Müddessir Suresi 1-7. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَاأَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ قُمْ فَاَنْذِرْ وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُ وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ

1.

Ey örtünüp bürünen (Peygamber!)

Diyanet İşleri

2.

Kalk da uyar.

3.

Rabbini yücelt.

4.

Nefsini arındır.

5.

Şirkten uzak dur.

6.

İyiliği, daha fazlasını bekleyerek (bir kazanç elde etmek için) yapma.

7.

Rabbinin rızasına ermek için sabret.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

M Ü D D E S S İ R SÛRESİ

Müfessir Kurtubî’ye göre, tamamı; Lübatuʹt-te’vîl sâhibine göre, so­nundaki bir âyeti dışında tamamı Mekke’de inmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 19/59- Lübabu’t-te’vîl: 4/326)

Birinci âyetinde, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in peygamberliğinin ilk yıllarında inen vahyin ruhu üzerindeki tesirinden söz ediliyor. Şöyle ki: Bazan örtüye veya elbisesine bürünüp kendini bu yüce emaneti lâyıkıyla taşımaya alıştırmayı arzulardı. Bir süre vahiy kesildikten sonra bir gün Resûlüllâh (A. S. ) Hıra tepesiyle Mekke arasında yürürken lâhutî bir ses işitiyor. Başını göğe doğru kaldırdığında, Hıraʹda kendisine gelen meleğin gökle yer arasında bir kürsi üzerinde oturduğunu görüyor ve bu kudsî havanın tesiri altında kalıp hemen evine dönüyor: «Beni örtünüz, beni ör­tünüz» diyor. Böylece Hz. Hatice (R. A. ) bir örtü veya O’na ait bir elbi­seyle Resûlüllah’ı (A. S. ) örtüyor. İşte bu olaya ve mânaya delâlet eden sıfat, aynı zamanda sûreye isim oluyor.

Âyet sayısı: 56

Kelime »: 255

Harf » : 1010 (Lübabu’t-te’vîl: 4/326)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Düzenli harekete geçiş ve teblîğ görevini yerine getirme zama­nının geldiği açıklanıyor.

2- Kıyâmetin kopmasını sağlayacak olan Sûrʹa üfürülmesi konu edi­liyor.

3- Mal ve servetin inkârcı sapıklardan çoğunu büsbütün şımartıp onları tuğyan ve isyâna ittiği belirtiliyor.

4- Kur’ân’a sihir, Hz. Peygamber’e (A. S. ) sihirbaz, büyücü diyecek kadar ileri gidildiğine dikkat çekiliyor.

5- Cehennem üzerinde 19 bekçinin görev yaptığı bildiriliyor.

6- Âhirette cereyan edecek bazı önemli safhalara -öğüt alınsın diye- yer veriliyor.

7- Kâfirlerin âhiret günündeki perişanlığı ve ürkek halleri nefis bir benzetme ile tasvîr edilerek gözler önüne seriliyor.

8- Âhirete imân etmenin insanı yönlendiren ve disiplin havası için­de tutan en sağlam öğüt ve kıstas olduğu çok duyarlı bir anlatımla işle­niyor.

Sûreyle ilgili hadîsler ve rivâyetler:

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin fetret-i vahiy (vahyin bir süre kesilme ola­yın)dan söz ederken şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:

«Bîr ara yolda yürürken gökten bir ses duydum. Başımı kaldırdı­ğımda, ilk defa Hıraʹda bana gelen meleği, gökle yer arasında bir kürsi üzerinde oturuyor gördüm. Bunun üzerine bana bir ürperti geldi korktum ve (eve dönüp) «Beni örtün, beni örtün! » dedim. Onlar da beni örttüler. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak: «Ya eyyuhe’l-müddessirü.. » âyetini indirdi. Bu olaydan sonra vahiy inmeye başladı. » (Buharî/tefsîr: 96, bed’i-vahiy: 3, 7- Tirmizî/tefsîr: 74- Ahmed: 3/325, 377)

Yahya diyor ki: «Ebû Seleme’den, Kur’ân’da ilk inen sûrenin hangisi olduğunu sordum. O bana: «Ya eyyühe’l-müddessiru»dur diye cevap ver­di. Ben ona: «İkra’ Sûresi değil mi? » diye hatırlatmada bulundum. O şöy­le dedi: «Ben aynı şeyi Câbir (R. A. )dan sorduğumda o da bana, «ilk inen Müddessir Sûresidir» dedi. Ben ona: «İkra’ Sûresi değil mi? » diye sordu­ğumda, o bana şöyle dedi: «Ben size, Resûlüllah’ın (A. S. ) bize haber ve­rip anlattığını haber vereyim. Efendimiz buyurdu ki: «Hıraʹda bir ay kal­dım. Süreyi tamamlayınca dağdan indim ve Batn-i vâdiye geldiğimde ses­lenildim. Önüme, arkama, sağıma ve soluma baktım bir kimse göreme­dim. Sonra tekrar seslenildim ve bu defa başımı kaldırdığımda Cibrilʹi boş­lukta bir taht üzerinde oturmuş halde gördüm. O sebeple beni şiddetli bir titreme tuttu ve Hatice’ye gittim: «Beni örtünüz, beni örtünüz! » de­dim. Onlar da beni örtüp üzerime su döktüler. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, Ya Eyyuhe’l-müddessirü Sûresini indirdi. » (Buharî tefsîr: 74, 96- Müslim/imân: 255, 257- Tirmizî/tefsîr: 47- Ah­med: 3/306)

İlk inen âyet veya sûrenin Müddessir olduğu hakkındaki bu rivâyet, Cumhur tarafından pek sıhhatli kabul edilmemiş ve ilk inen âyet ve sûrenin «İkra» olduğunda ittifak hâsıl olmuştur. Nitekim bu konuyla ilgili Hz. Âişe hadîsi her bakımdan daha sıhhatli kabul edilmiştir. Müddessir Sû­resi ise, fetret-i vahiy’den sonra inmiştir. Bunun aksine vârid olan rivâ­yetler zayıftır, güvenilir değildir.

Bu konuda Hz. Âişe (R. A. )dan yapılan rivâyet şöyledir:

- Hâris b. Hişâm (R. A. ) gelip Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹden sordu:

- Ya Resûlellah! Sana vahiy nasıl gelmektedir?

Resûlüllâh (A. S. ) ona şu cevabı verdi:

- Bazan bana çıngırak sesi gibi gelir ki, bana en ağır geleni de bu­dur. O hal benden ayrılınca meleğin bana söylediğini iyi bellemiş olurum. Bazan da melek bana bir insan sûretine girerek gelir; benimle konuşur. Ben de onun söylediğini iyice bellerim.

Hz. Âişe (R. A. ) devamla diyor ki:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizi çok soğuk bir günde kendisine vahiy indiği bir sırada gördüm: O hal kendisinden geçince şakaklarından şapır şapır ter aktığına şâhit oldum. » (Buharî/bed’i-vahiy: 2)

Sonra Hz. Âişe (R. A. ) vahyin ilk başlangıcını anlatırken ilk inen âyet ve sûrenin «İkra» sûresi olduğunu ve bunun Hıra dağındaki mağarada cereyan ettiğini nakleder. (Bilgi için bak: Buharî/bed’-i vahiy: 3)

İLK İNEN SÛRE VEYA ÂYET

Az yukarıda kısaca belirttiğimiz gibi, ilim adamları, müfessirler ve hadîsçiler bu hususta farklı tesbit, dayanak ve yorumlar ortaya koymuşlar­dır:

a) Hz. Câbir (R. A. ) hadîsiyle İstidlâl edenlere göre: Kur’ân’dan ilk inen, Müddessir Sûresidir.

b) Hz. Âişe (R. A. )dan yapılan «Vahyin başlangıcı»yla ilgili rivâyeti esas kabul edip onunla İstidlâl edenlere göre: İlk inen sûre «İkra» yani «Alâk Sûresi»dir.

Böylece yapılan ciddi araştırma ve rivâyetleri değerlendirme netice­sinde İkincilerin İstidlâl ettiği rivâyet daha sahîh ve güvenilirdir. Birinci­lerin ise, zayıftır. Zira Müddessir Sûresiʹnin fetret-i vahiy’den sonra indiği kesinlik kazanmıştır.

Bu konuda Buharî’nin Bed’-i Vahiy: 3, 4. hadîslerine bir göz atmak yeterli sayılır.

MEÂLİ:

1- Ey örtüye (veya elbisesine) bürünüp örtünen!

2- Kalk da (yanlış yolda olanları) uyar.

3- Rabbinin büyüklüğünü an.

4- Elbiseni temiz tutmaya devam et.

5- Murdar şeyleri de terke devam et.

6- Malını, daha fazlası verilsin diye verme!

7- Rabbin için sabret.

İNİŞ SEBEBİ

Ebû Seleme’nin Câbir (R. A. )dan yaptığı rivâyete göre: Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle buyurmuştur: «Bir ay Hıra’da kaldım. Sürem dolun­ca dağdan indim ve Batn-i vâdi’ye geldiğimde bana seslenildi. Bunun üze­rine önüme, arkama, sağıma ve soluma baktım bir kimse göremedim. Son­ra tekrar bana seslenildi; derken başımı kaldırdım, bir de ne göreyim: Me­lek Cibrîl boşlukta bir taht üzerinde duruyordu. (Eve döndüm ve: ) «Beni örtünüz, beni örtünüz; üzerime su dökünüz» dedim. Bunun üzerine Azîz ve Celîl olan Allah (Ya Eyyühe’l-müddessiru)yu indirdi. » (Nisâbûri/Esbab-ı Nüzûl: 295- Süyûtî/Esbabbu Nüzûl-i Kur’ân: 117)

İLGİLİ HADÎS

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz «fetret-i vahiy» yani vahyin bir süre ke­silip gecikmesinden söz ederken şöyle buyurmuştur:

«Bir ara (Hıra ile Mekke arasındaki kesimde) yürürken gökten bir ses duydum. Başımı kaldırdığımda, bir de ne göreyim: Hıra’da bana gelen Me­lek gökle yer arasında bir kürsi üzerinde oturuyor. Ondan korkup titredim ve (eve) döndüm: «Beni örtünüz, beni örtünüz! » dedim. Bunun üzerine şanı yüce Allah, Ya Eyyühe’l-müddessir.. ilâ fehcür’e kadar olan kısmı indir­di ve ondan sonra vahiy kızıştı, kesintiye uğramadı. » (Buharî/bed-i vahiy: 4)

RESÛLÜLLAH’A (A. S. ) MÜDDESSİR SIFATIYLA HİTAP EDİLMESİ

«Ey örtüye (veya elbisesine) bürü­nüp örtünen! Kalk da (yanlış yolda olanları) uyar.. »

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e, elbise veya örtüye bürünüp örtündüğüy­le ilgili sıfatla hitap edilmesi, incelik, zerafet, sevgi ve şefkata delâlet eder. Nitekim Araplar arasında o dönemde böyle bir hitap çok yaygın idi.

Ayrıca bu sıfatın mecazî bir anlam taşıdığı da söz konusudur: Pey­gamberlik ve takvâ elbisesine bürünüp örtünen demek olur. Ancak birinci tefsîr daha zâhir ve daha sıhhatlidir. Nitekim bu incelik, ilgi ve letafete delâlet eden hitaplardan birkaç tanesini de Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz kullanmıştır: Toprak üzerine uzanıp yatan Hz. Ali’ye: «Kalk Ya Ebâ Tü­rabı», yani «Kalk ey toprağın babası! » buyurmuş ve Devsli Abdullahʹı ke­diyi çok sevdiği için «Ebû Hüreyre», yani «Kediciğin babası» diye isimlen­dirmiş ve Hendek Savaşıʹnda uyuklayan Hz. Huzayfeʹye: «Kum Ya Nevman! » yani «Kalk Ey Uykucu! » diye iltifatta bulunmuştur.

İSLÂMʹIN YAYILMASI İÇİN YEDİ EMİR

Hz. Muhammed’in (A. S. ) nübüvvetinin üçüncü, risâletinin birinci yılın­da, hareket noktası belirlenip İslâmʹı ve Kur’ânʹı yayma plân ve proğramı çiziliyor; belirlenen hedefe ulaşabilmenin stratejisi ortaya konuyor; teblîğ ve irşadın yedi önemli usûl ve metodu açıklanıyor. Şüphesiz uygulanan bu emir ve tavsiyeler daha çok Mekke dönemiyle ve sonra da o döneme ben­zerliği olan gelecek dönemlerle ilgilidir:

1- Silkinip kalkmak.

Her türlü tembellik, uyuşukluk ve endişeyi atıp bilerek, anlayarak, ina­narak ve neticesini hesaba katarak harekete geçmek, Müslüman olmanın gereğidir.

2- Hareketin ilk kademe veya basamağı, yanlış ve bâtıl yolda yürü­yenleri rüsvay edici tehlikeye karşı uyarmak ve böylece doğru yolu göste­rip selâmete açılan kapılara yönlendirmektir. Ancak bunu günün şartlarını ve ortamın özelliğini dikkate alıp yürütmekte sayısız faydaların bulundu­ğunu ve başarı sağlamanın gereklerinden biri olduğunu unutmamak lâ­zımdır.

3- Hareket ve uyarı yalnız başına yeterli değildir. İslâm’da her ha­reketin yüce amacı ve insanlığın selâmeti söz konusudur. Bu da her şeyi yaratıp kemale erdiren ve her varlığın plândaki yerini belirleyip hizmetini ilhâm eden Cenâb-ı Rabbi’l-âlemînin yegâne yaratan, terbiye edip kemâ­le erdiren olduğunu çocukların ve gençlerin kalp ve kafalarına eğitim yo­luyla işlemekle gerçekleşebilir.

4- Allah’ın yüceliğini, büyüklüğünü dile getirme doğrultusunda uyarı, teblîğ ve irşadı iç ve dış temizliğinin en güzel örneğini vermekle tesirli hale getirmeyi ihmal etmemek son derece lüzumludur. Çünkü İslâm’ın temelinde doğruluk, düzenlilik ve temizlik bulunmaktadır. Kendini bu basamakta kont­rol etmiyen kimse, Resûlüllahʹın (A. S. ) izinde olduğunu nasıl iddia edebilir ve feyizli hizmette nasıl bulunabilir?

Nitekim elbise anlamına gelen «siyab» sekiz şekilde yorumlanmış ve «elbiseni temiz tutmaya devam et» diye çevrisini yaptığımız «ve siyabeke fetahhir» emri bize çok kapsamlı bir düzenleme getirmiştir. Şöyle ki:

- Kalbini temizle!

- Nefsini kötü duygu ve arzulardan arındır!

- Amelini her türlü gösteriş ve alâyişten uzak tut!

- Bedenini tertemiz tut!

- Ev halkını her türlü kirden, pastan, murdarlıktan arındır!

- Ahlâkını her türlü kötülükten temiz tutup güzelleştir!

- Dinini, dindarlığını her çeşit kirden, riyâdan, kişisel çıkardan temiz tut!

- Dış kıyafetini tertemiz tutmaya devam et!

Nitekim üçüncü yorumla ilgili olarak Maverdî’nin rivâyet ettiği hadîste Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle buyurmuştur: «Kişi ölürken üzerinde taşıdığı iki elbisesiyle kabrinden kaldırılıp haşredilir. » Yani iyi ve kötü amel­leriyle birlikte ölür ve yine onlarla birlikte kalkar ve bunlar onun üzerinde birer elbise gibi ayrılmaz olurlar.

5- Murdar şeyleri de terke devam et.

Murdar şeyden maksat nedir? İbn Abbas’a (R. A. ) göre: günahlardır ve İlâhî azaba yol açan iş ve amellerdir. Mücahid’e ve İkrime’ye göre: Put­lar ve İlâhlaştırılan şeylerdir.

Ama «murdar» ile çevrisini yaptığımız «ricz» in burada delâlet ettiği mâ­na daha çok putlardır. Nitekim Hac Sûresi 30. âyetle bu şöyle açıklanmak­tadır: «O halde Allahʹa yönelerek Oʹna ortak koşmaksızın murdar putlar­dan uzaklaşın; yalan sözden kaçının. »

Böylece Kur’ân-ı Kerîmʹde «ricz» dokuza yakın murdar nesne hakkın­da kullanılmıştır: İçki, kumar, tâzim için dikili taşlar, fal okları, İlâhî azap, domuz eti, inkâr ve azgınlık, put bu cümledendir. (Bilgi için bak: Mâide Sûresi 90, En’âm Sûresi 125, 145, Tevbe Sûresi 95, Hac Sûresi 30. âyetin tefsirine)

Bunların tamamını dikkate aldığımızda şu sonucu çıkarabiliriz: İlâhî azâba sebep olan her şey «ricz», yani «murdar»dır.

6- «Malını, daha fazlası verilsin diye verme! » diye çevrisini yaptığı­mız «Lâ temnün testeksirû» âyeti sekiz farklı mânaya yorumlanmıştır:

- Sana peygamberliğin ağır yükünü yüklediğimiz için Rabbına karşı minnet edip onu yükümlü görme.

- Daha iyisini bekleyerek, arzulayarak bağışta bulunma.

- İyilik ve hayrı çoğaltmandan dolayı (yorgunluk) zayıflık alâmeti gös­terme.

- Hayrı çoğaltmandan dolayı amelini gözünde büyütme. Çünkü on­ların hepsi de Allah’ın verdiği nimetlerdir.

- Amelinde Allah’a karşı minnette bulunma.

- Peygamberlik ve Kur’ân ile insanlara karşı minnette bulunup bir ücret isteme.

- Duâ ettim de kabul olunmadı deme.

- İbâdet edip arkasından hemen sevabını bekleme. Sabret de Ce­nâb-ı Hak lâyık olan ne ise onu mutlaka yapar.

- Gösteriş olsun diye hayır ve iyilikte bulunma.

7- Rabbin için sabret.

O’nun farz kıldığı ibâdet ve işleri yerine getirirken bıkkınlık duyma.

İşte İslâm’a gönül veren bir mürşidin hayatı boyunca dikkat edeceği yedi emir bunlardır. Zira âyetteki hitap her. ne kadar Hz. Peygamber’e has bir anlam taşıyorsa da emir umumidir, bütün ümmete yönelik bir anlam taşımaktadır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, fetret-i vahiyden sonra İslâm’ın gelişme ve yayıl­ma stratejisini belirleyen yedi emre yer verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Hakk’a karşı gelip inkâr ve tuğyanında inatla ıs­rar eden kâfirler âhirette hazırlanan azâbın birtakım dehşet verici safha­larıyla tehdît ediliyor ve Cehennem üzerinde görevli olan bekçilerin sayı­sının 19 olması konu edilerek bunun sebep ve hikmeti üzerinde duruluyor.