İnsan Suresi 4-22. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَلَاسِلَا۬ وَاَغْلَالًا وَسَعِيرًا اِنَّ الْاَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللّٰهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُ مُسْتَطِيرًا وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّهِ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَاَسِيرًا اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّٰهِ لَا نُرِيدُ مِنْكُمْ جَزَاءً وَلَا شُكُورًا اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا فَوَقٰيهُمُ اللّٰهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا وَجَزٰيهُمْ بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَرِيرًا مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًا وَيُطَافُ عَلَيْهِمْ بِاٰنِيَةٍ مِنْ فِضَّةٍ وَاَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَارِيرَا قَوَارِيرَ مِنْ فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْدِيرًا وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنْجَبِيلًا عَيْنًا فِيهَا تُسَمّٰى سَلْسَبِيلًا وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ اِذَا رَاَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًا مَنْثُورًا وَاِذَا رَاَيْتَ ثَمَّ رَاَيْتَ نَعِيمًا وَمُلْكًا كَبِيرًا عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَاِسْتَبْرَقٌ وَحُلُّوا اَسَاوِرَ مِنْ فِضَّةٍ وَسَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا اِنَّ هٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَاءً وَكَانَ سَعْيُكُمْ مَشْكُورًا

8.

Şüphesiz biz, kafirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.

Diyanet İşleri

5.

İyiler ise, katkısı kafur olan içecekler dolu bir kadehten içerler.

6.

Bir pınar ki Allah'ın kulları ondan içer, onu (istedikleri şekilde) fışkırtıp akıtırlar.

7.

O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar.

8.

Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.

9.

(Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) "Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz."

10.

"Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız."

11.

Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.

12.

Sabretmelerine karşılık da onları cennet ve ipek(ten giysiler) ile mükafatlandırır.

13.

Orada koltuklar üzerine kurulmuş olarak bulunurlar. Orada ne güneş (yakıcı sıcak) görürler, ne de dondurucu soğuk.

14.

Üzerlerine cennetin gölgeleri sarkmış, cennetin meyveleri (kolayca alınacak şekilde) yakınlaştırılarak hazırlanmıştır.

15.

Etraflarında gümüş kaplar, şeffaf kadehler dolaştırılır.

16.

Gümüşten billur kaplar ki, onları (ihtiyaca göre) ölçüp düzenlemişlerdir.

17.

Orada kendilerine, katkısı zencefil olan içecekle dolu bir kaseden içirilir.

18.

Orada bir pınar ki ona "selsebil" adı verilir.

19.

Çevrelerinde, gördüğünde saçılmış inciler sanacağın, hep aynı gençlik ve güzellikte kalacak hizmetçiler dolaşır.

20.

Orada, görünce (sonsuz) nimetler ve büyük bir mülk (hükümranlık) görürsün.

21.

Üstlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüş bileziklerle süsleneceklerdir. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirecektir.

22.

Onlara şöyle denecektir: "Şüphesiz bu sizin için bir mükafattır. Çalışma ve çabanız makbul görülmüştür."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

4- Hakikat biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alev alev kö­püren bir ateş hazırladık.

5- Şüphesiz ki, iyi kişiler, karışımı kâfur olan bir bardaktan içerler.

6- Bir pınardan ki Allahʹın kulları ondan içer de fışkırttıkça fışkırtır­lar.

7- Bunlar adaklarını yerine getirirler ve şerri yaygın olan bir günden korkarlar.

8- 9- Allah sevgisi için (veya mala olan sevgilerine rağmen) fakire, yoksula, yetime ve esîre yedirirler. «Sizi ancak Allah rızâsı için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz.

10- Şüphesiz ki biz, asık suratlı (yüzlerin asık olacağı) bir günde Rabbımızdan korkarız» (derler).

11- Allah da onları o günün şerrinden korudu ve yüzlerini ışıl ışıl ışı­lar hale getirip sevince erdirdi.

12- Sabretmelerine karşılık onları Cennet ve (oradaki) ipekle mükâ­fatlandırdı.

13- Orada tahtlara ve kanepelere yaslanırlar; orada ne güneş, ne de dondurucu bir soğuk görürler.

14- Cennet (ağaçlarının) gölgesi üzerlerine iyice sarkmış, meyveleri kolay toplanır şekilde onlara iyice yaklaştırılmıştır.

15- Çevrelerinde gümüşten kaplar ve billûrdan olan küpler dolaştırı­lır.

16- Gümüşten (işlemeli) billûrları belli ölçülere göre takdîr etmişler­dir.

17- Orada zencefil karışımı kâse ile içirilirler.

18- Orada bir pınar ki, ona Selsebîl adı verilir.

19- Çevrelerinde hep taze kalan civânlar dolaşırlar. Onları gördüğün­de saçılmış inciler sanırsın.

20- Orada nereye baksan hep nîmet ve büyük bir mülk görürsün.

21- Üstlerinde ince yeşil ipekten ve ince ve kalın atlastan elbise bu­lunur. Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir. Rabları onlara tertemiz bir içe­cek içirmiştir.

22- Şüphesiz ki, bu sizin için bir mükâfattır; çalışıp çabalamanız şük­re lâyık görülmüştür.

KÜFÜR BAĞLAYICI BİR ZİNCİRDİR

«Hakikat biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alev alev köpüren bir ateş hazırladık. »

Küfür ve azgınlık, kişiyi haktan, fazîletten alıkoyan bir zincir; hayır ve iyilik yapmasına engel bir tasma; şehveti ve nefsanî hevesleri durmadan harekete geçirip kızıştıran bir ateştir. Bu bağlayıcı ve ters yana döndürü­cü kayıtlardan kendini sıyırıp kurtarmadan ölen kimseye, âhirette bu duy­gu ve amellerine uygun bir ceza hazırlanmıştır: Zincirler, demir halkalar ve alev alev köpüren ateşler..

İman ve sâlih amel ise, kişinin kalp gözünü ve baş yüzünü hakka ve fazîlete çeviren bir rahmettir. Kalbi insanî duygularla doldurur; gayr-i meş­rû arzu ve isteklerin önünde bir sed oluşturur. Böylece mü’minin kalbinde serinletici tatlı bir hava, rahatlatıcı bir ümit sürüp gider. Âhirette onun bu hoş haline karşılık, karışımı kâfur (Kâfur: Hindistan’da yetişen bir ağacın reçinesinden imal edilen beyaz, nefis kokulu ve serinletici, ferahlatıcı bir maddedir. Ancak Cennet’teki kâfur bu­nun çok üstünde bir özellik taşır.) olan rahatlatıcı ve neşelendirici meşrubat sunulur. Gönül açıcı pınarlar başında ferahlık içinde tatlı vakit­ler geçirmesi sağlanır.

İşte bu nefis nîmetler, sağlam imânın ve onun tabii ürünü olan sâlih amellerin karşılığıdır ki sonsuza dek sürüp gider. Zira imân denilen o mâ­nevî cevher paha biçilmez bir kıymet arzeder. Ne yazık ki, dünyada bu yüksek madeni bilip anlayanlar ve ona sâhip olanlar azdır.

MÜ’MİNİN ÖVGÜ DEĞER AMELLERİ

«Bunlar adaklarını yerine getirir­ler ve şerri yaygın olan bir günden korkarlar.. »

Cenâb-ı Hak bu âyetlerle, müʹminin dünyada iken işlediği o güzel amel ve ibâdetlerinden en çok övgüye değer olanlarından dört tanesini belirte­rek, özendirici bir anlatımla kalp ve kafalara neşter vuruyor:

1- Adaklarını yerine getirirler.

2- Sıkıntı ve üzüntüsü çok yaygın olan kıyâmet ve âhiret gününden korkarlar.

3- Allah sevgisi için veya mala olan ilgilerine rağmen fakire, yoksu­la, yetime ve esire yedirirler.

4- Yüzlerin asık olacağı bir günde Rablarının vereceği cezâdan en­dişe ederler.

Bu dört madde, insan hayatını bütün iyilik ve faziletleriyle, dürüstlük ve feyizleriyle, düzenlik ve ahlâkî güzellikleriyle kapsamakta ve yansıtmak­tadır. Öyle ki:

Birinci madde, Allahʹın o mü’minlere farz ve gerekli kıldığı bedenî ve malî ibâdetleri ve kendilerinin adamak suretiyle kendilerine vâcip kıldık­ları adakları yerine getirmek suretiyle Hakk’a bağlılık ve vefa duygularını izhar ettiklerine,

İkinci madde, âhiret gününde adâlet-i ilâhiyenin kusursuz, ivazsız ve garazsız işleyeceğine inandıklarına ve İlâhî adâletin kılı kırk yararcasına tecellisinden korkup ömürlerini, hem kendilerini, hem de çevrelerini aydın­latan fazîlet ve ahlâk meşalesiyle süslediklerine,

Üçüncü madde, dünyada helâlinden kazanıp bağlı bulunduğu aile ve topluma iyilik ve yardımda bulunmak suretiyle sosyal adâletin ve din kar­deşliğinin arızasız olarak ayakta durmasına yardımcı olduklarına,

Dördüncü madde, âhiret günündeki hesaba inandıkları için günlük iş­lerini ve duygu ile düşüncelerini, davranış ve beşerî münasebetlerini ona göre düzenlediklerine delâlet eder.

İşte semâvî dinler ve özellikle son din olan İslâmiyet kitap ve sünne­tiyle insanı bu olgunluğa eriştirmeyi amaçlar.

BU OLGUNLUĞA ERİŞEN MÜʹMİNLERE VERİLECEK SONSUZ NÎMETLER

«Allah da onları o günün şerrinden korudu ve yüzlerini ışıl ışıl ışılar hale getirip sevince erdirdi. »

Cenâb-ı Hakkʹın değişmeyen sünnetlerinden biri de, «İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir» anlamındaki sözüdür. O bakımdan dünyada sözü edilen dört madde çerçevesinde ömrünün her gününü fedâkârlık, sabır, zerafet, anlayış, doğruluk, hayırhahlık ve hoşgörüyle değerlendiren mü’minler âhiret gününde on kadar üstün nimetle taltîf edilirler:

1- Ebedî mutluluk yurdu Cennet ve orada hazırlanan ipekten çok üs­tün elbiselerle mükâfatlandırılma vardır.

2- Benzerleri olmayan tahtlara ve kanepelere yaslanırlar.

Cennet’teki gerek ipekler, gerekse taht ve kanepeler bütünüyle Ce­nâb-ı Hakk’ın kudret eliyle yapılıp işlenmiştir. Şüphesiz ki bunların tarifi mümkün değildir. Cenâb-ı Hak oradaki yüksek nîmetleri bizim anlayacağı­mız bir anlatımla haber verirken dünyada değer verdiğimiz nîmetlerin ismi­ni kullanmaktadır. Çünkü Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in beyânıyla, orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir gönülden geç­meyen nîmetler, makamlar ve dereceler vardır.

3- Cennet’te ne güneş, ne de dondurucu, üşütücü soğuk görürler.

Cennet’te güneş var mıdır, yok mudur? Âyetin zâhirine bakılırsa, ora­da ne güneş, ne de dondurucu soğuk vardır. Şüphesiz bu anlatım iki ayrı yorumu mütehammildir: Birincisi, orada güneş yoktur, soğuk havayı mey­dana getirecek şartlarsa mevcut değildir. Orası bütünüyle ve devamlı su­rette Allahʹın cemal ve nur sıfatlarının tecellisiyle aydınlanır. Bu da yakıcı, terletici ve sıkıcı değildir; ışık ve enerjisi oranın şartlarına ve ortamına göre bir özelliktedir. İkincisi ise, orada başka bir güneş vardır; ancak o kudret eliyle düzenlenip dekore edildiğinden düzenli ağaçların gölgesi hep vardır. Cennet ehlini rahatsız edecek hava yoktur.

Bu yoruma bakılınca, Cennetʹin büyüklüğü ve büyüklüğüne orantılı bir düzenlenme söz konusu olur ki, hareket halinde olan ve dünyadan milyar­larca defa büyük olan Cennet’in ve onu aydınlatan güneşin veya benzeri bir ışık kaynağının konumu orada gece oluşturmamaktadır. Bu bakımdan Cennet’in gölgeleri süreklidir.

Müfessirlerin çoğu birinci yorumu sıhhatli kabul etmiştir. Nitekim Tef­sîr-i Hâzin’de: «Cennet olduğu gibi ışık ve aydınlıktır. Orada güneş ve ay’a ihtiyaç yoktur» denilmiştir. (Lübabu’t-te’vîl: 4/340)

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin de: «Şüphesiz ki Cennetin havası, uza­yıp giden gölgeliktir. Orada ne sıcak, ne de soğuk vardır» buyurduğu rivâ­yet edilir. (Tefsîr-i Kurtubî: 19/138 (Hadîsin kaynağını tesbit edemedim).)

Ebû Abdillah Kurtubî ise şöyle yorumda bulunmuştur:

«Orada dünyadaki güneş gibi bir güneş ve yine dünyadaki ay gibi bir ay görülmeyecektir. Cennetlikler devam eden gölgededirler; ne gece vardır, ne de gündüz; orası hep aynı aydınlık (ve ısı ortamında) sürekli aydınlık­tır. »

Bazı âyetlerde, örneğin Meryem Sûresi 62. âyette: «Cennet’te boş, an­lamsız bir söz değil, sadece «selâm» işitecekler. Onların orada sabah-ak­şam rızıkları hazırdır» buyuruluyor. Şüphesiz bu, anlamamızı kolaylaştır­mak ve belli öğünlerde yemek yenildiğini, rastgele, düzensiz yenilmeyip ih­tiyaca göre proğramlandığını belirtmek içindir.

4- Cennet (ağaçların)ın gölgesi üzerlerine iyice sarkmış, meyvaları kolay toplanır şekilde onlara iyice yaklaştırılmıştır.

Tecelli edip süreklilik arzeden İlâhî nurun sağladığı aydınlık ve göl­gelik tam huzur vericidir ve ağaçlardaki meyvalar ise, hep rahatlıkla kopa­rılacak bir yakınlık ve özelliktedir. Tabii biz ne gölgeliğin, ne de meyvaların keyfiyetini bilemiyoruz. Orada meyva dahil bütün gıda maddelerinin posası yoktur. O bakımdan cennetliklerin sindirim sistemi de çok değişiktir. İdrar ve dışkı söz konusu değildir; yani insanın dünyada iken dışarıya attığı bu artıklar orada bütünüyle kalkmış oluyor. Bunun için de cennette çer çöp, hava kirliliği yoktur.

5- Cennet’teki ağaçların son derece mükemmel düzenlendiği, taşı­dıkları meyvaların hem çok çeşitliliği, hem koparmak isteyenlere yaklaştırılması tarifi mümkün olmayacak bir görünüm arzetmektedir. Dünyada bu­nun bir benzeri söz konusu olmadığından, Cenâb-ı Hak, dünyadaki bahçe ve ağaçların ismini kullanarak onları bize anlatıp anlamamızı kolaylaştırtırmakta ve oranın çarpıcı, büyüleyici güzelliği hakkında ip ucu vermekte­dir.

6- Cennetliklerin çevresinde gümüşten kapların, billurdan küplerin dolaştırılacağına gelince: Orada gılmanlar ve melekler aralıksız hizmet ederler ve insanların huzur ve neşe duymaları için emre hazır beklerler. Gümüş kaplar konusu ise, ayrı bir güzellik arzetmektedir. Şöyle ki: Gümüş madeni, kükürtlü havayla temasa geçtiği takdirde hem kararır, hem de toz­lanarak kirlenir. Cennet’te ne kükürtlü hava, ne de toz vardır. Aynı zamanda oradaki gümüş de ayrı bir özellik taşır ki, onun bir benzerinden söz et­memiz mümkün değildir.

Gümüşle işlemeli billur bardaklar ve taslar ise, ayrı bir zevk ve ilgi işi­dir. Billur, bilindiği gibi, bazı cisimlerin aldıkları geometrik şekillere denil­diği gibi, kristallaşan maddelere de denir. Şüphesiz Cennetʹteki billurların çok daha değişik ve insan zevkine çarpıcı şekilde hitap edecek bir özellik­te olduğunu söyleyebiliriz.

7- Zencebil karışımı meşrubat sunulacağına gelince: Bu, yine bizim anlayıp az da olsa kavramamıza yönelik bir anlatım tarzıdır.

Bizim «zencefil» dediğimiz bitki, sıcak ülkelerde yetişir. Hoş kokulu, iş­tah açıcı özelliği vardır. Mideyi bozmaz, ekşimeye neden olmaz. Sindirimi çok kolaydır. Hekimlikte de kullanılır. Ancak İbn Abbas’ın (R. A. ) dediği gi­bi, Cennet’teki zencefil apayrı bir nefasettedir, dünyadakine hiç benzemez.

8- Selsebil pınarına gelince: Bunun özelliği kısmen olsun isminden anlaşılıyor.

Selsebil, üç şekilde yorumlanmıştır:

a) Bu bir pınardır ki, cennetliklerin irâde ve arzularına uygun bir akış ve yayılış arzeder ve o sürekli bu özelliğini korur.

b) Bu pınar Arşʹın altından veya Adn Cenneti’nden kaynaklanıp dü­zenli şekilde akar ve herkesin yararlanmasından yana bir düzenleme plâ­nı arzeder.

c) Boğazdan çok rahat ve zevk veren bir akışla inip geçtiği için bu is­mi almıştır.

9- Cennetliklerin çevresinde hep taze vildan dönüp dolaşır. Bunlar düzenli çalışıp dizilen inciler misali bir görünümdedirler.

Şüphesiz bunca ilgi ve hizmet, cennetlik olan mü’minin Allah yanın­daki değerini ifade etmekte ve her şeyin onun için yaratıldığını göstermek­tedir.

Aynı zamanda bu, Cennet’in kusursuz bir plâna ve proğrama göre oluşturulduğunun bir başka anlatımı sayılır.

Hizmet eden vildanlar bile hep yaşıt, civan ve inci misali düzenli, çe­kici ve çarpıcıdırlar. Öyle ki, hepsi de proğramlı hizmet eder ve bu durum sürüp gider.

10- Cennet son derece büyüktür. Orada nereye bakılırsa, hep nîmet ve göz kamaştıran muhteşem mülk görülür. Milyarlarca insanları ebediyen barındırıp huzura, rahata ve güvene eriştiren bu bol nîmet yurdunun şüp­hesiz büyüklüğünü tasavvur etmek bile çok zor.. Ancak fezaya dev teles­koplarla bakıldığında dünyadan milyarlarca defa büyük yıldızların bulun­duğu görülebilmektedir. Bu, Cennetʹin büyüklüğü hakkında az da olsa insa­na ip ucu verebilmekte ve Kur’ân’ın bu konuda ne demek istediğini anla­mamıza yardımcı olmaktadır.

Bütün nîmetler ve sonsuz mutlulukların hepsi gerçek mü’minler için İlâhî mükâfat olarak önceden belirlenip yerine konulmuştur. Tıpkı, ilk insan Âdem (A. S. ) nasıl yeryüzüne indirilmeden önce, onun rahat yaşayabilmesi için her şey önceden hazırlanıp proğramlanmışsa, bu da öyle.. Dünyada iken ibâdet ve taâtleri şükre lâyık, mükâfata seza görülenler hakkında ilâ­hı rahmet ve inâyetin bu tarz tecellisinin safha safha haber verilmesine gelince: Her yanıyla müʹminlerin imânını, ebedî saadete aşk ve şevklerini artırmaya; inkârcıları inatlarından kurtarıp doğru yolu seçmelerinde duygu ve düşüncelerini yönlendirmeye yönelik bir hikmeti içermektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, dünya hayatını hikmetinin aksine bir doğrultuda heder eden inatçı kâfirlere hazırlanan elîm azâbın safhalarına değinildi. Onların hilâfına ömürlerini İlâhî nizam ölçülerine göre değerlendiren mü’minlere hazırlanan sonsuz nîmetlerden bir kısmı müjdelenerek onların imân ve irfanının artması istendi.

Aşağıdaki âyetlerle, indirilen Kur’ânʹın insan hayatını en güzel şekil­de proğramladığına işâretle, bu düzeyde sabırlı çalışmada bulunmamız emrediliyor. Yolunu kaybeden şaşkın inkârcılara, suçlu günahkârlara uy­mamamıza parmak basılarak gereken uyarı yapılıyor. Sonra da gece-gün­düz düzenli, sistemli ibâdette bulunmanın lüzumu konu ediliyor.