MURSELÂT SÛRESİ
Hasan, İkrime, Atâ’ ve Câbir’e göre, sûrenin tamamı Mekke’de inmiştir. İbn Abbas (R. A. ) ile Katadeʹye göre, 48. âyet dışında tamamı Mekke’de, sözü edilen âyet ise Medineʹde inmiştir.
İbn Mes’ud (R. A. ) diyor ki: «Ve’l-Murselât Sûresi cin gecesinde indi ki biz o gece Resûlüllâh (A. S. ) ile beraber bulunuyorduk. » (Tefsîr-i Kurtubî: 19/153)
Buharî ise, Aʹmeş tarikiyle İbn Mesʹudʹdan yaptığı rivâyette, adı geçenin şöyle dediğini nakletmiştir: «Biz bir ara Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizle birlikte Minâ mağarasında bulunuyorduk; derken ve’l-Murselât Sûresi indi. Resûlüllâh bu sûreyi okumaya başlayınca ben onu Onun ağzından işitip telakki ettim ki mübarek ağzı bu sûreyle ıslak bulunuyordu. Tam o sırada üzerimize bir yılan atıldı. Peygamber (A. S. ) «Onu öldürünüz! » diye emretti. Biz öldürmeye teşebbüs edince yılan sıvışıp gitti. Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ): «O sizin şerrinizden korundu, siz de onun şerrinden korundunuz» buyurdu. (Buharî/sayd: 7, bed’-i halk: 16, tefsîr: 77- Ahmed: 1/377)
Mâlikʹin Zührî’den, onun da İbn Abbas (R. A. )dan yaptığı rivâyete göre: İbn Abbas (R. A. ) Murselât Sûresini okuyordu. Annesi Ümmu’l-fazl fazlasiyle duygulandı ve şöyle dedi: «Oğulcağızım! Bu kıraatinle bana, Resûlüllahʹın (A. S. ) Akşam namazında aynı sûreyi okumasını hatırlattın. Benim Resûlüllah’tan (A. S. ) en son işittiğim bu oldu.. » (İbn Kesîr: 4/458)
Âyet sayısı: 50
Kelime »: 180
Harf »: 816 (Lübabu’t-te’vîl: 4/343)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden, mü’mini münafıktan ayırt edip belirleyen Kıyâmet Gününün mutlaka gelmekte olduğu haber veriliyor.
2- Kâfirlere, daha önceki azgın inkârcılar hakkında uygulanan hükmün uygulanacağı ve sünnetullahın şaşmadan tecelli edeceği tehdîd anlamında bildiriliyor.
3- İlâhî nîmetlere karşı nankörlüğe devam eden münafıklar hem uyarılıyor, hem de kınanıyor.
4- Kâfirlere hazırlanan azâbın şiddeti ve o günün dehşetinden çocukların bile yaşlılar gibi olacağına dikkat çekiliyor.
5- Cenâb-ı Hak’tan korkup kötülüklerden sakınanlara ve ibâdetlerini dosdoğru yerine getiren mü’minlere hazırlanan ebedî nîmetler müjdeleniyor. Sonra da insanın yaratılışı; yeryüzü ve dağların meydana getirilişi konu edilerek Cenâb-ı Hakk’ın büyüklüğü ve kudretinin yüceliği, sınırsızlığı çok duyarlı bir anlatımla işleniyor.
MEÂLİ:
1- Ardarda gönderilen rüzgârlara, (rüzgârlar misâli Allah yolunda peşpeşe akıp giden akıncılara; ardarda inen Allah sözlerine),
2- Vazifeye (gönül verip) rüzgâr gibi koşanlara,
3- (Allahʹın dinini) yaydıkça yayanlara,
4- (Hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden) ayırt ettikçe edenlere,
5-7- Kötülüğü temizlemek, yanlış yoldakileri uyarmak üzere (veya hak üzere olanlarda özür duygusunu doğurmak, batıl üzere olanları inzar için) vahiy (veya öğüt) getirip (Peygamberin kalbine) sunanlara and olsun ki, size va’dolunan elbette meydana gelecektir.
8- Yıldızların ışığı giderilip silindiği zaman,
9- Gök açılıp yarıldığı zaman,
10- Dağlar yerinden kopup savrulduğu zaman,
11- Peygamberler (belli bir günün) belirlenmiş vaktinde (şâhitlik için) biraraya getirildiği zaman...
12- Bunlar hangi gün için geciktirildiler?
13-14- (Doğru ile eğrinin, hak ile bâtılın) birbirinden ayrılıp hükme bağlanacağı gün için (geciktirildiler). O ayrım günü nedir bilir misin?
15- (Hakkʹı) yalanlayanların o gün vay hâline!
16- Önce gelip geçenleri yok etmedik mi?
17- Sonra arkalarından gelenleri onların peşine takıp katacağız.
18- İşte suçlu günahkârlara böyle yaparız.
19- (Hakk’ı) yalanlıyanların o gün vay hâline!.
VAADEDİLEN KIYÂMET MUTLAKA GERÇEKLEŞECEKTİR
«Ardarda gönderilen rüzgarlara, (rüzgârlar misali Allah yolunda peşpeşe akıp giden akıncılara; ardarda inen Allah sözlerine), vazifeye (gönül verip) rüzgâr gibi koşanlara, (Allahʹın dinini) yaydıkça yayanlara.. »
İnsan hayatının disiplin altına alınmasında, nefsin azgınlıklarının durdurulmasında, sorumluluk duygusunun hâkim kılınmasında, şer ve kötülüklerin önüne geçilmesinde «Kıyâmet» ve «Âhiret» kavramlarının ve bu kavramlara olan inancın yeri ve önemi hiçbir çağda ve hiçbir toplum yapısında inkâr edilemez. Aynı zamanda dünyaya getirilişimizin hikmeti de budur.
O bakımdan Allah böylesine çok önemli olayın mutlâka gerçekleşeceğini bildirirken kayda değer beş şeye yemin etmektedir:
1- Murselât
2- Âsifat
3- Nâşirat
4- Fârikat
5- Mülkıyât..
Birincisi:
a) Mesrûk’a göre: İyilik ve insan için peşpeşe gönderilen melekler.
b) Ardarda, atın yelesi gibi bir dizi halinde estirilip gönderilen rüzgârlar.
c) Emir, nehiy (ilâhî buyruklar), vahiy ve birtakım durumlarda ardarda gönderilen melekler. Bu, Ebû Hüreyre (R. A. ), Mukatil, Ebû Salih ve Kelbî’ye göredir.
d) Lâ ilâhe illâllah ile gönderilen ve birbirini izleyen peygamberler.
e) Mu’cizelerle gönderilen ve te’yîd edilen resûller.
f) Birbirini peşpeşe izleyen bulutlar.
İkincisi:
a) Yağmurun müjdecisi olup çer-çöp sürükleyip getiren rüzgârlar.
Bu, İbn Mes’ûd’a (R. A. ) göredir.
b) İlâhî emre ve kanunlara bağlı kalarak rüzgârları estiren melekler.
c) İnkârcı azgınların canlarını helâk edercesine sürükleyip götüren görevli ecel melekleri.
d) Vazifeye (gönül verip) rüzgâr gibi koşan mü’minler, mücahitler.
Üçüncüsü:
a) Bulutları sevk ve idâre edip etrafa yayan, yayıp da yaygınlaştıran melekler.
Bu, İbn Mesʹud (R. A. ) ile Mücahid’e göredir.
b) Yeryüzü bitkilerini yeniden diriltip harekete geçirerek yaygınlaştıran yağmurlar.
c) Allah’ın kitaplarını neşreden melekler veya melek tabiatlı âlimler.
Bu, Süddîʹye göredir.
d) İnsanların amel defterlerini neşreden görevli melekler.
Bu, Dahhak’e göredir.
e) Kıyâmetin kopmasından sonra kendilerine ait bedenlerine girmek üzere salıverilip gönderilen ruhlar.
Dördüncüsü:
a) Hak ile bâtılı, doğru ile eğriyi ayırt ederek inen melekler.
Bu İbn Abbas (R. A. ), Mücâhid ve Dahhak’e göredir.
b) Rızıkları ve ecelleri ayırıp herkesin çalışma ve azmine göre ayarlamakla görevli melekler.
Beşincisi:
a) Kitap ve sahifeleri peygamberlerin kalplerine ilka eden melekler veya yalnız Cibril el-Emîn.
b) Ümmetlerine, onları kötülükten kurtarıp yanlış yoldan uzak tutmak için İlâhî buyrukları aralıksız teblîğ eden resûller.
Diğer yorumlar:
Murselât: Rüzgâr misali Allah yolunda peşpeşe hizmet edenler; düşmana karşı ardarda giden akıncılar.
Âsifat: Allah’ın dinini, gökteki melekler misali yeryüzüne yaydıkça yayan mücahidler.
Nâşirat: Amel defterlerini düzenli şekilde neşreden melekler misali, faydalı bilgileri taşıyıp kitap yazarak neşredenler.
Fârikat: İman temeli üzerinde geniş bilgi sahibi olup melekler misali hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden, iyiyi kötüden, sevâbı günahtan, helâlı haramdan ayırt eden takvâ sahipleri.
Mülkıyât: İlâhî buyrukları insanların kalp ve dimağına atmaya çalışan melek misali mürşidler.
KIYÂMETİN BAZI SAFHALARI
«Yıldızların ışığı giderilip silindiği zaman; gök açılıp yarıldığı zaman.. »
Kıyâmet’in mutlâka kopacağını, beşer hayatının devamı için çok önemli beş şeye yemin ederek bildiren Cenâb-ı Hak, arkasından kıyâmet olayının dört korkunç safhasını ayrı bir anlatımla açıklayarak inkârcıları uyarıyor; imân edenleri çok dikkatli olmaya dâvet ediyor:
1- Yıldızların ışığı giderilip silindiği zaman..
Bu olay, fezadaki güneşlerin yörüngelerinden çıkıp dağılmasıyla onlardan ışık almakta olan yıldızların kararıp kalacağına işârettir. Şüphesiz böyle bir ortamda fezadaki bütün cisimler sistemleriyle bozulacak ve kâinat düzeni alt-üst olacaktır.
2- Gök açılıp yarıldığı zaman..
Bu olay, kâinatın mevcut düzeninin bozulacağına, sistemlerin birbirine karışacağına ve böylece müthiş çarpışma ve patlamaların meydana geleceğine, fezanın kesîf bir duman veya gazla dolacağına, gül rengi misali eriyip akacağına ve bu akıl almaz manzara karşısında göğün yer yer yarılma görünümünün ortaya çıkacağına işârettir.
3- Dağlar yerinden kopup sarsıldığı zaman..
Bu olay, yerkürenin de alt-üst olup yörüngesinden çıkacağına ve o sebeple müthiş sarsıntılarla dağların tuz-buz olup dağılacağına işârettir.
4- Peygamberler (belli bir günün) belirlenmiş vaktinde (şâhitlik için) biraraya getirildiği zaman..
Bu olay, her peygamberin kendi ümmeti lehinde veya aleyhinde şâhitlikte bulunmak üzere hepsinin biraraya getirilerek ilâhî soruya muhatab olacaklarına işârettir.
Hesap verme, şehadette bulunma, mükâfat ve cezâ hepsi de o güne geciktirilmiştir. Çünkü dünya teklîf doğrultusunda iş, amel, ibâdet, taât ve sorumluluk yüklenme dönemidir. Âhiret ise, bunların karşılığının en âcil şekilde verileceği gündür. Öyle ki o gün doğru eğriden, hak bâtıldan, mü’min münafık ve kâfirden ayırt edilip kesin sonuca bağlanır. Yalancı döneklerin ipliği pazara çıkarılır. Hiçbir şey gizli, kapalı kalmaz. Hüküm yalnız Allah’ındır.
GEÇMİŞTEN İBRET VE ÖĞÜT ALMAK GEREKİR
«Hakkı yalanlayanların o gün vay hâline! Önce gelip geçenleri yok etmedik mi?. »
Geçmişi, cereyan eden olayları, milletlerin yükseliş ve alçalışın; kavimlerin yok edilerek belirsiz hale getirilmesini sebep ve illetleriyle araştırıp öğrenmeyen ve yetişmekte olan genç kuşaklara tarih felsefesini yeterince hazmettiremiyen; kısacası geçmişten ders ve ibret almayan milletler geleceklerini aydınlığa kavuşturamazlar.
Küfür ve azgınlığın, ahlâksızlık ve iffetsizliğin hiçbir millete ve aileye hayır, rahmet ve mutluluk getirmediğini bilmeyenler, göremiyenler kendilerini böyle bir bataklıktan koruyup kurtaramazlar.
16-19. âyetlerle bu gerçek doğrultusunda uyarılar yapılarak hakkı inkârdan ve bu inkârdan kaynaklanan ahlâksızlık ve haksızlıktan kaçınmanın lüzumu belirtilerek uyarı yapılıyor.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, kıyâmet olayının mutlaka gerçekleşeceği, beş önemli olaya yemin edilerek haber verildi. Sonra da kıyâmette cereyan edecek olan dört korkunç olaya dikkat çekilerek uyarılar yapıldı. Hakkı yalanlayan inkârcı sapıkların yıkılış ve yok ediliş sebepleri üzerinde ciddiyetle durulmasına atıf yapılarak yol gösterildi.
Aşağıdaki âyetlerle, insanın hakîr, bayağı bir sıvıdan yaratıldığı ve ana rahminde nasıl geliştirilip tekâmül safhalarından geçirildiği, İlâhî kudretin yüceliğine delil gösteriliyor.