Şöyle dediler: "Sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle caymış değiliz. Fakat biz Mısır halkının mücevheratından yüklü miktarlarda takınmıştık. İşte onları ateşe attık. Samiri de aynı şekilde attı."

قَالُوا مَا اَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلٰكِنَّا حُمِّلْنَا اَوْزَارًا مِنْ زِينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذٰلِكَ اَلْقَى السَّامِرِيُّ

ḳālū mā eḣlefnā mev'ǐdeke bi melkinā ve lākinnā Hummilnā evzāran min zīneti l-ḳavmi fe ḳaƶefnāhā fe ke ƶālike elḳā s-sāmiriyyu

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1قَالُواḳālūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledediler ki
2مَا
3اَخْلَفْنَاeḣlefnāخ ل فTakip etmek/ardından gelmek/başkasının yerine geçmek, yerine geçmek veya yerini almak, birine tedarikçi olmak/tedarik etmek, birine bir şeyi iade etmek veya değiştirmek, arkadan vurmak veya çarpmak, eşinin yokluğunda/arkasından başkasına meyletmek, birinin arkasından konuşmak/bahsetmek, geride kalmak/ileri gitmemek, tüm iyiliklerden mahrum kalmak, başarılı olamamak veya gelişememek, bozulmak veya kötüye gitmek, geri çekilmek/ayrılmak/uzaklaşmak, bir şeyden uzak durmak/kaçınmak/sakınmak, aptallaşmak/zeka eksikliği göstermek, huysuz/zor mizaçlı olmak, geride bırakmak, birini halef olarak atamak, biriyle anlaşamamak veya farklı düşünmek, birine karşı çıkmak veya muhalefet etmek, sözünü tutmamak/yerine getirmemek, karşılıklı takip etmek/dönüşümlü olmak/değişmek, sürekli ileri geri hareket etmek (gelip gitmek), farklı olmak/benzememekçıkmadık
4مَوْعِدَكَmev'ǐdekeو ع دsöz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre)senin sözünden
5بِمَلْكِنَاbi melkināم ل كHükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık.kendi malımızla
6وَلٰكِنَّاve lākinnāfakat
7حُمِّلْنَاHummilnāح م لTaşımak, yüklenmek, sırtlamak, götürmek, iletmek, göstermek/sergilemek, bir şeyi sırtında veya başında taşımak, yük taşımak, hamile kalmak veya çocuk sahibi olmak (kadın), iftira veya dedikodu yaymak, birine binmesi için hayvan vermek, birini yük hayvanına bindirmek, öfke göstermek veya sergilemek, kendini yormak veya zorlamak, sorumluluk üstlenmek, birini bir şey yapmaya teşvik etmek, bir şey üretmek veya ortaya koymak [ağacın meyve vermesi gibi], bir şeyi anlatmak ve yazmak [özellikle bilim ve bilgi konuları], bir şeyi taşımak veya yapmak, iftira yükünü taşımak, suç isnat etmekbize yükletilmişti
8اَوْزَارًاevzāranو ز رBir yükü taşımak, bir yükü üstlenmek, (bir suç) işlemek.yükler (günahlar)
9مِنْmin-ndan
10زِينَةِzīnetiز ي نSüslemek, donatmak. Süslemek, zarafet katmak, onurlandırmak [bir eylem, nitelik veya söz için]. Dili süsledi, donattı veya düzenledi. Süsledi [örn. Yeryüzü veya toprak, bitki örtüsüyle süslendi], süsledi, dekore etti, donattı, bezedi, güzelleştirdi veya zarafet kattı. Dil için şöyle denir: 'Süslendi, güzelleştirildi veya düzenlendi'. Eylem için şöyle denir: 'Süslendi, güzelleştirildi'; yani başka biri tarafından bir kişiye tavsiye edildi. Zarafet, güzellik, yakışır nitelik, fiziksel/entelektüel süs, onur veya itibar ve bir kişi veya şeyin gururu veya şerefi olan her şey. Bilge bir insanı, mevcut dünyada veya gelecek dünyada, herhangi bir durumunda veya koşulunda utandırmayan veya yakışıksız kılmayan şey. Üç türdür: Zihinsel: Bilgi/bilim ve iyi kiracılar gibi. Bedensel: Güç, boy uzunluğu, görünüş güzelliği. Dışsal: Zenginlik, rütbe veya mevki, haysiyet.süs(eşyas)ı-
11الْقَوْمِl-ḳavmiق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâho milletin
12فَقَذَفْنَاهَاfe ḳaƶefnāhāق ذ فFırlatmak, atmak, ilham vermek, incitmek, ortadan kaldırmak, atmak, daldırmak, birisini (çirkin ve kötü eylemlerle) suçlamak, ateş etmek, (ok gibi) fırlatmakonları attık
13فَكَذٰلِكَfe ke ƶālikeaynı şekilde
14اَلْقَىelḳāل ق يKarşılaşmak, bir şeyle karşılaşmak, rastlamak, bulmak, bir şeyin farkına varmak, görmek, tesadüfen rastlamak, tecrübe etmek, uğramak, maruz kalmak, katlanmak, yaslanmak, almak, yüzleşmek, bir şeyin yönüne doğru gitmek veya yönünde ilerlemek.attı
15السَّامِرِيُّs-sāmiriyyuس م رGece sohbeti yapmak, gece uykusuz kalmak, gece eğlenmek, kahverengi olmak, esmer olmak, çivi çakmakSamiri de

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Dediler ki: Sana verdiğimiz sözden, kendimize mâlik olarak caymadık biz, fakat Mısırlıların ziynet eşyâlarını almıştık ya, onları, erisin diye ateşe attık, böyle telkin etti Sâmirî.

Abdulkadir Gölpınarlı

Dediler ki: Sana verdiğimiz sözden, kendimize mâlik olarak caymadık biz, fakat Mısırlıların ziynet eşyâlarını almıştık ya, onları, erisin diye ateşe attık, böyle telkin etti Sâmirî.

Adem Uğur

Dediler ki: Biz sana olan vâdimizden, kendi kudret ve irademizle dönmedik. Fakat biz, o kavmin (Mısır'lıların) zinet eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiş, sonra da onları atmıştık; aynı şekilde Sâmirî de atmıştı.

Ahmed Hulusi

Dediler ki: "Biz kasıtlı olarak sana muhalefet etmedik. . . Fakat biz halkımızın zinetinden ağırlıklar yüklenmiştik de onları kaldırıp (Samiri'nin ateşine) attık. . . Samiri de işte böylece atmıştı (biz onu taklit ettik). "

Ahmet Tekin

'Biz sana verdiğimiz sözden, isteyerek, kendiliğimizden dönmedik. Fakat mecbur olduk. Kadınlarımızın, Firavun’un kavminden, hile ile ödünç olarak aldığı süs eşyalarının günahı omuzlarımıza yüklenmişti. Günahtan kurtulmak için onları ateşe attık. Sâmirî de kendi mücevheratını böylece attı.' dediler.

Ahmet Varol

Dediler ki: 'Biz sana verdiğimiz sözden kendi başımıza dönmedik. Ancak o kavmin süs eşyalarından bize birtakım yükler yüklenmişti. Onları (ateşe) attık. Aynı şekilde SâmirŒ de attı.'

Ali Bulaç

Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı."

Ali Fikri Yavuz

Onlar dediler ki: “- Biz, sana verdiğimiz sözden, kendiliğimizden caymadık. Fakat biz o (Kıptî) kavmin süs eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları ateşe attık. Samirî de (kendi mücevheratını) böylece atmıştı.”

Ali Rıza Safa

Şöyle dediler: "Sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle dönmedik. Fakat o toplumun mücevherleri bize yükletilmişti; onları attık. Aynı biçimde Samiri de attı!"

Bayraktar Bayraklı

Onlar, "Sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık. Ancak o ulusun süs eşyalarından bize yükler dolusu taşıtıldı. Biz onları ateşe attık; aynı şekilde Samiri de attı" dediler.

Bekir Sadak

Onlar: «Sana verdigimiz sozden kendi basimiza caymadik. O milletin ziynet esyasindan bize yukler dolusu tasitildi. Biz onlari atese attik, ayni sekilde Samiri de atti» dediler.

Celal Yıldırım

Onlar dediler ki: Sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden caymadık; ama o kavmin zînetinden ağırlıklar yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, Sâmiriy de bizim gibi (taşıdığını) ateşe attı.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Şöyle cevap verdiler: “Sana verdiğimiz söze bilerek ve isteyerek aykırı davranmış değiliz; fakat şu kavmin (Mısır halkının) ziynet eşyalarından bir kısmını yüklenmiştik, onları (haram diye ateşe) attık; çünkü Sâmirî de aynı şekilde atmıştı.”

Diyanet İşleri

Şöyle dediler: "Sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle caymış değiliz. Fakat biz Mısır halkının mücevheratından yüklü miktarlarda takınmıştık. İşte onları ateşe attık. Samiri de aynı şekilde attı."

Diyanet İşleri (eski)

Onlar: 'Sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık. O milletin ziynet eşyasından bize yükler dolusu taşıtıldı. Biz onları ateşe attık, aynı şekilde Samiri de attı' dediler.

Diyanet Vakfi

Dediler ki: Biz sana olan vâdimizden, kendi kudret ve irademizle dönmedik. Fakat biz, o kavmin (Mısır'lıların) zinet eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiş, sonra da onları atmıştık; aynı şekilde Sâmirî de atmıştı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Onlar dediler ki: «Biz sana verdiğimiz sözden, kendiliğimizden caymadık. Fakat biz o (Kıbtî) kavminin süs eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (ateşe) attık. Sâmirî de (kendi mücevheratını) böylece atmıştı.»

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Onlar: "Biz, sana verdiğimiz sözden, kendiliğimizden caymadık. Fakat biz, o kavmin zinet eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları ateşe attık; Samiri de attı.

Elmalılı Hamdi Yazır

(87-88) Biz dediler, senin va'dine kendiliğimizden hulfetmedik ve lakin o kavmin ziynetinden bir takım ağırlıklar yüklenmiş idik, onları ateşe attık, kezalik Samiri de bıraktı derken onlara bir dana, böğürmesi var bir cesed çıkardı, bunun üzerine dediler ki işte bu sizin ilahınız ve Musanın ilahı fakat unuttu

Erhan Aktaş

"Senin sözünden kendi isteğimizle çıkmadık. Fakat biz halkın ziynetlerinden yüklenmiştik. Sonra onları kaldırıp attık. Aynı şekilde Samiri de attı."

Erhan Aktaş (10. Baskı)

"Senin sözünden kendi isteğimizle çıkmadık. Fakat biz halkın ziynetlerinden yüklenmiştik. Sonra onları kaldırıp attık. Aynı şekilde Samiri de attı."

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

"Senin sözünden çıkmadık. Fakat biz halkın ziynetlerinden yüklenmiştik. Sonra onları kaldırıp attık. Bize Samiri böyle öğütledi."

Fizilal-il Kuran

Soydaşları dediler ki; «Biz sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık. Fakat yanımızda Mısırlılar'a ait birkaç insan yükü süs eşyası getirmiştik. Bu yükleri ateşe attık. Samiri de yanındaki süs eşyalarını ateşe atmıştı.

Gültekin Onan

Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı."

Hamdi Döndüren

Onlar da, “Biz, sana verdiğimiz sözden, kendi isteğimizle caymış değiliz. Biz, (Mısır’dan çıkarken) oranın halkının ziynet eşyalarını da beraberimizde getirmiştik. İşte onları (ateşe) attık, aynı şekilde Samiri de attı.” diyerek karşılık verdiler.

Hasan Basri Çantay

Dediler: "Biz sana verdiğimiz sözden kendimize malik olarak caymadık. Fakat biz o kavmin zinetinden bir takım ağırlıklar yüklenmişdik de onları (ateşe) atmışdık. Samiriy de (kendi zinetini) böylece atmışdı".

Hasib Asutay

Dediler ki: 'Sana verdiğimiz sözden kendi irademizle caymadık. Fakat o kavmin (Mısırlıların) ziynet eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, aynı şekilde Samiri de attı. ' (19) (19. Samiri'nin telkini ile ziynetleri eritmek ve buzağı yapmak için ateşe attılar.)

Hayrat Neşriyat

(Onlar) şöyle dediler: 'Sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik; fakat biz, o kavmin (Mısırlıların) ziynet eşyâsından birtakım ağırlıklar yüklenmiştik; sonra onları(eritmek üzere ateşe) attık; işte aynı şekilde Sâmirî de attı.'

İbni Kesir

Onlar: Sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık. O kavmin ziynet eşyasından bize yükler dolusu taşıtıldı ve biz onları attık. Samiri de aynı şekilde attı, dediler.

Mehmet Okuyan

(Kavmi) şöyle demişti: “Biz sana verdiğimiz sözden kendi başımıza dönmedik. Fakat o kavmin (Mısırlıların) ziynetinden birtakım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (çıkarıp ortaya) atmıştık. Aynı şekilde Sâmirî de (kendi taşıdığı buzağı heykelini oraya) bırakmıştı.”

Muhammed Esed

"Sana verdiğimiz sözden biz kendi isteğimizle dönmedik; fakat (Mısır) halkı(nın kirli) zinet yükleriyle yüklüydük; ve bu yüzden onları (ateşe) attık; aynı şekilde Samiri de (kendininkini) attı."

Mustafa İslamoğlu

Onlar (kendilerini) şöyle savundular: "Biz sana verdiğimiz sözü kasıtlı olarak çiğnemedik; fakat (Mısır) halkının ziynet eşyalarına (haksız yere) konmanın vebalini taşıyorduk; ama biz onları (sorumluluktan kurtulmak için) kaldırıp attık, bunun üzerine Samiri de (onları alıp ateşe) attı."

Ömer Nasuhi Bilmen

Dediler ki: «Biz sana olan vaade kendimize mâlik olarak muhalefette bulunmuş olmadık. Velâkin biz kavmin ziynetinden birtakım ağırlıkları yüklenmiştik, onları (ateşe) atıverdik. İşte Sâmirî de öyle atıverdi.»

Ömer Öngüt

Dediler ki: “Sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık. O kavmin ziynet eşyasından bize yükler dolusu taşıtıldı. Biz onları (ateşe) attık. Aynı şekilde Sâmirî de attı. ”

Suat Yıldırım

"Biz," dediler, "kendi güç ve irademizle sana olan vâdimizden dönmedik. Fakat biz o halkın, Mısırlıların zinet eşyalarından birtakım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları ateşe attık. Samirî de kendi mücevheratını atıverdi.

Süleyman Ateş

Dediler ki: "Kendi malımızla senin sözünden çıkmadık", fakat o milletin (yani Mısırlıların) süs(eşyas)ından bize yükler yükletilmişti. Onları (ateşe) attık. Aynı şekilde Samiri de attı."

Süleymaniye Vakfı

Dediler ki: "Sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden caymadık. Üzerimize Firavun halkından kalan ziynet eşyaları yüklendi. Onları (eritmek için ateşe) attık. Samiri de aynı şekilde attı."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Dediler ki "Sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden caymadık. Firavun halkının süslerinden bize yükler yüklendi; biz onları (ateşe) attık. Samiri de aynı şekilde attı."

Şaban Piriş

Onlar da: -Sana verdiğimiz sözden bilerek dönmedik. Fakat o kavmin süs eşyasından yük taşımıştık. Sonra Samiri'nin attığı gibi biz de ateşe attık, dediler.

Tefhim-ul Kuran

Dediler ki: «Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, biz onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı.»

Ümit Şimşek

'Biz sana verdiğimiz sözden kendi irademizle caymadık,' dediler. 'Biz yanımıza Mısırlıların ziynet eşyalarından bir miktar yük almıştık; onları ateşe attık. Sâmirî de aynı şekilde attı.'

Yaşar Nuri Öztürk

Dediler ki: "Biz sana kendi irademizle/malımızla karşı çıkmadık. Olay şu: Bize o topluluğun süs eşyalarından bazıları yükletilmişti, onları kaldırıp attık; aynı şekilde Samiri de attı."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar dedilər: “Biz sənə verdiyimiz vədə öz ixtiyarımızla xilaf çıxmadıq. Lakin biz o xalqın zinət əşyasından olan ağır yüklərlə yüklənmişdik. Biz onları oda atdıq. Həmçinin Samiri də onu oda atdı”.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onlar dedilər: ″Biz sənə verdiyimiz vəʼdə öz ixtiyarımızla xilaf çıxmadıq. Amma biz (Firʼon) tayfasının (bir bayram günü əmanət olaraq aldığımız) zinətlərindən ibarət ağır bir yüklə yüklənmişdik. Onları (″əmanətə xəyanət haramdır″-deyərək günahdan qurtulmaq məqsədilə oda) atdıq. Samiri də bizim kimi (özündə olan bəzək şeylərini oda) atdı″.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie sagten: ʺWir haben unser Versprechen dir gegenüber nicht aus eigenem Antrieb gebrochen. Uns waren die Lasten des Goldschmucks der Menschen (aus Ägypten) aufgebürdet. So haben wir sie dorthin geworfen; das hat auch Sâmeri gemacht.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Sie sagten: ʺWir haben die Vereinbarung mit dir nicht aus unserem (eigenen) Willen gebrochen, sondern wir trugen (ganze) Lasten von den Schmucksachen des Volkes, und dann haben wir sie geworfen, und ebenso hat der Samiri (welche) hineingelegt.

Almanca — M. A. Rassoul

Sie sagten: ʺNicht aus freien Stücken haben wir das Versprechen dir gegenüber gebrochen: allein, wir waren beladen mit der Last der Schmucksachen des Volkes; wir warfen sie fort, und das gleiche tat auch der Samiryy.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Sie sagten: ʺWir brachen das Versprechen dir gegenüber nicht aus eigener Kraft. Auf uns wurden aber Schwerlastende von dem Schmuck der Leute gelegt, dann warfen wir sie (ins Feuer).ʺ Und solcherart warf ebenfalls As-samiri.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

"We did not break our promise of our own accord, " they said, "but we were made to carry loads of ornaments -of Egyptian women- which we thought portend evil and We threw them in the fire to get rid of them and so did Samiri".

Abdul Haleem

They said, ‘We did not break our word to you deliberately. We were burdened with the weight of people’s jewellery, so we threw it [into the fire], and the Samiri did the same,’

Abdullah Yusuf Ali

They said: "We broke not the promise to thee, as far as lay in our power: but we were made to carry the weight of the ornaments of the (whole) people, and we threw them (into the fire), and that was what the Samiri suggested.

Abul A'la Maududi

They answered: "We did not break our promise with you out of our own volition; but we were laden with the load of people's ornaments, and we simply threw them down(into the fire), and the Samiri also threw down something,

Aisha Bewley

They said, ‘We did not break our promise to you of our own volition. But we were weighed down with the heavy loads of the people’s jewelry and we threw them in, for that is what the Samari did.’

Al-Hilali & Khan

They said: "We broke not the promise to you, of our own will, but we were made to carry the weight of the ornaments of the [Fir‘aun’s (Pharaoh)] people, then we cast them (into the fire), and that was what As-Sâmirî suggested."

Ali Quli Qarai

They said, ‘We did not fail our tryst with you of our own accord, but we were laden with the weight of the people’s ornaments, and we cast them [into the fire] and so did the Sāmirī throw. ’

Amatul Rahman Omar

They said, `We have not willfully failed to keep (our) promise with you but (the thing is that) we were laden with loads of the jewelry of the (Egyptian) people and we threw them away (into the fire). That was what the Sâmîri suggested.'

Arthur John Arberry

'We have not failed in our tryst with thee, ' they said, 'of our volition; but we were loaded with fardels, even the ornaments of the people, and we cast them, as the Samaritan also threw them, into the fire. '

Bijan Moeinian

They [came with a ridiculous excuse and] said: "We did not break our promise to you. The fact of the matter is: we wanted to get rid of our jewelry and melt them down, as suggested by Samarian!"

E. Henry Palmer

They said, 'We have not broken our promise to thee of our own accord. But we were made to carry loads of the ornaments of the people, and we hurled them down, and so did es Samariy cast;

Edip-Layth

They said, "We did not break the promise by our own will, but we were loaded down with the jewelry of the people so we cast them down, and it was such that the Samarian suggested."

George Sale

They answered, we have not failed in what we promised thee of our own authority; but we were made to carry in several loads of gold and silver, of the ornaments of the people, and we cast them into the fire; and in like manner al Sameri also cast in what he had collected,

Hamid S. Aziz

And Moses returned to his people, wrathful, grieving! Said he, "O my people! Did not your Lord make you a goodly promise? Has the time seemed too long for you, or do you desire that wrath should descend on you from your Lord, and so you have broken your promise to me?"

Mahmoud Ghali

They said, "In no way did we fail your promise of our volition; but we were burdened with encumbrances of adornment of the people; so we hurled them (into the fire). So, (even) thus did As-Samiriyy (The Samaritan) also cast."

Marmaduke Pickthall

They said: We broke not tryst with thee of our own will, but we were laden with burdens of ornaments of the folk, then cast them (in the fire), for thus As-Samiri proposed.

Mohamed Ahmed - Samira

They said: "We did not break our promise to you of our own will, but we were made to carry the loads of ornaments belonging to the people, which we threw (into the fire), and so did Sameri.

Muhammad Asad

They answered: "We did not break our promise to thee of our own free will, but [this is what happened:] we were loaded with the [sinful] burdens of the [Egyptian] people's ornaments, and so we threw them [into the fire], and likewise did this Samaritan cast [his into it]. "

Mustafa Khattab

They argued, "We did not break our promise to you of our own free will, but we were made to carry the burden of the people’s ˹golden˺ jewellery,[1] then we threw it ˹into the fire˺, and so did the Sâmiri."

Progressive Muslims

They said: "We did not break the promise by our own will, but we were loaded down with the jewellery of the people so we cast them down, and it was such that the Samarian suggested. "

Sahih International

They said, "We did not break our promise to you by our will, but we were made to carry burdens from the ornaments of the people [of Pharaoh], so we threw them [into the fire], and thus did the Samiri throw. "

Sam Gerrans

They said: “We failed not to keep our promise to thee of our own accord, but we were given to bear burdens of the adornment of the people — so we hurled them. (And thus the Sāmiriyy cast,

Shabbir Ahmed

They said, "We intended to break no promises. But this is what happened. We were loaded with the sinful burdens of the (Egyptian people's) ornament, and so we threw them into the fire, as suggested by this As-Samiri."

Syed Vickar Ahamed

They said: "We did not break the promise to you, as far as it was within our power: But we were made to carry the weight of the ornaments of (all) the people, and we threw them (into the fire), and that was what the As-Samiri suggested,

Taqi Usmani

They said, "We did not break our promise to you of our own accord, but we were burdened with loads from the ornaments of the people;so we threw them, and thus did Sāmiriyy cast."

The Monotheist Group

They said: "We did not break the promise by our own will, but we were loaded down with the jewelry of the people so we cast them down, and it was such that the Sumerian suggested."

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

(Gelê wî jê re) Gotin: Em, ne bi vîn û hêza xwe ji peymana ku me dabû te vegeriyan. Lê belê hinek zêr û zînetên xelkê li cem me bûn, vêca me avêtin (êgir), her wiha Samirî jî çi li cem hebû avêt.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij zeiden: ʺWij zijn niet uit eigen beweging de afspraak met jou niet nagekomen, maar wij werden overladen met hele ladingen sieraden van de mensen. Die hebben wij toen (in het vuur) gegooid en de Samiriet deed dat ook.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zij antwoordden: Wij hebben niet geschonden hetgeen wij u uit eigen beweging beloofden: maar men beval ons, verscheiden lasten goud en zilver van de versierselen des volks aan te dragen, en wij wierpen die in het vuur,

Hollandaca — Siregar

Zij zeiden: ʺWij hebben de afspraak met jou niet uit vrije wil afgezegd, maar wij werden belast met ladingen sieraden van het volk. Toen gooiden wij die (in het vuur), net zoals de Sâmirî (ze in het vuur) wierp.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Они сказали: «(О, Муса!) Не нарушали мы данного тебе обещания по своей воле. Но однако мы были нагружены ношей из украшений [[Эти украшения женщины из потомков Исраила одолжили у египтянок под предлогом праздника.]] того народа [народа Фараона]. (Нам самаритянин приказал принести эти украшения, сказав, что они не дозволены нам и что мы должны избавиться от них.) И мы их бросили (в яму, где горел огонь). И также бросил и самаритянин [[Самаритянин был многобожником, который поклонялся коровам. Он лицемерно притворился верующим-единобожником. И когда у него подвернулась возможность, он сотворил себе тельца, начал ему поклоняться и звать других к такому поклонению.]] (землю, которая была из под копыта скакуна ангела Джибрила)».

Rusça — Osmanov

Они ответили: ʺМы не нарушали данного тебе обещания по свой воле. Однако мы были нагружены украшениями [египетского] народа, и мы бросили их [в огонь]. Точно так же поступил самаритянин ʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

De svarade: ʺVi bröt inte vårt löfte till dig av egen drift; men vi tyngdes av bördan av (det egyptiska) folkets smycken och så kastade vi dem ifrån oss, liksom samariern gjorde.ʺ