Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, "Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kafirler iflah olmayacak" demeye başladılar.

وَاَصْبَحَ الَّذِينَ تَمَنَّوْا مَكَانَهُ بِالْاَمْسِ يَقُولُونَ وَيْكَاَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَوْلَا اَنْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا لَخَسَفَ بِنَا وَيْكَاَنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ

ve eSbeHa (e)lleƶīne temennev mekānehu bi l-emsi yeḳūlūne veykeenne (a)llahe yebsuTu r-rizḳa li men yeşā'u min ǐbādihi ve yeḳdiru levlā en menne (a)llahu ǎleynā le ḣasefe binā veykeennehu lā yufliHu l-kāfirūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَاَصْبَحَve eSbeHaص ب حSabahleyin ziyaret etmek veya selamlamak. Subhun/sabahun/isbaahun - sabah. Misbaahun (çoğulu masaabih) - lamba. Sabbah (fiil 2) - gelmek, ulaşmak, selamlamak, sabahleyin içmek. Asbaha - sabah vaktine girmek, ortaya çıkmak, bir şey yapmaya başlamak, olmak, meydana gelmek, vuku bulmak. Musbih - sabahleyin bir şey yapan veya sabaha giren kişi.ve başladılar
2الَّذِينَ(e)lleƶīne
3تَمَنَّوْاtemennevم ن يBirini denemek veya kanıtlamak, arabuluculuk yapmak, dilemek veya arzulamak.ve isteyenler
4مَكَانَهُmekānehuك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinonun yerinde olmayı
5بِالْاَمْسِbi l-emsidün
6يَقُولُونَyeḳūlūneق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledemeğe
7وَيْكَاَنَّveykeennevay demek ki
8اللّٰهَ(a)llaheAllah
9يَبْسُطُyebsuTuب س طYaymak, sermek, döşemek, genişletmek, uzatmak, açmak, neşelendirmek, ferahlatmak, sevindirmek, yayılmak, uzanmak, genişlemek, bollaşmak, açılmak, sevinmek, ferahlamak, mutlu olmakbollaştırıyor
10الرِّزْقَr-rizḳaر ز قsağlamak, vermek, bahşetmek, lütfetmek, geçim kaynağı. turzaqan - ikisine de rızk/bahşiş verilecek. rizq - nimet, bağış, pay. raziq - sağlayan, veren. razzaq - büyük sağlayıcı/bahşeden.rızkı
11لِمَنْli menkimseye
12يَشَاءُyeşā'uش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafişdilediği
13مِنْmin-ndan
14عِبَادِهِǐbādihiع ب دhizmet etmek, ibadet etmek, tapmak, bir şey etkisini kabul etmek, teslimiyetle veya tevazu ile itaat etmek, onaylamak, uygulamak, adamak, itaat etmek, köle, kontrol altına almak, bir araya getirmek, esir etmekkulları-
15وَيَقْدِرُve yeḳdiruق د رölçmek/kararlaştırmak/belirlemek/sınırlamak/daraltmak, güce sahip olmak, muktedir olmak, bir ölçü, araç, yetenek, bir süre/karar, kader, yazgı, ölçülü, kararlaştırılmışve kısıyor
16لَوْلَاlevlāolmasaydı
17اَنْen
18مَنَّmenneم ن نBirine fayda veya iyilik sağlamak, cömert veya hayırsever veya karşılıksız olmak, makul olmak (kötü sayılan şeyi yapmayacak kadar makul), min genellikle bazıları veya arasında anlamına gelir, min, içinde veya üzerinde anlamına gelen fi anlamında kullanılabilir.lutfetmesi
19اللّٰهُ(a)llahuAllah'ın
20عَلَيْنَاǎleynābize
21لَخَسَفَle ḣasefeخ س فToprağa veya yere batmak veya gömülmek (yer veya kişi), çökmek (göz gibi başta çökmesi), görüşü kaybetmek/kör olmak, ışığını kaybetmek (güneş veya ay tutulması sırasında olduğu gibi), kusurlu veya eksik hale gelmek, zayıflamak veya bir deri bir kemik kalmak, iyileşmek (hastalıktan), birinin gözünü çıkarmak, bir şeyde delik açmak, alçaltmak veya tevazu göstermek veya aşağılamak, rezil etmek, aşağılık olmak.yere batırırdı
22بِنَاbinābizi de
23وَيْكَاَنَّهُveykeennehudemek ki gerçekten
24لَا
25يُفْلِحُyufliHuف ل حyarmak/yarık/çatlamak/bölmek/yarma, izli/pullukla sürmek/toprak işlemek, tarım, toprağı işlemek, müreffeh olmak/başarılı olmak, elde etmek/kazanmak, mesut olmak, bağımsız olmak, kalıcılık/süreklilık/dayanma gücüiflah olmaz
26الْكَافِرُونَl-kāfirūneك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaretkafirler

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Dün, onun yerinde olmayı dileyenler, öylesine sabahladılar ki hey gidi hey diyorlardı, şüphe yok ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını bollaştırmada, dilediğini daraltmada, Allah lûtfetmeseydi bize, bizi de yere geçirirdi ve hey gidi hey, şüphe yok ki kâfirler kurtulmazlar, muratlarına ermezler.

Abdulkadir Gölpınarlı

Dün, onun yerinde olmayı dileyenler, öylesine sabahladılar ki hey gidi hey diyorlardı, şüphe yok ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını bollaştırmada, dilediğini daraltmada, Allah lûtfetmeseydi bize, bizi de yere geçirirdi ve hey gidi hey, şüphe yok ki kâfirler kurtulmazlar, muratlarına ermezler.

Adem Uğur

Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler: Demek ki, Allah rızkı, kullarından dilediğine bol veriyor, dilediğine de az. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcılar iflâh olmazmış! demeye başladılar.

Ahmed Hulusi

Daha dün onun (Karun'un) yerinde olmak isteyenler, şöyle diyerek sabahladı: "Vay, demek ki Allah kullarından dilediğinin yaşam gıdasını arttırıyor ve (dilediğine de) kısıyor! Allah bize lütfedip korumasaydı, elbette bizi de yerin dibine geçirirdi. . . Vay, demek ki hakikat bilgisini inkar edenler kurtulamazlar!"

Ahmet Tekin

Daha dün onun yerinde olmayı arzulayanlar: 'Demek ki, Allah rızkı, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kullarından bazılarına bollaştırıyor, bazılarına da ölçüyle kısarak veriyor. Şayet Allah bize lütufda bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay, demek ki, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirler, nankörler iflâh olmazmış, ebedî nimetlerle mutluluğa eremezmiş.' demeye başladılar.

Ahmet Varol

Dün onun yerinde olmayı arzulayanlar da: 'Vay! Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı genişletiyor ve daraltıyor! Eğer Allah bize lütfetmiş olmasaydı muhakkak bizi de batırırdı. Vay! Demek ki inkarcılar gerçekten kurtuluşa eremezler!' demeye başladılar.

Ali Bulaç

Dün, onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: "Vay, demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletip yaymakta ve kısıp daraltmaktadır. Eğer Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz batırırdı. Vay, demek gerçekten inkar edenler felah bulamaz" demeye başladılar.

Ali Fikri Yavuz

Dün onun mal ve saltanatını temenni edenler, şöyle demeğe başladılar: “- Vay, demek ki, Allah dilediği kimsenin rızkını genişletiyor ve daraltıyor. Eğer Allah bize lütuf etmeseydi, bizi de batırmıştı! Vay, demek ki hakikat şu: Kâfirler asla kurtulmıyacak!...”

Ali Rıza Safa

Daha dün onun yerinde olmak isteyenler, sabahleyin, şöyle dediler: "Vay! Demek ki, Allah, dilediği kulunun geçimini hem genişletiyor hem de daraltıyor. Allah, bize lütufta bulunmasaydı, kesinlikle bizi de yerin dibine geçirirdi!" "Vay! Demek ki, nankörlük edenler iyi bir duruma gelmiyorlar!"

Bayraktar Bayraklı

Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler, "Demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletiyor; dilediğine de daraltıyor. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkarcılar iflah olmazmış!" demeye başladılar.

Bekir Sadak

Daha dun onun yerinde olmayi dileyenler: «Demek Allah kullarindan dilediginin rizkini genisletip bir olcuye gore veriyor. Eger Allah bize lutfetmis olmasaydi, bizi de yerin dibine gecirirdi. Demek ki inkarcilar basariya eremezler» demeye basladilar. *

Celal Yıldırım

Daha dün onun yerinde olmayı temenni edenler sabahlayınca, «vay!» dediler, «demek Allah rızkı kullarından dilediği kimselere genişletiyor, dilediğine daraltıyor. Eğer Allah bize lûtfetmeseydi, elbette bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkâra saplananlar (küfrü seçip azgınlık göstererek böbürlenenler) umduklarına kavuşamazlar.»

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Daha dün Karun’un yerinde olmayı isteyenler bu defa, “Yazıklar olsun bize! Demek ki Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol, dilediğine de ölçülü veriyormuş. Allah bize lutufta bulunmuş olmasaydı, bizi de mutlaka yerin dibine geçirmişti. Vah ki vah! Demek inkârcılar iflâh olmazmış!” der oldular.

Diyanet İşleri

Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, "Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kafirler iflah olmayacak" demeye başladılar.

Diyanet İşleri (eski)

Daha dün onun yerinde olmayı dileyenler: 'Demek Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletip bir ölçüye göre veriyor. Eğer Allah bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkarcılar başarıya eremezler' demeye başladılar.

Diyanet Vakfi

Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler: Demek ki, Allah rızkı, kullarından dilediğine bol veriyor, dilediğine de az. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcılar iflâh olmazmış! demeye başladılar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler de: «Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı çok da, az da verir. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkârcılar iflah olmazmış» demeye başladılar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Dün onun yerinde olmayı temenni edenler de bu sabah şöyle diyorlardı: "Vay be, demek ki, Allah, nimetini kullarından dilediğine seriyor ve kısıyor. Eğer Allah bize lutufta bulunmasaydı, bizi de batırmıştı. Ay, demek ki, gerçekten kafirler felah bulmayacaklar!"

Elmalılı Hamdi Yazır

Dün onun mevkıini temenni edenler de bu sabah şöyle diyorlardı: vayy be, demek ki Allah rızkı kullarından dilediğine seriyor ve kısıyor, eğer Allah bize lutf etmese idi bizi de batırmıştı, ayy demek ki hakıkat bu: kafirler felah bulmıyacak

Erhan Aktaş

Dün, onun yerinde olmayı isteyenler; bugün, "Demek ki, kullarından dilediğine rızkı genişleten ve ölçülendiren Allah'mış. Eğer Allah bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki Kafirler kurtuluşa eremezler." dediler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Dün, onun yerinde olmayı isteyenler; bugün, "Demek ki, kullarından dilediğine rızkı genişleten ve ölçülendiren Allah'mış. Eğer Allah bize lutfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki Kafirler kurtuluşa eremezler." dediler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Dün, onun yerinde olmayı isteyenler; bugün, "Demek ki, kullarından dilediğine rızkı genişleten ve ölçülendiren Allah'mış. Eğer Allah bize lutfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay be! Demek ki gerçeği yalanlayan nankörler kurtuluşa eremezler." dediler.

Fizilal-il Kuran

Dün onun yerinde olmayı isteyenler; «Demek Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletip bir ölçüye göre veriyor. Allah bize lutfetmemiş olsaydı, bizi de yerin dibine batırırdı. Demek ki, kâfirler kurtulmazlar» demeye başladı.

Gültekin Onan

Dün, onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: "Vay, demek ki Tanrı kullarından dilediğinin rızkını genişletip / yaymakta veya kısıp / daraltmaktadır. Eğer Tanrı bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz batırırdı. Vay, demek gerçekten kafirler kurtuluşa eremezler" demeye başladılar.

Hamdi Döndüren

Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler, “Vah bize! Meğer Allah, kullarından dilediğine bol, dilediğine de az veriyormuş! Eğer Allah, bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Meğer inkâr edenler gerçekten kurtuluşa eremezlermiş!” demeye başladılar.

Hasan Basri Çantay

Dün onun mevkiini temenni edenler sabahleyin (şöyle) diyorlardı: "Vay, demek ki Allah, kullarından kimi dilerse onun rızkını yayıyor (genişletiyor, yahud) daraltıyor. Allah bize lutfetmeseydi bizi de muhakkak batırırdı. Vay, demek ki hakıykat şudur: Kafirler felah bulmaz"!

Hasib Asutay

Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler, 'Demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletiyor ve (dilediğine de) daraltıyor. Allah bize lütufta bulunmamış olsaydı bizi de batırırdı. Vay! Demek ki inkârcılar iflah olmazmış!' demeye başladılar.

Hayrat Neşriyat

Dün onun yerinde olmayı temennî edenler, (ertesi sabah): 'Vay! Demek şu gerçek ki Allah, kullarından dilediğine rızkı genişletiyor ve (dilediğine de) daraltıyor. Eğer Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, elbette bizi de yere batırırdı. Vay! Demek şu gerçek ki, kâfirler kurtuluşa ermeyecek!' demeye başladılar.

İbni Kesir

Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler: Vay demek ki Allah; kullarından dilediğinin rızkını genişletip daraltmaktadır. Eğer Allah, bize lutfetmemiş olsaydı; bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay, demek ki kafirler, asla felah bulmazlar, demeye başladılar.

Mehmet Okuyan

Daha dün onun (Karun’un) yerinde olmayı isteyenler şöyle diyorlardı: “Vay! Demek ki Allah rızkı kullarından dilediğine (layık olana) açarak (bol) da veriyor, kısarak (dar) da. Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de (yerin dibine) geçirirdi. Vay! Demek ki kâfirler kurtulamazmış!”

Muhammed Esed

Ve daha dün onun yerinde olmak isteyenler: "Vah bize!" dediler, "Demek ki, kullarından dilediğine rızkı geniş tutan, dilediğine de ölçülü, idareli veren Allah'mış! Ya Allah bize lütfetmemiş olsaydı, hiç şüphe yok, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vah vah, demek, hakkı inkar edenler iflah olmazmış!"

Mustafa İslamoğlu

Daha dün onun yerinde olmaya can atanlar diyordu ki: "Vay canına! Demek ki kullarından dileyenin rızkını genişletmeyi dileyen, dileyenin kini de sınırlamayı dileyen Allah'mış! Eğer Allah bize lutfetmemiş olsaydı, elbet bizi de yerin dibine geçirirdi! Vay be! Görülen o ki, meğer nankörler asla iflah olmazmış!"

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve dünkü gün onun mekanını temenni edenler, ertesi sabah diyorlardı ki: «Vay sana! Şüphe yok ki, Allah kullarından dilediğine rızkı yayıyor ve daraltıyor. Eğer Allah bize lûtfetmese idi elbette bizi de batırmıştı. Ay! Muhakkak ki, kâfir olanlar felâha eremezler.»

Ömer Öngüt

Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler: “Vay! Demek ki Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletip bir ölçüye göre veriyor. Eğer Allah bize lütfetmemiş olsaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki kâfirler aslâ felâh bulmazlar. ” demeye başladılar.

Suat Yıldırım

Daha dün onun yerinde olmaya can atanlar bu sabah şöyle dediler: "Vah bize! Meğer Allah dilediği kimsenin rızkını bol bol verir, dilediğinin rızkını kısarmış! Şayet Allah bize lütfedip korumasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vah vah! Demek ki gerçekten kâfirler iflah olmazmış!"

Süleyman Ateş

Dün onun yerinde olmayı isteyenler: "Vay, demek Allah kullarından dilediğine rızkı açar ve kısar. Allah bize lutfetmiş olmasaydı, bizi de yere batırırdı. Demek gerçekten kafirler iflah olmaz!" demeğe başladılar.

Süleymaniye Vakfı

Daha düne kadar onun yerinde olmak isteyenler şöyle demeye başladılar: "Vay be! Demek ki Allah, kullarından tercih ettiği kişi için rızkı genişletirmiş de daraltırmış da. Allah bize iyilikte bulunmasaydı bizi de batırırdı. Vay be! Demek ki kafirler umduklarına kavuşamazlarmış."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Düne kadar onun yerinde olmak isteyenler şöyle demeye başladılar: "Vay be! Demek ki Allah rızkı, kimi kullarının önüne seriyor, kimi kullarına da ölçülü olarak veriyormuş. Allah yüzümüze bakmasaydı bizi de batırırdı. Vay be! Demek ki, nankörler iflah olmazlarmış."

Şaban Piriş

Daha dün, onun yerinde olmayı arzu edenler: -Vay, demek ki, Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletiyor ve dilediğininkini daraltıyormuş. Allah'ın bize nimetleri olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay, demek ki inkarcılar kurtuluşa eremezlermiş, demeye başladılar.

Tefhim-ul Kuran

Dün, onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: «Vay, demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletip yaymakta ve kısıp daraltmaktadır. Eğer Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz batırırdı. Vay, demek gerçekten küfre sapanlar felah bulamaz» demeğe başladılar.

Ümit Şimşek

Akşam vakti onun yerinde olmak isteyenler ise, sabahladıklarında, 'Demek ki,' diyorlardı, 'Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletir, dilediğininkini de daraltırmış. Allah bize lütfetmeseydi biz de yerin dibine geçecektik. Demek nankörler iflâh olmuyormuş!'

Yaşar Nuri Öztürk

Akşam onun mevkiine/konumuna imrenenler sabah şöyle diyorlardı: "Vay be! Allah, kullarından dilediğine rızkı açıp yayıyor, dilediğine de ölçüyle veriyor/kısıyor. Allah bize lütufta bulunmasaydı, vallahi bizi de batırmıştı. Demek ki, inkarcılar asla iflah etmiyorlar."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Dünən onun yerində olmağı arzulayanlar ertəsi gün deyirdilər: “Ah, demək Allah Öz qullarından istədiyi kəs üçün ruzini artırar da, azaldar da. Əgər Allah bizə lütf etməsəydi, bizi də yerə batırardı. Ah, demək kafirlər nicat tapmayacaqlarmış!”

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Dünən (dünyada) onun (Qarunun) yerində olmaq istəyənlər ertəsi gün səhər belə deyirdilər: ″Vay (biz heç bilməmişik)! Sən demə, Allah Öz bəndələrindən istədiyinin ruzisini artırarmış da, azaldarmış da! Əgər Allah bizə lütf etməsəydi, yəqin ki, bizi də yerə gömərdi. Sən demə, kafirlər nicat tapmayacaqlarmış!″

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Diejenigen, die sich tags zuvor an seine Stelle gewünscht hatten, sagten: ʺO ja. Es ist doch Gott, Der dem Seiner Diener, dem Er will, aus Seiner Gabenfülle viel oder wenig gibt. Hätte Gott uns nicht Seine Huld erwiesen, hätte Er auch uns von der Erde verschlingen lassen. Die Ungläubigen haben keinen Erfolg.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Und diejenigen, die sich am Tag zuvor (an) seine(r) Stelle (zu sein) gewünscht hatten, begannen zu sagen: ʺAh sieh! Allah gewährt die Versorgung großzügig, wem von Seinen Dienern Er will, und bemißt auch. Wenn Allah uns nicht eine Wohltat erwiesen hätte, hätte Er uns wahrlich (auch) versinken lassen. Ah sieh! Den Ungläubigen wird es nicht wohl ergehen.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Und jene, die sich noch tags zuvor an seine Stelle gewünscht hatten, sagten: ʺAh sieh! Es ist wahrlich Allah, Der denen von Seinen Dienern die Mittel zum Unterhalt erweitert und beschränkt, denen Er will. Wäre uns Allah nicht Gnädig gewesen, hätte Er uns (von der Erde) verschlingen lassen. Ah sieh! Die Ungläubigen haben nie Erfolg.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Und diejenigen, die sich wünschten, an seiner Stelle zu sein, begannen zu sagen: ʺErstaunlich! ALLAH gewährt viel Rizq, wem ER will von Seinen Dienern, und ER gewährt auch nur wenig. Hätte ALLAH uns keine Gnade gewährt, hätte ER mit uns die Erde versinken lassen. Erstaunlich! Die Kafir werden nicht erfolgreich sein.ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And those who had desiderated his status the day before exclaimed then: "Goodness, it is evident that Allah gives livelihood generously and confers support gratuitously to whom He will of His servants and He gives with restraint and by measure to whom He will. Has He not been gracious and merciful to us". they added, "He would have made the earth take us into itself. Goodness, if is evident that those who challenge Allah do not really prosper".

Abdul Haleem

The next day, those who had, the day before, wished to be in his place exclaimed, ‘Alas [for you, Qarun]! It is God alone who gives what He will, abundantly or sparingly, to whichever He will of His creatures: if God had not been gracious to us, He would have caused the earth to swallow us too.’ Alas indeed! Those who deny the truth will never prosper.

Abdullah Yusuf Ali

And those who had envied his position the day before began to say on the morrow: "Ah! it is indeed Allah Who enlarges the provision or restricts it, to any of His servants He pleases! had it not been that Allah was gracious to us, He could have caused the earth to swallow us up! Ah! those who reject Allah will assuredly never prosper."

Abul A'la Maududi

And those who had envied his position the day before began to say on the morrow: "Alas, we had forgotten that it is Allah Who increases the provision of those of His servants whom He will and grants in sparing measure to those whom He will. But for Allah's favour upon us, He could have made us to be swallowed too. Alas, we had forgotten that the unbelievers do not prosper."

Aisha Bewley

Those who had longed to take his place the day before woke up saying, ‘Allah expands the provision of any of His slaves He wills or restricts it. If Allah had not shown great kindness to us, we would have been swallowed up as well. Ah! Truly the kafirun are not successful.’

Al-Hilali & Khan

And those who had desired (for a position like) his position the day before, began to say: "Know you not that it is Allâh Who enlarges the provision or restricts it to whomsoever He pleases of His slaves. Had it not been that Allâh was Gracious to us, He could have caused the earth to swallow us up (also)! Know you not that the disbelievers will never be successful.

Ali Quli Qarai

By dawn those who longed to be in his place the day before were saying, ‘Don’t you see that Allah expands the provision for whomever He wishes of His servants, and tightens it? Had Allah not shown us favour, He might have made the earth swallow us too. Don’t you see that the faithless do not prosper.’

Amatul Rahman Omar

Now the very people who had coveted his (lot and) position the day before began to say, `Ruin seize you! it is indeed Allâh Who multiplies the means of livelihood for such of His servants as He will and makes them scant (for such of His people as He will). Had not Allâh been gracious to us He would have sunk us (also into the bowels of the earth). Ruin seize you! (the fact is that) those who are ungrateful never prosper.'

Arthur John Arberry

and in the morning those who had longed to be in his place the day before were saying, 'Ah, God outspreads and straitens His provision to whomsoever He will of His servants. Had God not been gracious to us, He would have made us to be swallowed too. Ah, the unbelievers do not prosper,

Bijan Moeinian

The same people who were envious of him the day before, were shameful of their thoughts and said: "What a shame that we had forgotten that it is God who gives so much to some people and so little to the others [in order to try them in wealth and in poverty. ] How graceful of God not have sunk us with him. Shame on us that we forgot that the disbelievers never succeed."

E. Henry Palmer

And on the morrow those who had yearned for his place the day before said, 'Ah, ah! God extends provision to whom He pleases of His servants, or He doles it out; had not God been gracious to us, the earth would have cleft open with us! Ah, ah! the unbelievers shall not prosper!'

Edip-Layth

Those who wished they were in his place the day before said, "Indeed it is God Who provides or restricts for whomever He chooses from among His servants. Had it not been for God's grace towards us, He could have caused the earth to swallow us as well. We now realize that the ingrates never succeed."

George Sale

And the next morning, those who had coveted his condition the day before, said, aha! Verily God bestoweth abundant provision on such of his servants as He pleaseth; and He is sparing unto whom He pleaseth. Unless God had been gracious unto us, certainly the earth had swallowed us up also. Aha! The unbelievers shall not prosper.

Hamid S. Aziz

So We caused the earth to open up and swallow him with his house; and he had no troop to help him against Allah, nor was he of those who could save themselves. "

Mahmoud Ghali

And (in the morning) the ones who had coveted his place the day before became (secure) and said, "Ah, actually (Or: Now, it seems true that) Allah outspreads the provision to whomever He decides of His bondmen, and He estimates it. Had Allah not been Bounteous to us, He would indeed have caved us in. Ah, actually the disbelievers do not prosper."

Marmaduke Pickthall

And morning found those who had coveted his place but yesterday crying: Ah, welladay! Allah enlargeth the provision for whom He will of His slaves and straiteneth it (for whom He will). If Allah had not been gracious unto us He would have caused it to swallow us (also). Ah, welladay! the disbelievers never prosper.

Mohamed Ahmed - Samira

Those who were envious of his position only yesterday said on the morrow: "Indeed God increases the fortunes of those of His creatures as He will, and decreases. Had God not been gracious to us He could have (opened up) the earth and made it swallow us. Surely the infidels will not succeed."

Muhammad Asad

And on the morrow, those who but yesterday had longed to be in his place exclaimed: "Alas [for our not having been aware] that it is indeed God [alone] who grants abundant sustenance, or gives it in scant measure, unto whichever He wills of His crea­tures! Had not God been gracious to us, He might have caused [the earth] to swallow us, too! Alas [for our having forgotten] that those who deny the truth can never attain to a happy state!"

Mustafa Khattab

And those who had craved his position the previous day began to say, "Ah! It is certainly Allah Who gives abundant or limited provisions to whoever He wills of His servants. Had it not been for the grace of Allah, He could have surely caused the earth to swallow us up! Oh, indeed! The disbelievers will never succeed."

Progressive Muslims

And those who wished they were in his place the day before said: "Indeed it is God Who provides or restricts for whomever He chooses from among His servants. Had it not been for God's grace towards us, He could have caused the Earth to swallow us as well. We now realise that the rejecters never succeed."

Sahih International

And those who had wished for his position the previous day began to say, "Oh, how Allah extends provision to whom He wills of His servants and restricts it! If not that Allah had conferred favor on us, He would have caused it to swallow us. Oh, how the disbelievers do not succeed!"

Sam Gerrans

And morning found those who had desired his place the day before, saying: “Oh, how God expands and straitens the provision for whom He wills of His servants! Had God not been gracious to us, He would have caused it to swallow us. And oh, how the false claimers of guidance do not succeed!”)

Shabbir Ahmed

And those who had envied his position only the day before were saying the next morning, "Ah, it is indeed Allah Who makes the provision plenty or scarce for His servants according to His Laws. Had Allah not been kind to us, He could have caused the earth to swallow us! Ah! The rejecters of the Truth can never attain lasting contentment."

Syed Vickar Ahamed

And those who wished his position the day before began to say the next day: "Ah! It is truly Allah, Who grows the provision or shrinks it, to any of His servants He pleases! If it was not that Allah was kind to us, he could have caused the earth to swallow us up! Those who disbelieve will never be successful. "

Taqi Usmani

And those who wished to be in his position the day before, started saying, "Oh, it seems that Allah extends provision to whom He wills and straitens (for whom He wills). Had Allah not favored us, He would have made us sink (too). Oh, it seems that the infidels do not succeed."

The Monotheist Group

And those who wished they were in his place the day before said: "Indeed it is God Who provides or restricts for whoever He chooses from among His servants. Had it not been for the grace of God towards us, He could have caused the earth to swallow us as well. We now realize that the rejecters never succeed."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et ceux qui, la veille, souhaitaient dʹêtre à sa place, se mirent à dire: ʺAh! Il est vrai quʹAllah augmente la part de qui Il veut, parmi Ses serviteurs, ou la restreint. Si Allah ne nous avait pas favorisés, Il nous aurait certainement fait engloutir. Ah! Il est vrai que ceux qui ne croient pas ne réussissent pasʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew ên ku hê duh dixwestin (ew) li şûna Qarûn bûna, digotin: Hey wax! Rast e, Xwedê ji evdên xwe kê bivê risqê wî fireh dike (û kê bivê risqê wî) teng dike. Eger Xwedê kerem li me nekira dê em jî bixistina binê erdê. Hey wax! Rast e, kafir bi ser nakevin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En zij die de vorige dag nog zijn plaats gewenst hadden zeiden ʹs morgens: ʺO wee, God voorziet ruimschoots in het levensonderhoud van wie van Zijn dienaren Hij wil en ook met mate. Als God ons niet een gunst had bewezen, dan had Hij ons laten wegzinken. O wee, het gaat de ongelovigen niet wel.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Den volgenden ochtend zeiden zij, die den vorigen dag zijnen toestand hadden benijd: Ja! waarlijk, God schenkt eene overvloedige belooning aan dengeen die hem behaagt; en hij is spaarzaam naar zijn welbehagen. Indien God niet genadig omtrent ons ware geweest, waarlijk, de aarde zoude ons mede hebben verzwolgen. Ja! de ongeloovigen zullen geen voorspoed hebben.

Hollandaca — Siregar

En degenen die de vorige dag zijn positie wensten gingen zeggen: ʺO wee, het is Allah Die het onderhoud verruimt en beperkt voor wie Hij wil van Zijn dienaren. Als Allah ons niet begunstigd had, had Hij ons zeker doen wegzinken. O wee, de ongelovigen welslagen niet.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И наутро те, которые желали места его [Каруна] вчера, сказали: «О, Аллах уширяет [увеличивает] удел, кому пожелает из (числа) Своих рабов, и ограничивает (удел) (кому пожелает). Если бы Аллах не помиловал нас, то непременно заставил бы (землю) поглотить нас (за то, что мы сказали). О, не достигнут счастья неверные (ни в этом мире, ни в Вечной жизни)!»

Rusça — Osmanov

А те, которые еще вчера завидовали его положению, наутро сказали: ʺГоре! Аллах дарует удел щедро или умеренно тому из Своих рабов, кому пожелает. Если бы Аллах не был милостив к нам, то [земля по Его воле] поглотила бы нас. Горе! И в самом деле неверные не преуспеютʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och nästa morgon sade de som dagen innan hade önskat vara i hans ställe: ʺHur kunde vi (förbise) att Gud ger den Han vill av Sina tjänare riklig och (den Han vill) knappare utkomst! Utan Guds nådiga beskydd, skulle vi (också) ha uppslukats av jorden. Hur kunde vi (tvivla på) att det skall gå illa för dem som förnekar sanningen!ʺ