Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, "Andolsun, bunların konuşmayacağını sen de bilirsin" dediler.

ثُمَّ نُكِسُوا عَلٰى رُؤُ۫سِهِمْ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يَنْطِقُونَ

ṧumme nukisū ǎlā ru'ūsihim le ḳad ǎlimte mā hā'ulā'i yenTiḳūne

Tefsirler

Kelimeler

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Sonra başlarını eğdiler ve andolsun ki dediler, sen de bunların konuşmadığını bilirsin.

Abdulkadir Gölpınarlı

Sonra başlarını eğdiler ve andolsun ki dediler, sen de bunların konuşmadığını bilirsin.

Adem Uğur

Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler: Sen bunların konuşmadığını pek âlâ biliyorsun, dediler.

Ahmed Hulusi

Sonra gene kafaları alt üst olup eski fikirlerinde ısrarla: "Sen gerçekten bilirsin ki, bunlar konuşmazlar!" (dediler).

Ahmet Tekin

Sonra da eski kafalarına, eski inanç ve tartışmalarına döndüler. 'Sen bunların konuşmayacağını pekâlâ biliyorsun' dediler.

Ahmet Varol

Sonra yine eski kafalarına döndürüldüler: 'Andolsun bunların konuşamayacaklarını sen de bilirsin!'

Ali Bulaç

Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: "Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin."

Ali Fikri Yavuz

Sonra yine eski kafalarına (akıllarına) döndüler (ve Nemrud İbrâhîm’e şöyle dedi.) Sen gerçekten biliyorsun ki, bu putlar konuşamazlar.

Ali Rıza Safa

Yine de eski kafalarına döndüler: "Gerçek şu ki, bunların konuşamadıklarını sen de biliyorsun!"

Bayraktar Bayraklı

- Kendi kendilerine dönüp birbirlerine, "Doğrusu siz zalimlerdensiniz" dedikten sonra, gönüllerindeki eski inançları depreşerek, "Ey İbrahim! Sen bunların konuşmayacağını bilirsin" dediler.

Bekir Sadak

(64-65) Kendi kendilerine: «Dogrusu siz haksizsiniz", sonra kafalarinda olan eski inanclarina donerek: «Ey Ibrahim! Bunlarin konusmayacagini, and olsun ki, bilirsin» dediler.

Celal Yıldırım

Sonra da başları üzerine döndüler de: «And olsun ki bunların konuşamıyacağını sen de bilirsin» dediler.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Sonra yine başlarını öne eğerek “Bunların konuşamayacağını pekâlâ biliyorsun” dediler.

Diyanet İşleri

Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, "Andolsun, bunların konuşmayacağını sen de bilirsin" dediler.

Diyanet İşleri (eski)

(64-65) Kendi kendilerine: 'Doğrusu siz haksızsınız', sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: 'Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin' dediler.

Diyanet Vakfi

Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler: Sen bunların konuşmadığını pek âlâ biliyorsun, dediler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Sonra yine (eski) kafalarına döndüler: «And olsun ki (ey İbrahim!) bunların konuşmayacağını (sen de) bilirsin.» dediler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Sonra tepeleri üstü ters döndüler: "Sen gerçekten bunların konuşmadığını bilirsin." dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra yine tepeleri üstü ters döndüler, sen cidden bilirsin ki bunlar söylemez dediler

Erhan Aktaş

Sonra çok geçmeden yine eski kafalarına döndürüldüler: "Gerçek şu ki sen bunların konuşmadıklarını biliyorsun!" dediler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Sonra çok geçmeden yine eski kafalarına döndürüldüler: "Gerçek şu ki sen bunların konuşmadıklarını biliyorsun!" dediler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Sonra çok geçmeden yine eski inançlarına döndürüldüler: "Gerçek şu ki sen bunların konuşmadıklarını biliyorsun!" dediler.

Fizilal-il Kuran

Fakat sonra yine eski dik kafalılıklarına dönerek İbrahim'e «Sen de iyi bilirsin ki, bunlar konuşamazlar,» dediler.

Gültekin Onan

Sonra yine tepeleri üstüne ters döndüler: "Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin."

Hamdi Döndüren

Sonra, başlarını önlerine eğerek, “Putların konuşmayacağını, kuşkusuz sen de bilirsin!” dediler.

Hasan Basri Çantay

Sonra yine (eski) kafalarına döndürüldüler; "Andolsun ki bunların söz söylemeyeceğini sen de bilirsin" dediler.

Hasib Asutay

Sonra tepeleri üstüne ters döndüler; 'Sen gerçekten bunların konuşmayacaklarını bilirsin ' dediler.

Hayrat Neşriyat

Sonra yine eski kafalarına döndürüldüler: 'Yemîn olsun (sen de) bilirsin ki, bunlar konuşmazlar!' (dediler).

İbni Kesir

Sonra eski kafalarına döndürüldüler: Bunların konuşamayacağını, andolsun ki; sen de bilirsin, dediler.

Mehmet Okuyan

Sonra (eski) kafalarına dönmüşler de “Sen bunların konuşamadığını pekâlâ biliyorsun!” (demişlerdi).

Muhammed Esed

Ama çok geçmeden yine eski düşünce tarzlarına döndüler ve (İbrahim'e:) "Bu (put)ların konuşamadıklarını kendin de pekala biliyorsun!" dediler.

Mustafa İslamoğlu

Fakat daha sonra, baş aşağı çevrilmiş bilinç haline (geri dönerek); "Doğrusu, onların konuşamayacağını kendin de çok iyi biliyorsun!" (dediler).

Ömer Nasuhi Bilmen

Sonra da başları üzerine döndürüldüler de (dediler ki:) «Muhakkak sen bilmişsindir ki, onlar söz söyler değildirler.»

Ömer Öngüt

Sonra yine eski kafalarına döndürüldüler. “Sen de pekâlâ bunların konuşmadığını biliyorsun. ” dediler.

Suat Yıldırım

Fakat bunu dışa vurmayıp sonra yine önceki görüşlerine dönüp İbrâhim’e: "Bunların konuşmadıklarını sen de pek iyi bilirsin!" dediler.

Süleyman Ateş

Sonra yine eski kafalarına döndürüldüler: "Sen de bilirsin ki bunlar konuşmazlar," dediler.

Süleymaniye Vakfı

Sonra tekrar eski hallerine döndüler (ve şöyle dediler): "İyi biliyorsun ki bunlar konuşamazlar."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Sonra başları önlerine eğildi de dediler ki "Sen de biliyorsun ki bunlar konuşmazlar."

Şaban Piriş

Sonra yine eski kafalarına döndüler ve: -Onların konuşamayacağını sen çok iyi bilirsin, dediler.

Tefhim-ul Kuran

Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: «Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin.»

Ümit Şimşek

Sonra yine eski kafalarına döndüler. 'Bunların konuşmayacağını sen de biliyorsun' dediler.

Yaşar Nuri Öztürk

Sonra, yine kendi kafalarına döndürüldüler: "Vallahi, sen de bilirsin ki, bunlar konuşamazlar."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Sonra yenə öz bildikləri batil əqidələrinə qayıdıb dedilər: “Axı sən bilirsən ki, bunlar danışmırlar”.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Sonra (mübahisədə aciz qaldıqlarını görüb) yenə də öz küfrlərinə (başlarında olan əski eʼtiqada) qayıdaraq (İbrahimə): ″Axı sən bilirsən ki, bunlar danışmırlar!″ – dedilər.

Almanca (3)

Almanca — Der Edle Quran

Hierauf machten sie eine Kehrtwendungʹ: ʺDu weißt doch, daß diese nicht reden können.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Dann wurden sie rückfällig: ʺDu weißt recht wohl, daß diese nicht reden können.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Dann wurden sie wieder auf den Kopf gestellt: ʺGewiß, bereits weißt du, daß diese nicht sprechen können.ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

But, overturned by imprudence in their minds and by subversion of reason, they said to him: "You knew very well that these idols do not talk!"

Abdul Haleem

but then they lapsed again and said, ‘You know very well these gods cannot speak.’

Abdullah Yusuf Ali

Then were they confounded with shame: (they said), "Thou knowest full well that these (idols) do not speak!"

Abul A'la Maududi

Then their minds were turned upside down, and they said: "You know well that they do not speak."

Aisha Bewley

But then they relapsed back into their kufr: ‘You know full well these idols cannot talk. ’

Al-Hilali & Khan

Then they turned to themselves (their first thought and said): "Indeed you [Ibrâhîm (Abraham)] know well that these (idols) speak not!"

Ali Quli Qarai

Then they hung their heads. [They said], ‘You certainly know that they cannot speak.’

Amatul Rahman Omar

Then they were made to hang down their heads (in shame and said to Abraham), `Indeed, you know very well that these (idols) do not speak. '

Arthur John Arberry

Then they were utterly put to confusion saying, 'Very well indeed thou knowest these do not speak. '

Bijan Moeinian

They [were too proud, however, to admit it publicly and] returned to their roots and said: "You know well that the idols do not speak. "

E. Henry Palmer

Then they turned upside down again: 'Thou knewest that these cannot speak. '

Edip-Layth

Then they reverted to their old ideas: "You know that they do not speak!"

George Sale

Afterwards they relapsed into their former obstinacy, and said, verily thou knowest that these speak not.

Hamid S. Aziz

Then they turned to themselves and said, "Surely, you are the ones in the wrong. "

Mahmoud Ghali

Thereafter they were made to relapse (Literally: they were turned upon their heads) (into idolatry), (saying), "Indeed you already know that these (can) in no way pronounce (a word). "

Marmaduke Pickthall

And they were utterly confounded, and they said: Well thou knowest that these speak not.

Mohamed Ahmed - Samira

Then crestfallen (they confessed): "Truly, as you know, they cannot speak. "

Muhammad Asad

But then they relapsed into their former way of thinking and said: "Thou knowest very well that these [idols] cannot speak!"

Mustafa Khattab

Then they ˹quickly˺ regressed to their ˹original˺ mind-set, ˹arguing,˺ "You already know that those ˹idols˺ cannot talk."

Progressive Muslims

Then they reverted to their old ideas: "You know that they do not speak!"

Sahih International

Then they reversed themselves, [saying], "You have already known that these do not speak!"

Sam Gerrans

Then they went back on themselves: “Thou knewest that these speak not.”

Shabbir Ahmed

They were utterly confounded in shame, lowered their heads and said to Abraham, "You know that they speak not. "

Syed Vickar Ahamed

Then they were confused, faced with shame: (They said:) "You know very well that these (idols) do not speak!"

Taqi Usmani

Then, hanging their heads they reversed their position (and replied to Ibrāhīm,) "You already knew that they do not speak."

The Monotheist Group

Then they returned to their old ideas: "You know that they do not speak!"

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Puis ils firent volte-face et dirent: ʺTu sais bien que celles-ci ne parlent pasʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Piştre dîsa li kufra xwe vegeriyan û jê re gotin: Tu bi xwe jî dizanî ku ev pût napeyivin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Toen kregen zij een terugval en zeiden: ʺMaar jij weet toch dat dezen niet kunnen spreken.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Later keerden zij tot hunne vroegere hardnekkigheid terug en zeiden: Waarlijk, gij weet wel dat deze niet spreken.

Hollandaca — Siregar

Toen bogen zij hun hoofden (en zeiden:) ʺVoorzeker, jij weet dat zij niet kunnen spreken.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Потом они стали перевернутыми на свои головы (вверх ногами) [после признания истины снова принялись утверждать нелепую бессмыслицу]: «(Как мы спросим их?) Ведь ты (о, Ибрахим) знал, что эти [идолы] не разговаривают».

Rusça — Osmanov

Потом они [опять] принялись за свое [и сказали]: ʺВедь ты знаешь, что они (т. е. идолы) не обладают даром речиʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Men så svängde de om (och sade till Abraham:) ʺDu vet mycket väl att dessa (bilder) inte kan tala!ʺ