MEÂLİ:
55- O vakit Allah şöyle buyurdu: «Ey İsâ! herhalde seni eceline yetireceğim (vakti saati gelince ruhunu alacağım); seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim. Hem sana uyanları, kıyâmete kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonra da dönüşünüz banadır; ihtilâfa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. »
56- İnkârcılara gelince, onları Dünya’da da, Ahiretʹte de şiddetli bir azâb ile azâblandıracağım, onların hiç yardımcıları da olmayacaktır.
57- İmân edip güzel ve yararlı amellerde bulunanlara gelince, (Rableri) onların mükâfatlarını noksansız verecektir. Allah haksızlıkta bulunanları sevmez.
İLGİLİ HADÎSLER
İsâ Peygamberin kıyâmete yakın gökten inip putları kıracağı, haç’ı parçalayacağı, domuzu ve Deccalʹı öldüreceği, cizyeyi kaldıracağı ve o devirde mal ve servetin çoğalacağı, zekât verilecek fakirler bulunmayacağı hakkında kırkın üstünde hadîs rivâyeti vardır; bunların çoğunun ricali sıhhatli kabul edilmiştir.
Bu hadîslerin gerek metinleri, gerekse birinci ve ikinci derecede bulunan râvileri biraraya getirildiğinde tevatür derecesini bulmaktadır. Nitekim İbn Hazm’ın dediği gibi, bir hadîsi, birbirine yakın lafız ve mânayla beş sahabe rivâyet etmişse, o mütevatır sayılır. Biz bunlardan sadece beş tanesini nakletmekle yetineceğiz:
1- «Canımı kudret elinde bulunduran Allahʹa andolsun ki, çok sürmez Meryem’in oğlu (İsâ) âdil bir hakem olarak aranıza iner; haçı kırar, domuzu öldürür, cizyeyi kaldırır; mal çoğalıp taşar, o kadar ki kabul eden bulunmaz. (O devirde) bir secde hem dünyadan, hem dünyâdaki şeylerden daha hayırlı olur. » (Buharî-Müslim-Tirmizî-İbn Mâce-İbn Ebî Şeybe - İbn Murdeveyh: Ebû Hüreyre (R. A. )den)
2. «Meryem oğlu aranıza inip imamınız da sizden olunca, nasıl olursunuz? » (Buharî-Müslim-Abdurrezzak-Ahmed bin Hanbel: Ebû Hüreyre (R. A. )den)
3. «Allahʹa andolsun ki, Meryem oğlu âdil bir hakem olarak inecek. Elbette haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak.. » (Ahmed bin Hanbel _ Müslim - İbn Hibbân: Ebû Hüreyre (R. A. )den)
4. «Deccal’ı öldürmeğe ancak Meryem oğlu İsâ musallat kılınmış (görevlendirilmiş)tir. » (Ebû Dâvud: Ebû Hüreyre (R. A. )den / Sahihtir)
5. «Deccal çıkacak, kırk... kalacak. (Râvî diyor ki: Bu kırk’ın gün mü, hafta mı, ay mı, yıl mı olduğunu bilemiyorum.) Sonra Allah Meryem oğlu İsaʹyı gönderecek -o daha çok Mesʹud oğlu Urveʹye benzer- İsâ, Deccalʹın peşine düşüp onu yok edecek. Artık insanlar -iki kişi arasında bile hiçbir düşmanlık bulunmadığı halde- yedi yıl (huzur içinde) bekleyecek. Sonra Allah Şam tarafından soğuk bir rüzgar gönderip, kalbinde zerre ağırlığınca hayır ve imân bulunan herkesin ruhunu o rüzgar alacak.. » (Müslim - Nesâî - Hâkim: Şeyhayn’in şartı üzere sahihtir)
İSA PEYGAMBER HAYATTA MIDIR?
Sahih hadîslerin yorum yapılmaksızın dış görünüşünden, İsâ Peygamberin kıyâmete yakın cismen ineceğini, bir yoruma göre Deccal denilen Komünizmi yok edeceğini anlıyoruz.
Ne var ki, ilim adamlarımız daha çok konumuzu oluşturan âyet ile yine aynı konuyla ilgili diğer âyetler üzerinde farklı yorumlarda bulunmuşlardır. Bütün bunları olumlu bir sonuca bağlayabilmemiz için önce sözü edilen yorum ve rivâyetleri aktarmamız gerekiyor:
«Seni eceline yetireceğim; seni kendime yükselteceğim... »
Cümlesiyle çevirisini yaptığımız «İNNÎ MÜTEVEFFİKE... » deyimi üzerindeki yorumlar:
a) Katade, Dahhak ve Ferraʹa göre bunda bedii yönden bir öne-arkaya alınma (takdim-tehîr) vardır. Aslı: «Seni kendime yükseltip (sonra yeryüzüne inince) eceline yetireceğim» demektir. Çünkü iki cümle arasında (vav) harfi vardır, bu da mutlak cami’ içindir.
b) İbn Abbas ve Ali bin Ebî Talha’ya göre, «Senin ruhunu alacağım» demektir.
c) İbn Vehb’e göre, günün evvelinden üç saat Allah onun ruhunu alıp ölü bıraktı, sonra tekrar diriltti, anlamınadır. Bunun yedi gün olduğunu söyliyenler de olmuştur. Bu görüş daha çok İncilʹden alınmadır.
d) İbn Cerîrʹe göre, «Teveffi» kaldırmak anlamına gelir, canını almak değildir.
e) Diğer ilim adamlarımızın çoğuna göre: «Seni uyutup öylece kendime yükselteceğim» demektir. «Geceleyin sizi uyutup ölü gibi yapan... » (En’âm sûresi âyet: 60) âyetinde olduğu gibi. Ayrıca: «Allah, ölüm anında canları alır. Ölmeyenin de uykuda canını alır. » (Zümer sûresi âyet: 42) meâlindeki âyette «Teveffî» kökünden gelen «Yeteveffâ» hem uyutmak, hem canı almak anlamında kullanılmıştır.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz de uykuyu ölüm ile ifade etmiştir: «Bizi öldürdükten sonra tekrar dirilten Allahʹa hamdolsun. » Resûlüllâh Efendimiz bu hamdı, sabahleyin uyandığında yapardı.
Kur’ân’da bu konu biraz daha açıklanarak şöyle buyuruluyor: «Oysa onlar İsâʹyı öldüremediler ve asamadılar; (öldürülen başkası idi), kendilerine (İsâ gibi) benzetildi. » (Nisâ sûresi âyet: 157)
Bu âyetin son bölümünde ise bu hususa bir kez daha dokunularak: «İsaʹyı kesinlikle öldüremediler; bilâkis Allah onu kendi katına yükseltti. » buyrulmaktadır.
f) El-Hasenʹe göre, Allah onu uykuda kendine yükseltti.
Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Yahudilere: «İsâ ölmedi, o herhalde kıyâmetten önce size dönecektir» buyurmuştur. (İbn Kesîr Tefsiri; ilgili âyet.)
g) İbn Cüreyc’e göre, «Seni tutup kendime yükselteceğim» demektir.
İmam Kurtubî bütün bu yorumları dikkate aldıktan sonra diyor ki: «Sahih olan şudur ki, Allah İsâʹyı öldürmeden kendine yükseltmiştir. Taberî de bu mânayı uygun bulmuştur. İbn Abbas (R. A. )den de bu anlamda sahih bir rivâyet nakledilmiştir. »
Nitekim Kur’ânʹda İsâ’nın -bir yoruma göre- kıyâmetin alâmeti olduğuna işâret vardır: «Şüphesiz O (İsâ veya Kur’ân), Kıyâmetʹin kopuş saati için bir bilgidir. » (Zuhruf sûresi âyet: 61)
Müfessir Keşşafa göre, «Seni koruyarak hakkında yazdığım ecele kadar bekleteceğim ve sonra eceline yetireceğim» demektir.
Bütün bu yorumları dikkate alıp ilgili hadisleri de âyetleri açıklar ölçü ve anlamda sıraladığımızda, Hz. İsâʹnın ruhu alınmadan Allah katındaki özel makama yükseltildiğini söyleyebiliriz. Çünkü kıyâmete yakın ineceği tevatür derecesine ulaştığına bakılırsa ve çoğu hadîslerin de sahih olduğu kesinlik kazandığına göre bu, yeniden dirilip gelmek, değildir. Çünkü yeniden dirilmek ancak kıyâmette gerçekleşecektir. İsâ Peygamber ölmeden yükseltilmiştir. Yeryüzüne inip son görevini yaptıktan sonra eceliyle ölecektir.
Bu sonucu verirken şunu da unutmamak gerekir: İsâ Peygamberin ruhî yapısı çok güçlü idi. Cibrîl’in ruhanî nefhasıyla vücud bulmuştur. O bakımdan kendine has bir özelliği vardır. Nasıl Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin Mi’rac Gecesi biyolojik yapısı ruhî yapısına dönüşerek bir bakıma tamamen ruhlaşıp öylece yükseldiyse, İsâ Peygamberin de durumu böyle olmuştur.
Günümüzde gelişen pozitif ilim bize bu konuda bazı ipuçları vermekte, hiç değilse, az bir benzerlik getirmekle bizi gerçeğe biraz daha yaklaştırmaktadır:
Madde enerjiye dönüşmektedir. Örneğin atom patlamalarında maddenin çok küçük bir zerresi çok büyük bir enerji kaynağı haline gelebilmekte ve böylece madde tamamen enerjiye dönüşmektedir. Fakat enerji hiçbir zaman yok edilemez, özelliktedir. Bedenle ruh arasındaki ilgi ve dönüşmeyi buna bir bakıma benzetebiliriz: Ruhî yapısı çok güçlü olup ruhu faal durumda olan Peygamberlerde fizik ve kimya bilimlerinin henüz çözemediği bir ölçü ve anlamda biyolojik yapı ruha dönüşmekte ve böylece bir süre ruhlaşmaktadır. Diyebiliriz ki İsâ Peygamberin durumu bu mânada bir değişime uğrayarak göklere yükseltilmiştir.
Bence bu konuda taassuba gerek yoktur. Hazreti Muhammed (A. S. ) Efendimiz en son peygamberdir. O’ndan sonra elbetteki peygamber gelmiyecektir. İsâ Peygamberin yeryüzüne inmesi, Onun şeriatını bir kez daha tasdik etmesine ve Yahudilerle Hıristiyanlara çok yanlış bir yolda bulunduklarını isbat ederek Hazreti Muhammedʹe uymaktan başka yol bulunmadığını göstermesine yöneliktir.
Nitekim Hadîsin açık anlatımından şunu anlıyoruz:
İsâ Peygamber yeryüzüne inince, kendisine imam olması teklîf edilecek, fakat o, ümmet-i Muhammed’den bir zatın imam olmasının gerektiğini hatırlatacak ve böylece kendini Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin ümmetinden bir fert olarak gösterecektir.
Hem «Teveffî»nin sözlük manası, bir şeyi noksansız tutup almaktır. İsâ’nın tamamı, biyolojik yapısıyla ruhî yapısının bir arada olmasıdır. Aksi halde «seni kendime yükselteceğim»in anlamı nasıl bir özellik taşır? Her peygamber bu iltifata erişmemiş midir? Neden Kurʹânʹda sadece İsâ ile İdris’in yükseltildikleri sözkonusu edilmiştir?
Bu konuda, en doğru İncil kabul edilen Bernaba’da şu cümleleri görmekteyiz:
«İsrâil askerleri Yahuda ile birlikte İsâ Peygamberin bulunduğu eve yaklaştıklarında, İsâ Peygamber kalabalık bir topluluğun geldiğini duyunca endişelendi ve eve doğru yürüdü. 11 arkadaşı uyuyordu. Bu sırada tehlike tam yaklaşınca Allah melek Cibrilʹe, Mihaîlʹe, Rıfaîl’e ve Ezrîlʹe (Bunlardan dört büyük melek: Cebrâil, Mikâil, İsrafil ve Azrâil kasdedilmektedir.), İsâ’yı bu âlemden tutup almalarını emretti. Bu tertemiz melekler aldıkları emir üzerine gelip İsâʹyı güneye doğru açık bulunan pencereden çıkarıp üçüncü semaya yükselttiler. Orada Allah’a ebediyete kadar tesbîh eden meleklerin arkadaşlığına terkettiler. Yahuda kin ve öfkeyle İsâ’nın çıkıp ayrıldığı eve girdi. Şagirtlerin hepsi de uyuyordu. Allah tam o sırada olağanüstü bir durum meydana getirdi, Yahuda hem konuşma, hem sima yönünden İsâ’nın şekline dönüştü. O kadar ki biz onu İsâ olarak gördük. Yahuda ise biz uyandıktan sonra Üstadı arıyordu. Biz hayretler içinde kaldık ve «Üstad sensin, bizi unuttun mu? » dedik. » (Muhadarat Fi’n-Nasraniyye / Muhammed Ebû Zehrâ).
Büyük Müfessir Fahrüddîn Râzî, ilgili âyetin tefsirinde «müteveffi» deyimi üzerinde durarak diyor ki:
«Bu deyim üzerinde daha çok iki yol izlenmiştir: Biri, âyeti olduğu gibi dış görünüşüyle ele alıp ileriye-geriye almaksızın (takdîm-teʹhîr yapmaksızın) mânalandırmak; diğeri ise, ileriye-geriye alıp cümlelerin yerini değiştirerek mâna çıkarmak.
Birinci yolu seçenlere göre, «Seni teveffi edeceğim», yani ömrünü tamamlıyacağım ve sonra ruhunu alacağım. Seni öldürmelerine imkân vermiyeceğim, ama seni semâya yükseltip meleklerime yaklaştıracağım, Yahudilerin öldürmesinden böylece koruyacağım. »
Bu, güzel bir yorumdur.
İkinci yolu seçenlere göre, «Seni ben öldüreceğim, yani ruhunu ben alacağım. » Bu, İbn Abbas (R. A. ) ile Muhammed bin İshakʹdan rivâyet edilmiştir. Bu yorumdan maksat İsâ Peygamberin Yahudilerden olan düşmanları onu öldürme imkânına erişemiyeceklerdir. Belki Allah ikrâmda bulunup onu göğe yükseltecektir.
Bu yorum da üç mâna taşımaktadır:
1. Üç saat ölü kalıp sonra dirilerek göğe yükseltilmiştir.
2. Yedi saat ölü kalıp sonra Allah katına yükselmiştir.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu mâna daha çok İncilʹden alınmadır.
3. Allah İsâ Peygamberi göğe yükseltirken canını almıştır. Teveffi’nin anlamı budur. Sonra tekrar dirilip yeryüzüne inecektir.
Bu konuda diğer bir yorumda da Ebûbekir El-Vasıtî bulunmuştur. Şöyleki: «Seni teveffi edeceğim» yani şehvetlerden ve nefsanî zevklerden çekip uzaklaştıracağım ve öylece kendime yükselteceğim. Çünkü Allah’tan başkasını terkedip Allah’ta fenâ olmadıkça Ma’rifetullah makamına erişilemez. Böylece İsâ Peygamber göğe yükselince, durumu, meleklerin durumu gibi oldu. Yani melekleşti. » (Mefatlhü’l-gayb /Fahrüddîn Râzi- 2/689. Bulak:?)
Görülüyor ki, Fahrüddîn Râzi, «ömrünü tamamlıyacağım, sonra ruhunu alacağım» yorumuna değinirken, «Bu, güzel bir yorumdur» diyerek İsâʹnın diri halde göğe yükseldiğini ve kıyâmete yakın yeryüzüne indikten sonra kalan ömrünü tamamlayıp öylece öleceğini benimsemiştir.
Ebûbekir El-Vasıtî de İsâ Peygamberin biyolojik yapısının ruhî yapısına dönüştürüldükten sonra göğe yükseltildiğini anlatmak istemiş ve böylece hem keşif yolunu, hem ilmî araştırmasını bütünleştirmiştir.
Yine Fahrüddîn Râzî bu konuda iki ayrı yoruma daha yer vermiştir:
a) «Teveffî» bir şeyi olduğu gibi noksansız biçimde tutup almaktır. Allah ileride bazı kişilerin aklına, İsâʹnın yalnız ruhuyla yükseldiği hususu geleceğini bildiği için bu kelimeyi kullanarak, İsâʹyı her iki yapısıyla birlikte yükselttiğini anlatmayı murad etmiştir.
b) «Seni ölü gibi kılacağım, » demektir. Çünkü göğe yükselip dünyadan ilgisi kesilince bir çeşit ölü durumuna girmiş sayılır. Fakat aslında diridir. Bir şeyin ismini, kendisine çoğu sıfat ve özelliklerinde benzeyen şey üzerine ıtlak etmek, câizdir.
Bu Konuda Ünlü Akaidci Şeyh Muhammed bin Ahmed Es-Sefarînî Diyor ki:
«Kıyâmetin üç büyük alâmetinden biri, İsâ Peygamberin gökten inmesidir. Bu, Kitap, Sünnet ve İcma’ ile sabit olmuştur. »
Kitap :
«Hem sana uyanları, kıyâmete kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım. » (Âl-i İmrân: 55).
«Kitap Ehliʹnden hiç kimse yok ki, ölmeden önce O’na (İsâ’ya) imân edecek olmasın. » (Nisâ: 159).
Bu âyetler, Kitap Ehlinin İsâ Peygamber ölmeden ona inanacaklarını haber vermektedir. Bu da ancak kıyâmete yakın İsâʹnın gökten inmesinden sonra gerçekleşecektir. Öyleki: Kitap Ehli tek bir inanç ve tek bir millet, İbrâhim Peygamberin Hanîf-Müslim olan milleti üzerine birleşip bütünleşecektir.
Biz bu âyeti delil getirirken «Kable mevtihi»deki zamirin Yahuda’ya (Yahudilere) râci’ olduğunu gösterebiliriz. Nitekim Hz. Ubeyy (R. A. )in KABLE MEVTİHİM biçimindeki rivâyeti bunu kuvvetlendirmektedir.
Sünnet:
Sahihayn (Buharî-Müslim)de ve diğer kaynak hadîs kitaplarında Ebû Hüreyre (R. A. )den yapılan şu rivâyetler, sünneti yansıtmaktadır:
«Canımı kudret elinde bulunduran Allah’a andolsun ki, çok sürmez Meryem oğlu âdil bir hakem olarak aranıza iner; haçı kırar, domuzu öldürür, cizyeyi kaldırır. » (Sahîh-i Buharî: Ebû Hüreyre (R. A. )den)
Müslim’de buna benzer bir rivâyetten sonra diğer bir rivâyet şöyle naklediliyor:
«Ümmetimden kuvvetli bir cemaat hak uğrunda üstünlük sağlıyarak hiç durmadan kıyâmete kadar savaşacak (çetin mücadeleler verecek)tir. Ve sonra Meryem oğlu İsâ inecek. Ümmetimden söz sâhibi durumunda olan kişi ona: «Gel, imam ol bize! » diyecek. O da: «Hayır, sizler birbirinize karşı söz sâhibisiniz ki bu Allahʹın bu ümmete olan ikrâmıdır» diyecek. (Sahih-i Müslim: Câbir bin Abdullah (R. A. )dan)
İ c m âʹ:
«Ümmetin ileri gelen söz sâhibi ilim adamları İsâ Peygamberin kıyâmete yakın bir zamanda ineceği hakkında icmâ’ etmiş, şeriat ehlinden hiç kimse buna muhalefette bulunmamıştır. Ancak felsefecilerle inkârcı sapıklar bunu inkâr etmişlerdir. » (Levâmiu’l-Behiyye / Es-Sefarînî: C. 2, S. 94 -?)
İsâ Peygamberin öldüğünü, sadece ruhuyla yükseldiğini iddia edenlerin delil ve görüşlerine gelince, onları birkaç madde halinde özetlememizde yarar vardır:
a) Âyetin zahiri (dış görünüşü)nden İsâ’nın âdete uygun anlamda öldüğü anlaşılıyor. Yükselme sadece ruh ile olmuştur. Burada, şahsa hitab edilirken ruhunun kasdedilmesinde bir gariplik yoktur. Çünkü ruh, insanın hakikatidir. Beden ise eğreti bir elbise gibidir; azalır, çoğalır, eskir ve yok olur. Ama ruh böyle değildir. O halde insan denilince ilk hatıra gelen onun fizyonomisi, taşıdığı biçim ve renkse de, aslında onun ruhu kasdedilir.
b) Kıyâmete yakın İsâ Peygamberin ineceği hakkındaki hadîsler a h a d yoluyla nakledilmiştir. Yani hadîsler haber-i vâhid ile rivâyet edilmiştir. İsâ’nın inmesi ise itikadî bir meseledir ki Kur’ân’dan kesin delil, ya da hadîsten mütevatır bir ölçü ister. Her iki kaynakta da bu konuda kesin bir delil mevcut değildir.
c) İsâ’nın yeryüzüne inmesinden maksat, şahs-i mânevîsinin yaygınlaşması, peygamberliğinin halk üzerinde geniş teʹsir uyandırması olabilir.
d) Kıyâmete yakın Hıristiyan âlemiyle İslâm âleminin, Deccal (Komünizmle karşı birleşmesi olabilir. İsâ’nın inmesi hem buna, hem de Hıristiyanların Kur’ân’a kapı açmaları anlamına gelir.
Bütün bu iddia ve yorumlar, sağlam delilden, dinî ölçü ve maksaddan uzaktır. İneceğine ait sahih rivâyet mevcut olduğu halde inmiyeceği hakkında ne sahih, ne de gayr-i sahih hiçbir rivâyet mevcut değildir.
Aynı iddiada bulunanlardan biri de Şeyh Bedrettin Semevânî’dir. Bu zat Varidat adlı eserinin İsâ bölümünde diyor ki:
«Hazret-i İsâ, ruhu ile diri, cesediyle ölüdür. Lâkin kendisi «Ruhullah» olduğu ve ondan dolayı ruhaniliği cismaniliğine galib bulunduğu ve ölüm ise ancak gövdeye taallûk eylediği için «İsâ ölmedi» dediler. Ve bunu «El-Hükmü liʹl-galibi» kaidesine dayandırdılar. Yoksa «İsâ ölmedi» sözü ile «İsâ cesediyle sağdır» demek istemediler. Zira ceset maddesinin ölmemesi ve diri kalması imkânsızdır. Sözlerime çok dikkat eyle.. »
«Sekizyüz senesinde bir Cuma gecesinde mâna âleminde yeşil elbiseye bürünmüş iki adam gördüm. Bunlar İsâ’nın ölü cesedini iki elleriyle tutup bana gösteriyorlar ve o suretle, ölmüş bulunduğunu anlatmak istiyorlardı. »
Bedrettin Semevenî’nin dikkat edildiğinde İsâ hakkındaki görüş ve düşünceleri tamamen dayanaksızdır. Kendisi galibe, Kurʹân’ın çok açık biçimde haber verdiği Uzeyr Peygamberin yüz yıl ölü hale getirildikten sonra diriltildiğini, Ashab-ı Kehfin üçyüz şu kadar yıl mağarada yarı ölü bir vaziyette bitkisel bir hayat yaşadıklarını bilmezlikten geliyor. İddiasına gördüğü bir rü’yayı delil gösteriyor. Halbuki rüya şeriatımızda hiçbir surette delil olamaz. Zaten kendisi Varidatʹta bedenlerin tekrar dirileceğini inkâr etmiştir.
Onun İsâ Peygamber hakkındaki görüşünü, sırf bir çeşni olsun diye naklettim. Yoksa İlmî ve dinî hiçbir değeri yoktur.
Son devrin ilim adamlarından Seyyid Sabık, El-akaidü’l-İslâmiyye adlı eserinde Mehdî ve Deccal bölümünde, İsâ Peygamberin kıyâmete yakın ineceğini, Mehdî ile birleşip Deccalʹi katledeceklerini açık bir anlatımla belirtmiştir.
Büyük Âlim Abdülvehhab eş-Şaʹrânî, Yevâkîtü’l-Cevâhir adlı eserinde diyor ki :
«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin kıyâmet alâmetleri olarak Mehdî ve Deccal’ın çıkması, İsâ Peygamberin yeryüzüne inmesi, Dabbe’nin yerden çıkması, güneşin batıdan doğması gibi haber verdiği hususların hepsi haktır. » (Yevakıtüʹl-Cevahir: C. 2, S. 287 - Mısır: 1306)
Müfessir Şevkanî bu konuyu özetlerken şöyle diyor:
«Sahîh olan şudur ki: Allah, İsâ Peygamberi, ruhunu almadan göğe yükseltmiştir. Nitekim müfessirlerin çoğu bu yorumu ve çıkarılan mânayı tercîha uygun görmüşlerdir. İbn Cerîr de bunu seçmiştir. » (Fethulkadîr / Şevkanî - Beyrut:?)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Geçen âyetlerle İsâ Peygamberin dünyaya gelmesi bir mu’cize, fizikötesi bir kanuna bağlı olduğu gibi, Onun ruhu alınmadan göğe yükseltilmesi de bir muʹcize niteliğinde bulunduğu anlatıldı. Böylece İlâhî sünnetin beşer hayatıyla ilgili olanı sadece aklın ve ilmin tesbit ettiğinden ibâret olmadığı, bunun ötesinde metafizikle ilgili daha nice kanunları bulunduğu hatırlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, önce hem bu olayların, hem fizik ve metafizikle ilgili kanunların Allahʹtan vahiy yoluyla almadan Peygamber Muhammed (A. S. ) tarafından bilinmesinin mümkün olmadığı, çünkü ilmin ışığının henüz ortalığı aydınlatmadığı ve okulun kurulmadığı bir çağda okur-yazar olmayan bir insanın böylesine ince ve derin, fakat sıhhatli ve ölçülü bilgilere sahip olmasının düşünülemiyeceği çok kesin hatlarıyla belirtiliyor.
Sonra i I k insanı yaratmada nasıl bizim henüz bilmediğimiz bir kudret ve kanun cari olmuşsa, bunu belgelemek için İsâ’nın yaratılması örnek gösterilerek aynı kudret ve kanunun bir kez daha tecelli ettiğine dikkatler çekiliyor.