MEÂLİ:
41- And olsun ki, Firʹavn âilesine de uyarılar geldi.
42- Onlar ise, âyetlerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları çok üstün, çok güçlü muktedire yakışır şekilde yakalayıverdik.
43- Sizin kâfirleriniz mi bunlardan hayırlıdır, yoksa önceki kitaplarda sizin için bir berat mı bulunuyordu?
44- Yoksa onlar, «biz yardım gören (yardımlaşan) bir cemiyet miyiz» diyorlar?
45- Yakında o cemiyet hezimete uğrayarak arkalarını dönüp kaçacaklar.
46- Hayır, onlara va’dolunan gün Kıyâmet’tir. Kıyâmet günün (azâbı) daha korkunç ve daha acıdır.
FİRʹAVNʹA GÖNDERİLEN UYARICI
«And olsun ki, Fir’avn âilesine de uyarılar geldi. Onlar ise, âyetlerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları çok üstün, çok güçlü muktedire yakışır şekilde yakalayıverdik. »
Mısır kralı Fir’avn da inkâr ve zulüm havası içinde saltanatını sürdürürken, Cenâb-ı Hak ona uyarıcı olarak Musa (A. S. ) ile kardeşi Harûn’u (A. S. ) gönderdi. Aynı zamanda birtakım açık belgeleri de Musa’ya vererek, Hakkʹın kudretinin üstünlüğünü inkârcı bir millete göstermeyi murad etti. Saltanatının sarsılacağını düşünen ve hep İlâhlık iddiasında günlerini gün ederken, kulluk mertebesine düşmeyi hiç arzu etmiyen Fir’avn, bu kadri yüce iki peygamberin teblîğ ve irşadını; getirdikleri mu’cizevî belgeleri red ve inkâr etti. Bununla kalmayarak onlara «sihirbaz» damgasını vurdu. Sonra da hem Musa Peygamberi, hem de İsrail oğullarını imhayı plânladı. Onun bu çok hatalı kararı, bardağı taşıran son damla oldu ve Mısır’ı geceleyin terkeden İsrail oğulları’nı takibe koyuldu. Derken İlâhî hüküm indi ve Kızıldeniz onlara mezar oldu.
KUREYŞ KÂFİRLERİNİN ÖNCEKİ İNKÂRCI SAPIKLARDAN HAYIRLI BİR YANLARI MI VARDI?
«Sizin kâfirleriniz mi bunlardan hayırlıdır, yoksa önceki kitaplarda sizin için bir berat mı bulunuyordu? »
İslâm’a göre: Cinsi, özelliği, dili, rengi ve milliyeti ne olursa olsun, küfür tek millettir. Nuh Kavmi ne ise, Âd Kavmi de onlar gibi idi. Fir’avn ve yandaşları neyse, Mekkeli kâfirler de o idi. Biri diğerinden hayırlı değildir. Hepsi de hakkı reddedip bâtılı savunan sapıklardır. İlâhî sünnet gereği, öncekiler nasıl yok edilip hayat sahnesinden silinmişse, Mekkeli’ler de silinebilirdi. Ancak sık sık belirttiğimiz gibi, Mekkeli müşriklerin çoğu ileride Allah’a ve Peygamberine imân edeceklerinden, diğer inkârcı zâlim kavimler gibi yok edilmemişlerdir.
Fir’avn kıssasının bir özeti açıklanırken, Mekkeli müşriklere şu mesaj verilmekteydi: Sizden çok güçlü ve kudretli olan Firʹavn bile kendini İlâhî azaptan kurtaramamıştır. Ona göre iyice düşünün de tercihinizi yapın.
KÜFÜR CEPHESİ OLUŞTURDUĞU TOPLUMLARA GÜVENMESİN
«Yoksa onlar, «biz yardım gören (yardımlaşan) bir cemiyet miyiz» diyorlar? Yakında o cemiyet hezimete uğrayarak arkalarını dönüp kaçacaklardır. »
Küfür cephesinin birlik kurması; kendilerine göre güçlü, iddialı ekoller meydana getirmesi bütünüyle dünyevî amaçlara, kişisel ve toplumsal çıkarlara yöneliktir. İman cephesinin birlik kurması, İlâhî rızâ ve emir doğrultusunda yüce amaçlara yönelik bir hikmet taşımaktadır.
İman cephesi bu düzeyde şuurlu mücadele verdikleri takdirde, Cenâb-ı Hak, sünnetullah gereği, küfür cephesinin birliğini çok sürmez hezimete uğratır da arkalarını dönüp kaçarlar. Nitekim Bedir Savaşı, Mekkeʹnin fethi bunun açık örneklerinden ikisidir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, inkârcı zorbalar, Fir’avn kıssasıyla uyarıldı ve küfür ile zulmün belli kertesine gelip dayanan hiçbir toplum ve milletin İlâhî gazaptan kurtulamadığı belirtildi.
Aşağıdaki âyetlerle, âhiret gününde suçlu günahkârlara hazırlanan kavurucu azap konu ediliyor. Her şeyin bir ölçü ve plâna göre yaratılıp takdîr edildiğine dikkatler çekilerek küfür ve azgınlıktan vazgeçilmesi dolaylı şekilde bildiriliyor. İlâhî ilmin bütün olmuş ve olacak şeyleri önceden tesbit edip yazdığına değinilerek herkesin hesap vermeye hazırlanması emrediliyor. Sonra da Allah’tan korkup her türlü kötülükten, küfür ve şirkten sakınan mü’minlere hazırlanan yüksek mükâfata değiniliyor.