Kalem Suresi 1-7. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ مَا اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ وَاِنَّ لَكَ لَاَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظِيمٍ فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ بِاَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ

1-2.

(1-2) Nun. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin.

Diyanet İşleri

3.

Şüphesiz sana tükenmez bir mükafat vardır.

4.

Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.

5-6.

(5-6) Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.

7.

Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

KALEM SÛRESİ

el-Hasan, İkrime, Atâ’ ve Câbir’e göre: Tamamı Mekkeʹde inmiştir. İbn Abbas’a (R. A. ) göre: 14. âyetine kadar olan kısmı Mekkeʹde, ondan sonra 33. âyetine kadar olan kısmı Medine’de; bundan sonra 47. âyete kadar olan kısmı Mekkeʹde, 50. âyetine kadar olan kısmı Medineʹde ve on­dan sonra sonuna kadar olan kısmı Mekke’de inmiştir. Katade de aynı görüştedir. (Tefsîr-i Kurtubî: 18/223)

Sûreye «Nûn» ve «Kalem» kelimeleriyle başlanmış ve bunlar aynı za­manda sûreye isim olmuştur.

Âyet sayısı: 52

Kelime »: 300

Harf »: 1456 (Tefsirü Gârâibi’l-Kur’ân/Nizamüddin Nisâbûrî: 28/12)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in örnek ahlâkından söz ediliyor.

2- İnkârcı sapıkların kötü ahlâkı yeriliyor ve onlara verilecek cezaya dikkat çekiliyor.

3- Cennet ehlinin mutlu durumlarına değinilerek mü’minlerin imân ve irfanını artıracak bir anlatımla konu işleniyor.

4- Suçlu günahkârlar kınanıyor ve onları susturucu anlamda sağ­lam delillere yer veriliyor.

5- Kur’ânʹı yalan ve uydurma sayan müşrikler çok elim bir âkibetle tehdît ediliyor.

6- Müşriklerin ezâ ve cefâsına karşı, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e sabır tavsiye ediliyor ve Yunus Peygamber gibi bu konuda acele etmemesi isteniliyor.

MEÂLİ:

1- Nûn’a, Kalemʹe ve (kalemle) satır satır yazdıklarına and olsun ki,

2- Sen, Rabbin nîmetiyle (şımarıp dengeni kaybeden) bir çılgın de­ğilsin.

3- Şüphesiz ki senin için ardı-arkası kesilmez bir ecir vardır.

4- Ve sen, elbette büyük-yüksek bir ahlâk üzeresin.

5- 6- Yakında kimlerin fitneye uğramış çılgın olduğunu sen de göre­ceksin, onlar da görecek.

7- Şüphesiz ki Rabbin, yolundan sapan kimseyi daha iyi bilir ve O, doğru yol üzere bulunanları da daha iyi bilir.

İLGİLİ HADÎSLER

«Allah’ın ilk yarattığı şey, Kalem ve Hût’tur. Kaleme: «Yaz! » diye bu­yurdu. O da: «Ne yazayım? » dedi. Cenâb-ı Hak ona «Kıyâmete kadar olacak her şeyi yaz! » diye buyurdu.

Resûlüllâh (A. S. ) bu açıklamasından sonra «Nûn veʹl-Kalem» sûresini okudu. » (Taberânî: İbn Abbas (R. A. )dan)

«Allah’ın ilk yarattığı şey, Kalemʹdir. Sonra da Nûn’u yaratmıştır. Nûn, mürekkeptir. Sonra ona: «Yaz! » diye buyurdu. O da: «Ne yazayım? » di­ye sordu. Cenâb-ı Hak ona: «İş, rızık, eser ve ecelden olacak her şeyi yaz! » buyurdu. O da kıyâmete kadar olup bitecek o şeyleri yazdı. » (İbn Asâkir: Ebû Hüreyre (R. A. )den)

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz sima bakımından da insanların en gü­zeli, ahlâk bakımından onların en iyisi idi. O, ne uzun, ne de kısa idi. » (Buharî/libas: 68, fezâil: 93, 113- Tirmizî/libas: 21- Taberânî/sıfatu’nnebî 1)

Enes (R. A. ) diyor ki:

- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e on yıl hizmet ettim. Allah’a and olsun ki, O bana bir defa olsun «of! » bile demedi ve «şunu neden yaptın? » diye beni azarlamadı. » (Müslim/fezâil: 51- Ebû Dâvud/edeb: 1- Dâremî/mukaddeme: 10)

«Ben ancak, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim. » (Taberânî/menakıb: 23)

Hz. Âişe (R. A. ) diyor ki:

- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ne eliyle bir hizmetçiye vurdu, ne bir kadına dayak attı. O hiçbir zaman eliyle bir şeye vurmadı, meğer ki Allah yolunda mücadelede buluna.. O iki şey arasında bir tercih yapma husu­sunda muhayyer bırakılınca, kendisince en kolay olanını seçerdi; meğer ki bir günah söz konusu ola, o takdirde de günahtan insanların en çok uzaklaşanı olurdu. Kendi nefsinden yana hiçbir zaman intikam almaya heves­lenmedi, meğer ki (kötülükte bulunan kimse) Allahʹın yasaklamış olduğu şeylerden birini hiçe saymış ve çiğnemiş ola, o takdirde O, Allah adına o kimseden intikam alırdı. » (Buharî/menakıb: 23, edeb: 80, hudud: 10- Müslim/fezâil: 77- Ebû Dâ­vud/edeb: 4- Taberânî/hüsnü’l-huluk: 2- Ahmed: 6/32, 114, 116, 130, 182, 223, 229, 232, 262, 281)

Ashab-ı Kirâm’dan Saʹd b. Hişâm (R. A. ) diyor ki:

- Hz. Âişe (R. A. )dan Resûlüllah’ın (A. S. ) ahlâkını sordum. Bunun üze­rine bana: «Kurʹân okuyor musun? » diye sordu. Ben de: «Evet, okuyo­rum» diye cevap verdim. O şöyle dedi: «Resûlüllahʹın ahlâkı Kurʹân’dır. » (İbn Kesîr: 4/402)

NÛN İLE KALEM

«Nûn’a, Kalemʹe ve (kalemle) satır satır yaz­dıklarına and olsun ki.. »

«Nûn» ve «Kalem» kavramları üzerinde hayli durulmuş ve birçok yo­rumlar yapılmıştır. Biz bunlardan dokuz kadarını özetleyip nakletmekle ye­tiniyoruz:

a) Muâviye b. Kurreʹnin kendi babasından, onun da Resûlüllâh (A. S. ) dan merfuân yaptığı rivâyete göre, Resûlüllâh (A. S. ) şöyle buyurmuştur: «Nûn, nurdan bir levhadır. » (el-Câmi’u Li-Ahkâmi’l-Kur’ân: 18/223)

b) Sâbir b. Bünanî’ye göre: Nûn, hokka demektir. el-Hasan ile Katade de aynı yorumu benimsemişlerdir. Nitekim Velîd b. Müslimʹin Mâlik b. Enes tarikiyle Ebû Hüreyre (R. A. )den yaptığı rivâyette Resûlüllâh (A. S. ) şöyle buyurmuştur: «Allah’ın ilk yarattığı şey Kalem’dir. Sonra da Nûnʹu yarat­mıştır: «Nûn ve’l-Kalem.. » Sonra da Cenâb-ı Hak Kalem’e şöyle buyurdu: «Yaz! » O da: «Ne yazayım? » diye sordu. Allah: «Kıyâmete kadar olacak şeyleri yaz! » buyurdu. Bunun üzerine Kalem işlemeye başladı ve kıyâme­te kadar olacak şeyleri yazdı. Sonra Kalem’in ağzı (ucu) mühürlendi, ko­nuşamaz oldu ve kıyâmete kadar da konuşmayacaktır. Ondan sonra Ce­nâb-ı Hak «aklı» yarattı ve Cebbar (olan Allah) ona dedi ki: «Benim ya­nımda senden daha hayret uyandıran bir yaratık yaratmadım. İzzet ve Ce­lâlim hakkı için sevdiğim kimsede seni mükemmelleştireceğim, sevmediğim kimsede seni noksanlaştıracağım. »

Sonra Resûlüllâh (A. S. ) devamla şöyle buyurdu. «İnsanların akıl yö­nünden en olgunu, Allahʹa en çok itaât edeni ve O’na en çok ibâdet ve taâtte bulunanıdır. » (el-Câmi’u Li-Ahkâmi’l-Kur’ân: 18/223)

c) Tabiînden Mücahid’e göre: Nûn, yerin altındaki Hût (balık)tır. Ka­lem de, kendisiyle zikir yani Kur’ân yazılandır.

Nûn ile ilgili bu yorum, İslâmʹın getirdiği temel bilgilere, ana kurallara pek uymamaktadır.

d) Dahhakʹe göre: Nûn, Rahmân sıfatının son harfidir.

e) İbn Zeyd’e göre: Nûn, yemin edatıdır.

f) İbn Keysan’a göre: Nûn, yer aldığı sûrenin açış anahtarıdır ve ay­nı zamanda sûrenin ismidir.

g) Ebû Âliye’ye göre: Nûn, Cenâb-ı Hakk’ın «Nasîr», «Nûr» ve «Nâsır» isimlerinin baş harflerinden meydana gelen bir semboldür.

h) Muhammed b. Kâb el-Kurezî’ye göre: Cenâb-ı Hakkʹın mü’minlere nusrat vereceğine and içtiğinin remzidir.

i) Cafer es-Sadık’a göre: Cennet ırmaklarından birinin ismidir.

Kalem ise:

a) İbn Abbas’a (R. A. ) göre: Bu, Allah’ın yarattığı «Kalem» ile yemin anlamında bir anlatım tarzıdır ki, bu kalemle kıyâmete kadar olacak şey­ler yazılmıştır.

b) Katade’ye göre: Kalem, genel bir anlam taşımaktadır ve o bakım­dan Cenâb-ı Hakk’ın insanlara verdiği en güzel nîmetlerden biridir. Çünkü hayat kalemle düzene girer.

c) Bazı ilim adamlarına göre: İki kalem yaratılmıştır. Birincisi, zikir adına ne varsa yazıp tamamladıktan sonra Arş’ın üstüne konulan kalem­dir. İkincisi, olacak şeyleri yazmaya devam eden kalemdir.

Şeyh Muhyiddîn el-Arabî buna yakın bir yorumda bulunarak özetle şöy­le demiştir: «İki çeşit kalem vardır. Biri, doğum, ölüm, rızık ve ecel gibi önemli şeyleri yazıp bitiren kalemdir. İkincisi, diğer olaylar ve konuları gü­nü gününe yazan kalemlerdir. Hz. Peygamber’in (A. S. ) Mi’rac gecesi gıcırtı seslerini duyduğu kalemler bunlardır. »

Nûn ve Kalem ile yemin edilmesinin hikmeti:

Cenâb-ı Hak, insan hayatıyla içiçe olup önem arzeden eşyanın yer yer adını anarak onlarla yemin etmekte ve böylece o şeylerin önemsenme­sini istemektedir. Güneş’e, Ay’a, zeytine, incire vb. şeylere yemin etmesi bu cümledendir.

Nûn’un hokka olduğu ve bu harfin yazılışının da bir halkayı andırdığı, bununla ilgili yorumlardan biridir. Böylece Cenâb-ı Hak, hokkayla kalemin günlük işlerimizdeki yerine işâretle, okuyup yazmanın lüzumunu belirt­mekte ve ilmin ancak yazılmak suretiyle korunabileceğini, kuşaktan kuşa­ğa aktarılabileceğini dolaylı şekilde kafalara işlemektedir.

Bu iki şeyle yemin edildikten sonra, meleklerin veya insanların satır satır yazdıkları Kur’ân ve yazacakları diğer eserler konu edilerek okuyup yazmanın kutsallığı ilhâm edilmekte ve Allah’a dosdoğru imân eden her­kesin okuma-yazma öğrenmesi emir ve tavsiyeye şayan görülmektedir. Bu inceliği ve gerçeği çok iyi bilen Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Bedir Sava­şı’nda elde ettiği esirleri fidye karşılığı serbest bırakırken, kurtuluş akçesi verme imkânı olmayan esirlerden her birinin on tane Müslüman çocuğuna okuma-yazma öğretmesi halinde kendilerinden kurtuluş akçesi talep edil­miyeceği ve bu hizmetlerinin onun yerine geçeceğini ilân etmiştir.

Anlaşıldığı üzere İslâm, Allahʹın insanlara saadet, huzur, güven, kar­deşlik, ilim ve irfan vaadeden son mesajıdır. O bakımdan işe okuma-yazma seferberliğiyle başlamış; ilk inen Alak Sûresi «Oku! » emriyle, İlâhî mesajı yansıtmıştır. Konumuzu oluşturan âyette de bu emir biraz açıklanarak hok­ka ve kalemin önemi üzerinde durulmuş ve iyi düşünebilen insanlara ha­yatın anahtarı verilmiştir. Arkasından satır satır yazılmakta olan kitapların kıymeti yüceltilerek özendirici bir anlatımla İlâhî murad yansıtılmıştır.

Okuyup yazmaya, kalem ve kitaba saygı göstermek; kalem tutan el­lere lâyık olduğu ilgiyi göstermek aynı zamanda medenî olmanın açık be­lirtisi, kalkınmanın en aydın yoludur.

O halde Kur’ân-ı Kerîm’in nasıl bir kitap olduğunu, İslâmʹın da nasıl bir din olduğunu iyice anlayabilmek için sûre ve âyetler üzerinde çok et­raflı düşünmek ve İlâhî muradı anlayıncaya kadar uğraşmak; her âyetin ve cümlenin bize neler öğretmek istediğini araştırmak; aynı zamanda Hz. Mu­hammed’in (A. S. ) hayatını çok detaylı olarak bilmek gerekir.

Nûn ve Kalem deyip geçmek bize bir şey öğretmez. Ama bu iki kav­ram üzerinde durup neye delâlet ettiğini; Cenâb-ı Hakkʹın neden bu iki­siyle and içtiğini araştırdığımız takdirde Kur’ân’ı anlamış oluruz.

PEYGAMBER (A. S. ) HÂŞÂ DENGESİZ DEĞİLDİ

«Sen, Rabbin nîmetiyle (şımarıp dengeni kay­beden) bir çılgın değilsin. »

Mekkeli müşrikler, Hz. Muhammed’i (A. S. ) gözlerden ve gönüllerden düşürmek için O’nun hakkında bazan «şâir», bazan «kâhin», bazan «büyü­cü sihirbaz», bazan da «şımarık dengesiz» şeklinde sözler sarfediyor, kü­çük düşürücü benzetmelerde bulunuyorlardı. O kadar ki, Kur’ân-ı Kerîm’in bir başka âyetinde onların bu hususta daha da ileri giderek şöyle dedikleri belirtilmektedir: «Ey kendine kitap indirildiğini iddia edip duran kişi! Doğ­rusu sen delisin. »

Cenâb-ı Hak, Nûn ve Kalemʹe, sonra da kalemle yazılan satırlara ye­min ederek, inkârcı azgınların, şuursuz müşriklerin Peygamber hakkında akıl ve mantık, insaf ve izân kabul etmez saçmalamalarını reddederek Onun ne kadar yüksek ahlâka ve üstün meziyetlere sâhip bulunduğunu şöyle açıklamaktadır: «Sen, Rabbin nîmetiyle (şımarıp dengeni kaybeden) bir çılgın değilsin. Şüphesiz ki senin için ardı-arkası kesilmez bir ecir vardır ve sen elbette büyük, yüksek bir ahlâk üzeresin. Yakında kimlerin fitneye uğramış çılgın olduğunu sen de göreceksin, onlar da görecek. »

Ardı, arkası kesilmeyen ecir:

Hz. Muhammed’in (A. S. ) âlemlere rahmet olarak gönderilmesi; Allah ile kulları arasındaki engelleri, her türlü bâtıl inancı kaldırmakla noktalan­mıyor; aynı zamanda her iki hayatın anlam ve hikmetini öğretmek ve in­sanoğluna yakışan bir hayat düzeni getirerek gerçek medeniyetin temeli­ni atmak ve böylece insanlığa en büyük ve kalıcı hizmeti vermek suretiyle de çok kapsamlı bir inkılabı gerçekleştirme hikmetini de içeriyor.

Şüphesiz bu inkılâp öyle bir ecir (mükâfat)dır ki kıyâmete kadar de­vam edecek, ardı, arkası kesilmeyecektir. İnceldiği zamanlar olacak, ama mümkün değil kopmayacaktır. Eninde sonunda insanlar aramakta olduk­ları gerçek huzur ve güveni, kardeşlik ve barışı, sevgi ve saygıyı, adâlet ve fazîleti, yardımlaşma ve dayanışmayı, ahlâk ve edebi Onda, Onun ge­tirdiği İlâhî nizam ve sistemde bulacaklar ve susuzluklarını Onun yüksek ahlâkıyla gidereceklerdir.

Nitekim üçüncü âyetle bu müjde verilmekte ve dördüncü âyetle top­lum ve milletleri ancak Onun yüksek ahlâkının gerçek hüviyetine kavuş­turacağına işâret edilmektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Hz. Muhammed’in (A. S. ) yüksek şahsiyeti konu edilerek müşriklerin Onu küçük düşürmek için ortaya attıkları gerçek dı­şı suçlama ve yakıştırmaları reddedildi. Aynı zamanda bu büyük peygam­berin çok yüksek ahlâk üzere olduğu belirtilerek inkârcı sapıklar insafa dâvet edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, içleri ihanet ve kin dolu müşriklerin yapmacık dav­ranışlarla diyalog kurma istekleri üzerinde durularak, o gibi yalancı sapık­lara itibar edilmemesi emrediliyor ve arkasından bu kaypak, dönek, iki­yüzlü yalancı sapıkların 12 kadar alâmetine atıf yapılarak mü’minlere bil­gi veriliyor.