Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o da hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

وَبِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَ وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذِيرًا

ve bi l-Haḳḳi enzelnāhu ve bi l-Haḳḳi nezele ve mā erselnāke illā mubeşşiran ve neƶīran

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَبِالْحَقِّve bi l-Haḳḳiح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekve hak olarak
2اَنْزَلْنَاهُenzelnāhuن ز لinmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy, düzenli derleme, kademeli vahiy.biz o(Kur'a)nı indirdik
3وَبِالْحَقِّve bi l-Haḳḳiح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekve hak ile
4نَزَلَnezeleن ز لinmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy, düzenli derleme, kademeli vahiy.inmiştir
5وَمَاve mā
6اَرْسَلْنَاكَerselnākeر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risaleseni göndermedik
7اِلَّاillādışında
8مُبَشِّرًاmubeşşiranب ش رmüjde vermek, sevinçli haber vermek, güleryüz göstermek, sevindirmek, tebliğ etmek, insan, insanoğlu, deri yüzmek, cilt, ten rengi, dış görünüşmüjdeleyici olmak
9وَنَذِيرًاve neƶīranن ذ رadamak, adak adamak, uyarmak, ikazda bulunmak, sakındırmak, gönüllü olarak söz vermek, hediye sunmak. nadhiir - uyarıcı, felaketten haberdar eden ve uzak tutan, uyaran ve tedbirli olmaya sevk eden.ve uyarıcı olmak

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve biz Kur'ân'ı hak ve gerçek olarak indirdik, o da hak ve gerçek hükümlerle indi ve seni de ancak müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve biz Kurʼânʼı hak ve gerçek olarak indirdik, o da hak ve gerçek hükümlerle indi ve seni de ancak müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik.

Adem Uğur

Biz Kur'an'ı hak olarak indirdik; o da hakkı getirdi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

Ahmed Hulusi

Biz Onu Hak olarak inzal ettik, O da Hak olarak nüzul etti! Seni sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak irsal ettik.

Ahmet Tekin

Biz, Kur’ân’ı, gerekçeli, hikmete dayalı, toplumda hakça bir düzen gerçekleştirecek bir kitap olarak indirdik. O, bütün hakikatleri içinde toplayarak bütün ihtiyaçları giderecek şekilde indi. Seni de, ancak rahmetimizi, merhametimizi, ihsanımızı, sevgimizi müjdeleyici ve sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan bir uyarıcı olarak özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere gönderdik.

Ahmet Varol

Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o, hakla indi. Biz seni ancak bir müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik.

Ali Bulaç

Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik.

Ali Fikri Yavuz

Biz, bu Kur’an’ı hakkı tesbit için indirdik ve o hikmet ile indi. Seni de ancak itaatkârları müjdeleyici ve asileri korkutucu olarak gönderdik.

Ali Rıza Safa

Onu, gerçek olarak indirdik. Ve O, gerçek olarak indi. Seni de yalnızca muştulayıcı ve uyarıcı olarak gönderdik.

Bayraktar Bayraklı

Biz Kur'an'ı hak olarak indirdik; o da hakkı getirdi. Seni yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

Bekir Sadak

Kuran'i ancak hak olarak indirdik ve o da indigi gibi hak olarak kaldi. Seni de yalniz mujdeci ve uyarici olarak gonderdik.

Celal Yıldırım

Kur'ân'ı da hak ile indirdik ve hak ile indi. Seni de ancak (rahmetimizin) mü|decisi, (azabımızın) uyarıcısı olarak gönderdik.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Biz Kur’an’ı sadece gerçeğin bilgisi olarak indirdik, o da (sana) yalnız gerçeği söyleyerek geldi; seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

Diyanet İşleri

Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o da hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

Diyanet İşleri (eski)

Kuran'ı ancak hak olarak indirdik ve o da indiği gibi hak olarak kaldı. Seni de yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

Diyanet Vakfi

Biz Kur'an'ı hak olarak indirdik; o da hakkı getirdi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Biz bu Kur'an'ı hak olarak indirdik, O, bütün hakikatleri içinde toplayarak indi. Ey Peygamber! Biz seni ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Bunu (Kur'an'ı) gerçeğin ifadesi olarak indirdik, o da gerçek bir şekilde indi. Seni ancak sevabımızın müjdecisi ve azabımızın habercisi olarak gönderdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunu da bihakkın indirdik ve bihakkın indi ve seni ancak sevabımızın müjdecisi ve azabımızın habercisi olarak gönderdik

Erhan Aktaş

Onu hakk ile indirdik. Ve hakk ile indi. Seni, haber verici ve uyarıcı olmandan başka bir şey için göndermedik.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onu hakk ile indirdik. Ve hakk ile indi. Seni, haber verici ve uyarıcı olmandan başka bir şey için göndermedik.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onu hakk ile indirdik. Ve hakk ile indi. Seni, müjdeci ve uyarıcı olmandan başka bir şey için göndermedik.

Fizilal-il Kuran

Biz Kur'an'ı Hak içerikli olarak indirdiğimiz gibi, onun iniş amacı da hakkı gerçekleştirmektir. Ey Muhammed, seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

Gültekin Onan

Biz onu (Kuran'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik.

Hamdi Döndüren

Biz, Kur’an’ı gerçek olarak indirdik ve o da gerçek olarak indi. Seni de yalnız bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

Hasan Basri Çantay

Biz o (Kuranı) hak olarak indirdik ve o, hak olarak indi. Seni de (sevabın) bir müjdeci (sin) den, (azabın) bir haberci (sin) den başka bir (sıfatla) göndermedik.

Hasib Asutay

Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o, hak ile indi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

Hayrat Neşriyat

Ve onu (Kur’ân’ı) hak ile indirdik; o da (emîn ellerde hiç değişmeden size) hak ile indi. (Ey Resûlüm!) Seni de ancak bir müjdeleyici ve (aynı zamanda) korkutucu olarak gönderdik.

İbni Kesir

Biz onu hak ile indirdik. O da hak olarak indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

Mehmet Okuyan

Biz onu (Kur’an’ı), bir amaç ile indirdik; zaten o da gerçeği getirmiştir. Seni yalnızca müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

Muhammed Esed

Ve biz bu (vahyi) değişmeyen gerçeğe işaret olarak indirdik ve o da (sana, ey Peygamber) hak olarak ulaştı; çünkü Biz seni yalnızca bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik;

Mustafa İslamoğlu

Biz bu (vahyi) mutlak gerçeğe bir atıf olarak indirdik ve o da kaynağından indiği (gibi) asli gerçekliğiyle (muhatabına) ulaştı; nitekim Biz seni, sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve onu hak ile indirdik ve hak ile indi ve seni de ancak bir müjdeleyici ve bir korkutucu olarak gönderdik.

Ömer Öngüt

Biz Kur'an'ı hak olarak indirdik, o da hak olarak indi. Resulüm! Biz seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

Suat Yıldırım

Biz Kur’ân’ı hak olarak indirdik. O da hakkın ve gerçeğin ta kendisi olarak indi. Seni de ey Resulüm, sadece rahmetle müjdelemen ve inanmayanları ise azapla uyarman için gönderdik.

Süleyman Ateş

Biz o(Kur'a)nı hak olarak indirdik ve o, hak ile inmiştir. Seni de ancak bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

Süleymaniye Vakfı

Biz Kur'an'ı gerçekleri içerir bir şekilde indirdik; o da gerçekleri getirdi. Seni ise ancak bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Biz onu tümüyle gerçek olarak indirdik ve tümüyle gerçek olarak indi. Seni de sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

Şaban Piriş

Hak olanı indirdik. O da hak olarak indi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

Tefhim-ul Kuran

Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik.

Ümit Şimşek

Biz Kur'ân'ı hak ile indirdik; o da hak ile indi. Seni de Biz ancak bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

Yaşar Nuri Öztürk

Biz onu hak ile indirdik ve o hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Biz Quranı haqq olaraq nazil etdik, o da haqq olaraq nazil oldu. Səni də ancaq müjdə verən və xəbərdar edən bir elçi kimi göndərdik.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Biz (Qurʼanı) haqq olaraq nazil etdik, o da haqq olaraq (heç bir dəyişikliyə uğramadan) nazil oldu. Səni də yalnız (möʼminlərə Cənnətlə) müjdə verən və (kafirləri cəhənnəm əzabı ilə) qorxudan sifəti ilə göndərdik.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Mit der Wahrheit haben Wir den Koran herabgesandt, und mit der Wahrheit ist er herabgekommen. Wir haben dich nur als Verkünder froher Botschaft und als Warner entsandt.

Almanca — Der Edle Quran

Mit der Wahrheit haben Wir ihn (als Offenbarung) hinabgesandt, und mit der Wahrheit ist er hinabgekommen. Und Wir haben dich nur als Verkünder froher Botschaft und Warner gesandt.

Almanca — M. A. Rassoul

Und mit der Wahrheit haben Wir (den Quran) hinabgesandt, und mit der Wahrheit kam er hernieder. Und dich entsandten Wir nur als Bringer froher Botschaft und Warner.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und gemäß der Wahrheit sandten WIR ihn hinab und gemäß der Wahrheit kam er herab. Und WIR schickten dich als Gesandten nur als Überbringer froher Botschaft und als Ermahnenden.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

In truth We sent down the Quran and in conformity with fact and in agreement with reality has it been revealed. We have only sent you O Muhammad as a spectacle and a warning.

Abdul Haleem

We sent down the Quran with the truth, and with the truth it has come down- [Prophet], We sent you only to give good news and warning-

Abdullah Yusuf Ali

We sent down the (Qur'an) in Truth, and in Truth has it descended: and We sent thee but to give Glad Tidings and to warn (sinners).

Abul A'la Maududi

We have sent down the Qur'an with the Truth, and it is with the Truth that it has descended. And We have not sent you but to proclaim good news and to warn.

Aisha Bewley

We have sent it down with truth and with truth it has come down. We only sent you to bring good news and to give warning.

Al-Hilali & Khan

And with truth We have sent it down (i.e. the Qur’ân), and with truth it has descended. And We have sent you (O Muhammad صلى الله عليه و سلم) as nothing but a bearer of glad tidings (of Paradise for those who follow your Message of Islâmic Monotheism), and a warner (of Hell-fire for those who refuse to follow your Message of Islâmic Monotheism)[1].

Ali Quli Qarai

With the truth did We send it down, and with the truth did it descend, and We did not send you except as a bearer of good news and as a warner.

Amatul Rahman Omar

We revealed it (- the Qur'ân) to suit all the requirement of truth and wisdom and it has come down (to you) with truth and wisdom. (Prophet!) We have sent you (on one hand) as a Bearer of good tidings and as a Warner (on the other).

Arthur John Arberry

With the truth We have sent it down, and with the truth it has come down; and We have sent thee not, except good tidings to bear, and warning;

Bijan Moeinian

Truthfully this Qur’an is revealed to you and there is nothing but the truth in it. As for you (Mohammad), You are sent only as a Warner (about the Hell) and announcer of the good news (about the paradise.)

E. Henry Palmer

'In truth have we sent it down, and in truth has it come down; and we have not sent thee as aught but a herald of glad tidings and a warner.

Edip-Layth

It is with truth that We have sent it down, and with truth it came down. We have not sent you except as a bearer of good news and a warner.

George Sale

We have sent down the Koran with truth, and it hath descended with truth: And we have not sent thee otherwise than to be a bearer of good tidings, and a denouncer of threats.

Hamid S. Aziz

With truth have We sent it (the Quran) down, and with truth has it descended; and We have not sent you as ought but a herald of glad tidings and a Warner.

Mahmoud Ghali

And with the Truth We have sent it down, and with the Truth it has come down; and in no way have We sent you except (as) a constant bearer of good tidings and a constant warner.

Marmaduke Pickthall

With truth have We sent it down, and with truth hath it descended. And We have sent thee as naught else save a bearer of good tidings and a warner.

Mohamed Ahmed - Samira

We have sent it down with truth, and with truth has (the Qur'an) come down. And We have sent you only to give good news and to warn.

Muhammad Asad

AND AS a guide towards the truth have We bestowed this [revelation] from on high; with this [very] truth has it come down [unto thee, O Prophet]: for We have sent thee but as a herald of glad tidings and a warner,

Mustafa Khattab

We have sent down the Quran in truth, and with the truth it has come down. We have sent you ˹O Prophet˺ only as a deliverer of good news and a warner.

Progressive Muslims

And it is with truth that We have sent it down, and with truth it came down. And We have not sent you except as a bearer of good news and a warner.

Sahih International

And with the truth We have sent the Qur'an down, and with the truth it has descended. And We have not sent you, [O Muúammad], except as a bringer of good tidings and a warner.

Sam Gerrans

And with the truth have We sent it down, and with the truth has it come down — and We sent thee only as a bearer of glad tidings and a warner —

Shabbir Ahmed

Truthfully, We have sent it down, and with the Truth it has come down (to you O Prophet). For, We have sent you (O Prophet) as a herald of glad tidings and a Warner.

Syed Vickar Ahamed

And We sent down the (Quran) in Truth and in Truth, it has come down: And We sent you (O Prophet!) only to give the Happy News (to the believer) and to warn (sinners).

Taqi Usmani

With truth We have sent it (the Qur’ān) down and with truth it descended, and We did not send you but as a bearer of good tidings and as a warner.

The Monotheist Group

And it is with the truth that We have sent it down, and with the truth it came down. And We have not sent you except as a bearer of good news and a warner.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et cʹest en toute vérité que Nous lʹavons fait descendre (le Coran), et avec la vérité il est descendu, et Nous ne tʹavons envoyé quʹen annonciateur et avertisseur.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Me, Quran bi heqiyê aniye xwarê (da ku heqiyê aşkera bike) û Quran bi xwe jî bi heqî hatiye. (Ya Muhemmed!) Me tu jî bes bi mizgînber û hişyarkerî şandiye.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Met de waarheid hebben Wij hem neergezonden en met de waarheid is hij neergedaald en jou hebben Wij slechts gezonden als verkondiger van goed nieuws en als waarschuwer.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Wij hebben den Koran met waarheid nedergezonden, en met waarheid daalde die neder; en wij zonden dien, om alleen een boodschapper van goede tijdingen te zijn en tot aankondigen van bedreigingen.

Hollandaca — Siregar

En met de Waarheid hebben Wij hem (de Koran) neergezonden en met de Waarheid is hij neergedaald. En Wij hebben jou niets anders dan als een verkondiger van goede tijdingen en als een waarschuwer gezonden.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И с истиной [содержащей Истину] Мы ниспослали его [Коран], и с истиной [без изменений] он [Коран] низошел. И послали Мы тебя (о, Посланник) только как вестника (радующего подчинившихся Аллаху тем, что Он им обещает Рай) и как увещевателя (предостерегающего о том, что неверующих и непокорных постигнет наказание Аллаха).

Rusça — Osmanov

И Мы ниспослали его (т. е. Коран) в истине, и он сошел в истине [к тебе, Мухаммад], а тебя Мы послали только вестником и увещевателем.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

VI HAR uppenbarat denna (Koran) med sanningen och med sanningen har den stigit ned - och dig (Muhammad) har Vi sänt enbart som förkunnare av ett glatt budskap om hopp (för människorna) och som varnare -