MEÂLİ:
58- Onlar ki Allah yolunda hicret ettiler, sonra da (yine Allah yolunda) öldürüldüler veya ecelleriyle öldüler, elbette Allah onları güzel bir rızık (ebedî saadetin nimeti) ile rızıklandıracaktır. Şüphesiz ki Allah rızıklandıranların mutlaka en hayırlısıdır.
59- And olsun ki, onları hoşnut olacakları bir yere sokacaktır ve şüphesiz ki Allah yegâne bilendir, Halım (kullarına karşı çok şefkatli, merhametli ve sabırlı)dır.
60- (Allahʹın sünneti) budur. Kim kendisine yapılan haksız saldırıya karşı misliyle karşılık verdikten sonra yine tecâvüze uğrarsa, Allah gerçekten ona yardım eder. Şüphesiz ki, Allah çok affeden, çok bağışlayandır.
61- Bu böyledir. Allah geceyi gündüze sokar, gündüzü de geceye sokar ve mutlaka Allah işitendir, görendir.
62- (Gerçek) budur. Çünkü Allah, Oʹdur Hak; Ondan başka taptıkları ise bâtıldır ve doğrusu Allah çok yücedir, çok büyüktür.
63- Görmedin mi ki, Allah gökten bir su indirdi de yeryüzü yemyeşil oluverdi. Şüphesiz ki Allah çok lütuf sâhibidir ve her şeyden haberlidir.
64- Göklerde ne varsa, yerde ne varsa hepsi Oʹnundur. Ve doğrusu Allah çok zengindir (kimselere muhtaç değildir), çok övülmeye lâyıktır.
İLGİLİ HADÎSLER
Şürahbil b. Simt (R. A. ) anlatıyor:
- Rum ülkesinde bir kaleyi kuşatmamız hayli uzun sürdü. Derken Selmân el-Fârisî bize uğradı ve Peygamber (A. S. ) Efendimiz’den şöyle işittiğini haber verdi: «Kim savaşta gözetlemede bulunup gerekeni yaparken ölürse, Allah ona, o savaşa devam edenlerin mükâfatı gibi bir mükâfat verir; üzerine (ebedî saadet) rızkını akıtır ve onu (kabir ve âhiret) fitnelerinden güven içinde bulundurur. İsterseniz (Onlar ki Allah yolunda hicret ettiler, sonra da öldürüldüler.. ) âyetini okuyunuz. » (İbn Mâce/cihad: 7- Ahmed: 5/261-İbn Ebî Hâtim)
«İki göz var ki Cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz ve Allah yolunda geceleyip gözetlemede bulunan göz.. » (Tirmizi/fezâil-i cihâd: 12)
NÎMET KÜLFET KARŞILIĞIDIR
«Onlar ki Allah yolunda hicret ettiler.. »
Şüphesiz ki nîmetin en güzeli, Allahʹa dosdoğru imândan sonra, hayırlı bir mü’min olarak Allahʹın insanlıktan yana mutlak hayır yansıtan dinine hizmet etmek; insanların mutluluğu için çalışıp enerji harcamaktır, Ancak her devir ve dönemde bu kutsal yola kendini adayanların karşısına bâtıl bütün hıncıyla çıkar ve çetin mücadeleler başlar.
Bunun iki sebebi vardır: Biri hak din her yönüyle, bâtıldan yana olanların hayat anlayışına ters düşmekte, onların başıboş bırakılan nefislerinin karşısında bir sed oluşturmaktadır. O yüzden maddeci inkârcılar sadece dinî engeli ortadan kaldırmakla yetinmezler, bir de dinin afyon olduğunu iddia ederek onu temelinden yıkmaya çalışırlar. Diğeri ise, âhirette müʹminlere sunulacak yüksek nîmetler, büyük külfetler, ciddi hizmetler sonucu elde edilebilir. Aksi halde yüksek nîmet olmanın bir bakıma anlamını yitirmiş olur.
Onun için Kur’ân ilk cefakâr ve fedakâr müʹminleri hayır ve rahmetle anmakta; Allah yolunda öz yurtlarından çıkarılıp öldürülenler ve kendiliğinden o yolda ölenler için güzel bir rızık hazırlandığını hatırlatmakta ve böylece yaşamakta olan Müslüman kuşaklarına en uygun model ve örneği, ölçü ve kıstası vermektedir.
Demek oluyor ki, insan mânevî gıdasını, ruhî ihtiyacını sağlam bir mürşit ve muttaki bir ilim adamının rahle-i tedrisinde alınca, artık dünya onun gözünde önemsiz kalıyor, her şeyin gerçek amaca erişmek için birer araç niteliğinde olduğu ağırlık kazanıyor. O bakımdan dinde takvâ sâhibi uzman eğitimcilere ve öğreticilere büyük ihtiyaç söz konusudur. Peygamber mektebi hem belirtilen ölçü ve vasıfta mü’min yetiştiriyor, hem de kalpleri fethedecek, ruhları dolduracak eğitici ve öğretici kadrolar vücuda getiriyordu.
SALDIRIYA GEREKİRSE MİSLİYLE KARŞILIK VERMEK
«(Allah’ın sünneti) budur. Kim kendisine yapılan haksız saldırıya karşı misliyle karşılık verdikten sonra yine tecâvüze uğrarsa, Allah gerçekten ona yardım eder. Şüphesiz ki, Allah çok affeden, çok bağışlayandır. »
Mü’minler güçlü ve düzenli bulundukları sırada haksız bir saldırıya uğrarlarsa, misliyle karşılık vermelerinde bir sakınca ve vebal yoktur. Buna rağmen sabredip iyilikle mukabelede bulunurlarsa, bu hem büyüklük ve fazilettir; hem de eğitici ve yönlendirici olabilir. Buna rağmen ikinci kez aynı cihetten ve kaynaktan saldırıya uğrarlarsa, ilâhî sünnet hükmünü yürütür de Allah saldırıya uğrayan o kullarına yardım eder.
Küfür, sapıklık, maddecilik her zaman şarlatandır, saldırgandır ve insafsızdır. Allah’a imân ve dinî irfan ise, hazımkârdır, sabırlıdır; mütevazi ve temkinlidir. Aynı zamanda bağışlayıcı ve affedicidir. Ancak vaki saldırı mü’minin şahsına değil de dinine ve hürriyetine ise, o zaman kahramandır; karşı koyucu ve defedicidir. Zilleti, baş eğmeyi aşağılık ve karanlık sayar. İslâmʹın izzet ve şerefini ayakta tutmayı tek amaç bilir.
Allah nasıl dünyaya iki ayrı hareket vererek gece ile gündüzü birbirine katıyorsa, mü’mine de biri imân ve irfan hareketi; diğeri karanlık olan küfrü ve maddeciliği tesirsiz hale sokma hareketi verir. İlâhî sünnet bu iki hareketi gerçekleştirmede, mü’minin azmi ve gayretini kıstas alır. Çünkü Allah çok yüce ve çok büyüktür.
Gökten indirdiği yağmurla yeryüzünü nasıl zümrüt gibi yemyeşil yaparak ona yepyeni bir hayat veriyorsa, haksızlığa uğrayan, bununla beraber azminden, sabrından bir şey kaybetmeyen mü’minlere de vakti, saati gelince İlâhî yardım ve inâyetini tecelli ettirerek bir anda onlara bahar mevsimini lütfeder.
Çünkü her şey Allah’ındır. O’nun tasarrufu altındadır. Aynı zamanda her şey İlâhî plâna göre yaratılıp yerini almıştır. Yerini terkedip İlâhî plâna karşı gelenlerin ise, çok sürmez haddi bildirilir ve ilk tokatı İlâhî sünnetten yiyerek neye uğradıklarını şaşırırlar.
Bizler yeryüzündeki azgınlık ve taşkınlığı, ahlâksızlık ve sınırsızlığı gördükçe, İlâhî sünnetin, diğer bir tabirle onun cari hükümlerinin hemen harekete geçmesini arzu ederiz. Oysa o belli bir proğrama göre tecelli eder.
Böylece Cenâb-ı Hak, sıkıntıda olan mü’minlere -sabrettikleri ve yüklendikleri hizmeti günün şartlarına ve mevcut ortama göre sürdürdükleri takdirde- mutlaka ruhlarını sevince gargedecek bahar havasını estireceğini, başarı sağlama basamaklarında onları kademe kademe yükselteceğini va’detmektedir. O’nun va’di haktır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allah yolunda hicret edenler övüldü ve onların ferağat-i nefsle İslâm’a yaptıkları hizmetlere işâret edilerek yaşamakta olan mü’minlere misal gösterildi. Hizmet edip bu arada işkence ve saldırıya uğrayan mü’minlere Allah’ın yardım edeceği va’dedilerek endişelerin bir tarafa atılmasına kapalı şekilde atıf yapıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, duygu ve düşüncelere seslenilip yönlendirme yapılırken, bu defa inkârcıların aklını harekete geçirmek için temel bilgi mahiyetinde birkaç konuya yer veriliyor. Sonra da bütün dinlerin esasta birleşmesine işâret ediliyor ve ancak fer’î meselelerde, ibâdetle ilgili konularda ayrıldıkları belirtiliyor. Arkasından, bu incelikleri düşünmeyip dinlerin İslâmiyetle son bulduğuna akıl erdiremiyen inkârcıların ortaya attıkları görüş ve iddiaların dünyada çözülmediği takdirde âhirette çözüleceği, hakkın bâtıldan ayırt edileceği haber veriliyor.