Peygamberleri, onlara dedi ki: "Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah'ın izni olmadıkça, bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü'minler ancak Allah'a tevekkül etsinler."

قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ اِنْ نَحْنُ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَمُنُّ عَلٰى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَمَا كَانَ لَنَا اَنْ نَأْتِيَكُمْ بِسُلْطَانٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

ḳālet lehum rusuluhum in neHnu illā beşerun miṧlukum ve lākinne (a)llahe yemunnu ǎlā men yeşā'u min ǐbādihi ve mā kāne lenā en ne'tiyekum bi sulTānin illā bi iƶni (a)llahi ve ǎlā (a)llahi fe l yetevekkeli l-mu'minūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1قَالَتْḳāletق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledediler ki
2لَهُمْlehumonlara
3رُسُلُهُمْrusuluhumر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risaleonların resulleri
4اِنْindeğiliz
5نَحْنُneHnubiz (de)
6اِلَّاillābaşka bir şey
7بَشَرٌbeşerunب ش رmüjde vermek, sevinçli haber vermek, güleryüz göstermek, sevindirmek, tebliğ etmek, insan, insanoğlu, deri yüzmek, cilt, ten rengi, dış görünüşinsandan
8مِثْلُكُمْmiṧlukumم ث لDik durmak, hadım etmek veya iğdiş etmek (özellikle koyun veya keçi için), bir şeyi kurmak, benzemek veya taklit etmek gibi görünmek, bir atasözünü uygulamak, bir şeyi atasözü olarak uygulamak, neredeyse sağlıklı veya iyi bir durumda olmak, iyileşmeye yakın olmak, bir emre veya komutaya itaat etmek/uymak, benzemek, benzerlik veya eşdeğer olmak.sizin gibi
9وَلٰكِنَّve lākinnefakat
10اللّٰهَ(a)llaheAllah
11يَمُنُّyemunnuم ن نBirine fayda veya iyilik sağlamak, cömert veya hayırsever veya karşılıksız olmak, makul olmak (kötü sayılan şeyi yapmayacak kadar makul), min genellikle bazıları veya arasında anlamına gelir, min, içinde veya üzerinde anlamına gelen fi anlamında kullanılabilir.lutfeder
12عَلٰىǎlā
13مَنْmenkimseye
14يَشَاءُyeşā'uش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafişdilediği
15مِنْmin-ndan
16عِبَادِهِǐbādihiع ب دhizmet etmek, ibadet etmek, tapmak, bir şey etkisini kabul etmek, teslimiyetle veya tevazu ile itaat etmek, onaylamak, uygulamak, adamak, itaat etmek, köle, kontrol altına almak, bir araya getirmek, esir etmekkulları-
17وَمَاve māyoktur
18كَانَkāneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinimkanımız
19لَنَاlenābizim
20اَنْen
21نَأْتِيَكُمْne'tiyekumا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmeksize getirmeye
22بِسُلْطَانٍbi sulTāninس ل طHüküm sürmek, egemen olmak, baskı yapmak, musallat olmak, üstesinden gelmek, yetki vermek, güç vermek, kuvvet vermek, hakim olmak, iktidar olmakbir delil
23اِلَّاillāolmadan
24بِاِذْنِbi iƶniا ذ نkulak vermek veya dinlemek, hoşlanmak, izin vermek, emretmek/bildirmek/ilan etmek, kulak, iştah/özlem/hasretizni
25اللّٰهِ(a)llahiAllah'ın
26وَعَلَىve ǎlāve
27اللّٰهِ(a)llahiAllah'a
28فَلْيَتَوَكَّلِfe l yetevekkeliو ك لGüvenmek, onaylamak, vermek, görev vermek, işleri düzenlemek, dayanmak, bel bağlamak.dayansınlar
29الْمُؤْمِنُونَl-mu'minūneا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninananlar

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Peygamberleri, biz de dediler, sizin gibi insanız, fakat Allah, kullarından dilediğine lûtfeder, ihsânda bulunur ve biz, Allah'ın izni olmadıkça size bir delil ve mûcize gösteremeyiz ve inananlar, artık Allah'a dayanmalı.

Abdulkadir Gölpınarlı

Peygamberleri, biz de dediler, sizin gibi insanız, fakat Allah, kullarından dilediğine lûtfeder, ihsânda bulunur ve biz, Allahʼın izni olmadıkça size bir delil ve mûcize gösteremeyiz ve inananlar, artık Allahʼa dayanmalı.

Adem Uğur

Peygamberleri onlara dediler ki: "(Evet) biz sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat Allah nimetini kullarından dilediğine lütfeder. Allah'ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkân yoktur. Müminler ancak Allah'a dayansınlar."

Ahmed Hulusi

Rasulleri onlara dediler ki: "Biz sizin misliniz bir beşeriz. . . Fakat Allah, kullarından dilediğine (risalet) nimetini ihsan eder. . . Allah'ın izniyle açığa çıkması dışında (Bi-iznillah), size sultan (mucizevi güç, kanıt) getirmemiz mümkün değildir. . . (O halde) iman edenler Allah'a tevekkül etsinler (hakikatlerindeki El Vekiyl isminin gereğini yerine getireceğine iman etsinler). "

Ahmet Tekin

Rasulleri onlara: 'Biz, kesinlikle sizin gibi beşer soyundanız. Fakat Allah nimetini, peygamberlik görevini, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kullarından bazılarına lütfeder. Allah’ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkân yok. Mü’minler Allah’a, yalnız Allah’a dayanıp güvenirler, işlerini O’na havale ederler.' dedi.

Ahmet Varol

Peygamberleri onlara dediler ki: 'Biz de sizin gibi birer insandan başka bir şey değiliz. Ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemiz sözkonusu olamaz. Mü'minler yalnız Allah'a güvensinler.

Ali Bulaç

Resulleri onlara dediler ki: 'Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değildir. Mü'minler, ancak Allah'a tevekkül etmelidirler.'

Ali Fikri Yavuz

Peygamberleri, onlara dediler ki: “- Evet, biz de sizin gibi ancak bir insanız; fakat Allah, Peygamberlik nimetini kullarından dilediği kimseye ihsan eder. Allah’ın izni olmadıkça da (isteğiniz üzere) size bir mûcize getirmemize imkânımız yoktur; ve müminler ancak Allah’a tevekkül etmelidirler.

Ali Rıza Safa

Elçiler, onlara, şöyle dediler: "Kesinlikle, sizin gibi bir insanoğluyuz. Ancak, Allah, dilediği kuluna lütufta bulunur. Allah'ın izni olmadıkça, size bir kanıt getirmemiz olacak şey değildir. İnananlar, artık Allah'a güvensinler!"

Bayraktar Bayraklı

Peygamberleri onlara dediler ki: "Evet, biz sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat Allah, nimetini kullarından dilediğine lütfeder. Allah'ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkan yoktur. Müminler ancak Allah'a dayansınlar."

Bekir Sadak

Peygamberleri onlara soyle dedi: «Biz ancak sizin gibi birer insaniz ama, Allah, kullarindan diledigine iyilikte bulunur. Allah'in izni olmadikca biz size delil getiremeyiz. Inananlar sadece Allah'a guvensin.»

Celal Yıldırım

Peygamberleri onlara dediler ki: «Doğrusu biz de sizin gibi insandan başkası değiliz, ama Allah, kullarından dilediğine minnet buyurup nîmetini verir. Allah'ın izni olmadıkça size belge ve delil (açık mu'cize) getirmek ne haddimize. Ve artık mü'minler ancak Allah'a güvenip dayansınlar!

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Peygamberleri onlara şöyle dediler: “Doğrusu biz de sizin gibi sadece insanız; fakat Allah kullarından dilediğine lutufta bulunur. Allah’ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemiz mümkün değildir. Müminler ancak Allah’a dayansınlar.

Diyanet İşleri

Peygamberleri, onlara dedi ki: "Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah'ın izni olmadıkça, bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü'minler ancak Allah'a tevekkül etsinler."

Diyanet İşleri (eski)

Peygamberleri onlara şöyle dedi: 'Biz ancak sizin gibi birer insanız ama, Allah, kullarından dilediğine iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmadıkça biz size delil getiremeyiz. İnananlar sadece Allah'a güvensin.'

Diyanet Vakfi

Peygamberleri onlara dediler ki: «(Evet) biz sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat Allah nimetini kullarından dilediğine lütfeder. Allah'ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkân yoktur. Müminler ancak Allah'a dayansınlar.»

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Peygamberleri onlara dediler ki: «(Evet) biz ancak sizin gibi bir insanız, ama Allah kullarından dilediğine nimetini lütfeder. Ve Allah'ın izni olmadıkça bizim size bir delil getirmemize imkan yoktur. Müminler ancak Allah'a dayansınlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Peygamberleri onlara: "Evet biz de ancak sizin gibi bir beşeriz, fakat Allah kullarından dilediğine nimetini lütfeder ve Allah'ın izni olmadıkça size bir mucize ve delil getirmek bizim haddimiz değildir. Ve müminler artık Allah'a dayanıp güvenmelidir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Resulleri onlara: evet, dediler: biz, sizin gibi bir beşerden başka bir şey değiliz ve lakin Allah kullarından dilediğine nı'metini ihsan buyurur ve Allahın izni olmadıkça size bir sülta ve bürhan getirmek bizim haddimiz değildir, ve hep Allaha tevekkül etmelidir onun için mü'minler

Erhan Aktaş

Resulleri onlara dediler ki: "Biz de ancak sizin gibi beşeriz. Ancak Allah, kullarından dilediği kimseye iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmaksızın bizim size bir sultan getirmemiz olacak şey değildir. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler."

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Resulleri onlara dediler ki: "Biz de ancak sizin gibi beşeriz. Ancak Allah, kullarından dilediği kimseye iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmaksızın bizim size bir sultan getirmemiz olacak şey değildir. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler."

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Rasulleri onlara dediler ki: "Biz de ancak sizin gibi insanız. Ancak Allah, kullarından dilediği kimseye ihsanda bulunur. Allah'ın izni olmaksızın bizim size bir sultan getirmemiz olacak şey değildir. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler."

Fizilal-il Kuran

Peygamberleri onlara dediler ki, «Evet biz de sizin gibi birer insanız, fakat Allah dilediği kuluna bağışta bulunur. Allah'ın izni olmadıkça biz size mucize gösteremeyiz. Mü'minler sırf Allah'a dayanmalıdır.

Gültekin Onan

Resulleri onlara dediler ki: "Doğrusu biz sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak Tanrı kullarından dilediğine lütufta bulunur. Tanrı'nın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değil. İnançlılar ancak Tanrı'ya tevekkül etsinler."

Hamdi Döndüren

Elçileri onlara dediler ki: “Elbette biz de ancak sizin gibi bir insanız. Ama Allah, kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah’ın izni olmadan, biz size kanıt getiremeyiz. Mü’minler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar!”

Hasan Basri Çantay

Peygamberleri onlara: "Biz de, demişdi, sizin gibi insandan başka (bir şey) değiliz. Fakat Allah, ni'metini kullarından kimi dilerse ona ihsan eder. Allahın izni olmaksızın bizim size (kaahir) bir hüccet getirmemize imkan yokdur. Mü'minler ancak Allaha güvenib dayanmalıdır".

Hasib Asutay

Peygamberleri onlara dedi ki: '(Evet) biz de sizin gibi bir insandan başkası değiliz, fakat Allah kullarından dilediğine lütfeder. Allah'ın izni olmadan bizim size bir mucize getirmemize imkân yoktur. Müminler sadece Allah'a dayansınlar.

Hayrat Neşriyat

Peygamberleri onlara dediler ki: '(Evet) biz de ancak sizin gibi bir insanız; fakat Allah, kullarından dilediğine lütufta bulunur. Hâlbuki Allah’ın izni olmadıkça, size bir mu'cize getirmemiz, bizim için mümkün değildir. O hâlde mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsin!'

İbni Kesir

Peygamberleri onlara: Biz de sizin gibi birer insanız, ama Allah kullarından dilediğine ihsanda bulunur. Allah'ın izni olmadıkça biz; size delil getiremeyiz. Mü'minler; Allah'a tevekkül etsinler, demişlerdi.

Mehmet Okuyan

Elçileri ise onlara şöyle demişti: “(Evet) biz de ancak sizin gibi bir insanız. Fakat Allah (vahyi) kullarından dilediğine (layık olana) lütfeder. Allah’ın izni olmadan bizim size herhangi bir delil getirmemiz mümkün değildir. Müminler yalnızca Allah’a güvensinler!

Muhammed Esed

Elçileri onlara: "Doğru, biz de sizler gibi sadece ölümlü kimseleriz" diye cevap verdiler, "ama işte Allah nimetini kullarından dilediğine bahşeder. Ayrıca, Allah'ın izni olmadıkça, (görevimiz hakkında) bir delil getirmek bizim harcımız değildir. Bu hususta inananlar yalnızca Allah'a güvenmelidirler.

Mustafa İslamoğlu

Peygamberleri onlara şöyle cevap verdi: "Evet, biz de yalnızca sizin gibi ölümlü birer insanız, ama Allah kullarından dilediği kimseyi de nimetlendirir; üstelik Allah'ın izni olmaksızın size (bu konuda mucizevi) güçte bir belge sunmak da bizim üstümüze vazife değildir. Ne ki yürekten inananlar yalnızca Allah'a güvenip dayanmalıdırlar.

Ömer Nasuhi Bilmen

Peygamberleri onlara dedi ki: «Biz sizin gibi bir beşer olmaktan başka değiliz. Velâkin Allah Teâlâ kullarından dilediği kimseye ihsan eder ve Allah Teâlâ'nın izni olmadıkça bizim size bir hüccet getirmeğe kudretimiz yoktur ve mü'minler artık Allah Teâlâ'ya tevekkül etsinler.»

Ömer Öngüt

Peygamberleri onlara dediler ki: “Biz de sizin gibi birer insanız. Fakat Allah kullarından dilediğine nimetini lütfeder. Allah'ın izni olmadıkça bizim size delil getirmemize imkân yoktur. Müminler ancak Allah'a tevekkül etsinler. ”

Suat Yıldırım

Resulleri onlara: "Evet," dediler. "Biz sizin gibi beşerden başka bir şey değiliz. Fakat Allah peygamberlik nimetini kullarından dilediğine ihsan eder. Allah’ın izni olmadıkça size mûcize göstermemiz mümkün değildir. O halde müminler yalnız Allah’a dayanıp güvenmelidirler."

Süleyman Ateş

Elçileri onlara dediler ki: "Evet biz de sizin gibi insandan başka bir şey değiliz. Fakat Allah, kullarından dilediğine lutfeder. Allah'ın izni olmadan biz size delil getiremeyiz. İnananlar, Allah'a dayansınlar."

Süleymaniye Vakfı

Elçileri onlara dedi ki: "Doğru, biz de tıpkı sizin gibi bir beşeriz. Ama Allah, gerek gördüğü kullarına (elçilik vererek) iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmadan size boyun eğdirecek bir delil / mucize getirmek bizim elimizde değildir. Müminler, yalnız Allah'a güvenip dayansınlar.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Elçileri onlara dedi ki "Doğru, biz de tıpkı sizin gibi bir insanız. Ama Allah, tercih ettiği kuluna iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmadan size boyun eğdirecek bir delil getirmek bizim elimizde değildir. Müminler, yalnız Allah'a güvenip dayansınlar.

Şaban Piriş

Peygamberleri onlara dedi ki: -Biz ancak sizin gibi birer insanız ama, Allah, kullarından dilediğine iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmadıkça biz size delil getiremeyiz. Müminler sadece Allah'a dayansınlar.

Tefhim-ul Kuran

Peygamberleri onlara dedi ki: «Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değil. Mü'minler, ancak Allah'a tevekkül etmelidirler.»

Ümit Şimşek

Peygamberleri onlara dedi ki: 'Biz de sizin gibi birer beşeriz; fakat Allah dilediği kuluna lütufta bulunur. Allah'ın izni olmadan biz size bir delil getiremeyiz. Mü'min olanlar ancak Allah'a tevekkül etsinler.

Yaşar Nuri Öztürk

Resulleri onlara dediler ki: "Biz de sadece sizin gibi birer insanız, fakat Allah, kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmadan bizim size bir kanıt getirmemiz haddimize değil. İnananlar yalnız Allah'a dayanıp güvensinler."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Elçiləri onlara dedilər: “Biz də sizin kimi bir insanıq. Lakin Allah Öz qullarından istədiyinə lütfkarlıq edir. Allahın izni olmadan biz sizə heç bir dəlil gətirə bilmərik. Qoy möminlər ancaq Allaha təvəkkül etsinlər.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Peyğəmbərləri onlara cavab verərək demişdilər: ″(Bəli) biz də sizin kimi adi bir insanıq. Lakin Allah Öz bəndələrindən dilədiyinə neʼmət (peyğəmbərlik) bəxş edər. Allahın izni olmadan biz sizə heç bir dəlil (möʼcüzə) gətirə bilmərik (buna qüdrətimiz çatmaz). Möʼminlər yalnız Allaha təvəkkül etsinlər!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Ihre Gesandten sprachen: ʺWir sind in der Tat Menschen wie ihr, aber Gott gewährt Seine Gnade, wem Er will unter Seinen Dienern. Wir können euch nur einen Autoritätsnachweis bringen, wenn Gott es erlaubt. Die Gläubigen verlassen sich auf Gott allein.

Almanca — Der Edle Quran

Ihre Gesandten sagten zu ihnen: ʺWir sind (zwar) nur menschliche Wesen wie ihr, aber Allah erweist Wohltaten, wem von Seinen Dienern Er will. Es steht uns nicht zu, eine Ermächtigung zu bringen - außer mit der Erlaubnis Allahs. Und auf Allah sollen sich die Gläubigen verlassen.

Almanca — M. A. Rassoul

Ihre Gesandten sagten zu ihnen: ʺWir sind nur Menschen wie ihr, jedoch Allah erweist Gnade wem von Seinen Dienern Er will. Und wir besitzen keine Macht dazu, euch einen Beweis zu bringen, es sei denn mit Allahs Erlaubnis. Und auf Allah sollen die Gläubigen vertrauen.

Almanca — Muhammad Zaidan

Ihre Gesandten sagten ihnen: ”Wir sind bestimmt nur Menschen wie ihr. Doch ALLAH erweist Gnade, wem ER will von Seinen Dienern. Und uns steht es nicht zu, euch eine Bestätigung zu erbringen, es sei denn mit ALLAHs Zustimmung. Und ALLAH gegenüber sollen die Mumin Tawakkul üben.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Their Messengers said to them: "But we are only mortals like you and Allah imparts His grace to those of His worshippers whom He chooses as He will, and it is not for us nor is it within our power to present you with the evidence but with Allah's delegated power and authorization. And in Allah do those whose hearts have been touched with the divine hand put their trust."

Abdul Haleem

Their messengers answered, ‘True, we are only men like you, but God favours whichever of His servants He chooses. We cannot bring you any proof unless God permits it, so let the believers put all their trust in Him-

Abdullah Yusuf Ali

Their messengers said to them: "True, we are human like yourselves, but Allah doth grant His grace to such of his servants as He pleases. It is not for us to bring you an authority except as Allah permits. And on Allah let all men of faith put their trust.

Abul A'la Maududi

Their Messengers told them: "Indeed we are only human beings like yourselves, but Allah bestows His favour on those of His servants whom He wills. It does not lie in our power to produce any authority except by the leave of Allah. It is in Allah that the believers should put their trust.

Aisha Bewley

Their Messengers said to them, ‘We are nothing but human beings like yourselves. But Allah shows favour to any of His slaves He wills. It is not for us to bring you an authority except by Allah’s permission. So let the muminun put their trust in Allah.

Al-Hilali & Khan

Their Messengers said to them: "We are no more than human beings like you, but Allâh bestows His Grace to whom He wills of His slaves. It is not ours to bring you an authority (proof) except by the Permission of Allâh. And in Allâh (Alone) let the believers put their trust.

Ali Quli Qarai

Their apostles said to them, ‘Indeed we are just human beings like yourselves; but Allah favours whomever of His servants that He wishes. We may not bring you an authority except by Allah’s leave, and in Allah let all the faithful put their trust.

Amatul Rahman Omar

Their Messengers (of God) said to them, `It is true we are nothing but human beings like yourselves but Allâh shows (His) favours (by sending revelations and prophethood) to such of His servants as He will. It is not (possible) for us to bring you an authority except by the leave of Allâh. (We put our trust in Him) and in Allâh (alone) should the believers put their trust.

Arthur John Arberry

Their Messengers said to them, 'We are nothing but mortals, like you; but God is gracious unto whomsoever He will of His servants. It is not for us to bring you an authority save by the leave of God; and in God let the believers put all their trust.

Bijan Moeinian

Their prophets replied: "True, we are human beings like you. Do you have any objection if the Lord blesses someone among you and appoint him as His Messenger for you? As for your demand for a miracle, we cannot produce none without the will of the Lord. Know that in God alone the believers put their trust."

E. Henry Palmer

Their apostles said unto them, 'We are only mortals like yourselves; but God is gracious unto whomsoever He will of His servants, and it is not for us to bring you an authority, save by His permission; but upon God do the believers rely!'

Edip-Layth

Their messengers said, "We are but humans like you, but God will bestow His grace upon whom He pleases from His servants. It is not up to us to bring you an authorization except by God's leave. In God those who acknowledge should place their trust"

George Sale

Their apostles replied unto them, we are no other than men like unto you; but God is bountiful unto such of his servants as He pleaseth: And it is not in our power to give you a miraculous demonstration of our mission, unless by the permission of God; in God therfore let the faithful trust.

Hamid S. Aziz

Their Messengers said unto them, "We are only mortals like yourselves; but Allah gives grace unto whomsoever He will of His servants, and it is not for us to bring you an authority, save by His permission. In Allah let believers rely!"

Mahmoud Ghali

Their Messengers said to them, "Decidedly we are nothing except mortals like you; but Allah bestows His Bounty to whomever He decides of His bondmen. And in no way could we come up to you with an all- binding authority except by the permission of Allah, and in (Literally: on) Allah let the believers then put their trust.

Marmaduke Pickthall

Their messengers said unto them: We are but mortals like you, but Allah giveth grace unto whom He will of His slaves. It is not ours to bring you a warrant unless by the permission of Allah. In Allah let believers put their trust!

Mohamed Ahmed - Samira

Their apostles said to them: "Indeed we are men like you, but God bestows His favours on whomsoever He wills among His creatures. It is not in our power to bring a miracle for you without the leave of God. The believers should only place their trust in God.

Muhammad Asad

Their apostles answered them: "True, we are nothing but mortal men like yourselves: but God bestows His favour upon whomever He wills of His servants. Withal, it is not within our power to bring you a proof [of our mission], unless it be by God's leave-and [so] it is in God that all believers must place their trust.

Mustafa Khattab

Their messengers said to them, "We are ˹indeed˺ only humans like you, but Allah favours whoever He chooses of His servants. It is not for us to bring you any proof without Allah’s permission. And in Allah let the believers put their trust.

Progressive Muslims

Their messengers said: "We are but humans like you, but God will bestow His grace upon whom He pleases from His servants. And it is not up to us to bring you proof except by God's leave. And in God the believers should place their trust"

Sahih International

Their messengers said to them, "We are only men like you, but Allah confers favor upon whom He wills of His servants. It has never been for us to bring you evidence except by permission of Allah. And upon Allah let the believers rely.

Sam Gerrans

Their messengers said to them: “We are only mortals, like you; but God gives grace to whom He wills of His servants. And it is not for us to bring you an authority save by the leave of God; and in God let the believers place their trust.

Shabbir Ahmed

Without exception their Messengers said to them, "Yes, we are human beings like you. Allah gives His grace of Revelation to whom He chooses among His servants. We work within the Laws of Allah that preclude the performance of supernatural miracles." (The right way to attain firm belief is reflecting at the Universe, within our own selves, at the accounts of history, and upon these verses. That is the general approach of the Book). "Then you can attain the belief whence you can firmly put your trust in the never changing Laws of Allah."

Syed Vickar Ahamed

Their messengers (from Allah) said to them: "(It is) true, we are human like yourselves, but Allah grants His grace (mercy) to some of His servants whom He pleases. It is not for us to bring you an authority except when Allah permits. And in Allah, let all men of faith have their trust.

Taqi Usmani

Their prophets said to them, "We are no more than a human being like you, but Allah bestows His favour upon whom He wills from among His servants. It is not for us to bring you an authority without Allah’s permission, and in Allah the believers must place their trust.

The Monotheist Group

Their messengers said: "We are indeed human beings like you, but God will bestow His grace upon whom He pleases from His servants. And it is not up to us to bring you proof except with the permission of God. And in God the believers should place their trust"

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Leurs messagers leur dirent: ʺCertes, nous ne sommes que des humains comme vous. Mais Allah favorise qui Il veut parmi Ses serviteurs. Il ne nous appartient de vous apporter quelque preuve, que par la permission dʹAllah. Et cʹest en Allah que les croyants doivent placer leur confiance.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Pêxemberên wan, ji wan re gotin: (Rast e), em bes mirovinên wekî we ne, lê belê Xwedê ji bendeyên xwe kê bivê pêxemberiyê dide wî. (Heçî delîlxwestina we ye, vêca) bi rastî bêyî destûra Xwedê em nikarin çi delîlekê ji we re bînin, nexwe bila bawermend her xwe bispêrin Xwedê.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Hun gezanten zeiden tot hen: ʺWij zijn slechts mensen zoals jullie, maar God bewijst gunsten aan wie van Zijn dienaren Hij wil. En het komt ons niet toe jullie zonder Gods toestemming een machtiging te brengen. Op God moeten de gelovigen hun vertrouwen stellen.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Hunne gezanten antwoordden hun: Wij zijn niets anders dan menschen gelijk gij, maar God is goedertieren voor diegenen zijner dienaren, welke hem behagen; en het ligt niet in onze macht, u een wonderdadig bewijs voor onze zending te geven. Tenzij met het verlof van God; laat dus de godvruchtige op God vertrouwen.

Hollandaca — Siregar

Hun Boodschappers zeiden tot hen: ʺWij zijn slechts mensen als jullie, maar Allah geeft Zijn gunsten aan wie Hij wil van Zijn dienaren. En het is niet aan ons om jullie een bewijs te brengen, tenzij met verlof van Allah. En laten de gelovigen daarom hun vertrouwen stellen op Allah.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

(Услышав это) их посланники сказали им: «(Да, действительно) мы – лишь такие же, как и вы, люди, но однако Аллах одаряет милостью того из Своих рабов, кого пожелает (избирая его Своим посланником). И (никак) нельзя нам (и мы не можем) приводить довод, иначе как только с дозволения Аллаха. И пусть (только) на Аллаха полагаются верующие (во всех своих делах) [твердо надеются на Его помощь и поддержку]!

Rusça — Osmanov

Посланники говорили им: ʺМы - всего лишь люди, как вы. Однако Аллах благоволит к тому из Своих рабов, кому пожелает. Нам не следует приводить вам какие-либо доказательства, кроме как с соизволения Аллаха. Да уповают верующие на Аллаха!

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Sändebuden svarade: ʺJa, vi är bara dödliga människor som ni; men Gud visar den Han vill av Sina tjänare Sin nåd. Och för oss är det inte möjligt att ge er ett bevis (för vårt uppdrag) utan Guds tillåtelse - till Honom skall alla troende sätta sin lit.