FURKAN SÛRESİ
Sûrenin tamamı Mekke’de inmiştir.
Âyet sayısı : 77
Kelime » : 892
Harf » : 3730
Sûre, ismini, birinci âyette Kur’ân-ı Kerîm’in hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden ayırt etme özelliğini belirten «furkan» sıfatından alır.
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Allah’ın varlığını, birliğini isbat eden belgeler açıklanır.
2- Peygamberliğin bazı özellikleri üzerinde durulur.
3- Kıyâmet’ten ve birtakım önemli safhalarından söz edilir.
4- Daha önceki peygamberlerden bir kısmının kıssası misal olarak verilir ve bu arada bazı örnekler sergilenir.
5- Allah’ın kudretinin yüceliğine ve sınırsızlığına; her şeyin belli bir plâna göre yaratıldığına dikkatler çekilerek insan aklına ışık tutulur.
6- Yüksek ahlâk ve adâbın bazı kuralları anlatılır. Bu doğrultuda Cenâb-ı Hakk’ın kâmil kullarının birtakım özellikleri üzerinde durulur.
MEÂLİ:
1-2- Feyiz ve bereket, azamet ve kudret sâhibi ne yücedir ki (hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden, helâlı harâmdan ayıran) Furkanʹı, milletleri (tuttukları yolun tehlikesine karşı) uyarıcı olsun diye kulu (Muhammedʹe) indirmiştir. O yüce kudret ki, göklerin ve yerin mülkü Oʹnundur. O, çocuk edinmemiştir; mülkünde hiçbir ortağı yoktur; her şeyi yaratıp düzene koymuş, belli ölçülere göre takdîr etmiştir.
3- (Öyle iken inkârcı sapıklar) Oʹnu bırakıp başka ilahlar edindiler ki, bunlar bir şey yaratamazlar, kendileri yaratılmışlardır; kendi kendilerine ne bir zarar, ne de bir yarara sâhiptirler; ne ölüme, ne dirime, ne de öldükten sonra yeniden dirilmeye güç getirebilirler.
İLGİLİ HADÎSLER
«Ben kızılına, siyahına (peygamber olarak) gönderildim.. » (Dâremî/siyer: 28- Müslim/mesâcid: 3- Ahmed: 1/250, 301- 4/416- 5/145, 148)
«Bana beş şey verildi ki, onlar benden önce hiçbir peygambere verilmedi: ..... (Benden önceki her) peygamber sadece kendi kavmine gönderilmiştir. Ben ise bütün insanlara gönderildim. » (Buharî/teyemmüm: 1, salât: 56- Nesâî/gusül: 26- Dâremî/salât: 111)
«Az kelimeyle çok mâna ifade eden, (semavî kitapları kapsayan ve insan yararına olan ilimlerin ana temasını, temel bilgisini veren Kurʹân) ile gönderildim. (Düşmanların kalplerine) korku salmakla yardım gördüm. Bir ara uyurken bana yeryüzünün hazinelerinin anahtarları verildi, elime konuldu. » (Buharî/ta’bîr: 22. i’tisam: 1, cihâd: 122- Nesâî/cihad: 1)
«Her türlü sapıklık ve bâtıldan uzak, bütünüyle hakka yönelik koskolay bir din ile gönderildim. » (Müsned-İ Ahmed: 5/266- 6/116, 233)
ALLAH, KENDİNİ BİZE TANITIYOR
«Feyiz ve bereket, azamet ve kudret sahibi ne yücedir ki, Furkanı kulu Muhammedʹe indirmiştir. »
Aile, toplum ve milletleri tuttukları yanlış yolun çok tehlikeli sonucuna karşı uyarmak için kulu Muhammed’e (A. S. ) Furkan’ı indiren Allah, feyiz, bereket, hayır ve ihsan kaynağıdır ve O çok mübarek ve çok yücedir.
«Tebareke» fiilinin delâlet ettiği bu manalar bize şu hususu ilhâm etmektedir: Ömründe, canında, malında, sofrasında, evlâdında, işinde, kesesinde, ruhunda ve kalbinde feyiz ve bereket, hayır ve rahmet isteyen kimse mutlâka bunların gerçek kaynağı olan Cenâb-ı Hakkʹa yönelmelidir.
HZ. MUHAMMED (A. S. )ʹİN VE KURʹÂNʹIN BİRER ÖZELLİĞİ
Furkan: İki ayrı manaya delâlet eder:
a) Hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden, iyiyi kötüden, hayrı şerden, sevabı günahtan, helâlı haramdan ayıran, her birinin sınırını belirleyen kitap..
b) Parça, parça, bölüm bölüm, olayları hedef alarak indirilen kitap..
Bu iki mana da Kur’ân’ın en belirgin özelliklerinden biridir.
Nezîr: Bu da uyarmak ve korkutmak gibi birbirine çok yakın iki mânaya delâlet eder. Hz. Muhammedʹin (A. S. ) bütün insanlara ve cinlere «nezîr» olarak gönderilmesi, sözünü ettiğimiz iki mâna düzeyinde gerçekleşir. Şöyle ki: Nefsine mağlup olup İblîsʹin adımlarına uyan gâfilleri ve özellikle de mü’minleri uyarmak; Allah’ı inkâr edip küfür ve tuğyan içinde aziz ömrünü heder edenleri, Cehennem azâbıyla ve aşırı gittikleri, yani küfürlerini zulümle birleştirip bütünleştirdikleri zaman dünyada inecek İlâhî hüküm ile korkutmak..
Sûrede daha çok inkârcı azgınların inat ve şaşkınlığından, ahlâksızlık ve hezeyanından söz edildiği için Hz. Muhammed’in (A. S. ) «nezîr» sıfatı anılmış; ikinci açık özelliği olan «beşîr» yani müjde verici, sevindirici, mutlu sonucu haber verici sıfatı burada anılmamıştır.
ALLAH, ÇOCUK EDİNMEKTEN PAK VE YÜCEDİR
«O çocuk edinmemiştir.. »
Kur’ân bu açıklama ile daha çok iki zümrenin Allah hakkındaki yanlış inançlarını reddediyor: Biri, «Hz. İsa Allahʹın biricik oğludur» diyen Hıristiyanlar; diğeri, «melekler Allahʹın kızlarıdır» diyen Mekkeli putperest müşriklerdir.
Allahʹa çocuk isnat etmek, Oʹnun ilâhlık vasfını inkâr etmek olur. Zira her baba aynı zamanda oğuldur da.. Böylece illet-mâlûl zinciri bir durak tanımadan geriye doğru uzar da gider, fasît bir devridâim meydana gelir. O yüzden hem ilâhlık vasfı kalmaz, hem de tek ilâh inancı temelinden yıkılır.
Cenâb-ı Hak bu gibi beşerî sıfatlardan, noksanlıklardan pâk ve münezzeh olduğunu açıklarken «O yüce kudret ki, göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O çocuk edinmemiştir; mülkünde hiç bir ortağı yoktur.. » buyurarak her şeyden müstağni olduğunu, her şeyin, kendi yüce kudretinin tecellisiyle vücut bulduğunu haber veriyor ve bütün yanlış inançların ancak, yanlış yolda yürüyen insanların eseri olduğuna işârette bulunuyor.
YARATTIĞI HER ŞEYİ TAKDÎR ETMİŞTİR
«Her şeyi yaratıp düzene koymuş, belli ölçülere göre takdîr etmiştir. »
Takdîr: Kader kökünden gelen «tefʹîl» ölçüsünde masdardır. Cenâb-ı Hakkʹın ezelî ilmiyle belirleyip yarattıkları hakkındaki plân ve proğramı, her şeyi belirlediği amaç ve hizmete sevki, her şey hakkında koyduğu hilkat kanunu ve ona bağlı kalınarak değer biçmesi gibi manalara delâlet eder. İlim adamlarından bir kısmına göre ise, takdîr: yaratılan her varlığa belli ölçüde bir kudret vermek ve yine her şeye ayrı bir özellik tanıyıp belirlenmiş bir ölçü ve plânda tutmaktır.
Kur’ân ilgili âyetle Cenâb-ı Hakk’ın her şeyi takdîr ettiğini açıklarken daha çok akla ve ilme ışık tutuyor. Şöyle ki: Her şeyin belli ölçülere, belli yararlara ve belirlenmiş amaca göre yaratıldığını; her şeyin kendine has özellikler taşıdığını ve her varlığın kâinat plânında denge sağladığını, düzenden bir parça hüviyetinde olduğunu; hiçbir şeyin başıboş, amaçsız ve yararsız; denge ve düzen dışı yaratılmadığını hatırlatıyor ve bunu ilim adamlarına temel bilgi, hareket noktası olarak gösteriyor.
Gerçek bu olunca, insanlardan çoğunun asıl yaratanı bırakıp yaratılan bazı şeyleri ilâh edinmeleri ne kadar şaşılacak bir sapıklık ise, kâinatın tesadüfler neticesi bugünkü duruma gelip kendiliğinden düzenlendiğini iddia etmek de o nisbette şaşılacak bir sapıklık değil midir? Nitekim üçüncü âyetle inkârcıların bu tür şaşkınlık ve sapıklığı hayretle karşılanıyor; ortada sayısı belirsiz delil ve belgeyi göremiyecek kadar gözleri kör olan bu insanların neden hakikatı arayıp bulmaya çalışmadıkları konu ediliyor.
Sonra da Allah’ı bırakıp canlı-cansız bazı eşyayı ilâh edinenlerin bu son derece yanlış inançlarını tashîh etmek; aynı zamanda akıllarını harekete geçirip düşünce ufuklarını açmak için altı maddelik bilgi veriliyor:
1- İlâh edindikleri şeyler hiçbir şey yaratmaya muktedir değillerdir.
2- O putların kendileri yaratılmışlardır.
3- Kendi kendilerine bir zarar da veremezler.
4- Kendilerine bir yarar da sağlayamazlar, her bakımdan âciz ve kudretsizdirler.
5- Ne ölüme (onu takdir edip değişmez kanunlar koymaya) güçleri yeter,
6- Ne de yeniden diriltmeye güç getirebilirler..
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle Hz. Muhammed’in (A. S. ) bütün kavim, kabile ve milletleri tuttukları yanlış yolun tehlikesine karşı uyaran ve o yüzden İlâhî azaba çarpılacaklarını haber verip onları korkutan son peygamber olduğu belirtildi. Sonra da Allahʹın her türlü beşerî ve mahlukî sıfatlardan pak ve münezzeh olduğu konu edilerek kâinatta hiçbir şeyin tesadüflere bırakılmadığı açıklandı.
Aşağıdaki âyetlerle, Kur’ân’ın, Hz. Muhammed’in (A. S. ) uydurduğu bir kitap olduğunu veya başkalarının ona öğrettiği birtakım masallardan başka şey olmadığını iddia edenlerin bu gibi akıl, mantık ve ilim dışı sözleri reddediliyor. Kur’ân’ın bütünüyle Allahʹın eseri olduğu haber verilerek aklı erenlerin bu gerçeği araştırmaları isteniliyor.