"Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma" dediler.

قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِطِينَ

ḳālū beşşernāke bi l-Haḳḳi fe lā tekun mine l-ḳāniTīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1قَالُواḳālūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledediler
2بَشَّرْنَاكَbeşşernākeب ش رmüjde vermek, sevinçli haber vermek, güleryüz göstermek, sevindirmek, tebliğ etmek, insan, insanoğlu, deri yüzmek, cilt, ten rengi, dış görünüşsana müjdeledik
3بِالْحَقِّbi l-Haḳḳiح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekgerçeği
4فَلَاfe lāasla
5تَكُنْtekunك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinolma
6مِنَmine-den
7الْقَانِطِينَl-ḳāniTīneق ن طÜmitsizliğe kapılmak, cesaretini kaybetmek, engellemek, umudu terk etmekumut kesenler-

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Sana öyle bir müjde veriyoruz ki gerçektir bu, sakın ümîdini kesenlerden olma demişlerdi.

Adem Uğur

Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler.

Ahmed Hulusi

Dediler ki: "Seni Hak olarak müjdeliyoruz! Sakın ümitsizliğe düşme!"

Ahmet Tekin

Melekler: 'Seni kesinlik kazanan bir hakikatle, doğru bir haberle müjdeledik. Sakın ümitsizliğe düşenlerden olma.' dediler.

Ahmet Varol

'Seni hak ile müjdeledik. Şu halde ümit kesenlerden olma' dediler.

Ali Bulaç

Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma."

Ali Fikri Yavuz

Onlar: “- Seni hak ve gerçekle müjdeledik, onun için Allah’ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma” dediler.

Ali Rıza Safa

"Sana, gerçekle, sevinçli bir haber veriyoruz. Artık, umudunu kesenler arasında olma!" dediler.

Bayraktar Bayraklı

Melekler, "Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma!" dediler.

Bekir Sadak

«eni gercekten mujdeliyoruz, umutsuzlardan olma» demislerdi.

Celal Yıldırım

Dediler ki: «Seni hak ile müjdeledik. Artık sen ümitsizlerden olma !»

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

“Sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizliğe kapılanlardan olma!” dediler.

Diyanet İşleri

"Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma" dediler.

Diyanet İşleri (eski)

'Seni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma' demişlerdi.

Diyanet Vakfi

Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Melekler: «Seni gerçekle müjdeliyoruz. Sakın Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma!» dediler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Onlar: "Biz seni gerçek şeyle müjdeledik; onun için ümidini kesenlerden olma!" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Seni dediler: emri hakkile tebşir ettik, onun için ümidi kesenlerden olma

Erhan Aktaş

Onlar: "Seni, hakk ile müjdeliyoruz. Asla ümidini kesenlerden olma." dediler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onlar: "Seni, hakk ile müjdeliyoruz. Asla ümidini kesenlerden olma." dediler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onlar: "Seni, hakk ile müjdeliyoruz. Asla ümidini kesenlerden olma." dediler.

Fizilal-il Kuran

Onlar dediler ki «Sana bu müjdeyi gerçeğe dayanarak veriyoruz, sakın umutsuzlardan olma.»

Gültekin Onan

Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma."

Hamdi Döndüren

Melekler, “Sana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma!” dediler.

Hasan Basri Çantay

Dediler: "Seni hak olarak muştuluyoruz. O halde ümidini kesenlerden olma".

Hasib Asutay

(Melekler) 'Sana gerçeği müjdeledik, artık ümitsizlerden olma' dediler.

Hayrat Neşriyat

(Melekler:) 'Seni hak ile (muhakkak olacak bir şeyle) müjdeledik; onun için ümîdi kesenlerden olma!' dediler.

İbni Kesir

Dediler ki: Seni gerçekten müjdeliyoruz, öyleyse ümidini kesenlerden olma.

Mehmet Okuyan

(Melekler:) “Sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizliğe düşenlerden olma!” demişlerdi.

Muhammed Esed

"Seni gerçekleşmesi kaçınılmaz olan bir şeyle müjdeliyoruz; onun için sakın umut kesenlerden olma!" dediler.

Mustafa İslamoğlu

Onlar "Biz seni, gerçekleşmesi kaçınılmaz bir bilgiye dayanarak müjdeliyoruz" deyip eklediler: "Sakın ha, umutsuzluğa düşeyim deme!"

Ömer Nasuhi Bilmen

Dediler ki: «Seni hak ile müjdeledik, artık sen ümitsizliğe düşmüş olanlardan olma.»

Ömer Öngüt

Dediler ki: “Sana hakkı müjdeledik, sakın ümit kesenlerden olma!”

Suat Yıldırım

"Sana gerçeği müjdeledik, onun için ümit kesenlerden olma!" dediler.

Süleyman Ateş

"Sana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma!" dediler.

Süleymaniye Vakfı

Dediler ki: "Sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümidini kesenlerden olma!"

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Dediler ki "Sana bir gerçeği müjdeliyoruz. Sakın umudunu kesenlerden olma."

Şaban Piriş

-Seni gerçekten müjdeliyoruz. Ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler.

Tefhim-ul Kuran

Dediler ki: «Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma.»

Ümit Şimşek

'Biz seni hak ile müjdeliyoruz,' dediler. 'Sakın ümit kesenlerden olma.'

Yaşar Nuri Öztürk

Dediler: "Hakk'a dayanarak müjdeledik sana, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar dedilər: “Biz sənə həqiqətlə müjdə veririk. Sən ümidini üzənlərdən olma!”

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Mələklər:) ″Biz sənə doğru xəbərlə müjdə veririk. (Allah dərgahından) ümidini üzənlərdən olma!″ – dedilər

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Da sprachen sie: ʺWir haben dir die wahre frohe Botschaft gebracht. Reihe dich nicht unter die Menschen, die die Hoffnung auf Gottes Barmherzigkeit verlieren!ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Sie sagten: ʺWir verkünden (es) dir der Wahrheit entsprechend. So gehöre nicht zu denen, die die Hoffnung verlieren.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Sie sprachen: ʺWir haben dir die frohe Kunde wahrheitsgemäß überbracht; sei darum nicht einer derjenigen, die die Hoffnung aufgeben.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Sie sagten: ʺWir brachten dir eine frohe Botschaft wahrheitsgemäß, so sei nicht einer der Verzweifelnden!ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

"Never", they said, "but we have intimated to you the truth and therefore do not entertain the idea that the thing which seems hopeless makes you despair of Allah's mercy. "

Abdul Haleem

They said, ‘We have told you the truth, so do not despair.’

Abdullah Yusuf Ali

They said: "We give thee glad tidings in truth: be not then in despair!"

Abul A'la Maududi

They said: "The good tiding we give you is of truth. Do not, therefore, be of those who despair."

Aisha Bewley

They said, ‘We bring you good news of the truth, so do not be among those who despair. ’

Al-Hilali & Khan

They (the angels) said: "We give you glad tidings in truth. So be not of the despairing."

Ali Quli Qarai

They said, ‘We bring you good news in truth; so do not be among the despondent. ’

Amatul Rahman Omar

They said, `We give you good tidings on the basis of (the revelation of) truth; therefore do not be of the despairing ones (of the mercy of Allâh). '

Arthur John Arberry

give me good tidings?' They said, 'We give thee good tidings of truth. Be not of those that despair.'

Bijan Moeinian

They said: "This good news is nothing but the truth. You should not act like those who have given up."

E. Henry Palmer

They said, 'We give the glad tidings of the truth, then be not of those who despair!'

Edip-Layth

They said, "We have brought you good news with truth, so do not be of those in denial."*

George Sale

They said, we have told thee the truth; be not therefore one of those who despair.

Hamid S. Aziz

They said, "We bring you glad tidings in truth, then be not of those who despair!"

Mahmoud Ghali

They said, "We have given you glad tidings with the truth, so do not be of the ones who are despondent. "

Marmaduke Pickthall

They said: We bring thee good tidings in truth. So be not thou of the despairing.

Mohamed Ahmed - Samira

"We have given you the happy tidings of a truth, " they replied. "So do not be one of those who despair."

Muhammad Asad

They answered: "We have given thee the glad tiding of something that is bound to come true. - so be not of those who abandon hope!"

Mustafa Khattab

They responded, "We give you good news in all truth, so do not be one of those who despair."

Progressive Muslims

They said: "We have brought you good news with truth, so do not be of those in denial. "

Sahih International

They said, "We have given you good tidings in truth, so do not be of the despairing. "

Sam Gerrans

They said: “We have brought thee glad tidings in truth; so be thou not of those who despair.”

Shabbir Ahmed

They answered, "We have given you the glad tiding that is bound to come true. So be not of those who abandon hope!"

Syed Vickar Ahamed

They said: "We give you the happy news in truth: Then do not despair!"

Taqi Usmani

They said, "We have given to you the good news of a fact. So do not be one of those who lose hope."

The Monotheist Group

They said: "We have brought you good news with the truth, so do not be of those in denial."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

- Ils dirent: ʺNous tʹannonçons la vérité. Ne sois donc pas de ceux qui désespèrentʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Jê re gotin: Me mizgîniya heq û rast da te, zinhar; ji bêhêviyan nebe!

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij zeiden: ʺWij verkondigen jou de waarheid. Wees dus niet een van hen die de hoop opgeven.ʺ

Hollandaca — Siregar

Zij zeiden: ʺWij hebben jou in waarheid een verheugende tijding gegeven, behoor daarom niet tot de wanhopigen.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Сказали (ангелы): «Мы радуем тебя истиной [правдой] (которую сообщают от Аллаха), и не будь же из числа отчаявшихся (что у тебя родится ребенок)!»

Rusça — Osmanov

Они ответили: ʺМы сообщаем тебе об истинной радости, так что не отчаивайсяʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

De sade: ʺVårt budskap till dig är sanning. Var därför inte en av dem som misströstar (om Guds nåd)!ʺ