MEÂLİ:
30- Peygamber de dedi ki: «Ey Rabbim! şüphesiz ki kavmim bu Kurʹân’ı (bir kenara itip) terkettiler. »
31- İşte bunun gibi her peygamber için suçlu günahkârlardan bir düşman ortaya çıkardık. Doğru yolu gösterici ve yardım (elini) uzatıcı olarak Rabbin yeter.
PEYGAMBER’İN (A. S. ) ŞİKÂYETİ
«Peygamber dedi ki: Ey Rabbim, şüphesiz ki kavmim bu Kur’ânʹı (bir kenara itip) terkettiler. »
İnsan hayatını, ondaki ruhun yüceliğine eşdeğerde düzene sokan tek kitap, Kur’ânʹdır. Ruh İlâhî kudretin bir nefha veya tezahürü olarak bir süre konaklamak üzere bedene yerleştirilir. Allahʹtan geldiği gibi, bir süre sonra Oʹna dönmek zorundadır. Ondaki İlâhî letafet cilâsını korumamız farzdır. Bu da ancak imân düzeyinde sâlih amellerle mümkündür. O halde insanla Allah arasındaki engelleri ancak ruhumuzun muhtaç bulunduğu ibâdet gıdasını vermekle kaldırmamız gerekmektedir. Bu gıdayı mutlak anlamda Kur’ân vermekte ve sünnet onun listesini hazırlamaktadır. Gerçek bu olunca, Kur’ânʹı bir tarafa itip bütün himmet ve gayreti mideye yöneltmek cehâletin en kötüsü, körlüğün en fenasıdır.
Unutmamak gerekir ki, insanın hayvanî duygularını meşru sınırlar içine alıp İlâhî hoşnutluğa uygun şekilde kanalize eden tek rehber Kur’ân ve sünnettir. Bu iki kaynak hayvanî sıfatlarımızı kontrol altına almakla kalmaz, İnsanî düşüncelerimizi harekete geçirir ve böylece bize insan olmamızın anlam ve hikmetini öğretir.
Bunca yararları, feyizleri beraberinde taşıyan bu İlâhî kitaba uymamak, kalbi insanlıktan yana merhamet ve şefkatla dolup taşan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizi üzmekte ve haklı şikâyetine sebep olmaktadır.
Şüphesiz kâinat Allah’ın kudret eliyle kurduğu mükemmel bir sistemdir ve bütünüyle insandan yana düzenlenip hizmete sevkedilmiştir. İnsan ise, kâinatta hâkim olan İlâhî plân ve proğramı anlamakla yükümlüdür. Aynı zamanda kâinat plânındaki yerini bilmek ve niçin yaratıldığının hikmetini idrak etmek zorundadır. Ne var ki o bütün bu incelikleri tek başına tesbit edip kavrayamaz, mutlaka bir yol göstericiye ve eğiticiye muhtaçtır. İşte Kur’ân bu gerçekleri öğretmekte ve en doğru bilgiyi vermektedir. Hz. Muhammed (A. S. ) de bunun muallimliğini yapan Allahʹın son peygamberidir.
NEREDE HAK VARSA, KARŞISINDA BÂTIL DA VARDIR
«İşte bunun gibi her peygamber için suçlu günahkârlardan bir düşman ortaya çıkardık. »
Kur’ân bu zıtların tartışma ve sürtüşmesinin, hayatın hareket kazanması, İlmî araştırmaların hızlanması için dünya hayatının ona göre plânlandığına işâret etmektedir. Buna misal olarak da, gönderilen her peygamberin karşısına, hakkı reddeder şekilde birtakım düşmanların çıkarıldığı gösterilmektedir. Zira her şey zıddıyla daha iyi tanınabilir ve daha çok gelişme şansına sahip olabilir. Nitekim kâinat bütünüyle zıtların yarıştığı, boy ölçüştüğü bir alandır. Gece-gündüz, soğuk-sıcak, acı-tatlı, iyi-kötü, doğru- yanlış ve benzeri karşıtlar..
Peygamberin görevi, hakkı tanıtmak, bâtılı göstermek ve İlâhî buyrukları dosdoğru teblîğ edip tehlikeye karşı uyarmak ve hakka gönül kapısını açık tutanları ebedî saadetlerle müjdelemektir. Doğru yola eriştirmek, kalplere imân cevherini yerleştirmek ise Allahʹa aittir.
Böylece Kur’ân, peygamberin ve Onun yolunda yürüyen mürşitlerin görev ve yetkilerinin sınırını belirtmekte ve Allah ile kulları arasında bir imkân ve irâde sınırının bulunduğuna işâret etmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, inkârcı sapıkların Kur’ân’a karşı olumsuz yöndeki tutumlarına temas edilerek hakla bâtılın karşılaşmasının hayat plânında yer aldığına işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, inkârcıların basit mantık oyunlarına başvurdukları belirtiliyor ve. gereken susturucu cevap verilerek hikmetine kapı açılıyor; daha iyi düşünmemiz ilhâm ediliyor.