Fecr Suresi 1-5. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَالْفَجْرِ وَلَيَالٍ عَشْرٍ وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ وَالَّيْلِ اِذَا يَسْرِ هَلْ فِي ذٰلِكَ قَسَمٌ لِذِي حِجْرٍ

1.

Tan yerinin ağarmasına andolsun,

Diyanet İşleri

2.

On geceye andolsun,

3.

Çifte ve teke andolsun,

4.

Geçip giden geceye andolsun (ki, müşrikler azaba uğrayacaklardır).

5.

Şüphesiz bunlarda, akıl sahibi bir kimse için üzerine yemin edilmeye değer bir özellik vardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

FECİR SÛRESİ

Sûrenin tamamı Mekke’de inmiştir.

Birinci âyete -önemine binaen- «Fecir vakti»ne yemin edilerek baş­lanmış ve bu aynı zamanda sûreye isim olmuştur.

Âyet sayısı: 30

Kelime »: 139

Harf »: 597 (Lübabu’t-te’vîl: 4/374)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- İnkârcıları uyarmak, müʹminleri sâlih amellerde daha başarılı ol­maya dâvet etmek için dört önemli şeye yemin ediliyor.

2- Tarihte Hakk’ı red ve inkâr eden azgın zorbaların sonunun ne olduğuna dikkat çekilerek hem Mekke müşrikleri, hem de her çağda ya­şayan inkârcı nankörler uyarılıyor.

3- İnsanoğlunun nankörlüğü konu edilerek imânın tadını ruhuyla, vicdanıyla tadamayan ve o yüzden kararsızlık içinde bocalayan münafık­lar üzerinde duruluyor.

4- Bu karakterde olanların daha çok dört fena huyu, çirkin tutu­mu açıklanıyor.

5- Kıyâmet olayından ve âhiret gününden söz edilerek yönlendirici safhalar sıralanıyor.

6- Âhiret gününde inkârcıların, dönek nifakçıların pişmanlık duya­caklarına atıfta bulunuluyor.

7- Âhiret gününde İlâhî adâlet gereği verilecek azâbın, kişilerin ni­yet, inanç ve ameline göre olacağına işâret ediliyor.

8- İmân düzeyinde gönül yatışkanlığına ermiş mü’minlerin rıza mer­tebesine nâil olacakları müjdesi verilerek öylece ruhlarının alınacağı bil­diriliyor.

MEÂLİ:

1- Fecir vaktine,

2- Zilhicceʹnin ilk on gününün gecesine,

3- Çift’e ve tekʹe,

4- Gelip geçtiği vakit geceye and olsun.

5- Şüphesiz ki bunda akıl ve sağduyu sâhipleri için (kayda değer) bir and vardır elbette.

İLGİLİ HADÎSLER

Ebû Sâlihʹin Câbir (R. A. )den yaptığı rivâyete göre:

- Muâz (R. A. ) namaz kıldırırken bir adam da gelip ona uydu. Der­ken Muâz (R. A. ) namazı uzattı. Adam da ona uymayı bıraktı ve Mescidʹin bir tarafına çekilerek o namazı kendi başına kıldı. Onun böyle yaptığını öğrenen Muâz (R. A. ): «O münafıktır» dedi ve gelip durumu Resûlüllahʹa (A. S. ) arz etti. Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) o genç adamı çağırdı ve cemaati neden bıraktığını sordu. Adam şu cevabı verdi: «Ya Resûlellah! Gelip ona uydum ve cemaatle namaz kılmaya başladım; ama o, namazı uzattı da uzattı. Ben de ona uymaktan vazgeçtim ve Mescidʹin bir köşe­sinde yalnız başıma kılıp devemin yemini verdim. »

Bu olaya üzülen Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle buyurdu:

«Ya Muâz! Sen fitneci misin? Neden (SEBBİH İSME RABBİKEʹL-A’LÂ), (VE’Ş-ŞEMSİ VE DUHÂHA), (VE’L-FECRİ VE’LLEYLİ İZÂ YEĞŞA) sûrele­rini okumuyorsun? » (Müsned-i Ahmed: 3/327)

İbn Abbas (R. A. ) dan merfuân yapılan rivâyette, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

«Sâlih amelle ilgili hiçbir gün, Allah yanında şu günler (Zilhicceʹnin ilk on günün)den daha sevimli değildir. » Bunun üzerine denildi ki:

- Ya Resûlellah! Allah yolunda cihâd da mı?

Efendimiz cevap verdi:

- Evet, Allah yolunda cihâd da.. Ancak canıyla, malıyla cihada çık­tıktan sonra bunlardan hiçbiriyle dönmeyen kişinin (ameli) müstesnâ.. (Tirmizî/tefsîr : 89- Ahmed: 4/437, 438, 442)

Câbir (R. A. )den yapılan rivâyete göre, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

«Şüphesiz ki on gün, Zilhicceʹnin on günüdür. Tek gün Arefe günü­dür. Çift gün ise bayram günüdür. » (Nesâî - İbn Cerîr - İbn Ebî Hâtim - İbn Kesîr: 4/505)

BEŞ ÖNEMLİ OLAYA YEMİN EDİLMESİ

«Fecir vaktine, zilhicceʹnin ilk on gününün gecesine, çift’e ve tek’e, gelip geçtiği vakit geceye and olsun.. »

Cenâb-ı Hak bu âyetlerle, beş şey ile yemin ederken insanlara şu mesajı vermektedir: Olayların tekerrürüyle tarih de tekerrür eder. Âd, Semûd kavimlerinin ve İlâhlık iddiasıyla ortaya çıkan Firʹavnʹın akıbeti or­tada. Siz ey yaşayan kavim ve milletler, sözü edilen kavimlerin yolunda yürür, Hakk’a baş kaldırmak suretiyle inkâr ve azgınlıkta, ahlâksızlık ve rezîlette belli kerteye gelecek olursanız, İlâhî hüküm iner de hem dün­yanız, hem de âhiretiniz karanlığa gömülür.

Böylece insan aklını harekete geçirmek, duygularını berraklaştırmak, düşüncesini Hakk’a çevirmek üzere zaman kavramıyla içiçe olan beş önemli olay üzerinde durulmaktadır. Zira Kurʹân’da nerede Cenâb-ı Hak bir şeye, bir olaya yemin etmekle konuya başlarsa, mutlaka onda düşün­dürücü, yönlendirici ve doğruya götürücü, akla ışık tutucu bir anlam ve hikmet söz konusudur.

Fecir:

Şüphesiz ki her gün, «fecr»in doğmasıyla, yani tan yerinin ağarma­sıyla yeni bir gün başlar. Böylece bu olay beraberinde dört gerçeği yansıtır:

1- Dünya kendi ekseni etrafında batıdan doğuya doğru belli bir hız­la dönmektedir.

2- Aynı zamanda dünya güneşin etrafında da belli bir yörüngede elips çizerek hareket etmektedir.

3- Hergün fecrin doğmasıyla yeni bir gün ve yeni bir hayat başlar.

4- Kurulu sistem belirlenmiş plân ve proğrama göre bir saniye şaşmadan insana hizmet vermeye devam eder.

İşte her gün tan yerinin ağarması yüksek, sınırsız bir kudretin var­lığının delili ve özelliğini, tazeliğini kaybetmeyen açık belgesi değil midir?

Ayrıca Ashab-ı Kirâm ve Tabiîn’den ilim adamlarının «fecir» kavramı üzerinde az farklı yorumları olmuştur. Onları özetle şöyle sıralayabiliriz:

a) Hz. Ali (R. A. ), İbn Zübeyr (R. A. ) ve İbn Abbas’a (R. A. ) göre: Her gün karanlığın açılıp sabahın ilk beyazlığının belirmesidir.

b) Katade’ye göre: Muharrem ayının ilk gününün ilk aydınlığıdır. Zi­ra o gün karanlık yarılıp yeni yıla girilmiş olur. Ayrıca sabah namazı da kasdedilmiş olabilir.

c) Ataʹın İbn Abbas (R. A. )dan yaptığı bir başka rivâyete göre: Bay­ram gününün ilk aydınlığıdır. Çünkü Cenâb-ı Hak hiçbir gün için bir önce, bir de sonra olmak üzere iki gece belirlememiştir. Ancak «Arefe Günü»ne bu özelliği tanımıştır. Öyle ki, kim Arefe gününün bitmesiyle başlayan vak­feye ulaşırsa hacce ulaşmış olur ve bu süre fecir doğuncaya kadar devam eder. Nitekim Tabiîn’den Mücâhid de aynı görüştedir.

d) İkrime’ye göre: Müzdelife’de sabahın yatay olarak ilk aydınlığıdır.

e) Müfessir Muhammed b. Kâb el-Kurezî’ye göre: Zilhiccenin son on gününün fecrine işârettir.

Leyâlin Aşrin:

Biz bunu «Zilhicce’nin ilk onu günüdür» diye tercüme ettikse de, ilim adamlarının farklı yorumları söz konusudur. Şöyle ki:

a) İbn Abbasʹa (R. A. ) göre: Zilhicceʹnin ilk on günüdür.

b) Mesrûk’a göre: Cenâb-ı Hakk’ın Musa (A. S. ) kıssasında andığı 10 gündür. (Bilgi için bak: A’raf Sûresi: 142. âyetin tefsîri)

c) Ebû Zübeyr’in Câbir (R. A. )den yaptığı rivâyete göre: Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bunu, bayramın birinci günü dahil Zilhicce’nin ilk on gü­nüdür diye açıklamıştır.

d) Dahhak’e göre: Ramazan’ın son on günüdür.

e) Taberî’ye göre: Muharrem’in ilk on günüdür ki onuncu gün «Âşûre» oluyor.

Ancak birinci yorum ağırlık kazanmıştır. Zira hac farizasını yerine ge­tirmek isteyen mü’minlerin kutsal topraklarda bu on gün içinde mahşerden bir tablo oluşturması ve kalplerin, dertlerin, hedeflerin tek kalp, tek dert ve tek hedef haline gelerek Kâbe ile birleşmesi büyük bir olaydır ki Allah’ın insanlardan yana razı olup seçtiği İslâm Dininin kardeşlik, birlik ve dirlik dini olduğunu isbatlamaktadır. Aynı zamanda haber-i vâhid olarak bir de hadîs rivâyet edilmiştir.

Şefi’ ve Vetr (Çift ve Tek):

Bu iki kavram üzerinde de farklı rivâyetler ve yorumlar olmuştur. Şöy­le ki:

a) İmrân b. Husayn’a göre: Çift ve tek rekʹatli olan namazlardır.

b) Câbir b. Abdillah’a (R. A. ) göre: «Vetr», Arafe Günü’dür; «Şefiʹ» ise, bayram günüdür. Nitekim İbn Abbas ve İkrime’nin de yorumu bu an­lamdadır. Nuhas bu rivâyeti uygun görmüştür. Çünkü Arafe Günü Zilhic­ceʹnin dokuzuncu gününe tesadüf ediyor ki bu tek rakamdır. Bayram gü­nü ise, onuncu gününe rastlıyor ki bu da çift rakamdır.

c) Mücahid’e göre: Şefiʹ, arafe ile bayram günüdür. Vetr ise, yal­nız bayramın birinci günüdür.

d) İbn Abbas (R. A. )dan yapılan bir diğer rivâyete göre: Şefi’, Ce­nâb-ı Hakk’ın çift çift olarak yarattığı şeylerdir. Vetr ise, Allahʹa işâret­tir. Çünkü O, birdir, eşi, ortağı, dengi ve benzeri yoktur.

Ashab-ı Kirâm’dan Ebû Saîd el-Hudrî, Tabiînʹden Muhammed b. Sirîn, Mesrûk, Ebû Salih ve Katade de aynı görüştedirler. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

«Şüphesiz Allahʹın 99 ismi vardır. Allah tektir ve teki sever. » (Buharî/daâvat: 69- Müslim/zikir: 5, 6- Ebû Dâvud/vitir: 1- Tirmizî/vi­tir: 2- Nesâî/kıyamu’lleyl: 27- İbn Mâce/ikamet: 114- Dâremî/salât: 209- Ah­med: 1/100, 110, 143, 144, 148, 2/109, 155, 258, 267, 277, 290, 314, 491)

e) İbn Abbas (R. A. )dan yapılan bir başka rivâyete göre: Şefiʹ, sabah namazıdır; Vetr ise, akşam namazıdır. Zira birincisi çift, İkincisi tek rek’atlidir.

f) Dahhak’e göre: Şefi’, zilhiccenin on günüdür; Vetr ise, Minâ’daki üç gündür.

g) el-Hasanʹa göre: Bu iki isimden maksat, rakamlardır. Zira rakam ya tek veya çifttir.

Gelip geçen gece:

Bu cümle üzerinde de durulmuş ve farklı yorumlar yapılmıştır:

a) «Yesri»den maksat, «yüsrâ»dır, yani gecenin bir bölümünde yürü­mek, yolculuk yapmaktır.

b) Katade ve Ebû Âliye’ye göre: Gelip yönelen gece demektir.

c) İkrime’ye göre: Sadece Müzdelife gecesi söz konusudur. Zira hac menasikinin önemli vakitlerinden biri de Müzdelife’ye uğramak ve Meş’ârü’l-Haram’da duâ ve niyazda bulunmaktır. Nitekim Kelbî, Mücâhid ve Muhammed b. Kâ’b el-Kurezî de aynı yorumu benimsemişlerdir.

d) Kadir Gecesi’dir. İlâhî rahmetin bolca tecelli vakti olduğundan o geceye yemin edilmiştir.

e) Bütün geceler söz konusudur ki, bu yorum ağırlık kazanmıştır.

İbn Kesîr ve Yakub «yesrî»yi (ya) harfinin isbatıyla okumuşlar ve cezmedilmediğini belirtmişlerdir. Nâfiʹ ve Ebû Amr ise, bunu vasi halinde (ya) nın isbatıyla okumuşlar; vakf halinde ise hazfetmişlerdir.

Li-zî hicr:

Bu terkibi, «akıl ve sağduyu sâhibi» şeklinde tercüme etmiş bulunu­yoruz ki bu yorum ağırlık kazanmıştır. Ancak ilim adamlarının buna farklı manâlar verdiklerini de görüyoruz. Şöyle ki:

a) Ebû Mâlikʹe göre: İnsanlardan setr sâhibi, yani kendi kusurlarını ve başkasının günah ve kusurlarını gizli tutan kimse demektir.

b) el-Hasan’a göre: Hilm ve güzel ahlâk sâhibi, yumuşak tabiatlı kim­se demektir.

c) el-Ferraʹ diyor ki: «Bu yorum ve görüşlerin hepsi bir maksatta bir­leşir ve hepsi aynı manâyı yansıtır. Kendine hâkim olan, nefsini kötülüğe yönelmekten alıkoyan kimse hem aklını kullanan, hem de güzel ahlâkın, güzel huyun gereğini yapan kişidir. »

Böylece önemine binaen yemin edilmeğe değer görülen beş olay, akıl, idrâk ve irfan sâhibi için düşündürücü, düşünce ufkunu açıcı, uyarıcı ve hakka yaklaştırıcı bir anlam taşımaktadır.

Cümlenin başında bulunan (hel) edatı, Mukatilʹe göre: teʹkîd ve tah­kîk manasına gelen (inne) takdirindedir. Biz de bu yoruma göre âyetin çevirisini yapmış bulunuyoruz.

Diğer bir yoruma göre: (hel) edatı takriri anlamda istifham mânası­nadır; yani «akıl ve sağduyu sâhibi için bu bir yemin değil midir? Elbet­teki yemindir» mânası ortaya çıkıyor.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, beş önemli olaya yemin edilerek, Cenâb-ı Hakk’ın azap hükmünün hangi topluluk, kavim ve millet hakkında indiğine ve ine­ceğine dikkat çekildi ve azıp sapıtan toplum ve milletlerin izledikleri teh­likeli yoldan dönüş yapmaları istendi. Böylece İlâhî rahmetin ezeli sesi kalp ve kafalara aksettirildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Hakk’a karşı gelip aklını, idrâkini doğru yolda kul­lanmayan azgın ve zâlim üç kavmin ne sebeple yok edildikleri konu edi­lerek misal veriliyor. Böylece Cenâb-ı Hakkʹa karşı gelmenin, O’nu red ve inkâr etmenin, koyduğu hayat nizamına uymamanın hiçbir kavim ve mil­lete rahmet havası estirmediğine, hiçbir toplumun yüzünü güldürmediğine işâret ediliyor. Aynı zamanda başta Mekkeli müşrikler olmak üzere her çağda ortaya çıkan zâlim inkârcılar, ahlâksız azgınlar uyarılıyor.