Vakıa Suresi 57-74. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تُمْنُونَ ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ فِي مَا لَا تَعْلَمُونَ وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُو۫لٰى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَ ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ لَوْ نَشَاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ اِنَّا لَمُغْرَمُونَ بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ اَفَرَاَيْتُمُ الْمَاءَ الَّذِي تَشْرَبُونَ ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ لَوْ نَشَاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ اَفَرَاَيْتُمُ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ ءَاَنْتُمْ اَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَهَا اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُ۫نَ نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْوِينَ فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ

63.

Sizi biz yarattık. Hala tasdik etmeyecek misiniz?

Diyanet İşleri

58.

Attığınız o meniye ne dersiniz?!

59.

Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?

60-61.

(60-61) Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.

62.

Andolsun, birinci yaratılışı(nızı) biliyorsunuz. O halde düşünseniz ya!

63.

Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?!

64.

Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

65.

Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde şöyle geveleyip dururdunuz:

66.

"Muhakkak biz çok ziyandayız!"

67.

"Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!"

68.

İçtiğiniz suya ne dersiniz?!

69.

Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

70.

Dileseydik onu acı bir su yapardık. O halde şükretseydiniz ya!.

71.

Tutuşturduğunuz ateşe ne dersiniz?!

72.

Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

73.

Biz onu bir ibret ve ıssız yerlerde yaşayanlara bir yarar kaynağı kıldık.

74.

O halde, O yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt).

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

57- Biz, sizi yarattık; hâla (bu gerçeği) tasdik etmiyecek misiniz?

58-59- Gördünüz mü o akıttığınız meniyi? Siz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa biz mi yaratıyoruz?

60- Aranızda ölüm olayını (ve süresini) biz takdîr ettik.

61- Sizi (yok edip yerinize) benzerlerinizi getirmemize ve sizi bilemiyeceğiniz (şekil ve vasıfta) yaratıp ortaya çıkarmamıza karşı önümüze geçilecek de değiliz.

62- And olsun ki, siz, ilk yaratılıp ortaya çıkarılışınızı biliyorsunuzdur. Artık düşünüp ibret almaz mısınız?

63- Söyleseniz a, o ektiklerinizi,

64- Siz mi onları bitirip yeşertiyorsunuz, yoksa biz mi bitirip yeşerti­yoruz?

65- İstesek onu çer-çöp yapardık da siz de şaşırıp kalırdınız..

66-67- Ve «doğrusu borç altına girdik, hattâ büsbütün mahrûm kal­dık» (dersiniz).

68- İçtiğiniz suya ne dersiniz?

69- Onu siz mi buluttan indirdiniz, yoksa biz mi indirenleriz?

70- Dileseydik onu acı yapardık. Artık şükretmez misiniz?

71- Ya yaktığınız ateşe ne dersiniz?

72- Onun ağacını siz mi yaratıp meydana getirdiniz, yoksa biz mi ya­ratıp meydana getirenleriz?

73- Biz, onu bir öğüt ve ibret ve hem de boş arazide yolculuk yapan­lar (gezip dolaşanlar, rahat ve temiz hava almak isteyenler) için bir fayda kıldık.

74- O halde sen, O Büyük Rabbınʹın adını tesbîh ve tenzîh et.

İLGİLİ HADÎSLER

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz su içerken şöyle duâ ederdi:

«Hamd olsun O Allah’a ki, bize içimi kolay tatlı bir su içirdi de günah­larımız sebebiyle onu tuzlu, acı kılmadı. » (İbn Ebî Hâtim: Ebû Cafer (R. A. )den)

«Şüphesiz ki sizin bu ateşiniz, Cehennem ateşinin yetmişte biri (nis­betinde sıcak ve yakıcı tesirli)dir. İki defa denize vurularak (sokularak bu­günkü duruma getirilmiştir). Eğer öyle olmasaydı Allah onda hiçbiriniz için bir yarar meydana getirmezdi. » (Müsned-i Ahmed: 2/244, 312, 478- Buharî/bed’-i halk: 10- Tirmizî/cehennem: 7- İbn Mâce/zühd: 38- Dâremî/rikak: 120)

«Sizin şu ateşinizle Cehennem ateşinin misali nedir, bilir misiniz? And olsun ki cehennem ateşi sizin şu ateşinizden yetmiş kat daha karadır. » (Taberânî - İbn Kesîr: 4/297)

YARATMAK ALLAHʹA MAHSUSTUR

«Biz sizi yarattık; halâ (bu gerçeği) tasdîk etmiyecek misiniz? »

Yapısı aynı olan her hücre bir hayat birimidir. Her hücrenin başlıba­şına bir hayatı vardır. İlim adamları kimyevî tahliller neticesi hücreyi yapan maddeleri tesbit etmiş bulunuyor ve o maddeleri belli nisbette biraraya getirmek suretiyle hücreyi oluşturabiliyor; ama ona canlılık vasfı veremi­yorlar. İşte bu noktada beşer kudreti kesilip kalmakta; İlâhî kudret bütün üstünlüğüyle kendini hissettirmektedir. Öyle ki, İlâhî kudretten kaynaklanan hilkat kanunu bir maddeye yönelince onda hayat başlıyor.

Aynı zamanda hücre, sözü edilen kanunun harika eserlerinden biridir; mensup oldukları canlının bütün özelliklerini taşımaktadır. O kadar ki, in­san hücreleri insanın ve bağlı bulunduğu türün özelliklerini, maymun hüc­releri de kendi türünün özelliklerini ve huylarını taşır. Maymuna ait hüc­re, insan yapısını; insana ait hücre maymun yapısını meydana getirmez.

Cinsiyeti tayin eden hücrelerin birleşmesiyle meydana gelen birimde, doğacak yeni canlının maddî ve mânevî bütün özellikleri gizlidir. Bu da yüce yaratanın ilminin ve kudretinin eşsizliğini, üstünlüğünü gösterir.

İlgili 57. âyetle hilkatin bu mâna ve inceliğine işâret edilmekte ve cüm­lede yer alan «halk» kökünden türetilen «halaknâ» fiilinin, keşif ve icad an­lamında olmadığı, yoktan var kılıp hayat alanına getirme mânasını taşı­dığı anlaşılmaktadır.

MENİNİN OLUŞMASINI SAĞLAYAN MEKANİZMA

«Gördünüz mü o akıttığınız meniyi? Siz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa biz mi yaratıyoruz? »

«Meni» denilen sıvının bir damlasında binlerce, hattâ milyonlarca hüc­re (sperma) bulunmaktadır. Erkeğin aldığı gıdalarla vücut mekanizması harekete geçerek bu canlı yaratıklar oluşuyor ve bütünüyle İlâhî hilkat ka­nununa bağlı bulunuyor. Mikroskopla bile zor görülebilen «sperma», insa­nın bütün özelliklerini kendinde taşıyor. Onu önce baba sulbunda yaratmak münhasıran Allah’a aittir.

Kur’ân böylece biyolojik bir olayı, ilim adamlarının irfan ve idrâkine bırakarak konu üzerinde iyice düşünmelerini ilhâm etmektedir.

ÖLÜM OLAYININ TAKDİRİ

«Aranızda ölüm olayını (ve süresi­ni) biz takdîr ettik… önümüze geçilecek de değiliz. »

Ölüm, ikinci hayata geçiş kapısıdır. O bakımdan ölüm büsbütün yok olup bir daha dönmemesiye, kalkmamasıya silinme demek değildir. Mut­laka ebedî yaşamanın sırrı ve habercisidir. Ölüm, dar ve sıkıntılı bir evden, çok geniş ve o nisbette ferah bir eve taşınmaktır. Ölüm, eskiyen bedenin atılması ve ruhun yeni, aynı zamanda kalıcı bir bedene bürünmesi demektir.

Ölüm olmasaydı, hem dünya insanlara dar gelirdi, hem de Âhiret ha­yatına ve oradaki düzene intibak sağlanamazdı. Zira o düzendeki hayat sonsuzdur. Şartları çok değişiktir. O bakımdan beden yapımız ve organ­larımız oradaki şartlara uygun vasıfta yaratılmamıştır. Bütünüyle dünya­daki hayat şartlarına göre organize ve takdîr edilmiştir.

Aynı zamanda ölüm olayı, özellikle ebedî hayatın önemini ve değerini tanıtan ve aşılayan en kuvvetli müessirlerden biridir.

İşte bu belirttiklerimiz, İlâhî kanunlardır. O’nun kanunlarının ve koy­duğu plân ve proğramın değişmesi söz konusu değildir. 60. âyette bilhassa bu esasa değinilmektedir.

BENZERLERİMİZİN YARATILMASI

«Sizi (yok edip yerinize) ben­zerlerinizi getirmemize ve sizi bilmiyeceğiniz (şekil ve vasıfta) yaratıp or­taya çıkarmamıza karşı önümüze geçilecek de değiliz. »

Bir ırmak veya akarda akıp giden su, aslında atom zerrelerinin bira­raya gelmesiyle oluşup kesintisiz gibi görünür. Gerçekte ise, birbirinin ben­zeri zerrelerin zincirleme olarak yekdiğerini izlemesidir. İnsanlar da öyle; nesiller birbirini izlemekte, ölenlerin yeri boş kalmamaktadır. Yani benzer­ler birbirini takip ederek belirlenen vakte kadar akıp gitmeye devam ede­cektir.

Bu düzeni takdîr edip yaratan Cenâb-ı Hakk’ın düzenlemesi ne kadar kusursuz ve mükemmeldir!

BİLEMİYECEĞİMİZ ŞEKİL VE VASIFTA YENİDEN YARATILACAĞIZ

Âhiret Âlemi henüz meydana gelmediği, yani mevcut düzenin bozu­lup yeni ve kalıcı düzen kurulmadığı için, o hayata adım atacak olan in­sanların beden yapıları çok farklı olacak; fizyonomide bir başkalaşma ol­mayacak; hücre yapısı da çok farklı olacağı gibi sindirim sistemi de bizim şimdikinden ayrı olup, dışarı atılacak posa ve benzeri şey vücut bul­mayacaktır. Bunun gibi tükürük, balgam ve benzeri ifrazat da görülme­yecek; yenilen yiyecek maddelerinin posası sadece hafif buharlaşma ve az bir terleme şeklinde ifraz edilecektir.

Şüphesiz bu vasıfta ve özellikte bir canlı olmadığı için, âhirette ger­çekleşecek bu başkalaşmayı ancak imân doğrultusunda kabul ediyoruz. Çünkü bizi böyle yaratıp vücuda getiren O Yüksek Kudret, öyle de yara­tabilir. Bunda hiç şüphemiz yoktur.

Dünyada câri olan biyolojik ve fizyolojik kanunları bildiğimiz için biz­de hiç bir şüphe doğmuyor; âhirette meydana gelecek farklı biyolojik kanunları bilmediğimiz için onu inkâr veya reddetmemiz gerekmemektedir. Zira her şeyi bilip tesbit etmemiz mümkün değildir. 61. âyetle bu inceliğe değinilerek İlâhî kudretin mutlak anlamda nâfiz bulunduğunu iyice düşün­memizin gereğine işâret edilmektedir.

TOPRAĞA ATILAN TOHUMU YEŞERTEN KUDRET

«Söyleseniz a, o ektiklerinizi, siz mi onları bitirip yeşertiyorsunuz, yoksa biz mi bitirip yeşertiyoruz? »

Önce bitkilerin tohumuna dikkatle bakalım: Tohumu meyvaya bağla­yan göbekbağının izi olarak bir göbek ve yumurtacığın kapısının kalıntısı olan ve kapçık denen çok küçük bir delik bulunur.

Tohumdaki özün önemli kısmı embriyondur. Embriyonda bir kök tas­lağı ve bunun devamı olan bir sap taslağı bulunur.

Tohum bu özelliğiyle canlı bir uyuşukluk içinde çimlenmek için elve­rişli zamanın ve ortamın gelmesini bekler. Böylece Cenâb-ı Hak, hilkat ka­nununu küçücük çekirdeğin embriyonuna yerleştirmiştir. Koca bir ağacın en küçük modelini embriyonda çizip hazırlamıştır.

Câri olan bu İlâhî kanuna iltifat etmeyip bir bitki veya kocaman bir ağaç yetiştirmek için insanoğlu bir tohumu yoktan var kılıp meydana geti­rebilir mi? Tohumu oluşturan maddeleri biraraya getirmek mümkün, ama ondaki yarı ölü uyuşuk canlılığı, nasıl verebiliriz? Bu mümkün müdür? Şüphesiz bu uyuşuk canlılık sadece tohumda değil, aynı zamanda bitki­lerin köklerinde ve taşıdıkları sporlarda da mevcuttur.

İşte 63. âyetle O Yüce Kudret’in tohumdaki tecellisine işâretle, bun­ları kimin hazırlayıp yetiştirdiği, sorulmakta ve böylece insanoğlunun aklı harekete geçirilmek, düşünce ufku genişletilmek istenmektedir.

İÇTİĞİMİZ SU KUDRET HARİKASIDIR

«İçtiğiniz suya ne dersiniz? Onu siz mi bu­luttan indirdiniz, yoksa biz mi indirenleriz? »

Belli oranda oksijenle hidrojen bileşiği olan suyun (H2O) buharlaşıp bulutlaşması ve yağmur halinde inmesi, bütün canlıların hayatının devamı­nı sağlayan önemli unsurlardan biridir.

Bu fiziksel ve kimyasal olaylar kendiliğinden değil, İlâhî denge ve dü­zen kanunlarıyla plânlanmıştır. 68. âyetle bu noktaya dikkatlerimiz çeki­lerek, sözü edilen olayların biteviye gitmesinden, Cenâb-ı Hakk’ın varlığı­nı ve birliğinin, kudretinin mutlak anlamda hükümranlığını anlamamızı ilham etmektedir. Ayrıca buharlaşmanın suyu arındıran bir ilâhı filitre olduğuna işâretle, dünyanın su ihtiyacını karşılayan denizlerin tuzlu, acı suyunun ay­nı bileşilerle buharlaşmasına imkân vermeyen câri bir kanunun süregel­diğine atıf yapılmaktadır: «Dileseydik onu acı yapardık. Artık şükretmez misiniz? »

YAKTIĞIMIZ ATEŞ VE HAM MADDESİ

«Ya yaktığınız ateşe ne dersiniz? Onun ağa­cını siz mi yaratıp meydana getirdiniz, yoksa biz mi yaratıp meydana ge­tirenleriz. »

Ateşin, diğer bir anlatımla «ısı»nın önemli ham maddesi ağaçtır. Taş kömürünün de menşei yine ağaçtır. Buna «fosil kömür» veya «maden kö­mürü» denir. Bitkilerin kömüre dönüşmesi, «karbonizasyon» diye adlandırılır.

Gerek ağacın, gerekse kömürün yanması için bir de oksijene ihtiyaç vardır.

Görüldüğü gibi, yanan ağacın asıl maddesi ve bu maddenin, oksije­nin varlığıyla yanmaya elverişli duruma gelmesi, Cenâb-ı Hakk’ın koydu­ğu değişmez kanunlardan biridir. 72 ve 73. âyetlerle hem bizi ısıtan ate­şe, hem de onun ham maddelerinden biri olan ağaca atıf yapılarak İlâhî sanatın yüceliği, eşsizliği anlatılıyor.

İlgili 57-73. âyetlerle on kadar çok önemli İlâhî lütuf ve rahmet eseri olan nîmetler sıralandıktan; hepsinin de Allah’ın koyduğu kanunlarla in­sanlıktan yana birtakım faydalar sağladığına işâret edildikten sonra; böy­lesine geniş bir lütuf ve ihsan karşısında O çok büyük Rabbımızı tesbîh ve tenzîh etmemiz gerekmiyor mu? İşte 74. âyetle bu kadirbilirlik tavsîye edilmekte ve her nîmeti O’nun yüksek kudretine çevirmemiz emredilmektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Allah’ın insanlardan yana hazırlayıp istifade edilme düzeyine getir­diği on kadar nîmet ve lütfu konu edildi ve böylece yaratılanla yaratan ara­sında mânevî irtibatın devam edilmesinin birçok yararlar getireceğine işâ­rette bulunuldu.

Aşağıdaki âyetlerle, insan hayatını en iyi şekilde düzene sokma kanun ve kurallarını; hüküm ve tavsiyelerini kendinde taşıyan Kur’ân’ın birkaç özelliği üzerinde duruluyor ve Onun küçümsenecek hiçbir yanının bulun­madığına işâretle, inkârcılarla şüpheciler uyarılıyor.