Kadir Suresi 1-5. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ وَمَا اَدْرٰيكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ تَنَزَّلُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ اَمْرٍۛ سَلَامٌ هِيَ حَتّٰى مَطْلَعِ الْفَجْرِ

1.

Şüphesiz, biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik.

Diyanet İşleri

2.

Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin!

3.

Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

4.

Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.

5.

O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

KADİR SÛRESİ

Müfessirlerin çoğuna göre, tamamı Medine’de inmiştir. Mâverdîʹye göre, Mekke’de inmiştir. Tabiînʹden Dahhak’e ve sahabeden İbn Abbas (R. A. )dan yapılan iki rivâyetten birine göre de sûre Medine’de inmiştir. Ali b. Amr el-Âhidî ise, bunun Medine’de ilk inen sûre olduğunu belirtmiş­tir. (el-Câmi’u Li-Ahkâmi’l-Kur’ân: 20/129)

Allâme Zemahşerî’ye göre, Abese Sûresi’nden sonra inmiştir. (Tefsirü’l-Keşşaf: 4/780)

Birinci âyetinde Kur’ân’ın Kadir Gecesi’nde indirildiği konu edilmek­te ve bu kelime sûreye isim olmaktadır.

Âyet sayısı: 5

Kelime »: 30

Harf »: 112 (Lübabu’t-te’vîl: 4/395)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Kur’ân-ı Kerîm’in Kadir Gecesi’nde indirildiği bildiriliyor.

2- O sebeple bu gecenin, içinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan hayırlı olduğuna değiniliyor.

3- Bu gecede, başta Büyük Ruh Melek Cebrâil olmak üzere görevli meleklerin her emirle ineceği haber veriliyor.

4- Aynı zamanda bu gecenin fecir doğuncaya kadar bütünüyle se­lâmet olduğu müjdeleniyor.

MEÂLİ:

1- Şüphesiz ki biz Oʹnu (Kurʹânʹı) Kadir Gecesiʹnde indirdik.

2- Kadir Gecesiʹnin ne olduğunu bilir misin?

3- Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır.

4- O gece melekler ve Ruh, Rablarının izniyle her emir (iş, durum, hüküm ve takdîr) ile inerler.

5- O gece, fecir doğuncaya kadar bir selâmdır.

İLGİLİ HADÎSLER

«Kim inanarak ve karşılığını yalnız Cenâb-ı Hak’tan bekleyerek Kadir Gecesi kalkıp ibâdet ederse, geçmiş günahları (kul hakkı hariç olmak üze­re) bağışlanır. » (Buharî/imân: 25, 27, 28, 35, savm: 6, terâvîh: 1, leyletü’l-kadr: 1- Müslim/müsafirîn: 173, 176- Dâremî/savm: 54- Ebû Dâvud/ramazan : 1- Tirmizi/ savm: 1- Nesâî/kıyamulleyl: 3, siyam: 39, 40- İbn Mâce/ikamet: 173, siyam: 2, 39- Ahmed: 1/191, 195)

«Şüphesiz ben (evimden) çıkıp size Kadir Gecesiʹni haber verecek­tim. Derken iki adamın çekişip sürtüştüğünü gördüm; o sebeple (hangi ge­ce olduğuna dair bilgi) kaldırıldı. Umarım ki bu sizin için hayırlı olur. Artık siz onu Ramazanʹın son on gününde arayın. » (Buharî/leyletü’l-kadr: 4, imân: 36, edeb: 44- Dâremî/savm: 54- Ah­med: 1/259- 5/313, 319)

Hz. Âişe (R. A. ) diyor ki:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Ramazanın son on gününde (Mescide kapanıp) itikâfa girer ve şöyle buyururdu: «Kadir Gecesiʹni Ramazanʹın son on gününde arayın. » (Buharî/leyletü’l-kadr: 3- Müslim/siyam: 219- Tirmizî/savm: 72- Taberânî/itikâf: 10- Ahmed: 6/73, 204)

Ebû Hüreyre (R. A. )den yapılan rivâyete göre, Resûlüllâh (A. S. ) Efen­dimiz şöyle buyurmuştur: «Kadir Gecesi bana gösterildi; derken ev hal­kından bazısı beni uyandırdı. Böylece unutuverdim. Artık siz onu Rama­zan’ın son on gününde arayın. » (Buharî/ezan: 135, itikâf: 9, leyletü’l-kadr: 2- İbn Mâce/siyam: 56)

Ebû Hüreyre (R. A. ), Ebû Saîdʹin (R. A. ) şöyle dediğini rivâyet etmiştir:

«Biz, Resûlüllâh (A. S. ) ile birlikte Ramazanʹın ikinci onunda itikâf et­miş bulunuyorduk. Yirminci günün sabahı olunca nevalemizi naklettik ve Resûlüllâh (A. S. ) yanımıza geldi. O bize şöyle buyurdu: «Kim itikâf et­mek istiyorsa, itikâf ettiği yere dönsün. Bu gece bana (Kadir) gösterildi ve ben de su ile çamur üzerine secde ettiğimi gördüm. » Resûlüllâh (A. S. ) itikâf ettiği yere dönünce gök yağmur hareketi gösterdi ve biz de yağ­murlandık. Muhammedʹi (A. S. ) hak üzere gönderen zata yemin ederim ki gök o günün sonuna kadar bu hareketi gösterdi (yağmur yağdı). Mescid de gölgelik üzerinde bulunuyordu. And olsun ki, Resûlüllahʹın (A. S. ) bur­nunda ve burun ucunda su ve çamur izi bulunduğunu gördüm. » (Buharî/leyletü’l-kadr: 2, itikâf: 9, 13- İbn Mâce/siyam: 56- Ahmed: 3/60)

Abdullah b. Üneys (veya Enis) (R. A. ) anlatıyor:

«Benî Seleme mescidinde bulunuyordum ki, orada bulunanların yaşça en küçüğü idim. Onlar birara şöyle dediler: «Aranızdan kim, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹden Kadir Gecesiʹni sorar? » O gün Ramazanʹın 21. gü­nünün sabahı idi. Ben de oradan çıktım ve (bir süre sonra) Resûlüllâh (A. S. ) ile karşılaştım. Ona dedim ki: «Ya Resûlellah! Benî Selemeʹden bir grup adam beni size gönderdiler de sizden Kadir Gecesi’ni sormamı is­tediler. » Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) bana sordu:

- Ramazandan kaç gece oldu?

- Yirmi iki gece, dedim.

- İşte Kadir Gecesi bu gecedir, buyurdu. Sonra döndü ve şunu ilâ­ve etti: Veya bundan sonraki gecedir.

Şüphesiz Resûlüllâh (A. S. ) bu son sözüyle yirmiüçüncü geceyi kasdediyordu. (Ebû Dâvud/ramazan: 2- Ahmed: 1/3)

Ashab-ı Kirâm’ın çoğu bu rivâyeti benimsemiş ve İmam Şâfiî de buna meyletmiştir. (Lübabu’t-te’vîl: 4/396)

Buharîʹnin yaptığı rivâyette, İbn Abbasʹın (R. A. ) şöyle dediği nakle­dilmiştir:

«Kadir Gecesiʹni Ramazanʹın yirmidördünde arayın!. » (Buharî/leyletü’l-kadr: 3)

«Kadir Gecesiʹni son on günün tek gecelerinde arayın! » (Buharî/leyletü’l-kadr: 3/40- Müslim/siyam: 219- Tirmizî/savm: 72- Taberânî/itikâf: 10- Ahmed: 6/56, 73, 204)

Ashab-ı Kirâmʹdan Ubey b. Kâbʹa göre, Kadir Gecesi Ramazanʹın yirmi yedinci gecesine rastlar. » (Lübabu’t-te’vîl: 4/396)

Muâviye’den yapılan rivâyete göre, adı geçen şöyle demiştir:

«Peygamber (A. S. )dan Kadir Gecesi hakkında soruldu. Cevap olarak şöyle buyurdu: «O, yirmiyedinci gecedir. » (Ebû Dâvud/ramazan: 4, 5)

İbn Mesʹûd (R. A. ) diyor ki:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bize şöyle buyurdu: «Kadir Gecesiʹni Ramazanʹın yirmiyedi, yirmibir ve yirmiüçüncü gecelerinde arayın! » (Ebû Dâvud/ramazan: 4)

Ebû Bekir (R. A. ) diyor ki:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin şöyle buyurduğunu işittim: «Kadir Ge­cesiʹni Ramazanʹın son on gününde arayın! » Ayrıca şöyle buyurdu: «Onu dokuz veya yedi veya beş veya üç gün kala arayın veya ayın sonunda arayın. » (Buharî/leyletü’l-kadr: 2, 3, itikâf: 1, 9, tâbir: 3- Ahmed: 1/231, 259, 279, 360)

İbn Abbas (R. A. ), Resûlüllahʹın (A. S. ) şöyle buyurduğunu haber ver­miştir:

«Kadir Gecesi (son) on gündedir: Yedi gün geçe veya yedi gün kala.. » (Müsned-i Ahmed: 1/281)

Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın son on gününün gecelerinden birinde olduğu ağırlık kazanmıştır. Özellikle Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in bu son on günü itikâfta bulunmak suretiyle değerlendirmesi bu rivâyeti daha da kuvvetlendirmektedir. Nitekim Hz. Âişe (R. A. ) diyor ki: «Ramazan’ın son on günü girince Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz kalkıp geceyi ihyâ eder ve ev halkını uyandırır; böylece tam bir ciddiyetle ibâdete yönelir ve (bu­nun için) kemerini sıkardı. » (Buharî/leyletü’l-kadr: 5- Ahmed: 1/132, 6/67, 68, 146)

Yine Hz. Âişe (R. A. ) diyor ki:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Ramazanʹın son on gününde itikâfta bu­lunurdu ve bunu vefat edinceye kadar aksatmadan sürdürdü. Ondan son­ra zevceleri (her yıl Ramazanʹın son on gününü) itikâfla geçirmeğe baş­ladılar. » (Müsned-i Ahmed: 5/172)

Buna benzer bir rivâyet de İbn Ömer (R. A. )dan yapılmıştır.

KADİR GECESİ DUÂ VE İBÂDETLE İHYÂ EDİLİR

Bu hususta Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’le Onun ashabının örnek ha­reketleri ve aşkla yaptıkları ibâdetler, tavsiye ettikleri duâlar bizim için en güzel ihyâ tablosunu içermektedir. Şüphesiz duâ ve ibâdetin en uy­gun ve en faydalısı, Resûlüllah’ın (A. S. ) tavsiye buyurduğu ve bilfiil ye­rine getirdikleridir. İbâdet denilince, ilk akla gelen namazdır. Zira nama­zın bir benzeri yoktur. O bakımdan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz sözü edi­len son on günün gecelerinde de bu ibâdete ağırlık vermiştir.

Duâya gelince, her ne kadar namaz baştan sonuna kadar birçok duâları yansıtmaktaysa da, onun dışında birtakım duâ ve niyazlarda bulun­manın sayılmayacak kadar faydaları vardır. Nitekim sahîh rivâyete gö­re: Hz. Âişe Vâlidemizʹin Kadir Gecesi’ne kavuştuğu takdirde nasıl duâ edeceğini Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’den sorması bu konuda bize ışık tutmaktadır. Resûlüllâh (A. S. ), Hz. Âişe’nin (R. A. ) bu sorusunu şöyle ce­vaplamıştır: «De ki: Allahım! Şüphesiz sen affedensin, affetmeyi seversin; beni de affet! » (Tirmizî/daâvat: 84- İbn Mâce/duâ: 5- Ahmed: 1/419, 438- 6/171, 182, 183, 208, 258)

Rivâyetlerin tamamını dikkate aldığımızda, Kadir Gecesiʹnin Rama­zan’ın son on gününün gecelerinde gizli tutulduğunu anlarız. Bunun se­bebi ne olabilir? İlim adamlarımızın çoğu bu soruyu şöyle cevaplamış­tır: «Cenâb-ı Hak, feyiz, rahmet, selâmet ve bağışlanma dolu bu mü­barek geceyi Ramazan ayında gizleyerek bu ayın bütün gecelerinin, hiç değilse son on gününün gecelerinin ihyâ edilmesini murad etmiştir. Na­sıl ki duâ ve dileklerin kabul saatini cuma gününde; Salât-i Vüstâʹyı beş vakit namaz arasında; İsm-i-A’zam’ını, yani en yüce, en büyük ismini dok­san dokuz ismi arasında; kendi hoşnutluğunu taât ve ibâdetler arasında gizleyip daha çok ibâdet ve taâtle meşgul olmamızı dilemişse..

Bunu biraz daha açıklayacak olursak, şöyle diyebiliriz:

a) Cuma gününü daha çok duâ, niyaz ve sair ibâdetle geçirmemiz için onda duâ ve dileklerin kabul anını,

b) Namaza özen göstermemiz ve her vakit namazının üstün rahmet ve gufrana vesîle olacağını hesaba katmamız için beş vakit namaz arasın­da «Salât-i Vüsta»yı,

c) Duâ ve isteklerimizde İlâhî isim ve sıfatları sık sık anmamız ve en tesirli olan Yüce İsmine rastlamamız için doksan dokuz ismi arasına İsm-i A’zam’ını,

d) Bütün ibâdet ve taâtlere rağbet etmemiz için ibâdet ve taâtler arasına rızasını,

e) Her türlü günah ve kötülükten kaçınmamız için günah ve kötülük­ler Orasına gazabını ve hışmını,

f) Kulluk görevimizi aksatmayıp düzenli ve lâyık olduğu şekilde ye­rine getirmemiz için kıyâmetin kopuş saatini gizli tutmuştur.

KADİR GECESİNİN ALÂMETLERİ

İlim adamları bu konuyla ilgili rivâyetleri dikkate alarak Kadir Gecesi’nin birtakım alâmetlerini tesbit edip belirlemişlerdir. Şöyle ki:

1- O gece daha çok rahmet anlamında yağmur yağar,

2- O gecenin sabahı havada bulut, sis ve benzeri şey olmaz; güneş net ve pırıl pırıl ışıldar.

3) O geceyi ibâdetle geçirenlerin kalbinde ferahlık ve yatışkanlık his­sedilir.

4) O geceyi ihyâ eden mü’minlerin mal ve ömürlerinde feyiz ve bere­ket alâmeti görülür.

Şüphesiz bu alâmetlerin hepsinin birarada aynen gerçekleşmesi söz konusu değildir. Ama bunlardan bir kısmının ortaya çıkması bile o gece hakkında bir ipucu olmaya kâfi gelir. Allah daha iyisini bilir.

KUR’ÂN-I KERÎM LAFZIYLA MANASIYLA İLÂHÎDİR

«Şüphesiz ki biz Onu (Kur’ân’ı) Kadir Ge­cesinde indirdik. »

«İnzal» fiilinin sonundaki zamirin Kur’ânʹa râciʹ olduğu kesindir. Zira Bakara Sûresi 185. âyette: «O Ramazan ayı ki, içinde Kur’ân, insanlara doğru yolu gösterici ve doğru yolun; hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden ayı­rıcı belgeleri olarak indirildi.. » konusu işlenerek Kur’ân’ın Ramazan ayında indirildiği bildiriliyor. Kadir Sûresi’nde ise bu inzal olayının Kadir gece­sinde gerçekleştiği açıklanıyor. Diğer yandan Duhân Sûresiʹnin baş kıs­mında: «Hâ-Mîm. Açık ve açıklayıcı olan Kitab’a and olsun ki, biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik.. » buyurularak, bununla Kadir gecesi’ne işâret ediliyor.

Aynı zamanda bu sûrenin Alâk Sûresi’nden sonra yer alması, zamirin Kur’ân’la ilgili bulunduğunu kuvvetlendiriyor.

«Şüphesiz Kurʹân’ı biz indirdik» meâlindeki âyet, ayrıca üç önemli konuyu açıklığa kavuşturmaya yönelik bir anlatım gücü taşımaktadır:

1- Kur’ân insan eseri değildir.

2- Kur’ân lâfzıyla, mânasıyla Allahʹtan indirilmedir; içine insan sö­zü karıştırılmamıştır.

3- Kur’ânʹdaki mevcut tertip ve düzenleme bütün incelik ve hik­metiyle İlâhîdir.

O bakımdan Kur’ân’da hâkim olan İlâhî üslûp, insan uslûbundan ke­sinlikle ayrılmaktadır. O kadar ki, Resûlüllâh A. S. ) Efendimiz’in hadîsle­rinde hâkim olan üslûpla da bir benzerlik bulunmamaktadır.

Kur’ân’a insan sözü karışmış olsaydı, birtakım tutarsızlıkların yer al­ması kaçınılmaz olur ve nüzûlünden bir süre sonra İlâhî olmadığı ortaya çıkar ve o sebeple diğer kitaplar gibi rafa kaldırılırdı. Oysa üzerinden onbeş asra yakın bir zaman geçmesine rağmen taşıdığı hükümler, ana fikirler ve temel bilgiler çağların önünde seyretmekte ve ilim adamlarına ışık tutmaya devam etmektedir.

Kur’ân iniş sırasına göre değil, Melek Cebrâil’in beyânı üzerine ter­tiplenip düzenlenmiştir. O bakımdan sûreler arasında tamamlayıcı, açık­layıcı anlamda kopmaz bağlar mevcuttur. Tefsîr-i Mevzuʹî’nin yararını id­dia edip aynı konuyla ilgili âyetleri biraraya getirmek suretiyle ona yeni bir tertip verenler, sözü edilen bağları koparmakta ve böylece ilâhî tertibi boz­maktadırlar. Kanaatimce böyle bir tefsîr yolunu seçmek çok sakıncalı­dır. Selef-i sâlihîn bu sakıncayı dikkate alarak İlâhî tertibe dokunmadan Kur’ân’ı yine Kur’ân’la tefsîr etme yolunu seçmişlerdir.

Kadir Gecesi’nde Kur’ânʹın ilk âyetleri mi, yoksa tamamı mı inmiştir?

Âyet ve hadîslerin açık delâletinden anlıyoruz ki, Kadir Gecesi, Ra­mazan ayında gizli tutulmuştur. Aynı zamanda bu gece, çok mübarek bir gecedir. Ancak Kur’ân’ın tamamı mı, yoksa ilk inen âyetleri mi sözünü ettiğimiz gecede inmiştir? Müfessirlerin çoğu bu konuda iki yorum ortaya koymuştur:

1- Kur’ân’ın tamamı, Levh-i Mahfuz’dan Dünya Semâsı’ndaki Beytülizzet’e indirilmiş ve sonra günün şartlarına, olayların seyrine ve duyu­lan ihtiyaca göre oradan da 23 yıllık bir süre içinde parça parça Resû­lüllah’ın (A. S. ) nezih kalbine ilka edilmiştir.

2- Şaʹbî’ye göre, Kur’ân’ın indirilmesine ilk olarak Kadir Gecesiʹnde başlanılmıştır.. Bu görüş, ilk inen âyetlerin Kadir Gecesi’ne rastladığını, yani Alâk Sûresiʹnin ilk beş âyetinin bu gecede indiğini göstermektedir. Ancak Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e Hıra Dağı’nda indirilen bu âyetlerin geceleyin gerçekleştiğini isbât eden sağlam bir delil ve belge tesbit et­mek mümkün değildir. O bakımdan birinci yorumun daha isabetli olduğu söylenebilir.

Zaman parçasının mübarek sayılması, şüphesiz içinde cereyan eden olaydan kaynaklanır. O bakımdan Kadir Gecesi’nin mübarekliği de içinde meydana gelen şu iki olayla ilgili bulunuyor: Biri, Kur’ân-ı Kerîmʹin o gece indirilmesi; diğeri o gecede ilâhî hüküm ve takdirlerin yer alması ve va­zifeli meleklere tevdi’ edilmesidir.

«KADİR» İSMİNDEN NELER KASDEDİLMİŞTİR?

Kadr: «Bedr» kalıbında olup sözlükte miktar, meblâğ, güç, takat gibi mânalara delâlet eder. Çoğulu «akdar»dır. Dal harfinin üstünüyle telaffuz edilen «kader» ise, takdîr manâsınadır. «Kaderallahu zâlike» denilin­ce, takdîr ve taksim-i rızık anlamına, «Allah o rızkı (veya eceli) takdir ve taksim etti» demektir.

«Kadr»in bununla beraber bir yandan da zenginlik, genişlik, birtakım imkânlara sahiplik mânasına da geldiği vakidir.

Böylece «kadr» ve «kader»: Kaza, hüküm, takdîr ve taksim mâna­larına gelmektedir ki bu, daha çok Cenâb-ı Hakk’ın hazırladığı zuhurat­taki hüküm ve kazası demektir ve terîm olarak şu mânada kullanıldığı yaygındır: Ezelden ebede dek câri olan ahval ve şuunatın meydana gel­mesindeki suret üzere mevcudatın aynında -âdetullah üzere- vukua gelen hükm-ü küllî-i İlâhîdir:

Bu tarifin dışında başka tarifte bulunan ilim adamları ise, kader ile kaza arasında fark bulunduğuna değinerek her biri için şöyle bir tanımda bulunmuşlardır:

Kader: Cenâb-ı Hakk’ın, umuru (olacak olayları), henüz meydana gelmeden ezelî ilmiyle tesbit ve takdir etmesidir.

Kaza: Cenâb-ı Hakk’ın tesbit ve takdir ettiğini -vakti ve saati gelince- infaz ile yokluktan fiil alanına çıkarmasıdır.

Birinci ve ikinci tarif çerçevesinde «bedr» kalıbında olan ve âyette yer alan «kadr» ismi, olaylar, hükümler, rızıklar ve ecellerin takdirine ve taksimine yönelik bir anlam taşımaktadır. Öyle ki, Kadir Gecesi’nden bir sonraki Kadir Gecesi’ne kadar ezelde ilâhî takdîr tablosunda yer alan olay­lar ve tesbitler görevli kılınan meleklere bildirilmekte ve ilâhî proğramlanmaya göre fiilî alanda gerçekleşmesi hükmedilmektedir.

Bu konuda ünlü ilim adamı Hüseyin b. Fazl’a şöyle bir soru tevcîh edi­liyor:

- Cenâb-ı Hak gökleri ve yeri yaratmadan önce mekadiri takdîr et­memiş midir?

O da cevap olarak tasdîk anlamında şöyle diyor:

- Evet, öyledir (yani takdîr etmiş bulunuyor).

Bunun üzerine soru sâhibi tekrar soruyor:

- O halde «Kadir Gecesi»nin anlamı nedir?

Adı geçen ilim adamı onun bu sorusuna şu nefis cevabı veriyor:

- Mânası şudur: Takdîr edilenleri vakti, saati gelince sevketmek ve takdîr edilen kazayı tenfîzde bulunmaktır.

Bazı ilim adamlarına göre ise, bu geceye «kadr» denilmesinin sebe­bi: Bu gecenin diğer gecelere karşı azamet ve üstünlük arzetmesidir. Nite­kim «falân adamın hükümdarın yanında kadri vardır» denilince, onun de­ğeri, şerefi, izzet ve itibarı vardır demektir.

Ayrıca bu gecede işlenen sâlih amellerin Allah yanında ayrı bir yeri ve değeri, fazîlet ve sevabı söz konusu olduğundan ona «Kadr» ismi ve­rilmiştir.

Diğer bir yoruma göre, Kadir Gecesi’nde yeryüzü meleklerle dolup daraldığından dolayı ona bu ismin verilmesi takdîr edilmiştir.

KADİR GECESİʹNİN BİN AYDAN HAYIRLI OLMASI

Bu hususta başta İmam Mâlik olmak üzere birçok ilim adamı, sağ­lam dayanağı ve sahîh senedi tesbit edilemiyen birkaç olayı -faziletine uygun görüldüğüne binaen- rivâyet etmişlerdir. Bence en uygun olan yo­rumu şöyle belirtmekte bir sakınca yoktur: Kadir Gecesi’nde İlâhî hoş­nutluk doğrultusunda işlenen sâlih amellerin Allah yanındaki değer ve se­vâbı, içinde Kadir Gecesi bulunmayan bin ayda işlenen sâlih amellerden daha hayırlı ve daha sevaplıdır.

Nitekim Müfessir İbn Cerîr Taberî, Câmi’ul-beyân adlı tefsîrinde bu yoruma öncelik vererek şöyle bir sıralamada bulunmuştur:

a) Kadir Gecesi’nde İlâhî rızaya uygun işlenen ibâdet, diğer gecelerde işlenen ibâdetten bin ay nisbetinde daha hayırlıdır.

b) Tabiîn’den Mücâhid’e göre: Kadir Gecesiʹndeki amel, oruç ve na­maz bin ayda işlenen amelden daha hayırlıdır.

c) Amr b. Kays el-Melâîʹye göre: Kadir Gecesiʹndeki ihyayla ilgili ameller bin aydaki amellerden hayırlıdır.

d) Yine Tabiîn’den Mücâhidʹden yapılan bir başka rivâyete göre: İsrâil oğullarından, geceyi ibâdetle, gündüzü Allah yolunda cihadla geçi­ren bir mü’min, bu güzel hâlini bin ay sürdürmüştü. Bunun üzerine Ce­nâb-ı Hak, Kadir Gecesiʹnin ihyâ edilmesinin o bin aydan daha hayırlı olacağını belirterek bu sûreyi indirmiştir.

e) Rivâyete göre, İsa b. Mazin, Hasan b. Aliʹye şöyle tarizde bulun­muştur: «Ey mü’minlerin yüzkarası! Şu Ebû Süfyân oğlu Muâviye deni­len adama yönelip beyʹât ettin.. »

Bunun üzerine Hz. Hasan (R. A. ) ona şu cevabı vermiştir:

- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz rüyasında Emevîlerin ardarda halîfe olup kendi minberine bir bir yükseldiklerini görmüş ve bu hal ona ağır ge­lip sıkıntı vermişti. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak «İnnâ aʹtaynake el-kevsere.. » sûresi ile «İnnâ enzelnahü.. » sûrelerini indirmiştir. (Ancak Emevîlerin 661-750 arası iktidarda kaldığına bakılırsa, 89 yıl hilâ­fet makamını işgal ettikleri; bin âyin ise yaklaşık 83 yıla tekabül ettiği «görülür. O bakımdan naklettiğimiz rivâyetin sahîh ve sâlih olduğu pek söylenemez.) Böylece Emevî sal­tanatının bin ay süreceğine işârette bulunulduğu söz konusudur. (İbn Cerîr/Câmi’ul-beyân: 30/167- Tefsîrü’l-Kurtubî: 20/132)

Diğer bir yoruma göre: Âyette yer alan «bin ay», tahdîdi değildir; çokluk ifâde etmeğe yönelik bir anlatım tarzıdır. Nitekim Kur’ân’da Ya­hudilerin dünyaya olan hırs ve tutkuları tasvîr edilirken şu cümleye yer verildiğini görüyoruz: «Onlardan (her) biri bin yıl yaşamak ister.. » (Bilgi için bak: Tefsirü’l-Merâğî: 30/209)

Bazısına göre ise, «bin ay» ile zamanın, önemli Sayılacak uzun bir süresi yani dünyanın ömrünün tamamı kasdedilmiştir. Nitekim Araplar arasında bu tarz anlatım şekline rastlamak mümkündür. Ancak bu yo­ruma pek itibar edilmemiştir.

BEŞER İLMİ MEKADİR-İ İLÂHİYEYİ İDRAK EDEMEZ

Âyette «Kadir Gecesiʹnin ne olduğunu bilir misin? » cümlesine yer ve­rildiğini görüyoruz. Bu tarz anlatım Kur’ân-ı Kerîm’de tam onüç yerde anıl­maktadır. Amaç, daha çok bildirilen olay veya hükmün azametine ve beşer ilminin onu tesbite yeterli olmadığına; aynı zamanda insan aklının o gibi fizikötesi olay ve hükümlere yalnız başına erişemiyeceğine işârette bulun­maktır. Özellikle İlâhî mekadir ve hükümlerle ilgili bir tablo söz konusu olunca, insan aklı ve ilmi çok cılız ve yetersiz kalır. «Kadir Gecesi»nin ne olduğunu Hz. Peygamber’in (A. S. ) bile kendiliğinden bilemiyeceği belirti­lince, âyetteki anlatım tarzından nasıl yüksek ve azametli bir olay veya habere kapı açıldığı zihinlere hemen akseder ve dikkati bir anda o yöne çekip toplar.

MELEKLERİN VE RUHʹUN İNMESİ

Şüphesiz böylesine mübarek bir gecede melekler ancak rahmet ve bereketle iner. Özellikle Büyük Ruh Melek Cebrâîl, İlâhî gufran, rahmet ve inâyeti o geceyi ihyâ edenlerin üzerine yağmur misali yağdırmak ve o insanların malına, canına, evine ve işine bereket havası estirmek üzere iner. O bakımdan «Kadir Gecesi»nde yeryüzü İlâhî rahmet nefhasıyla do­lar. Gönül kapısını açık tutanlar o nefhayı fecir doğuncaya kadar kalp ve ruhlarına sindirirler. İşte Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in: «Kim inanarak, karşılığını yalnız Allah’tan bekleyerek Kadir Gecesiʹni ihya ederse, geçmiş günahları (kul hakkı hâriç) bağışlanır» buyurması, bu rahmet ve bereketi müjdelemeye yönelik bulunuyor.

Cebrâîl ve diğer görevli meleklerin takdîr edilen her emirle inmesine gelince: Duhân Sûresi’nde bu olay şöyle açıklanmaktadır: «O gece her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayrılır, ayırt edilir.. » Yani ezelde bilinip hazırlandığı gibi her olay, her hüküm her ecel ve rızık belli bir proğrama göre meleklere verilir.

Böylece Cenâb-ı Hak kâinatın çok hassas bir saat gibi çalışmakta olduğuna, gelişigüzel, plânsız, proğramsız hiçbir hükme ve takdire yer ve­rilmediğine ve her hükmün ve olayın yerine getirilmesinde görevli melek­lerin bulunduğuna işârette bulunuyor.

Nitekim Râʹd Sûresi 8. âyetle bu husus şöyle açıklanmaktadır: «Her şey O’nun yanında belli bir ölçüye göredir. »

«Ruh»tan maksat, Melek Cebrâîl olduğunda ekserin görüş birliği var­dır. Zira Kur’ân’ı Kerîm’in dokuz yerinde bu büyük melek «Ruh» olarak anılmakta; bazan «Ruhu’l-Kudüs», bazan «Ruhuʹl-Emîn», bazan da sadece «Ruh» denilmektedir. (Bilgi için bak: Bakara Sûresi: 87, 253- Mâide Sûresi: 110- Nahl Sû­resi: 2, 102- Ğâfir Sûresi: 15 - Meâric Sûresi: 4- Nebe’ Sûresi: 38)

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ise, ondan fazla hadîslerinde «Ruhu’l-Ku­düs» ismini kullanmıştır. (Bilgi için bak: Buharî/salât: 68, bed-i halk: 6, edeb: 91-Müslim/fezâil-i sahabe: 151, 153- Nesâî/mesacid: 24- Ahmed: 5/227- Taberâni/edeb: 70)

BU GECE HEP SELÂMET VE BEREKETTİR

Meleklerin rahmet ve bereketle yeryüzüne inerek mü’minlere hayır ve selâmetle dokunması; ayrıca Melek Cebrâil’in İlâhî rahmet ve gufran müjdesiyle inip açık kalplere bunun mânevî ışığını yansıtması ve Kur’ân’ın inmesine zaman parçası olarak belirlenip ayrılması, şüphesiz ki Ka­dir Gecesi’nin her yanıyla ve anıyla hayır, bereket ve selâmet olduğu­nun açık delilidir. Bu bereket ve selâmet fecir doğuncaya kadar sürer de nasibini alma isti’dadı taşıyanlar ve bu idrake erişenler alır.

İmân ve kalp yatışkanlığı düzeyinde bu gecenin ihyâ çizgisine gelme­sini bilenler bir anda kendilerini İlâhî rahmet, gufran, bereket ve selâ­met atmosferinde bulurlar, feyiz ve rahmet saçan meleklerle biraraya gelme bahtiyarlığına kavuşurlar. Nitekim Hz. Âişe (R. A. )dan yapılan rivâ­yete göre, şöyle demiştir: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹe dedim ki: «Ya Resûlellah! Kadir Gecesi olduğunu bilip idrâk edersem ne diyeyim? » Re­sûlüllâh (A. S. ) ona şöyle buyurmuştur: «Ya Âişe! (O anı idrâk edersen) şöyle duâ et: Allahım! şüphesiz sen affedici ve kerîmsin; affetmeyi se­versin; beni de affet. » (Tirmizî/daâvat: 84- İbn Mâce/duâ: 5- Ahmed: 1/419, 438, - 6/171, 182, 183, 208, 258)

Yine Hz. Âişe (R. A, ) diyor ki:

«Ramazan’ın son on günü girince Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz geceyi ihyâ eder, ev halkını uyandırır ve hep birlikte (ibâdet ve taât için) entari­lerinin kemerini sıkmaya özen gösterirlerdi. » (Buharî/leyletü’l-kadr: 5- Ahmed: 1/132- Müslim/itikâf: 7- Ebû Dâ­vud/ramazan: 1- Nesâî/kıyamulleyl: 17- İbn Mâce/siyam: 57)

Müslim’in yaptığı rivâyete göre, Hz. Âişe (R. A. ) şöyle demiştir:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Ramazan’ın son on gününü (ihya için), başka günlerde (o derece) göstermediği üstün gayreti gösterirdi. Onun bu hali vefat edinceye kadar devam etti. » (Müslim/itikâf: 8- İbn Mâce/siyâm: 57- Ahmed: 5/40)

Yine Hz. Âişe (R. A. ) diyor ki:

«Peygamber (A. S. ) Efendimiz, Ramazan’ın son on gününde itikâf ederdi. Bunu vefat edinceye kadar (her yıl) sürdürdü. » (Müslim/itikâf: 1- Ahmed: 5/172- Buharî/itikâf: 1)

RUHEN ARINMA

Kadir Gecesi bütün kutsallık, bereket, rahmet ve gufran havasıyla Allah’a dosdoğru imân edenlerin ruhen arınmasına, vicdanen gelişmesine ve kalp yatışkanlığına erişmesine vesiledir. Nitekim Cenâb-ı Hak bu ve ben­zeri vesîleye dikkat çekerek Kur’ân’ın iki yerinde şöyle buyurmaktadır:

«Ey imân edenler! Allahʹtan korkup (kötülüklerden, İlâhî sının aş­maktan) sakının. O’na yakın olmak için vesîle arayın ve O’nun yolunda cihâd edin. Ola ki korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza kavuşursunuz. » (Mâide Sûresi: 35)

Allah yolunda hâlis bir niyetle cihâd nasıl güzel bir vesîleyse, Kadir Gecesi’ni şanına lâyık anlamda ihyâ etmek de ayrı ve çok güzel vesile­dir. Bu fırsatları kaçırmak ise, ileride durmadan hayıflanmaya, derin bir pişmanlığa sebep olur.

«İşte onların yalvarıp durduklarından Rablerine hangisi daha yakın­sa, onunla (yaklaşmak için) vesîle ararlar; Oʹnun rahmetini umarlar, azâ­bından korkarlar. Çünkü gerçekten Rabbinin azâbı korkulup sakınılmaya elverir. » (Nisâ Sûresi: 57)

Böylece İlâhî rıza gözetilerek yapılan duâlardan ve ibâdetlerden her biri Cenâb-ı Hakk’a yakın olmaya vesiledir. Kadir Gecesi ise, duâ ve ibâ­detler, rahmet ve bereketler, gufran ve inâyetler havasına girilerek kulun Rabbına daha çok yaklaşmasına vesîle teşkil eder.

Bu Sûreʹnin tefsirini bize müyesser kılan Rabbımıza hamd ederken, yaşadığımız sürece bizi Kadir Gecesi’nin feyiz ve bereketinden, tecelli edecek rahmet ve gufranından nasibini alan şuurlu kullarından eylemesini niyaz ediyor ve bu mübarek geceyi bize daha geniş anlamda açıklayıp ibâdet ve taâtiyle bize en güzel örnekler veren, kalıcı misaller bırakan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e salât-ü selâmlar sunuyoruz.

İki sûre arasındaki münasebet:

Kadir Sûresiʹyle Beyyine Sûresi arasında mana ve muhteva, gaye ve murad bakımından sıkı bir münasebet ve kopmaz bağ mevcuttur. Şöyle ki: İnsanlara Cenâb-ı Hakk’ın rahmet sesini yansıtan Kur’ân-ı Kerîm’in Kadir Gecesi’nde indirilmesi, bir yandan da Kitap Ehlini saplandıkları yan­lış akideden, taassup ve katı tutumdan kurtarmaya yönelik bir anlam ta­şımakta ve böylece son kitaba ve son peygambere imân ile yönelmelerin­de mutlak anlamda rahmet ve necat bulunduğu dolaylı şekilde anlatılmak­tadır.

O bakımdan Beyyine Sûresi’yle bu konu detaylı biçimde işlenmekte ve İlâhî muradın ne yanda olduğu açıklanmaktadır.