Meryem Suresi 77-87. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَفَرَاَيْتَ الَّذِي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًا اَطَّلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًا كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدًّا وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْدًا وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا اَلَمْ تَرَ اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّيَاطِينَ عَلَى الْكَافِرِينَ تَؤُزُّهُمْ اَزًّا فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّا يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقِينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْدًا وَنَسُوقُ الْمُجْرِمِينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْدًا لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًا

80.

Ayetlerimizi inkar edip "Bana elbette mal ve evlat verilecek!" diyen kimseyi gördün mü?

Diyanet İşleri

78.

Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahman'dan bir söz mü almış?

79.

Hayır! (İş onun dediği gibi değil). Biz, onun söylediklerini yazacağız ve azabını arttırdıkça arttıracağız!

80.

Onun (ahirette sahip olacağını) söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek.

81.

Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler.

82.

Hayır! İlahları, onların ibadetlerini inkar edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.

83.

Kafirlerin başına, onları durmadan (günaha ve azgınlığa) tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?

84.

Ey Muhammed! Şu halde, onların azaba uğramalarını istemekte acele etme. Biz onlar için ancak (takdir ettiğimiz günleri) sayıp durmaktayız.

85-86.

(85-86) Allah'a karşı gelmekten sakınanları Rahman'ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün!

87.

Rahman'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

77- Âyetlerimizi inkâr edip, «bana herhalde mal ve çocuk verilecek­tir» diyeni gördün mü?

78- Gaybı mı biliyor, yoksa Rahmân’ın katından bir söz mü almış­tır?

79- Hayır, onun söylediğini yazacağız ve azâbı ondan yana uzattık­ça uzatacağız.

80- Onun söyledikleri şeye biz mirasçı olacağız ve o yalnız başına bize gelecektir.

81- Kendilerine azizlik ve şeref (vesilesi) olsunlar diye Allah’tan baş­ka birtakım ilâhlar edindiler.

82- Hayır, o ilâhlar, onların ibâdetlerini inkâr edecekler ve onlara karşı düşman olacaklar.

83- Kâfirlerin üzerine onları sürükleyip canlarını sıkan şeytanları gön­derdiğimizi görmedin mi?

84- O halde aleyhlerine acele etme; biz onların (günlerini) sayıyoruz.

85- O gün Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınanları Rahmân’a gön­derilen konuk heyet olarak toplarız.

86- Suçlu günahkârları ise susuz bir vaziyette Cehennemʹe sürüp götüreceğiz.

87- Rahmân’ın yanında bir söz almış olandan başkası şefaate yet­kili olmayacak.

İNİŞ SEBEBİ

Ashab-ı Kirâmʹdan birkaç zatın, putperest olan Âs b. Vâil’de alacak­ları vardı. Onu istemeye gittiler. O da onlara: «Siz Cennet’te altın, gümüş, ipek ve her çeşit nadide ürün bulunduğunu söylemiyor musunuz? » diye sordu. Onlar da: «Evet, öyle diyoruz. » diye cevap verdiler. Âs b. Vâil, «O halde buluşmamız ve ödeşmemiz âhirete kalsın. Vallahi eğer öyle bir ikin­ci hayat gerçekleşirse, bana yine mal ye evlât verilecek ve size indirilen kitabın da bir benzeri bana indirilecek.. »

Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Tefsîr-i Kurtubî: 11/145 - Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/135)

İLGİLİ HADÎSLER

«Kıyâmet gününde insanlar umutlu olarak, korkarak ve endişe duya­rak üç yol üzerinde toplanırlar. İki kişi bir deve üstünde, üç kişi de bir baş­ka deve üstünde, dört kişi de bir diğer deve üstünde, on kişi de bir başka deve üstünde bulunur. Onlarla beraber ateş de haşrolunur Onlar nerede sıcaktan bunalıp dinlenmek isteseler, ateş beraberlerinde olur. Nerede ak­şamlarlarsa, ateş de onlarla beraber aynı yerde akşamlar. Nerede sabah­larlarsa, ateş de onlarla beraber o yerde sabahlar ve nerede gecelerlerse, ateş de onlarla beraber orada geceler. » (Buharî/rikak: 45- Müslim/cennet: 59- Nesâî/cenâiz: 118)

Açıklama: Âhiretʹte gece-gündüz olmadığına, sadece aydınlığın de­vam edeceğine göre, hadîste anılan gece-gündüz, sabah-akşam sözleri, ateşin onlardan hiç ayrılmayacağına işarettir.

«Kıyâmet gününde insanlar üç sınıf halinde haşrolunurlar: Yaya, sü­vari ve yüzükoyun..

Bunun üzerine soruldu:

- Ey Allahʹın Resûlü! Onlar yüzükoyun nasıl yürüyebilirler?

Cevap verdi:

- Onları iki ayak üzerine yürüten Yüce Kudret, yüzükoyun da yürüt­meğe kadirdir. » (Müsned-i Ahmed: 4/446-5/3, 5)

PUTPERESTLER VE PUTLAR

Putperestler, ya kendileri gibi insanlara, ya kendilerinden bir derece aşağı olan diğer bir canlıya, ya kendilerinden çok aşağı olan Güneş, Ay gibi parlak cisimlere, ya da kendi elleriyle yontup şekillendirdikleri mer­mer ve taş parçalarına taparlar; onları en büyük şefaatçi ve kurtarıcı ka­bul ederler. Böylece Yaratan ile yaratılanı birbirine karıştırıp tam bir şuur­suzluk içinde, kendilerini içinden çıkılmaz bir muammaya sokarlar. Ne Gü­neş, ne Ay, ne hayvan, ne de taş onlardan kulluk ve ibâdet bekler. Hepsi de hilkat kanununa bağlı kalıp Hakkʹın buyruğuna râm olarak tesbîh eder­ler.

İnsanın insana tapması ise, bütün bu sahte ilâhlardan da ötede bir sahtelik; şuursuzluktan da ileri bir bönlük ve âdiliktir. Tapanla tapılan, ilâhlaştıranla ilâhlaştırılanlar arasında fark yoktur.

Kıyâmet gününde adâletini bütün incelik ve hikmetiyle sergilemek için her şeyi konuşturacak olan Yüce Kudret, sahte ve bâtıl ilâhları da konuş­turacak; hepsi de böyle bir sahtelikten irkilip kendilerine ibâdet edenlere kin ve nefretle bakacak.

İşte putperestin bütün ömrü bu kin ve nefreti, sonra da İlâhî gazabı kazanma yolunda harcanmış, bir hiç uğruna gelecek olan ebedî hayatı ber­bat etmiştir.

ŞEFAAT YETKİSİ

«Kendilerine azizlik ve şeref (vesîlesi) olsunlar diye Allahʹtan başka birtakım ilâhlar edinirler. »

Şefaat: Birine yardımcı olmak için angaje olmak; biri adına bağışlan­ma dilemek; aşağı mertebede olan kimse için yukarı mertebede olandan yardım, af ve benzeri bir istekte bulunmak gibi mânalara delâlet eden bir kavramdır.

Dinî terim olarak: Kıyâmet gününde günahkâr suçlu mü’minler için -yine Allahʹın müsaadesiyle- bağışlanma dilemektir.

İlgili âyetle, bir kimsenin şefaat edebilmesi için Allah yanında bir söz almış olmasının şart olduğu belirtilmektedir. Öyle ki, O, kime izin verirse şefaat edebilir. Çünkü bu şerefli görev ancak lâyık olanlara verilecektir. Putların azizlik ve şerefi olmadığı gibi, şefaat yetkileri de yoktur.

Kurʹân bu açıklama ile, dosdoğru inanan bir müʹminin kime, hangi kudrete güvenmesi gerektiğini hatırlatarak bilgi veriyor. Dünyadaki makam, servet, saltanat ve şatafatın Allah yanında bir değeri olmadığına işâret edilerek, bunları amaç değil, birer araç olarak salîh ameller düzeyinde de­ğerlendirmemiz isteniliyor. O kadar ki, bu nîmetler Hakkʹın hoşnutluğuna yöneltilirlerse bir değer taşırlar. O halde mü’minin değer ölçüsü, sadece Hakkʹın rızasıdır. Sevdiğini de, saydığını da, yardım ettiğini de, yardımını umduğunu da ancak bu rıza için sever, sayar, yardım eder, yardım bekler..

ŞEYTANLARIN KÂFİRLER ÜZERİNE GÖNDERİLMESİ

«Kâfirlerin üzerine on­ları sürükleyip canlarını sıkan şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi? »

Küfrü mıknatısa benzetecek olursak, şeytanlar ona nisbetle demir özelliğini taşırlar. O bakımdan küfür durmadan şeytanları kendine doğru çeker. Küfür mıknatısının iki kutbu var: Biri nefsi, diğeri şeytanı gösterir.

Allah bu gerçeği hatırlatarak İlâhî sünnet gereği, «Kâfirlerin üzerine onları sürükleyip canlarını sıkan şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi? » buyuruyor. Öyle ki, insan inkârı benimser, ahlâksızlığı huy edinirse, kalbi­ni ve dimağını istilâ eden inkâr kutuplarını nefis ve şeytana çevirmiş olur. Böylece şeytanlar da kendilerine yönelik bulunan kutba doğru koşarak gi­derler.

İÇİNİ KÜFÜRLE DOLDURANLAR HAKKINDA TECELLİ SAFHALARINDAN YEDİSİ

1- İnkârcı sapıkların ağızlarından çıkan her hezeyan ve inkâr yazılır ve o sebeple her geçen gün azap biraz daha onlara doğru uzatılır. Böylece inkârcı nankör aldığı her nefesle, attığı her adımla cehenneme biraz daha yaklaşmış olur. Dönüş yapmadığı takdirde, ölmesiyle birlikte kendini ce­hennem kenarında bulur.

2- Güvendikleri ve gurur duyup böbürlendikleri dünyalıktan ne var­sa, bir gün hepsi çekilip alınır. Hakiki vâris Allah olur. Onlar da eli boş, yüzü kara olarak Allah’a dönmek zorunda kalırlar.

3- Kalpleri imân ve irfandan boş, her türlü nîmet ve azizlikten uzak bir halde Allah’a döndürülürler.

4- Taptıkları putlar ne dünyada, ne de âhirette onlara azizlik ve şe­ref verir; bilâkis zillet ve rüsvaylık getirir.

5- Kendilerine yardımcı ve şefaatçi saydıkları putlar, âhirette onlara kin ve nefret duyarlar; Allah’ı bırakıp başkasına tapmanın insana yakışma­dığını söyleyerek uzaklaşırlar.

6- Küfürle işbirliği halinde olan şeytanlar, durmadan kâfirleri ebedî meskenet ve zillete sürükleyip aşkla, şevkle götürürler.

7- Şatafat içinde yaşayıp müʹminlere tepeden bakıp alay eden kâ­firlerin günleri sayılıdır. Ömür çok kısa, yapılacak işler de o kadar çoktur. Zaman durmadan ömrü törpülemektedir. Bir de bakarsın ki, lüks ve şata­fatın, böbürlenme ve gururun yerinde yeller esiyor.

Kur’ân-ı Kerîm ilgili âyetlerle bu hakikatleri beşer düşüncesinin önü­ne serip daha etraflı düşünmelerine imkân veriyor. Sonra da âhiretten bir diğer düşündürücü safhayı açıklayarak kâfirleri şöyle uyarıyor: «Suçlu gü­nahkârları ise, susuz bir vaziyette Cehennemʹe sürüp götüreceğiz. Rahmân’ın yanında bir söz almış olandan başkası şefaate yetkili olmayacak.. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle, kafa ve kalplerini dünyalıktan yana çevirip Allah’ı ve âhireti inkâr eden sapıklar hakkında İlâhî hükümden tecelli ede­cek yedi kadar önemli safhaya dikkatler çekildi ve böylece inkârcıların dal­dıkları gafletten uyanmalarına fırsat verilerek tevbe kapısının açık bulun­duğuna işâret edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, küfrün bir başka ölçüsüzlüğü konu ediliyor: Al­lahʹa evlât isnat edenlerin çok çirkin bir yakıştırmada bulundukları üzerin­de duruluyor. Canlı-cansız ne varsa hepsinin de Allahʹın yarattığı nesne­ler olduğu belirtilerek, Allahʹa ortak koşanlar uyarılıyor.