Lokman Suresi 6-11. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَرِي لَهْوَ الْحَدِيثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ فِي اُذُنَيْهِ وَقْرًا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّعِيمِ خَالِدِينَ فِيهَا وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَمِيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ فَاَرُونِي مَاذَا خَلَقَ الَّذِينَ مِنْ دُونِهِ بَلِ الظَّالِمُونَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

9.

İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.

Diyanet İşleri

7.

Ona ayetlerimiz okunduğu zaman; onları hiç işitmemiş gibi, kulağında bir ağırlık var da büyüklenerek arkasını döner. Ona, elem dolu bir azabı müjdele.

8-9.

(8-9) Şüphesiz, iman edip salih amel işleyenler için içlerinde ebedi kalacakları Naim cennetleri vardır. Allah, (bu konuda) gerçek bir vaadde bulunmuştur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

10.

Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik.

11.

İşte Allah'ın yarattıkları! Haydi, Allah'ı bırakıp da taptıklarınızın yarattığını bana gösterin! Hayır, zalimler açık bir sapıklık içindedirler.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

6- İnsanlardan bir kısmı, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu (Allah sözünü) eğlence edinmek için sözün alaylı (güldürücü) olanını edi­nir. İşte onlar için aşağılayıp rüsvay edici bir azâp vardır.

7- Ona (o alaycı nanköre) âyetlerimiz okunduğu zaman sanki hiç işitmiyormuş, kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak ar­kasını çevirir. İşte onu elem verici bir azâp ile müjdele.

8- Onlar ki, imân edip iyi-yararlı amellerde bulundular, şüphesiz on­lar için nîmet cennetleri vardır.

9- Orada ebedî kalıcılardır. Allahʹın vaʹdi haktır, (elbette gerçekle­şecektir). O, çok güçlüdür çok üstündür; yegâne hikmet sâhibidir.

10- Gökleri -gördüğünüz şekilde- direksiz yarattı. Yeryüzüne de si­zi sarsar diye sâbit ulu dağlar yerleştirdi ve orada her türden hayvanlar serpiştirip yaydı. Ve biz, gökten su indirdik de yeryüzünde her çeşit güzel bitkiden yetiştirdik.

11- İşte bu Allahʹın yarattığıdır. Haydi Oʹndan başkalarının neler yarattığını gösterin bana! Hayır, zâlimler açık bir sapıklık içindedirler.

İNİŞ SEBEBİ

Arap hikâyecilerinden Nadr b. Hars b. Kelde sık sık seyahata çıkan ve ticarî amaçla birçok ülkeleri gezip gören bir kimseydi. Uğradığı kabile ve kasabalarda birçok efsane dinlemiş, masallar öğrenmişti. Mekke’ye dön­düğünde Kur’ân âyetlerinden söz edilince onları dinledikten sonra küçüm­semiş ve «Muhammed galiba size Âd ve Semûd kavimlerinden söz ediyor. Oysa ben size Acem ülkesinde yetişen ünlülerden Rüstem ve İsfendiyar hakkında ilginç şeyler anlatayım da dünyada neler olup bittiğini çok daha iyi anlamış olursunuz» demiş ve bir sürü meraklı cahili başına toplayarak onlara masal anlatmıştı.

Yukarıdaki âyetler onu reddeder ve Kur’ân’ın yüceliğini yansıtır ma­hiyette inmiştir. (Bilgi için bak: Lübabu’t-te’vîl: 3/439 - Esbâb-ı Nüzûl/Nisabûrî: 232)

Diğer bir rivâyete göre: İnsanlardan bir kısmı Kur’ân’ın tesirini azalt­mak, hattâ onun birtakım uydurma masallar olduğunu telkin etmek için çe­şitli çalgı aletleri alıp halkı ciddi konulardan, hakka yönelmekten alıkoy­maya çalışırlardı. O sebeple yukarıdaki âyetler indirildi. (Bilgi için bak: Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/441)

Müfessir Kurtubî de birinci rivâyeti iniş sebebi olarak göstermiş ve bu konuda geniş bilgi vermiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 14/51-53)

SÖZÜN ALAYLI VE GÜLDÜRÜCÜ OLANINA MEYLETMEK

«İnsanlardan bir kısmı, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu (Allah sözünü) eğlence edinmek için sözün alaylı (güldürücü) olanını edinir. İşte onlar için aşağılayıp rüsvay edici bir azap vardır. »

Ciddi terbiye, köklü dinî eğitim görmediği için ahlâkan düşük olan ve gününü gün etmeye çalışan maddeci ve midecilerin daha çok zevk aldık­ları şeyleri şöyle sıralamak mümkündür:

a) Emek sarfetmeden, alın teri dökmeden tezelden çok kazanmak,

b) Gönül eğlendirmek için çalgı, caz, saz ve içkiyi günlük arkadaş edinmek,

c) Namuslu kadınları ayartıp kötü yola sevketmek için çeşitli çarelere başvurmak,

d) Maddeyi amaç ve hedef seçip ona ulaşabilmek için her şeyi mu­bah saymak..

Kurʹân-ı Kerîm ilgili âyetle, bütün bunlara yol açacak olan müsteh­cen anlamdaki çalgı, eğlence ve güldürü konuları üzerinde duruyor; şehveti tahrîk eden, ibâdetten alıkoyan, kadın-erkek ayrımı yapmaksızın hep­sini aynı çatı altında toplayıp yine şehevî ve gönül eğlendirici anlamda eğ­lenceler tertip ederek Allah yolundan çeviren her fiil ve davranışı takbîh ediyor. Zira insanoğlunun şu dünyaya çok daha önemli ve yararlı şeylerle meşgul olup olgunlaşmak ve bu düzeyde Hakk’ın rızasını kazanıp sâlih amellerde bulunmak üzere getirildiğinde hiç şüphe yoktur. Nitekim Cenâb-ı Hak bu hususu şöyle açıklamaktadır: «Ben, cinleri ve insanları ancak beni tanıyıp ibâdet etsinler diye yarattım. » (Zâriyat Sûresi: 56)

Ancak Allah’ı tanıyıp O’na ibâdet etmek çok yönlüdür. Özetle diyebi­liriz ki, imân doğrultusunda atılan her hayırlı adım, işlenen her iyilik, kaza­nılan her kuruş ve sarfedilen her dirhem ibâdet sayıldığı gibi adâletle iş görmek, hakları savunmak, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu ve duygu­sunu geliştirmek, din kardeşliğini pekiştirici davranışlarda bulunmak da ibâdettir.

Günümüzdeki düğün, dernek, sünnet ve benzeri âdetler, ibâdet ölçü­lerinin çok dışına itilmiş, daha çok şehevî doğrultuda gönül eğlendirecek bir kalıba sokulmuştur. O kadar ki, bazı müslümanlar düğün ve sünnet me­rasimi icra ettirdikleri zaman, önce mevlid ve Kur’ân okutmakta, sonra caz, saz ve içki gibi eğlenceleri düzenlemektedirler.

İlgili âyetle, İslâmî ölçüleri aşan; dini ve Kur’ânʹı alay konusu edinen cahil sapıklar uyarılıyor ve mü’minlerin bu konularda çok dikkatli ol­malarına işâret ediliyor.

Hayatı oyun ve eğlence, mide ve şehvet olarak gören sapıkların kötü âdetlerinden biri de, Allahʹın âyetleri okunduğu veya anlatıldığı ve açık­landığı zaman nefislerinin kibir ve gururla kabarması, hiç işitmiyormuş gibi arka çevirerek Allah sözüne hakarette bulunmasıdır.

Bu tipler her devirde sahneden eksik olmamıştır ve olmayacaktır da. Kurʹân-ı Kerîm onları ıslâh oluncaya kadar yalnızlığa itmeyi, hiçbir müʹmi­nin öyleleriyle ciddi ve samimi dostluk ve arkadaşlık kurmamasını telkin etmekte ve gerçek müʹminlerin herkese örnek olabilmeleri için günlerini helâl kazanç sağlamakla, ilim ve irfanlarını artırmakla; insanlığın yararına birtakım buluşlar peşinde koşmakla değerlendirmelerini dolaylı şekilde tav­siyede bulunmaktadır.

Kıyâmet gününde ise, dönüş yapmadan ölen o sapıklara verilecek ce­zanın, amellerinin cinsinden olacağında şüphe edilmemelidir. Onlar dünya­da iken hakkı alaya alıp eğlendikleri için, âhirette kendileriyle alay edilerek azaba sevkedileceklerdir.

DİNDARLIĞIN İKİ ÖNEMLİ BELİRTİSİ

«Onlar ki, imân edip iyi-yararlı amellerde bulundular, şüphesiz onlar için nîmet cennetleri vardır.. »

Kurʹân-ı Kerîm bu âyetle dindarlığın iki önemli belirtisi üzerinde dur­makta ve sık sık buna yer vermektedir. Onlardan biri asıl, diğeri ise o aslın ürünü veya dal ve budağı sayılır.

a) Dosdoğru imân,

b) Amel-i sâlih, yani iyi yararlı amel.

İman: Bilindiği gibi, daha çok kalbe dayalı bir manadır. İbâdet onun belirtileri ve tabii ürünleridir.

İmân, insanla Yüce Yaratan’ı arasındaki yolu açar. İyi yararlı ameller o yolu işlek duruma getirir. Aynı zamanda imân, kalbin gıdası, ruhun cila­sıdır. İyi yararlı ameller bu gıda ve cilânın içten dışa vuran parlaklığıdır. Birini diğerinden ayırıp yalnız bıraktığınız takdirde dindarlığın dengesi bo­zulur.. Bu dengeyi sağlayanlara gelince: Onlar için Naîm Cennetʹleri hazır­lanmıştır. Bu da Allahʹın verdiği bir sözdür ki, O, sözünden asla dönmez; vaadi mutlaka, günü, vakti, saati gelince gerçekleşir.

Diğer bir incelik de şudur: İmansız sâlih amelin hiçbir yararı yoktur; Allah yanında kayda değer bir kıymeti de söz konusu değildir. Çünkü imân asildir; sâlih amelsiz olunca, yine de yararlıdır ve Allah yanında kıymeti vardır. Âhiret’te de sahibine fayda sağlar. Ancak meyvasız ağaç kabilin­den sahibinin yüzünü pek güldürmez veya sıkıntılarını tamamen gidermez.

GÖKLERİN DİREKSİZ YARATILMASI

«Gökleri -gördüğünüz şekilde- direksiz ya­rattı. »

Bu anlatım şekli, bizim anlayışımıza göredir. Gökteki cisimlerin her birinin kendine has bir yörüngesi bulunduğu; aynı zamanda yerçekim ve merkezkaç kanunlarıyla denge ve düzen sağladığı belirtilerek, cisimler ara­sında zahirî köprünün oluşturulmadığı gibi, boşlukta durabilmeleri için de altlarına bir direk ve benzeri şey konulmadığı konu ediliyor. Böylece mil­yonlarca yıldızların ve birçok sistemlerin bir düzensizlik içinde olmadığı kendiliğinden ortaya çıkıyor. Şüphesiz, kâinatı belirtilen kanunlarla zincir­leme birbirine bağlayan, yani gezegenler ve sistemler arasında çekim kuv­vetiyle bir bütünlük meydana getiren Cenâb-ı Hakkʹın şanı çok yücedir! Biz ancak o yüksek kudretin karşısında mahviyet ve teslimiyetimizi kalp­ten dile ve diğer organlarımıza getirdiğimiz nisbette O’na yaklaşmış oluruz.

YERKÜRE SARSILMASIN DİYE ONDA SABİT DAĞLAR MEYDANA GETİRİLMİŞTİR

«Yeryüzünde de, sizi sarsar diye sâbit ulu dağlar yerleştirdi.. »

Kur’ân-ı Kerîmʹin dört yerinde, «sizi sarsar diye yeryüzüne sâbit ulu dağlar yerleştirdik» ifadesi; (Bilgi için bak: Nahl Sûresi: 15, Enbiyâ Sûresi: 31, Nemi Sûresi: 61. âyet­lerin tefsir) yedi yerinde de, «yeryüzüne sabit dağ­lar yerleştirdi» şeklinde bir anlatım kullanılmıştır. Bu, Allahʹın kurduğu dü­zenin mükemmelliğini yansıtırken, dağların oluşturulmasının sebep ve hik­metlerinden biri üzerinde durularak coğrafyacılara ve jeologlara ipucu ve­rilmekte; ekvator itibariyle dakikada 27 km. hızla kendi etrafında; saatte 110. 000 km. hızla güneşin etrafında ve güneş sistemiyle birlikte saatte 72. 000 km. hızla Herkül Burcuna doğru hareket etmekte olan dünyamızın, bu üç ayrı hareketiyle bizi sarsmadığının sebep ve hikmeti açıklanmak­tadır. Bundan da anlıyoruz ki, dünyamız bir karpuz gibi düz ve pürüzsüz olsaydı, bugünkü nimetlerin ve kaynakların çoğu olmazdı veya yeterli sa­yılmazdı. Aynı zamanda hayat şartları çok daha değişik bir manzara arzederdi. Sonra da yeryüzü bir çöl halini alır, sarsıntı ve dengesizlik sık sık hissedilebilirdi veya belli aralıklarla sarsıntı ve titreşim meydana gele­bilirdi. Kurʹân-ı Kerîm bu konuda sadece ana fikir vermekte ve araştırma, inceleme işini ilgili ilim adamlarına bırakmaktadır.

Böylece kâinatta yer alan her varlığın birtakım ince hesaplara, fizik­sel kanunlara göre yaratılıp denge ve düzende tutulduğu anlaşılıyor.

YERYÜZÜNE HER TÜRDEN HAYVAN SERPİŞTİRİLMİŞTİR

«Ve orada her türden hayvanlar serpiştirip yaydı. »

İlâhî plânda yer alan canlılar, yaratılışlarındaki özelliklerine göre yer­yüzüne serpiştirilmiş ve insanlar için bir eğlence, dinlenme, düşünme ve nî­met kaynağı kılınmıştır.

Kur’ân-ı Kerîm «serpiştirip yaydı» ifadesiyle, hayvanların plânlı şekil­de bölge ve kıtalara serpiştirildiği şekilde korunmasına işâretle, bun­ların niçin yaratıldıklarının hikmeti üzerinde durmamızı ilhâm etmek­tedir. Ne yazık ki, insanlardan yana yaratılıp yayılan hayvanlardan bir kıs­mının nesli -bilgisizce avlanma neticesi- yok olmuştur. Bu gerçek, daha çok elde edilen fosillerden anlaşılmaktadır.

Hayvanlar arasındaki üreme dengesi de akıllara durgunluk verecek bir plân ve proğrama bağlanarak sürüp gelmektedir. Ancak insanların bil­gisizce el uzatması sebebiyle bu hususta da birtakım dengesizlikler doğ­makta ve İlâhî proğramı zedelemektedir.

YERYÜZÜNDE LÜZUMLU HER ÇEŞİT GÜZEL BİTKİNİN YEŞERTİLMESİ

«Ve biz, gökten su indirdik de yeryüzünde her çeşit güzel bitkiden yetiştirdik. »

Yağan yağmurla yeşeren sayısı belirsiz bitki türleri de öyle.. Her bit­kinin ayrı bir yararı, başka başka şifâ kaynağı olduğu ve ayrı bir güzellik ve çekicilik arzettiği kesindir. Aynı zamanda dünyamızı süslemekte, ona hoş bir görünüm vermektedir. Şüphesiz her bitki İlâhî sanatın inceliğini, yüceliğini ve eşsizliğini yansıtmakta; insanlara ilhâm vermektedir.

İnkârcı azgınların, câhil müşriklerin Allah’ı bırakıp da ilâh edindikleri canlı-cansız eşyadan hangisi böyle bir yaratma kudretine sahiptir?

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Kur’ân’ın insanlar için doğru yolun rehberi ve bütünüyle rahmet kaynağı olduğu belirtildi. Sonra da inkârcı sapıklarla, imân eden sâlih müʹminlerin durumu açıklandı ve Allah’ın varlığına, birliğine, kudretinin erişilmezliğine delâlet eden belgelere yer verildi.

Aşağıdaki âyetlerle Hz. Lukmân’ın Tevhîd İnancı’na sıkı sıkıya bağlı­lığı konu edilmekte; ve ahlâkî konularda oğluna olan tavsiyeleri birer mi­sal mahiyetinde işlenmektedir.