MEÂLİ:
34-35- Şüphesiz bunlar (inkârcı sapıklar) diyorlar ki: «Bizim ancak ilk ölümümüz var, ötesi yoktur ve biz yeniden diriltilip kaldırılacak da değiliz.
36- Eğer doğrulardan iseniz, haydi bize (ölen) babalarımızı diriltip getirin. »
37- Bunlar mı daha iyi, yoksa T u b b âʹ milleti ve onlardan önce gelenler mi? Onları yok ettik. Çünkü onlar cidden suçlu günahkârlar idiler.
38- Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri oyun ve eğlence olsun diye boş ve anlamsız yaratmadık.
39- Biz, ikisini de ancak hak ile yarattık, ne var ki onların çoğu bilmezler.
40- Şüphesiz ki, (müʹmin ile kâfirin, hak ile bâtılın, doğru ile eğrinin birbirinden) ayırt edileceği gün, hepsinin belirlenmiş (biraraya getirilip toplanma) vaktidir.
41- O gün, dost dosttan herhangi bir şeyi savıp yararlı olamaz ve yardım da göremezler.
42- Ancak, Allahʹın kendi rahmetine lâyık gördüğü kimse müstesnâ.. Şüphesiz ki, O, çok güçlü, çok üstün ve çok merhametlidir.
İLGİLİ HADÎS
«Tubbâʹa sövmeyin. Çünkü o Hakkʹa teslimiyet göstermişti. » (Müsned-i Ahmed: 5/340)
Ebû Hüreyre (R. A. ) diyor ki «Bilemiyorum, Tubbâʹ, peygamber miydi, değil miydi? »( Abdurrezzak: Ebû Hüreyre (R. A. ) den)
İbn Ebî Rebah da diyor ki: «Tubbâʹa sövmeyiniz. Çünkü Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ona dil uzatmayı yasaklamıştır. » (Abdurrezzak: İbn Kesîr: 4/145)
Hz. Âişe (R. A. ) da diyor ki: «Tubbâʹa sövmeyin. Çünkü o, sâlih bir adam idi. » (Lübabu’t-te’vîl: 4/115)
İKİNCİ HAYATI İNKÂR EDENLER
«Şüphesiz bunlar (inkârcı sapıklar) diyorlar ki: «Bizim ancak ilk ölümümüz var, ötesi yoktur ve biz yeniden diriltilip kaldırılacak da değiliz. »
Dünkü putperestler, öldükten sonra dirilmeyi ve böylece ikinci hayatı inkâr edip bu konuya bir türlü akıl erdirememişlerdi. Günümüzdeki materyalistler de bu konudaki inkârı bilimsel kalıba sokup insanları Hakkʹın yolundan uzaklaştırmaya çalışırlar. Anlaşılan küfür sadece kılıf, diğer bir anlatımla, yalnız ambalaj değiştirmekte, ama her çağın ve dönemin kâfirleri aynı esasları red ve inkâr etmektedirler ve Allah’a, Âhiret gününe imân edenlere: «Eğer iddianızda doğrulardan iseniz, haydi bize (ölen) babalarımızı (diriltip) getirin! » derler. Şüphesiz bu, gayr-i ciddi bir öneridir. Çünkü hilkat kanunu belli bir plâna göre hükmünü yürütür ve kendinin haklılığını da varlıkta hâkim olan denge, düzen ve değişmeyen belgelerle isbat eder.
Kur’ân, daha önce âhireti inkâr edip azgınlık ve ahlâksızlığı zulüm derecesine vardıran güçlü Tubbâʹ Kavminin yerle bir edildiğini hatırlatarak Kureyş müşriklerine İlâhî tokatın inmek üzere olduğunu haber vermektedir.
TUBBÂʹ VE KAVMİ
Mısır hükümdarlarının ortak adı «Fir’avn», Fürslerin ki «Kisra», Rumlarınki «Kayser» olduğu gibi, Yemen hükümdarlarının da bir vakitler ortak adı «Tubbâ’» idi. Ancak ilgili âyette, azıp sapıtan kavminin yok edilmesinden söz edilen «Tubbâ’» hangi hükümdardır veya Yemenʹin kaçıncı hükümdarıdır? Aynı zamanda hangi tarihlerde yaşamıştır? Bu hususta birçok rivâyetlerin yapıldığını görmekteyiz ki çoğu kaynaksız ve dayanaksızdır.
Siyerci İbn İshak, bunun ilk Tubbâ’ olduğunu belirtmiş ve sonra da onun Hz. Muhammed (A. S. ) dan yaklaşık bin yıl önce yaşadığını söylerken, onun son peygambere hitapla yazdığı şu meâldeki bir mektubuna da değinmiştir:
«Emma ba’d: Şüphesiz ki, ben sana ve sana indirilen kitaba imân ettim. Doğrusu ben senin dinin ve sünnetin üzereyim. Hem senin, hem de benim Rabbımıza imân ettim. Rabbımdan gelen İslâmî şerayi’a da inandım. Sana ulaşırsam ne güzel, ne a’lâ! Ulaşamazsam bana şefaat et, kıyâmet gününde beni unutma. Çünkü ben senin ilk ümmetindenim; sen gelmeden önce sana bey’ât etmiş bulunuyorum. Ben senin ve atan İbrahim (A. S. )ın dini üzereyim. »
Mektubun baş kısmına: «Allah’ın Nebî ve Resûlü Abdullah oğlu Muhammedʹe» diye yazılmış; son kısmına ise, «Tubbâʹı Evvel tarafından» diye imza konulmuştur.
Ancak İbn İshâk’ın bu rivâyetini hangi kaynaktan aldığını tevsîk etmek çok zordur. Kesin olan şu ki, Tubbâ’, Yemen’de kurulan Himyerî devletini uzun yıllar idare eden hükümdarlara verilen ortak unvandır. İlk Tubbâʹın Allah’a imân ettiği, ölümünden sonra kavminin küfre ve ahlâksızlığa saptığı, o yüzden yok edildiği ve bu kavmin birçok yönden güçlü bulunduğu anlaşılıyor.
İKİNCİ HAYATIN GERÇEKLEŞECEĞİNE AİT BELGELER
«Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri oyun ve eğlence olsun diye boş ve anlamsız yaratmadık. »
Kur’ân, âhiret hayatına inanmayanları uyarmak düzeyinde, önce Fir’avnʹın, sonra da Yemen’de hüküm süren Tübbâ’ın kavminin yok edildiklerini birer ibretli misâl olarak getirdikten sonra, ikinci hayatın gerçekleşeceğine delâlet eden aklî delillere yer vermektedir. Şöyle ki:
a) Gökler ve yer, yani fizik âlemi boş ve anlamsız yaratılmamış; oyun ve eğlence olsun diye var kılınmamıştır. Varlıkta bilinen hemen her şey mutlaka birtakım amaçlara yönelik yaratılarak insan oğlunun hizmetine verilmiş ve böylece her şey kâinat plânındaki yerine oturtulmuştur. Milyar yıllar geçtiği halde plâna bağlı düzen aynen korunmaktadır. Buna tesadüf demek mümkün müdür? İşte böylesine muhkem bir düzen vücuda getiren Cenâb-ı Hak, elbette insanları diriltip ikinci hayata kaldırmaya kadirdir.
b) Gökler, yer ve ikisi arasındaki her şey hak üzere yaratılmıştır. Hak kavramı birçok yerde açıkladığımız gibi, belli amaca yönelik denge, düzen ve uyumu yansıtmakta ve kâinatta herhangi bir dengesizliğin söz konusu olamıyacağını vurgulamaktadır.
İlmî araştırmalar da şu gerçeği ortaya koymuştur: «Allahʹın kudret elinden çıkan her şey dengeli, düzenli ve kusursuzdur. Dünyaʹda bazı şeylerde ortaya çıkan dengesizlik ve düzensizlik bütünüyle insan elinin bilgisizce müdahalesinden kaynaklanmaktadır.
Nitekim 39. âyetin son cümlesinde buna işâretle şöyle buyurulmaktadır: «Ne var ki insanların çoğu bunu bilmezler, »
HAK İLE BÂTILIN AYIRT EDİLECEĞİ GÜN
«Şüphesiz ki (müʹmin ile kâfirin, hak ile bâtılın, doğru ile eğrinin birbirinden) ayırt edileceği gün, hepsinin belirlenmiş (biraraya getirilip toplanma) vaktidir.. »
İnsanların çoğu hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden ayırt edemezler. Bu kavramları biribirine karıştıranlar sayılmayacak kadar çoktur. Kimi bâtılı hak diye savunur; kimi eğriyi doğru diye tanımlar. Şüphesiz aklını, ilmini hakkı araştırmaya çevirmeyip birtakım varsayımlar ve gerçekten uzak faraziyeler peşinde koşturanlar, insanların hepsinin biraraya getirileceği Âhiret Günün’de ancak gerçeği anlayabileceklerdir ve tabii bu anlamanın hiçbir değeri ve yararı olmaz. Varlık âleminin öncesiz olduğunu ve tesadüflerin birbirini izlemesiyle bugünkü düzene kavuştuğunu iddia eden materyalist inkârcılar, hiçbir zaman bu iddialarını isbat edememişlerdir.
Nitekim zaman içerisinde türden türe evrimsel geçiş olduğunu, bunu kâinatın öncesiz olduğuna delil gösterip, eski türlerin ortadan kalktığını iddia eden, fakat bunu isbatlayabilecek hiçbir geçiş aşaması fosilini getiremiyen evrim teorisyenlerinin de, günümüzde yapılan bilimsel araştırmalarla hayal peşinde koştukları anlaşılmıştır. 300 milyon yıldan beri kayıp olan ve ancak elde edilen fosiliyle gün ışığına çıkan Deniz Zambağı denilen «Krinoid»in, zamanla başka bir türe geçiş yaptığı sanılmaktaydı. Oysa son yıllarda Lyon I (Fransa) Claude Bernard Üniversitesinden üç paleontologun 470 m. derinlikten aldıkları yirmi kadar canlı nümunesi arasında Deniz Zambağı’nın da bulunması, türden türe geçiş diye bir evrimin söz konusu olmadığını ortaya koymuş oluyor. (La Recherche/Nisan 1987, sayı: 187)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, ikinci hayatı inkâr edenler hem uyarıldı, hem de akla ışık tutulup hareket noktasını belirleyecek belgelere yer verildi. Gerçek ayrımın âhiret âleminde insanların hepsinin toplandığı alanda gerçekleştirileceği belirtilerek, bâtılı savunanların ölmeden önce dönüş yapmaları dolaylı şekilde hatırlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, hakka yönelmeden ölenlerin âhirette karşılaşacakları elim azaptan birkaç safha konu ediliyor. Allah’tan korkup fenalıklardan sakınan mü’minlere hazırlanan sonsuz nîmetler açıklanıyor ve bütün bu hakikatlerin Hz. Muhammed’in (A. S. ) diliyle kolaylaştırılıp anlaşılır ölçü ve anlamda sergilendiğine dikkatler çekilerek, ileride nasıl bir inkılâbın meydana geleceğine işâret ediliyor.