- Türkçe anlamı
- Koşanlar / Nefes nefese koşmak
- İsminin kaynağı
- 1. âyetteki "âdiyât" kelimesi
- Hangi cüzde
- 30: Tamamı
Nüzul sırası (araştırmacılara göre değişir) — 14.
وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا
ve l-ǎādiyāti DebHen
(1-6) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا
fe l-mūriyāti ḳadHen
(1-6) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا
fe l-muğīrāti SubHen
(1-6) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
فَاَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا
fe eṧerne bihi neḳ'ǎn
(1-6) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا
fe veseTne bihi cem'ǎn
(1-6) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
اِنَّ الْاِنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ
inne l-insāne li rabbihi le kenūdun
(1-6) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
وَاِنَّهُ عَلٰى ذٰلِكَ لَشَهِيدٌ
ve innehu ǎlā ƶālike le şehīdun
Hiç şüphesiz buna kendisi de şahittir.
وَاِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ
ve innehu li Hubbi l-ḣayri le şedīdun
Hiç şüphesiz o, mal sevgisi sebebiyle çok katıdır.
اَفَلَا يَعْلَمُ اِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ
e fe lā yeǎ'lemu iƶā buǎ'ṧira mā fī l-ḳubūri
(9-11) Acaba o bilmiyor mu ki, kabirlerde bulunanlar çıkarıldığı ve kalplerdeki ortaya konulduğu zaman, işte o gün onların Rabbi kendilerinin her halinden mutlaka haberdardır.
وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ
ve HuSSile mā fī S-Sudūri
(9-11) Acaba o bilmiyor mu ki, kabirlerde bulunanlar çıkarıldığı ve kalplerdeki ortaya konulduğu zaman, işte o gün onların Rabbi kendilerinin her halinden mutlaka haberdardır.
اِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ
inne rabbehum bihim yevmeiƶin le ḣabīrun
(9-11) Acaba o bilmiyor mu ki, kabirlerde bulunanlar çıkarıldığı ve kalplerdeki ortaya konulduğu zaman, işte o gün onların Rabbi kendilerinin her halinden mutlaka haberdardır.