MEÂLİ:
45- And olsun ki, Semûd (kavmine) de Allah’a tapsınlar diye kardeşleri Sâlihʹi (peygamber olarak) gönderdik. Fakat onlar, ansızın birbirleriyle sürtüşüp tartışan iki grup oluverdiler.
46- Sâlih, onlara: «Ey kavmim! dedi, neden iyilikten önce kötülüğü acele istiyorsunuz? Allah’tan bağışlanmanızı dileseniz a; ola ki rahmete eriştirilirsiniz. »
47- Kavmi ona: «Biz seninle ve beraberinde bulunanlar sebebiyle uğursuzluğa uğradık» dediler. O da, «sizin uğursuzluğunuz Allah yanında (kötü amelinizden dolayı)dır. Hayır, siz ciddi bir imtihandan geçiriliyorsunuz! » dedi.
48- O şehirde dokuz kişilik bir (fesâtçı) grubu bulunuyordu ki onlar yeryüzünde fesât çıkarıp barış ve düzenden yana olmuyorlardı.
49- O (fesâtçılar) kendi aralarında yemin edip dediler ki: «Ona ve ailesine bir gece baskınında bulunalım, sonra da ona sâhip çıkan yakınına, ailesinin yok edilmesine şâhit olmadık ve herhalde bizler doğru kimseleriz, diyelim. »
50- Onlar, bir hile ve düzen plânladılar, biz de onlar farkında değilken hilelerini başlarına geçirerek bir plân kurduk.
51- Onların hile ve düzeninin sonuna bir bak! Doğrusu onları ve kavimlerinin hepsini yok edip (ülkelerinin) altını üstüne getirdik.
52- İşte zulmettiklerine karşılık çatısı çökük evleri!. Şüphesiz ki bunda bilen bir millet için (ibret alınacak) belge ve öğüt vardır.
53- İmân edenleri kurtardık. Bunlar (Allah’tan) korkup (kötülüklerden) sakınanlar idi.
SEMÛD KAVMİ
«And olsun ki Semûd (Kavmi’ne) de Allah’a tapsınlar diye kardeşleri Salihʹi (peygamber olarak) gönderdik. Fakat onlar ansızın birbirleriyle sürtüşüp tartışan iki grup oluverdiler.. »
Kurʹân-ı Kerîm bu kıssanın belirtilen safhasını anlatmakla Mekkeʹdeki duruma dikkatleri çekiyor. Zira Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin sahneye çıkmasıyla birlikte Mekkeliler de iki gruba ayrılmış bulunuyorlardı: Son Peygamber’e inanıp Hakk’a gönülden teslîm olanlar; Peygamber ve Kitabı reddedip küfrü ve bâtılı savunan sapık müşrikler.. Semûd Kavmi’nden Salih Peygamber’den yana olup Allahʹa imân edenler nasıl kurtulduysa, Mekke’de Hz. Muhammedʹe inanıp Allah’a imân edenlerin de yakın gelecekte kurtulacakları ve küfürde inat ve ısrar edenlerin baş aşağı gelecekleri işâret yoluyla haber veriliyor ve böylece sıkıntıda olan müʹminlere ferahlatıcı bir hava estiriliyor.
Semûd Kavmi’ne gelince: Öğüt ve ibret alınacak bir kıssa olduğundan, Kurʹân’ın yirmi üç yerinde anılmış ve her defasında başka mesajlar ve ibretli safhalar anlatılmıştır. Şuârâ Sûresi’nde belirttiğimiz gibi, yapılan araştırmalardan ve kazılardan elde edilen belgelerden, bu kavmin Asur hakimiyetinde yaşayan bir millet olduğu anlaşılmıştır. Öyle ki, Hicaz bölgesinde Hicr yöresinde otururlardı. Küfür, azgınlık ve zulümleri sebebiyle Allah kardeşleri Salih Peygamber’i onlara doğru yola irşat edip, tuttukları yolun mutlak tehlikeye uzandığını haber veren bir uyarıcı olarak gönderdi. Aklı eren bazı fakir kişiler Salih Peygamber’e inandıysa da memleketin refah içinde yüzen ileri gelenleri ona karşı geldiler. Özellikle ortalıkta fitne ve fesat çıkaran, halkı doğru yoldan alıkoyan dokuz kişinin ülkeyi ikiye bölmesi, bu karşı gelmeyi tehlikeli bir noktaya getirmiş bulunuyordu.
İnkârcı azgınlar çetin mücadelelerden sonra aleyhlerine va’dedilen azâbın hemen indirilmesini istediler. Çünkü böyle bir felâketin indirileceğine inanmıyorlar ve dolayısıyla Sâlih Peygamber’i acze düşürmeyi, yalancı olduğunu göstermeyi plânlıyorlardı. O bakımdan her geçen gün inkâr ve tuğyanlarını artırdılar, kendilerini doğruya, iyiye ve güzele irşat edenlere baş düşman kesildiler.
Sâlih Peygamber (A. S. ) onları son bir defa daha uyarmak ihtiyacını duydu ve «neden iyilikten önce kötülüğü acele istiyorsunuz? Allah’tan bağışlanmanızı dileseniz ya. Ola ki rahmete eriştirilirsiniz» dedi. Bu uyarı o dokuz kişilik fesatçı çetesinin inkâr ve azgınlık bardağını taşıran son damla oldu. Hemen harekete geçtiler; Salih Peygamber’le ona imân edenleri öldürmeyi plânladılar. Halkı durmadan tahrik edip ülkede tam bir zulüm ve vahşet ortamı oluşturdular. Onların bu düşünce ve davranışı da İlâhî hükmün, yani «Müntakım Sıfatı»ndan tecelli eden adâlete dayalı azabın inmesine sebep teşkil eden son çizgi oldu. Sebepler harekete geçirildi. Derken ülkenin altı üstüne getirildi. Zâlim ve azgın bir millet inkâr ve taşkınlıklarıyla birlikte yok edildi; imân edenler ise kurtuldu.
Oysa daha önce istedikleri muʹcize de tecelli etmiş, olağan üstü bir deve ortaya çıkıvermişti. Öyle ki, içtiği suyun birkaç misli süt vermeye başlamıştı. Ne var ki, kitle psikolojisi çok defa aklın ve idrâkin yolunu değil, kabarmış hissin yolunu seçer de kendi felâketini hazırlar.
Kıssanın hem yirmi üç yerde farklı anlatım ve değişik yönleriyle anlatılması, hem de burada dört kadar ibretli safhasına yer verilmesi, bütünüyle Mekkeli gözü dönmüş putperestleri ve yaşamakta olan o karakterdeki inkârcıları uyarmaya yöneliktir. Nitekim ilgili âyetlerin indiği yıllarda Mekkeli azgın putperestler de zulüm ve azgınlıkta, ahlâksızlık ve şirretlikte gemi azıya almışlardı; öyle ki, Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz’le Ona imân edenleri imhayı plânlıyorlardı. Allah onlara, tarihte hakka karşı gelip bu gibi plânlar, hileler hazırlayanların başarıya erişemediklerini, sonlarının mutlak hüsrân olduğunu hatırlatıyor ve rahmeti gereği bir defa daha onları uyarıyor.
SEMÛD KISSASINDAN MESAJLAR
1- Hak ile bâtılın mücadelesi tarih boyunca sürüp gelmiştir ve kıyâmete kadar da devam edecektir. Dünya hiçbir zaman ne iyilerden, ne de kötülerden boş kalmamıştır.
2- Her ülkede insanların doğru yolu seçmelerine engel olan bozguncu bir grup vardır; bunlar çok da olabilir, az da olabilirler; ama tesirlerini unutmamak gerekir.
3- İnkârı bırakıp Hakkʹa inanarak yönelmek, geçmiş bütün günahların bağışlanmasına kapı açar.
4- Fert, aile ve toplumda bir uğursuzluk varsa, onu başkalarında değil, kendi nefislerinde, yani kendi niyet ve amellerinde aramalıdırlar. Asıl uğursuzluğu doğuran insanın kendi kötü düşünce ve niyetidir.
5- İnkâr, azgınlık ve ahlâksızlık zulümle birleşip bütünleşince eceli yaklaşmış olur; öyle ki belli çizgiye gelince -sünnetullah gereği- İlâhî azap iniverir. Tıpkı Semûd Kavmi’nin gelip dayandığı çizgi gibi..
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, inkâr ve tuğyanlarını zulümle birleştirip gemi azıya alan; kendilerini bir olan Allah’a imâna davet eden peygamberi ve onun yolunda yürüyen mü’minleri yok etmeyi plânlayan Semûd Kavmi’nin hazin akibetinin, hem Mekkeliʹler, hem de yaşamakta olan inkârcı zalimler için en ibretli misallerden biri olduğu belirtildi.
Aşağıdaki âyetlerle, cinsel sapıklıkta başka bir milletin açmadığı en çirkin yolu açıp hayasızlığın en şenisini işleyen Lût Kavmi’nin akibeti gözler önüne seriliyor.
Böylece, bir kadının birkaç erkekle birarada bulunmasını hoş gören, eşlerini bir süre birbirleriyle değiş-tokuş yapacak kadar ahlâksızlaşan ve böyle bir bataklık içinde bocalarken Hz. Muhammed’in (A. S. ) uyarı ve irşatlarına, dâvet ve tebliğlerine kulak tıkayan ve sonra da onu Mekkeʹden çıkarmayı, değilse vücudunu ortadan kaldırmayı plânlayacak kadar da şuurlarını kaybeden Mekkeli putperestler ve o karakterdeki inkârcılar uyarılıyor. Allah’ı inkâr edip ruhu ve vicdanı boşlukta bırakmanın hiçbir kavim ve millete rahmet ve mutluluk vaʹdetmediği dolaylı biçimde hatırlatılıyor.