onları amansız bir sarsıntı yakalayıverdi, böylelikle kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.

Ümit Şimşek

Onlar Şuayb'ı yalanladılar. Derken onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü serilip kaldılar.

Yaşar Nuri Öztürk

Onu hemen yalanladılar. Bunun üzerine kendilerini o korkunç sarsıntı/korkunç titreşim yakaladı da öz yurtlarında diz üstü çömelenler haline geldiler.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar isə onu yalançı saydılar. Buna görə də onları qorxunc səsli bir zəlzələ yaxaladı və onlar öz evlərində üzüqoylu düşüb qaldılar.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Amma (mədyənlilər) onu təkzib etdilər. Buna görə də onları (dəhşətli) bir sarsıntı (zəlzələ) bürüdü. Onlar dizüstə çöküb evlərində qaldılar (hamısı həlak oldu).

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie ziehen ihn der Lüge, so ergriff sie das schreckliche Erdbeben, und am nächsten Morgen lagen sie tot in ihren Häusern.

Almanca — Der Edle Quran

Aber sie bezichtigten ihn der Lüge. Da ergriff sie das Zittern, und am Morgen lagen sie in ihrer Wohnstätte auf den Brüsten da.

Almanca — M. A. Rassoul

Jedoch sie erklärten ihn für einen Lügner. Da erfaßte sie ein heftiges Beben, und sie lagen in ihren Wohnungen auf dem Boden.

Almanca — Muhammad Zaidan

Dann bezichtigten sie ihn der Lüge, dann richtete sie das Bebende zugrunde, so wurden sie in ihrer Wohnstätte zu leblosen Körpern.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

But they accused him of falsehood and in consequence they were seized by the destructive convulsion of the earth's surface which reduced them into a useless form and laid them prostrate and dead under the ruins of their demolished homes.

Abdul Haleem

They rejected him and so the earthquake overtook them. When morning came, they were lying dead in their homes.

Abdullah Yusuf Ali

But they rejected him: Then the mighty Blast seized them, and they lay prostrate in their homes by the morning.

Abul A'la Maududi

But they denounced him as a liar. So a mighty earthquake overtook them, and by the morning they lay overturned in their houses.

Aisha Bewley

But they denied him so the earthquake seized them and morning found them lying flattened in their homes.

Al-Hilali & Khan

And they belied him [Shu‘aib]: so the earthquake seized them, and they lay (dead), prostrate in their dwellings.

Ali Quli Qarai

But they impugned him, whereupon the earthquake seized them, and they lay lifeless prostrate in their homes.

Amatul Rahman Omar

But (instead of obeying him) they cried him (-Shu`aib) lies. So they were caught in a violent earthquake and they became (corpses) laid down on their breasts on the ground in their dwellings.

Arthur John Arberry

But they cried lies to him; so the earthquake seized them, and morning found them in their habitation fallen prostrate.

Bijan Moeinian

They chose to disregard the message. Consequently I sent them a sever earthquake and by the morning they were all dead in their habitats.

E. Henry Palmer

But they called him liar; and the convulsion seized them, and on the morrow they lay in their dwellings prone.

Edip-Layth

But they denied him, thus the earthquake took them; they were then left dead in their homes.

George Sale

But they accused him of imposture; wherefore a storm from heaven assailed them, and in the morning they were found in their dwellings dead and prostrate.

Hamid S. Aziz

And unto Midian We sent their brother Shu'eyb, and he said, "My people, serve Allah, and fear the Last Day; and do not evil, making mischief in the land, (despoiling it). "

Mahmoud Ghali

Yet they cried lies to him. Then the Commotion took them (away); so in the morning they became cowering (bodies) in their home-residence.

Marmaduke Pickthall

But they denied him, and the dreadful earthquake took them, and morning found them prostrate in their dwelling place.

Mohamed Ahmed - Samira

But they denied him and were seized by an earthquake, and lay overturned in their homes in the morning.

Muhammad Asad

But they gave him the lie. Thereupon an earthquake overtook them: and then they lay lifeless, in their very homes, on the ground.

Mustafa Khattab

But they rejected him, so an ˹overwhelming˺ earthquake struck them and they fell lifeless in their homes.

Progressive Muslims

But they denied him, thus the Earthquake took them; they were then left dead in their homes.

Sahih International

But they denied him, so the earthquake seized them, and they became within their home [corpses] fallen prone.

Sam Gerrans

Then they denied him, and the earthquake seized them, and morning found them lying prone in their home.

Shabbir Ahmed

But they denied him. Thereupon a dreadful rainstorm and earthquake overtook them, and morning found them dead, prone in their homes. (26:189).

Syed Vickar Ahamed

And they rejected him: Then the mighty earthquake seized them, and they lay overcome (face down) in their homes by the morning.

Taqi Usmani

So they gave the lie to him, then they were seized by the earthquake and they remained in their homes lying on their faces.

The Monotheist Group

But they denied him, so the earthquake took them; thus they became lifeless in their dwelling.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Mais ils le traitèrent de menteur. Le cataclysme les saisit, et au matin, ils gisaient sans vie dans leurs demeures.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Lê belê wan bi Şueyb bawerî neanî, vêca wê erdheja cansoj ew girtin, îcar di xaniyê xwe de li ser çokan kumişî man.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Maar zij betichtten hem van leugens en toen greep de aardbeving hen en lagen zij ʹs morgens in hun woning dood op de grond.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Maar zij beschuldigden hem van bedrog, waardoor een storm van den hemel hen overviel; en des ochtends werden zij in hunne woningen dood en voorover liggende gevonden.

Hollandaca — Siregar

Toen loochenden zij hem waarna een aardbeving hen trof en zij werden doden in hun huizen.

Rusça (1)

Rusça — Osmanov

Однако они не признали его, их постигло землетрясение, и они полегли в своих домах бездыханными трупами.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Men de kallade honom lögnare. Då drabbades de av ett jordskalv och morgonen fann dem liggande framstupa i sina hem.