MEÂLİ:
4- Gökleri ve yeri altı gün (devir)de yaratan, sonra da Arş üzerinde saltanat ve kudretini kuran Oʹdur. Yere nelerin girdiğini, nelerin ondan çıktığını; gökten nelerin indiğini ve nelerin oraya yükselip çıktığını bilir. Nerede olursanız olun mutlaka O, sizinledir. Allah yaptıklarınızı görüp bilendir.
5- Göklerin ve yerin mülkü (tasarruf ve hükümranlığı) O’na aittir. İşler eninde-sonunda Allah’a döner (veya döndürülür).
6- Geceyi gündüze katıp bağlar, gündüzü de geceye katıp bağlar; O, göğüslerde duyulup dolaşanı bilir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Gündüz girmeden gece ameli, gece girmeden gündüz ameli Oʹna (Cenâb-ı Hakkʹa) yükseltilir. » (Müslim/imân: 293, 295- Nesâî/siyam: 70- İbn Mâce/mukaddeme: 13- Ahmed: 4/395, 401, 405)
Melek Cebrâîl, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize: «İhsan nedir? » diye sorduğunda, Efendimiz ona şu cevabı vermiştir: «Allah’ı görür gibi ibâdet etmendir. Eğer sen Oʹnu görmüyorsan muhakkak ki O seni görüyor. » (Buharî/tefsîr: 2/31, imân: 37- Müslim/imân: 57- Ebû Dâvud/sünnet: 16- Tirmizî/imân: 4- İbn Mâce/mukaddeme: 9- Ahmed: 1/27, 51, 53, 319- 2/107, 426- 4/129, 164)
«Şüphesiz ki imânın en üstünü, nerede olursan ol, Allahʹın seninle beraber bulunduğunu bilmendir. » (İbn Kesîr: 4/304: Ubâde b. Sâmit (R. A. )den)
GÖKLER VE YER ALTI «YEVM»DE YARATILMIŞTIR
«Gökleri ve yeri altı gün (devir)de yaratan.... Oʹdur. »
Göklerin ve yerin altı «yevm»de yaratıldığı, Kur’ân’ın yedi yerinde anılmaktadır. (A’râf Sûresi: 54, Yunus Sûresi: 3, Hûd Sûresi: 7, Furkan Sûresi: 59, Secde Sûresi: 4, Kaf Sûresi: 38, Hadîd Sûresi: 4) Genellikle Kur’ân’da geçen «yevm» ismi şu üç mânadan birine delâlet etmektedir:
1- Başlangıcı ve sonu kesin bilinmeyen çok uzun bir devir,
2- Yirmi dört saatlik bir zaman parçası,
3- Çok kısa bir zaman parçası..
Âyetlerde geçen «yevm» isminin bunlardan hangisine delâlet ettiği, bulunduğu âyetin, konulduğu yerin siyak ve sibakıyla bilinebilir. Göklerin ve yerin altı yevmʹde yaratılmasıyla ilgili yedi âyette ise, birinci mânaya delâlet ettiği kesindir. Böylece «yevm» ismini, bulunduğu cümlenin başlangıç ve bitiş kısmını dikkate almadan, konunun amacını belirlemeden «gün» ile yorumlamak veya çevirisini yapmak çok hatalı olur.
Böylece âyetin delâletinden, göklerin ve yerin altı uzun jeolojik devirde yaratılıp oluşturulduğu ve bugünkü düzene sokulduğu anlaşılıyor.
ARŞ ÜZERİNE İSTİVA
«Sonra da Arş üzerinde saltanat ve kudretini kuran Oʹdur. »
Göklerin ve yerin altı «yevm»de yaratılması, nasıl Kur’ân’ın yedi yerinde anılmışsa, Cenâb-ı Hakk’ın Arş üzerine istivâ konusu da yedi yerde anılmaktadır. (A’râf Sûresi: 54, Yunus Sûresi: 3, Ra’d Sûresi: 2, Tâhâ Sûresi: 5, Furkan Sûresi: 59, Secde Sûresi: 4, Hadîd Sûresi: 4)
A’raf Sûresi 54. âyetin tefsîrinde gerekli açıklama yapıldığı gibi, Allahʹın Arş üzerinde istivası haktır. Buna imân eder, keyfiyetini Allahʹın ilmine bırakır ve ancak bu istivanın kudret ve saltanatla tecelli etme anlamına geldiğini bir yorum olarak söyleyebiliriz. Nitekim İmam Mâlik, «İstivâ haktır, keyfiyeti meçhuldür ve ondan sormak ise bid’attir» demiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 7/219)
«İstiva» kelimesi Arapça’da yükseklik ve istikrar anlamına gelir. Ünlü lügat âlimi Cevheri bu kelimeye şöyle karşılık vermiştir: «Eğrilikten istivâ etti, binitinin sırtı üzerinde istivâ etti, yani istikrar bulup karar kıldı. Göğe doğru istivâ etti, yani yöneldi. » Ayrıca üstünlük sağlayıp saltanat kurma mânasına da gelir.
Ebû Bekir er-Râzî ise, Muhtarü’s-Sihâh adlı lügat kitabında, istivâ’nın itidal anlamına geldiğini belirtmiştir.
Diğer lûgatçilerin de açıklamalarını dikkate aldığımızda, hepsinden şu sonucu çıkarmamız mümkündür: Bir şey istivâ etti, yani istikrar bulup doğruldu demektir. Nitekim İbn Abdilberr de «Rahmân Arş üzerine istivâ etti» cümlesini, «alâ» fiiliyle yorumlamıştır ki, bunun mânası, «Arş üzerine yüceldi; saltanat ve kudretiyle tecelli etti» demektir.
Belirtilen yorum ve târiflerden, Cenâb-ı Hakkʹın ilmiyle, kudretiyle, kahr-u saltanatıyla Arş üzerine tecelli ettiği mânası güzel bir yorum olarak ortaya çıkıyor. Allah daha iyisini bilir.
Bilindiği gibi, Arş, yedi kat göklerden daha büyüktür. O bakımdan kâinatın çekim merkezi sayılabilir. Bütünüyle ilâhî azameti, kudreti, sanatı ve haşmeti yansıtır. Yoksa Cenâb-ı Hak orada doğrulup karar kıldı mânası anlaşılmamalıdır. Çünkü bu durumda Allah’a mekân izafe etmiş oluruz ki, O zaman ve mekândan pâk ve yücedir.
ALLAHʹIN BİZİMLE BERABER OLMASI
«Nerede olursanız olun mutlaka O, sizinledir. Allah yaptıklarınızı görüp bilendir. »
Kur’ân, İlâhî ilmin, tasarrufun, kudret ve rahmetin sınırsızlığını ve varlık âleminde bütün zerrata nüfuzunu belirtirken, O’nun bu sıfatlarının tecellileriyle insanlarla beraber olduğuna dikkat çekmektedir. Şüphesiz bu «maiyet» zatî değil, sıfatîdir. Öyle ki, O, ilmiyle, kudretiyle, tasarruf ve rahmetiyle tecelli halinde olup bütün eşyayı kapsayıp kuşatmıştır. Yeryüzüne nelerin indiğini, yerin derinliklerine nelerin girdiğini, yerden nelerin çıktığını ve nelerin göğe yükseldiğini O en iyi anlamda bilir. O sadece bizi görüp gözetmekle, bilip kudretiyle kuşatmakla kalmaz, bütün niyet, düşünce ve duygularımızı da bilir. Zaman ve mekân nisbî ve İzafîdir. Cenâb-ı Hak bu iki kavramdan yücedir, münezzehtir. Geçmiş, gelecek O’nun yanında birdir.
CENÂB-I HAKKʹIN BİZİMLE BERABERLİĞİ, HER TÜRLÜ FAZÎLETİN KAYNAĞIDIR
Kişinin imânı, Allah’ı kemâl sıfatlarıyla bilip anlama temeline oturtulmuşsa; aynı zamanda iç ve dış âlemini İlâhî disiplin altına almışsa, o takdirde Allah’ın rahmetiyle beraber olma şerefine erişmiş olur. Her an görülüp denetlendiğine inanan bir kimse, ancak Allah’ın çizdiği yolda yürür ve öylece o, fazîlet ve güzel ahlâkın misali olur. Bu durumda öylesinin her düşünce ve duygusu, söz ve davranışı ölçülü ve dengesi bir düzeyde seyreder.
Sonra da hayatın anlamını, dünyaya getirilişinin hikmetini; nerede bulunduğunu, nereye niçin yönelip gittiğini bilir ve hayatının her saatini İlâhî rıza doğrultusunda değerlendirme gayreti içinde bulunur. Beşinci âyetle bu inceliklere işâretle, insanoğlunun yüce amaçlar, fazîletler ve mutluluklar için yaratıldığı ilhâm edilmektedir.
GECENİN GÜNDÜZE, GÜNDÜZÜN DE GECEYE KATILMASI
«Geceyi gündüze katıp bağlar, gündüzü de geceye katıp bağlar. O, göğüslerde duyulup dolaşanı bilir. »
Kur’ân-ı Kerîm’in beş yerinde geçen bu belîğ anlatım, (Bilgi için bak: Al-i İmrân Sûresi: 27, Hac Sûresi: 61, Lukmân Sûresi: 29, Fâtır Sûresi: 13. âyetlerin tefsiri) yüksek bir hakikati haber vermektedir. Öyle ki, âyet-i kerîme insan aklına ışık tutup düşünce ufkunu genişletmekte ve bu husustaki İlâhî düzenlemeyi anlamamızı ilhâm etmektedir. Zira gecenin gündüze, gündüzün de geceye katılması, bir devr-i dâim şeklinde sürüp gitmekte ve böylece dünyanın hem kendi ekseni, hem de güneşin çevresinde bir elips çizerek iki ayrı harekette döndüğünü haber vermektedir.
Böylece Kur’ân on beş asır önce yirmiye yakın yerde yerkürenin hareket halinde bulunduğunu bazan çok açık, bazan kapalı şekilde bildirmektedir. Nitekim Zümer Sûresi 5. âyette «tekvîr» kelimesi kullanılarak «yûlicu» yerine «yükevviru» denilmiştir ki bu, «geceyi gündüze, gündüzü de geceye doluyor» anlamına gelmektedir. Buna, ince bezin fese sarılıp dolanmasını misâl verebiliriz ki, sonuç olarak dünyanın hareket halinde yuvarlak olduğu ortaya çıkıyor.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Cenâb-ı Hakk’ın kudretinin ve ilminin her şeyi kapsayıp kuşattığı belirtilerek beş kadar belge sıralandı.
Aşağıdaki âyetlerle, Allah’a ve Peygamberine imân etmenin lüzumu belirtiliyor. İndirilen Kur’ân’ın insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmaya yönelik bir bilgiyle donatıldığı haber veriliyor. Sonra da üzerinde bulunduğumuz mal ve mülkün bize emâneten verildiğine işâretle, Allah yolunda harcamamız emrediliyor. Fetih’ten önce Allah için harcayan ve O’nun için savaşan mü’minlerin derecelerinin çok daha yüksek olduğuna dikkat çekiliyor. Sonra da faizsiz ödünç vermenin yararı üzerinde duruluyor.