Her iki bağ da meyvelerini vermiş ve ürünlerinden hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık.

كِلْتَا الْجَنَّتَيْنِ اٰتَتْ اُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِمْ مِنْهُ شَيْـًٔا وَفَجَّرْنَا خِلَالَهُمَا نَهَرًا

kiltā l-cenneteyni ātet ukulehā ve lem teZlim minhu şey'en ve feccernā ḣilālehumā neheran

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1كِلْتَاkiltāك ل وYemek, tüketmek, aşındırmak, kemirmek, yiyip bitirmek, harcamak, batırmak, müsrif olmakher iki
2الْجَنَّتَيْنِl-cenneteyniج ن نörtülü/gizli/kapalı/saklı/korumalı (örn. kumaş, zırh, mezar, kalkan), görünmez, karanlık/ele geçirilmiş olmak, gece karanlığı, akıldan yoksun, deli/çılgın/aklı başında olmayan, karışıklık/şaşkınlıkbağ (da)
3اٰتَتْātetا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekvermişti
4اُكُلَهَاukulehāا ك لyiyecekleri çiğnedikten sonra yutma, geçim kaynağı, yiyip bitirme/tüketme, besleme/tedarik etme, yemek/kemirmek, yenecek şeyler, yiyecekleryemişini
5وَلَمْve lemve
6تَظْلِمْteZlimظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmakeksik etmemişti
7مِنْهُminhuondan
8شَيْـًٔاşey'enش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafişhiçbir şey
9وَفَجَّرْنَاve feccernāف ج رUzunlamasına kesmek/bölmek, parçalamak, havalandırmak, eğmek/yön değiştirmek, şafak/gün doğumu/tan vakti, kaynak, bol miktarda ve aniden, geniş nimet/cömertlik, suyun aktığı yerve akıtmıştık
10خِلَالَهُمَاḣilālehumāخ ل لZayıflamak, azalmak/eksilmek/yok olmak, yoksul olmak, ihtiyaç veya gereksinim içinde olmak, bir şeyi delmek/delmek/şişe geçirmek, çıkarmak/aktarmak/kaydırmak, kalıntıları ayıklamak veya çıkarmak, bir şeyin aralıklarına yerleştirmek, bozmak veya ekşimek, şarabı sirkeye dönüştürmek, gerçek ve samimi bir arkadaş olmak, bir görevi yerine getirmekte başarısız olmak, ihmal etmek/atlama veya yarım bırakmak, uzak durmak, kötü meyve vermek, girmek/nüfuz etmek veya geçmek, kesintiye uğratmak veya müdahale etmek, sallantılı/gevşek/hatalı/kusurlu olmak, düzensiz/karışık/sağlam olmamak, mizaçta bozuk veya düzensiz olmak, halhal veya halhal çiftiyle donatmak, eski ve yıpranmış olmak, ölmek ve boşluk/açıklık bırakmak, alışkanlık/gelenek sahibi olmak, gerçek ve samimi sevgi/dostluk/aşk göstermek, kusurlu/eksik/yetersiz olmak, bir şeyi başka bir şey için bırakmak.aralarından
11نَهَرًاneheranن ه رakıtmak, akan su oluşturmak, geri püskürtmek, kınamak, bol miktarda akmak, geri sürmek, gözdağı vermek, azarlamak, gündüz vakti yapmak, gün, gündüz, gün ışığı saatleri (şafaktan alacakaranlığa kadar)bir ırmak

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Bu iki bağ, dâimâ mahsûl verirdi, veriminde noksan bulunmazdı, iki bağın arasında da bir ırmak akıtmıştık.

Abdulkadir Gölpınarlı

Bu iki bağ, dâimâ mahsûl verirdi, veriminde noksan bulunmazdı, iki bağın arasında da bir ırmak akıtmıştık.

Adem Uğur

İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbirini eksik bırakmamıştı. İkisinin arasından bir de ırmak fışkırtmıştık.

Ahmed Hulusi

Bağların her ikisi de yemişlerini vermiş, ondan hiçbir şeyi noksan bırakmamış. . . İki bağın ortasından bir de nehir fışkırtmışız.

Ahmet Tekin

İki bağın, ikisi de, ürünlerini, meyvalarını vermiş, hiçbir şey noksan bırakmamış, ikisinin ortasından bir de nehir akıtmıştık.

Ahmet Varol

Her iki bağ da ürününü vermiş ve ondan bir şeyi eksik bırakmamıştı. Aralarından bir de ırmak fışkırtmıştık.

Ali Bulaç

İki bağ da yemişlerini vermiş, ondan (verim bakımından) hiç bir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir ırmak fışkırtmıştık.

Ali Fikri Yavuz

İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiç bir şeyi noksan bırakmamış, ikisinin ortasından bir de nehir akıtmışız.

Ali Rıza Safa

Her iki bahçe de ürünlerini vermiş ve ondan hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Ayrıca, ikisinin ortasından bir ırmak akıtmıştık.

Bayraktar Bayraklı

İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbirini eksik bırakmamıştı. İkisinin arasından bir de ırmak fışkırtmıştık.

Bekir Sadak

Her iki bahce de urunlerini vermislerdi, hicbir seyi de eksik birakmamislardi. Ikisinin arasindan bir de irmak akitmistik.

Celal Yıldırım

O iki bağ da yemişlerini verdi, hiçbir şey eksik bırakmadı ve ikisinin arasından bir de ırmak akıtmıştık.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Bağların ikisi de yemişlerini verip hiçbir ürünü eksik bırakmamışlardı. İki bağın arasından bir de ırmak akıtmıştık.

Diyanet İşleri

Her iki bağ da meyvelerini vermiş ve ürünlerinden hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık.

Diyanet İşleri (eski)

Her iki bahçe de ürünlerini vermişlerdi, hiçbir şeyi de eksik bırakmamışlardı. İkisinin arasından bir de ırmak akıtmıştık.

Diyanet Vakfi

İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbirini eksik bırakmamıştı. İkisinin arasından bir de ırmak fışkırtmıştık.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbir şey noksan bırakmamış, ikisinin ortasından bir de nehir akıtmışız.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş hiçbir şey noksan bırakılmamış, ikisinin ortasından bir de nehir akıtmışız.

Elmalılı Hamdi Yazır

İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbir şey noksan bırakmamış, ikisinin ortasından bir de nehir akıtmışız

Erhan Aktaş

İki bahçenin ikisi de hiçbir şey eksik bırakmadan meyvelerini verdi. Ve aralarında bir nehir akıttık.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

İki bahçenin ikisi de hiçbir şey eksik bırakmadan meyvelerini verdi. Ve aralarında bir nehir akıttık.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

İki bahçenin ikisi de hiçbir şey eksik bırakmadan meyvelerini verdi. Ve aralarında bir nehir akıttık.

Fizilal-il Kuran

Bağlar meyvalarını cömertçe veriyorlar, hiçbir ürünlerini esirgemiyorlardı. İki bağ arasından bir de ırmak akıtmıştık.

Gültekin Onan

İki bağ da yemişlerini vermiş, ondan (verim bakımından) hiç bir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir nehir fışkırtmıştık (feccerna).

Hamdi Döndüren

İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, ondan hiçbir şeyi eksik etmemişti. Aralarında bir de ırmak akıtmıştık.

Hasan Basri Çantay

Bu iki bağ (her sene aleddevam) mahsulünü vermiş, bundan bir şey'i eksik bırakmamışdı. Onların arasından bir de ırmak fışkırtmışdık.

Hasib Asutay

Her iki bağ da yemişini vermiş, ondan hiçbir şey eksik etmemişti. İkisinin arasından bir de ırmak fışkırtmıştık.

Hayrat Neşriyat

Her iki bağ da yemişlerini vermiş ve ondan hiçbirini eksik bırakmamıştı; ikisinin (o iki bahçenin) arasından bir de ırmak akıtmıştık.

İbni Kesir

Her iki bahçe de ürünlerini vermişler ve hiç bir şeyi eksik bırakmamışlardı. İkisinin arasından bir de ırmak akıtmıştık.

Mehmet Okuyan

O iki bağ da yemişlerini vermiş, hiçbirini eksik bırakmamıştı. İkisinin arasından bir de nehir fışkırtmıştık.

Muhammed Esed

Bu her iki bahçe de beklenen ürünü veriyor, verimlerinde herhangi bir eksilme göstermiyorlardı; çünkü Biz her birinin içinden bir dere akıtmıştık.

Mustafa İslamoğlu

Her iki bağ da kendilerinden beklenen ürünü veriyor, verimlilikte en küçük bir düşüş yaşanmıyordu: üstelik her iki bağın arasından bir de dere akıtmıştık.

Ömer Nasuhi Bilmen

O iki bağ da yemişlerini meydana getirmiş ve onlardan hiçbir şey noksan bırakmamıştı ve bunların arasında da bir ırmak akıtmıştık.

Ömer Öngüt

İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. İkisinin arasından bir de ırmak akıtmıştık.

Suat Yıldırım

Her iki bağ da meyvesini verdi, hiçbir şeyi eksik bırakmadı. O iki bağın arasında da bir ırmak akıttık.

Süleyman Ateş

Her iki bağ da yemişini vermiş, ondan hiçbir şey eksik etmemişti. Aralarından bir de ırmak akıtmıştık.

Süleymaniye Vakfı

Her iki bağ, ürünlerini eksiksiz olarak vermişti. Aralarından da bir ırmak çıkarıp akıtmıştık.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bağların ikisi de ürününü vermiş, hiçbir kusuru da yok. İkisinin arasından akıttığımız bir de ırmak var.

Şaban Piriş

Her iki bahçe de ürünlerini vermiş, hiç bir şeyi eksik bırakmamışlardı. İkisinin arasından da bir ırmak akıtmıştık.

Tefhim-ul Kuran

İki bağ da yemişlerini vermiş, ondan (verim bakımından) hiç bir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında da bir ırmak fışkırtmıştık.

Ümit Şimşek

Her iki bağ da hiçbir şeyi eksik bırakmadan ürününü veriyordu. Aralarından bir de ırmak akıtmıştık.

Yaşar Nuri Öztürk

İki bağ da yemişlerini vermiş o adamdan hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. İkisinin ortasından bir de nehir fışkırtmışız.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Hər iki bağ öz barını verdi və bu bardan heç bir şey əskilmədi. Biz də onların arasından bir çay axıtdıq.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

O bağların hər ikisi öz barını verdi və bu bardan heç bir şey əskilmədi. Biz də onların arasından bir irmaq axıtdıq.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Beide Gärten brachten herrliche Erträge, die den Erwartungen nicht nachstanden. In der Mitte der Gärten ließen Wir einen sprudelnden Fluß entspringen.

Almanca — Der Edle Quran

Beide Gärten brachten ihren Ernteertrag hervor und ließen es in nichts davon fehlen. Und Wir ließen dazwischen einen Fluß hervorströmen.

Almanca — M. A. Rassoul

Beide brachten ihre Früchte hervor und versagten in nichts. Und in ihrer Mitte ließen Wir einen Bach hervorsprudeln.

Almanca — Muhammad Zaidan

Beide Dschannat brachten ihre Früchte hervor und verwuchsen nichts davon. Und WIR ließen darin einen Fluß entspringen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Both orchards yielded their produce in due season and never failed to yield all that both will hold, and in their midst We caused a river to flow with a copious stream.

Abdul Haleem

both gardens yielded fruit and did not fail in any way; We made a stream flow through them,

Abdullah Yusuf Ali

Each of those gardens brought forth its produce, and failed not in the least therein: in the midst of them We caused a river to flow.

Abul A'la Maududi

Both the vineyards yielded abundant produce without failure and We caused a stream to flow in their midst

Aisha Bewley

Both gardens yielded their crops and did not suffer any loss, and We made a river flow right through the middle of them.

Al-Hilali & Khan

Each of those two gardens brought forth its produce, and failed not in the least therein, and We caused a river to gush forth in the midst of them.

Ali Quli Qarai

Both gardens yielded their produce without stinting anything of it. And We had set a stream gushing through them.

Amatul Rahman Omar

Each of the two gardens brought forth its fruit (in abundance); failing not the least in them. And We had made a stream to flow (as well) in between the two.

Arthur John Arberry

each of the two gardens yielded its produce and failed naught in any wise; and We caused to gush amidst them a river.

Bijan Moeinian

A river was passing through his gardens which would insure the highest level of production.

E. Henry Palmer

Each of the two gardens brought forth its food and did not fail in aught. And we caused a river to gush forth amidst them;

Edip-Layth

Both gardens brought forth their fruit, and none failed in the least. We caused a river to pass through them.

George Sale

Each of the gardens brought forth its fruit every season, and failed not at all; and we caused a river to flow in the midst thereof:

Hamid S. Aziz

Strike out for them a Similitude: Two men, unto one of whom We have assigned two gardens of grapes, and surrounded them both with date-palms, and put corn-fields (or tilled fields) between the two.

Mahmoud Ghali

Both of these gardens brought forth their crop and did not fail (Literally: did not do injustice in any thing) in any of it, and amidst them both We caused a river to erupt forth,

Marmaduke Pickthall

Each of the gardens gave its fruit and withheld naught thereof. And We caused a river to gush forth therein.

Mohamed Ahmed - Samira

Each of the gardens yielded its fruit and did not withhold the least; and We made a stream flow in between them.

Muhammad Asad

Each of the two gardens yielded its produce and never failed therein in any way, for We had caused a stream to gush forth in the midst of each of them.

Mustafa Khattab

Each garden yielded ˹all˺ its produce, never falling short. And We caused a river to flow between them.

Progressive Muslims

Both gardens brought forth their fruit, and none failed in the least. And We caused a river to pass through them.

Sahih International

Each of the two gardens produced its fruit and did not fall short thereof in anything. And We caused to gush forth within them a river.

Sam Gerrans

Each of the two gardens produced its fruit and were wronged nothing thereof. And We caused to flow in the midst of them a river.

Shabbir Ahmed

Both gardens produced plenty of fruit on time, as We caused a rivulet to flow through them.

Syed Vickar Ahamed

Each of the gardens grew its crops, and did not fail even a little in it (the crops) in the middle of them We caused a river to flow.

Taqi Usmani

Both the gardens brought forth their fruit, and suppressed nothing from it, and We caused a stream to flow through them.

The Monotheist Group

Each of the two gardens brought forth its produce, and none failed in the least. And We caused a river to gush through them.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Les deux jardins produisaient leur récolte sans jamais manquer. Et Nous avons fait jaillir entre eux un ruisseau.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Herdu rezan jî fêkiyên xwe dan û tiştek jê kêm nedibû (her sal berê xwe didan). Me di navbera wan de jî robarek dabû herikandin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Beide tuinen gaven hun vruchtopbrengst en schoten daarbij in niets tekort. En Wij lieten door beide een rivier stromen.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Ieder der tuinen bracht elk jaargetijde zijne vruchten voort, en zij waren niet onvruchtbaar. En wij deden eene rivier in het midden daarvan stroomen,

Hollandaca — Siregar

Ieder van die twee tuinen bracht vructen voort en faalde daar in niets in. En in hun midden deden Wij een rivier ontspringen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

оба эти сада дали свои плоды и ничего из них [плодов] не погубили. И провели Мы между ними [между этими двумя садами] реку (чтобы было легко орошать сады и посевы).

Rusça — Osmanov

В обоих садах созрели плоды, и ничто не пропало. И по Нашей воле между виноградниками стал течь ручей.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Båda vingårdarna gav frukt i aldrig sinande mängd, eftersom Vi hade låtit en källåder rinna upp mellan dem.