MEÂLİ:
41- Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani o, Rabbına şöyle seslenmişti: «Şeytan şüphesiz bana sıkıntı, yorgunluk ve işkence dokundurdu. »
42- Ona: «Ayağını (yere) vur; işte yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su! » (dedik).
43- Biz ona katımızdan bir rahmet ve akıl sâhipleri için bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir mislini daha verdik.
44- Ona: «Eline bir demet sap al, onunla vur, yemininde günahkâr olma! » (dedik). Doğrusu biz onu oldukça sabırlı bulduk. Ne iyi kuldur ol Şüphesiz o, Allahʹa yönelip gönül verirdi.
EYYÛB PEYGAMBER (A. S. )
«Kulumuz Eyyûb’u da an.. »
Bilindiği gibi, peygamberlerin birtakım vâcip sıfatlan bulunduğu gibi: diğer insanlarda pek az görülen azim, sebat, Allah’a güvenip dayanma, belâya karşı sabretme gibi kalbi ve ruhî yetenekleri de vardır. Hemen her peygamberin hayatına bu açıdan bakmamız gerekir. Aksi halde yanlış yorumlara, sakıncalı hükümlere sapmış oluruz.
Eyyub Peygamberʹle (A. S. ) ilgili birkaç hadîs rivâyet edilmişse de ilim adamları onların sıhhatında bazı şüpheler izhar ettiklerinden tefsirimize nakletmekte fazla bir yarar görmedik. İbn Cerîr et-Taberî ile İbn Ebî Hâtim’in naklettikleri uzun hadîs ve Ahmed b. Hanbel’in naklettiği kısa hadîsi, müfessir İbn Kesîr kendi tefsirine alıp nakletmiş, fakat bir yorumda bulunmamıştır.
Tevrat’ta ise, Eyyûb Peygamberʹe (A. S. ) geniş yer verilmişse de peygamberlikle ilgili özellik ve sıfatları zedeler mahiyette tutarsızlık arzeden konu ve olayları sık sık naklederek onu küçük düşürecek bir anlatım tarzına ağırlık kazandırılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm, kıssanın en ibretli ve öğüt alınacak safhalarını özetliyerek hem mü’minlere sabır konusunda aydınlatıcı misâl vermiş, hem de Tevrat’ta insan sözünün karışmasıyla meydana gelen vaki hatâları tashîh etmiştir. (Tevrat/Eyyub: 1/21, 2/13-42/1-17)
ŞEYTANIN SIKINTI, YORGUNLUK VE İŞKENCE VERMESİ
«Hani o, Rabbına şöyle seslenmişti: «Şeytan elbette bana sıkıntı, yorgunluk ve işkence dokundurdu.. »
Şeytanın Eyyûb Peygamber’e (A. S. ) yorgunluk ve sıkıntı vermesi iki şekilde yorumlanabilir:
a) Hadîslerde belirtildiği üzere yerdeki zararlı haşerat, parazit ve mikroplara da «cinn ve şeytan» denilebilmektedir. («Cinler üç sınıftır. Bir sınıf, kanatları vardır boşlukta uçarlar; bir sınıfı yılanlar ve köpeklerdir; bir sınıfı da inip göçerler.» (Taberânî-Beyhakî: Sahîh isnadla) «Aziz ve Celil olan Allah cinleri üç sınıf üzere yaratmıştır. Bir sınıfı, yılanlar, akrepler ve yerdeki haşeredir. Bir sınıfı, boşlukta rüzgâr gibidir. Bir sınıfı da hesap ve cezaya tabi’dirler, (üzerlerine hesap ve ıkab gerekmektedir).» (Hakîm - İbn Ebî Dünyâ - Ebû’ş-Şeyh) Câmiussağîr : 2/5)
O halde Eyyûb Peygamber’e, birtakım hastalıklar yapan mikropların, parazitlerin girdiği söylenebilir.
b) Ayette geçen «şeytan»dan maksat hakikî manasında kullanılanıdır. Bu duruma göre, hastalanan Eyyûb Peygamberʹe şeytanın durmadan şüphe sinyalleri göndermesi, vesvese doğuracak şekilde fısıldaması sebebiyle onu sıktığı ve yorgun düşürdüğü söylenebilir. Zira hastalıklı bir bünye ile nefsin aşırılıklarını durdurmak, şeytanın fısıltı ve dürtüşlerine karşı koyup sabretmek oldukça yorucu ve yıpratıcıdır.
Yoksa şeytanın mü’minler, özellikle peygamber üzerinde gerçek anlamda sultası yoktur ve olamaz da.
EYYÛB (A. S. )IN HASTALANMASI
Klâsik tefsirlerin bir kısmında bu konuda da isrâiliyata kapı açılarak mübalağalı ifadeler kullanıldığını, akıl ve mantık süzgecinden geçirilmeyen hikâyelere yer verildiğini görmekteyiz. Başta Kurʹân-ı Kerîm olmak üzere kutsal kitaplardan anlaşılan husus şudur: Eyyûb Peygamber (A. S. ) geniş servete sahip bulunuyordu. Bir süre sonra İlâhî takdîrin bir cilvesi olarak başına ardarda birtakım dert, musîbet ve felâketin gelmesiyle hem servetini, hem de sıhhatini kaybetmiştir. Zira en şiddetli belâ ve imtihan peygamberlere yönelir. Sonra sırayla dinine bağlılıkları nisbetinde diğer müʹminlere yönelir. (Bilgi için bak: İbn Mâce/fiten: 23- Ahmed: 3/234, 284, 278, 450, 523)
Eyyûb Peygamber’in (A. S. ) hastalığının daha çok bir çeşit cilt rahatsızlığı veya cüzzam gibi bir şey olduğu sanılmaktadır. Tevratʹta da bu hastalığa işâret edilmekte ve birtakım ip uçları verilmekteyse de, Eyyûb Peygamberʹin sabırsız, şikâyetçi ve bazan âsi gibi gösterilmesi fâhiş hatalardan biridir. Kur’ân ondaki bu hatâyı da tashîh edip bir peygambere yakışan en doğru bilgiyi vermektedir.
YERDEN ÇIKAN SOĞUK SU İLE YIKANIP İYİLEŞMESİ
«Ona: Ayağını (yere) vur; işte yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su (dedik). »
Uzun süre yakalandığı hastalıkla pençeleşip yoksulluk içinde sıkıntılı günler geçirirken dayanma gücünü ortaya koyan Eyyûb Peygamberʹe, Cenâb-ı Hak kendi katından şifâ vermeyi murad edince, önce maddî ve zahirî sebepleri harekete geçirdi. Yeraltındaki şifâlı sulardan birini onun imdadına sevketti. Ancak suyun yerini ve şifâsını hazırlayan Allah, onu hemen yeryüzüne fışkırtmadı; insan gücünün yeteceği kısmı ona bıraktı ve bunun için Eyyûb Peygamber’e (A. S. ), «ayağını yere vur» diye emretti.
Şüphesiz ki bu olay da, Allah ile kulları arasındaki imkân ve irâde sınırını çizmekte ve bize en sağlam ölçüyü vermektedir. Şöyle ki: Cenâb-ı Hak, sünneti gereği, gerçekleştirilmek istenen hemen her konuda insan gücünün uzanabileceğini ona bırakır; uzanamadığını kendi kudretinin tecelli ve tezahürüne bırakmak suretiyle kolaylaştırır veya istifade edilebilir düzeye getirir.
Böylece sabreden Eyyûb Peygamber (A. S. ) sınavı başarıyla kazandığı için Allah ona hem şifâ vermiş, hem de eski servetinin bir misli fazlasını lûtfetmeyi sağlamıştır. Çünkü Eyyûb Peygamber (A. S. ), serveti amaç değil, araç olarak bulunduruyor ve onu Hakkʹın rızası doğrultusunda bilerek kullanıyordu.
Tevrat’ta da Eyyûb bölümünde, ona servetinin iki mislinin iâde edildiği yazılıdır.
Ancak Cenâb-ı Hak, Eyyûb Kıssası’ndan birkaç önemli safhayı bildirirken daha çok ilim adamlarına ışık tutacak, hareket noktasını belirleyeyecek üç noktaya değinmekte ve şifâlı sular hakkında temel bilgi vermektedir. Şöyle ki:
a) Ayağını yere vur,
b) Yıkanılacak soğuk su,
c) İçilecek soğuk su..
Birinci madde, Eyyûb Peygamberʹin (A. S. ) ayağında tecelli eden bir mu’cize ve ona has bir kerâmet olarak düşünülebilir. Zira cümlenin açık anlatımından, Eyyûb Peygamberʹin aldığı vahiy veya ilhâm üzerine ayağını yere vurmasıyla şifâlı bir suyun çıktığını anlıyoruz.
Diğer bir yorum ise şöyle olabilir: Mecazî bir delâletle Eyyûb Peygamberʹin (A. S. ) ayağını düzenli şekilde atıp yere vurmasıyla faydalı şekilde vücut hareketi sağlanmıştır. Zira günlük hayatımızda, sağlığımızı koruma açısından vücut hareketinin ve bir süre yürümenin çok yararlı olduğu artık bilimsel olarak da kesinlik arzetmektedir.
İkinci madde, yıkanmanın önemini yansıtmaktadır. Bilindiği gibi, derinin içinde her yana yayılmış birçok kan damarları, ter bezleri, sinir uçları vardır. Deri bunlar sayesinde beslenir. Vücutta toplanan zehirleri dışarı atar; dışarıdan gelen etkilerin sertliğini, yumuşaklığını, soğukluğunu ve sıcaklığını duyar.
Derinin bu işleri gereği gibi yerine getirebilmesi için temiz olması, yani üzerindeki gözeneklerin açık bulunması gerekir.
Sıcak su ile banyo deri üzerindeki kirleri iyice eritip gözenekleri açar. Soğuk su ile banyo, damarların gerilmesini ve gücünün artmasını sağlar. Aynı zamanda vücut içerisindeki yanmayı kamçılar. Böylece vücudu ısıtır, kalp atışı ve solunum artarsa da kalp daha güçlü çalışır, soluk alma daha genişler.
İltihaplı, hâd hastalıklarda ılık, az ılık banyolar vücut sıcaklığını biraz artırarak kalbi, kan dolaşımını daha iyileştirmeye yarar; böylece daha birçok organların iyi çalışmasını sağlar.
Süreğen (müzmin) hastalıklarda, banyoların sağlık bakımından büyük faydaları görülür. Eyyûb Peygamber olayında, bunun olumlu sonuçlarını Kur’ân haber vermekte ve dikkatimizi bu konuya çekmektedir. Öyle ki, kimi hastalıkta sıcak, kiminde soğuk su banyosu oldukça yararlı neticeler verir.
Üçüncü madde, soğuk suyun, özellikle kaplıca suyunun önemini, banyo yönünden olduğu kadar içme yönünden de yansıtmaktadır.
Yerden kaynayıp çıkan ve daha çok 7-12 derece arasındaki su içilmeye en elverişli olanıdır. Nitekim kaynak suları çıkış noktalarında bu dereceler arasında bir soğukluk arzeder. Şüphesiz ki bir hastalıktan, daha çok cilt ve benzeri arazdan dolayı soğuk su ile yıkanırken biraz da o sudan içmekte sayısız faydalar söz konusudur. Onlardan biri de: Soğuk su cildimize dokununca kan içeriye doğru kaçar; biraz soğuk su içmek suretiyle onun dengesini sağlamak mümkün olur.
Ayrıca ateşli hastalıklarda -doktor tavsiye ettiği takdirde- soğuk su ile yıkanmanın faydası artık bilimsel açıdan da tesbit edilmiş durumdadır. En azından ateşi düşürmekte ve halsiz kalan vücuda zindelik kazandırmaktadır.
EYYÛB (A. S. )IN YEMİNİ VE YÜZ DEĞNEK OLAYI
«Ona, «eline bir demet sap al, onunla vur, yemininde günahkâr olma! » dedik. Biz onu oldukça sabırlı bulduk. Ne iyi kuldur o! Şüphesiz o, Allahʹa yönelip gönül verirdi. »
Bu hususta da farklı birtakım rivâyetler nakledenler olmuşsa da, yapılan ciddi araştırmalar neticesinde çoğunun dayanaksız olduğu anlaşılmıştır. Kurʹân-ı Kerîm, Eyyûb Peygamber’in (A. S. ) bazı sebeplerden dolayı eşine yüz değnek vuracağına yemin ettiği ve bunu iyileşince yerine getireceği şartına bağladığı hakkında kısa bilgi verir ve sebebin ne olduğunu açıklamaz. Sonunda Eyyûb Peygamber yakalandığı hastalıktan kurtulup şifâ bulunca yeminini yerine getirmek isterse de eşinin buna lâyık olmadığını düşünerek bir çıkış yolu arar. O nedenle Cenâb-ı Hak fetvâ mahiyetinde ona bir kolaylık göstererek âyette ifadesini bulduğu şekilde bir uygulamaya gitmesini emreder.
Ancak bu fetvânın sadece Eyyûb Peygamber’e mi has olduğu, yoksa umuma şâmil bir hüküm mü taşıdığı üzerinde durulmuş ve birtakım farklı yorumlar ortaya konulmuştur:
a) İbn Abbasʹa (R. A. ) ve Atâ b. Ebî Rebah’a göre, herkes için geçerli olup genel bir hüküm anlamındadır.
b) Mücâhid’e göre, Eyyûb Peygamber’e (A. S. ) has bir fetvâdır, umuma teşmil edilemez.
c) İmam Mâlik, İmam Ahmed ve İmam Leys b. Sa’d’e göre, kölesine yüz değnek vuracağına dair yemin eden kimsenin, bitki saplarından yüz tanesini demet yapıp bir defa vurmasıyla yemin yerine getirilmiş olmaz.
d) İmam Ebû Hanîfe ile İmam Şâfiî’ye göre, demette yer alan her sap vurulan yere dokunduğu takdirde yemin yerine gelmiş olur.
EYYÛB (A. S. ) İLE İLGİLİ KUR’ÂN VE TEVRAT’TAKİ BELGELER
Tevratʹta adı geçen peygambere 40 sahifeye yakın yer verilerek onun bazı önemli kişilerle karşılıklı konuşmaları ve başına gelen musibetin detayı anlatılır ve yer yer peygamberlik konusu zedelenir şekilde birtakım anlatımlara rastlanır, aynı zamanda Tevhîd İnancı’na ters düşen cümlelerin yer aldığı görülür.
Kur’ân-ı Kerîm’de ise, karşımıza çıkan dert ve sıkıntılara, başımıza gelen felâket ve musibetlere karşı, Allah’ın yüksek kudretini, rahmetinin genişliğini ve her sıkıntıdan sonra -sabredildiği takdirde- genişliğin geleceğini düşünerek dayanma gücümüzü ortaya koymamız ve Allahʹa güvenip dayanmamız telkîn ve tavsiye edilir ve misal olarak da Eyyûb (A. S. )ın kıssasının birkaç ibretli yanı anlatılır; duygu ve düşüncelerimiz yönlendirilmek istenir. Aynı zamanda Eyyûb Peygamber’in (A. S. ) peygamberlik derecesine yakışanı yaptığı çok duyarlı bir anlatımla işlenerek Tevratʹtaki vâki hatâlar düzeltilir.
Böylece Kur’ân’ın, iki yerinde sadece ismen, iki yerinde de olayın ibretli yanları anılarak Eyyûb Peygamber’e dört sûrede yer verilmiştir. (Nisâ Sûresi: 163, Enʹâm Sûresi: 84, Enbiyâ Sûresi: 83, Sâd Sûresi: 41)
KISSADAN HİSSE
Mekke’de özellikle hicrete yaklaşan yıllarda müşriklerin eza, cefası, saldırı ve tuğyanı bir bakıma tahammül sınırını aşmış bulunuyordu. Ashab-ı Kirâm’ın iyice bunaldığını ve bir kurtuluş yolu aradıklarını anlatmaya gerek görmüyoruz. Cenâb-ı Hak, Eyyûb (A. S. ) kıssasının önemli ve ibretli safhalarını hatırlatarak, sabrettikleri takdirde kurtuluşa erişeceklerini, üstünlük kurup zafer elde edeceklerini; İblîs ve avanesinin bütün fısıltı ve vesvese sinyallerini tesirsiz bırakacaklarını dolaylı şekilde müjdeliyerek ferahlatıcı bir hava getirdi.
Böylece sünnetullah gereği, imân düzeyinde, başa gelen musibetlere sabredenlerin eninde sonunda kurtulup başarıya erişeceklerinin bir va’d-i İlâhî olduğuna dolaylı şekilde atıf yapılmakta ve müşriklerin günlerinin sayılı olduğu kalp ve kafalara işlenmektedir.
Ayetler arasında bağlantı
Yukarıdaki âyetlerle, Mekke’de sıkışıp kalan mü’minleri teselli etmek ve yakın gelecekte ferahlığa kavuşacaklarını müjdelemek üzere Eyyûb (A. S. ) kıssası anlatılarak misal verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, altı peygamberin ismi anılarak hepsinin de benzeri sıkıntı ve üzücü olaylarla karşılaştıklarına işâret ediliyor, buna mükâfat olarak âhirette onlara nîmet dolu yurt hazırlandığı haber veriliyor.