Neml Suresi 75. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَمَا مِنْ غَائِبَةٍ فِي السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ

75.

Gökte ve yerde gaib (gizli) hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitap'ta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın.

Diyanet İşleri

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

75- Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki o açık ve açıklayıcı ki­tapta (yazılı) olmasın.

HER ŞEY AÇIK, KİTAPTA YAZILIDIR

Kur’ân’ın dokuz yerinde «Kitab-ı Mübîn» terkibi (tamlama) geçmek­tedir. Onlardan üçü ile Kur’ân, altısı ile Levh-i Mahfuz kasdedilmektedir. Ancak «Levh-i Mahfuz» ne demektir veya neyin ismidir? Kelime olarak «Korunmuş Levha» demektir. İsim olarak, ya varlık âleminde meydana ge­lecek her şeyin yazılı bulunduğu bir Levha’yı, veya «Ümmü’l-Kitap» deni­len «Ana Kitab» ı ifade etmektedir. Şöyle ki: Cenâb-ı Hakk’ın ilmi, kâinatta olmuş ve olacak her şeyi önceden tesbit edip «Ana Kitap» olan «Levh-i Mahfuz»a yazmıştır. Vakti saati gelince yazıldığı gibi meydana gelir. Çün­kü İlâhî ilim tesbitinde yanılmaz. Ancak bu tesbitlerin insan hayatıyla il­gili hususlarda onun iradesinin dışında gerçekleştirildiği sanılmamalıdır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Cenâb-ı Hakk’ın ilmi malûmata tabidir; yani bir iş ve olay insanın cüz’î irâdesiyle meydana geleceği için tesbit edilip yazılmıştır; yazıldığı için o iş ve olay meydana gelmiyor, geleceği için ya­zılıyor. Nitekim Ehl-i Sünnet âlimlerinin de konuyla ilgili görüşleri bu doğ­rultudadır.

Hatırlanması gereken bir husus da şudur: «Levh-i Mahfuz» veya «Ümmu’l-Kitap»ta yazılı olan şeyler genel olarak ikiye ayrılır. Birincisi, kâinat plân ve düzeniyle ilgili ana bilgilerdir ki, bu bütünüyle dünyanın ömrü, kâi­natın denge ve düzeni, ruhlar ve melekler âlemi; kıyâmet ve âhiretle ilgili hükümlerdir; insan irâdesinin bunda herhangi bir tesiri veya rolü söz ko­nusu değildir. İkincisi, insanların günlük hayatlarıyla ilgili hükümlerdir ki hemen her bölüm ve safhasında insan irâdesinin rolü ve tesiri vardır.

Ayrıca bu konuda büyük kalemin ve küçük kalemlerin yazdıkları üze­rinde duranlar olmuştur. Muhyiddîn Arabî (K. S. ) Fütuhat-i Mekkiye adlı eserinde buna geniş yer vermiş ve iki ayrı kalemin yazdıklarına dikkatleri çekerek, büyük kalemin yazdıklarının sabit ve silinmez olduğunu; küçük kalemlerin yazdıklarından İlâhî irâdeyle bir kısmının sabit bırakılacağını, bir kısmının da silinebileceğini belirtmiştir. (Bilgi için bak: Ra’d Sûresi 39. âyetin tefsiri)

Âyetin ikinci yorumu:

«Kitab-i Mübîn»den maksat, burada Kur’ân olabilir. O takdirde gökte ve yerde gizli (kapalı) olan şeylerden maksat, kâinat plânıyla ilgili husus­lardır ki onlardan her biri sünnetullah doğrultusunda Kurʹân’da temel bilgi özelliğinde yazılmıştır.

Birinci yorum daha isabetlidir. Nitekim ilim adamlarının çoğu o yorumu benimsemiştir. (Bilgi için bak: Tefsîr-i Kurtubî: 13/231)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetle, İlâhî ilmin her şeyi önceden kapsayıp kuşattığı be­lirtildi.

Aşağıdaki âyetlerle Kur’ân’ın sadece doğruyu gösteren bir kitap ol­duğu üzerinde duruluyor. Tevratʹın bazı hükümlerini değiştirip dinde ihtilâf yaratan İsrail oğulları uyarılıyor. Sonra da kalbi ve kafası inkâr, inat ve taassupla kılıflanmış inkârcılara hakkı duyurmanın çok zor olduğu konu ediliyor. Arkasından İlâhî dâvete kulak verenlerin tutumu misal verilerek şüpheciler uyarılıyor.