MEÂLİ:
21- Hiç bir şey yoktur ki, onun hazineleri katımızda olmasın ve biz onu ancak belirli bir ölçüde indiririz.
22- Rüzgârları da aşılayıcılar olarak gönderdik. Gökten su indirdik de onunla sizi suladık; yoksa siz onu toplayıp depolayacak değilsiniz.
23- Şüphesiz ki biz, diriltir ve öldürürüz ve vâris olanlar da biziz.
24- And olsun ki, sizden öne geçmek isteyenleri de bilmişizdir; arkada kalmak isteyenleri de bilmişizdir.
25- Şüphesiz ki, Rabbin onları diriltip biraraya getirecek. Çünkü O, mutlak hikmet sâhibidir, yegâne bilendir.
İLGİLİ HADÎSLER
Hz. Âişe (R. A. ) diyor ki:
«Şiddetli rüzgâr esmeye başlayınca Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle duâ ederdi: Allahım! Şüphesiz ki bunun hayırlı tarafını ve içinde taşıdığı hayrı, beraberinde gönderilen hayrı senden dilerim. Bunun şerrinden, içinde taşıdığı şerden (mikroplardan), beraberinde gönderilen şerden sana sığınırım. » (Müslim/istiska: 15)
Açıklama:
İlgili hadîsle esen rüzgârın yağmurun habercisi olabileceği, çiçek tozlarını taşımak suretiyle aşılamada bulunma hayrını beraberinde getirebileceği gibi, zararlı birtakım mikropları da içinde taşıyıp getirebileceği ve geniş çapta hasara sebep olabileceği bildiriliyor ve böyle durumlarda Allah’a el açıp esen rüzgarın hayır ve berekete vesîle olmasını, şer ve kötülük getirmemesini dilememiz tavsiye ediliyor.
«Erkeklerin saflarının en hayırlısı, ilk saftır; en fenası (sevap bakımından en azı) ise, son saftır. Kadınların saflarının en hayırlısı son saftır; en fenası ise, ön saftır. » (Müslim/salât: 132- Ebû Dâvud/salât: 97- Tirmizî/mevakiyt: 52- Nesâî/ imamet: 32- İbn Mâce/ikamet: 52- Dâremî/salât: 52- Ahmed: 2/247, 336, 340, 353, 367, 480- 3/16, 293, 331, 398)
Açıklama:
Erkek ve kadınların cami ve mescitlerde bir fitneye, göz zinasına sebebiyet vermeden hangi saflarda yerlerini almaları tavsiye edilirken, dolayısıyla hayırlı ve feyizli işlerde öne geçmenin kaçırılmayacak büyük fırsatlar olduğuna işâret ediliyor.
«Her insan öldüğü hal ve niyet üzere kabrinden kaldırılıp hesap alanına getirilir. » (Müslim/cennet: 83)
Açıklama:
İnsanın ömrünün son dönemi ne ise, o hal üzere ölür ve öldüğü hal ve niyet üzere kabrinden kaldırılır. O bakımdan ölümün ne zaman geleceğini bilmediğimize göre, her gün yeni bir hazırlık içinde olmalıyız; kalbimizi, vicdanımızı ve ruhumuzu kirleten her şeyden temizlenmeğe özen göstererek Allah’ın dilediği şekilde Allahʹa dönme çizgisine kendimizi getirmeliyiz.
HERŞEYİN HAZİNESİ OʹNUN KATINDADIR
«Hiçbir şey yoktur ki, onun hazineleri katımızda olmasın... »
Cenâb-ı Hak, ezelî plânı gereği, insanları ve diğer canlıları yaratmadan önce Dünya’yı yaratıp hazırladı. Bu arada bir tekâmül söz konusudur, şöyle ki: Yerkürenin yaşamaya elverişli duruma getirilmesi için birçok jeolojik devirler geçirmesi gerekiyordu. Böylece milyon ve milyar seneler geçtikten sonra yeraltı ve yerüstü kaynaklar oluştu; insan ve diğer canlıların yaşayıp üremesine uygun ortam vücut buldu. Sonra Allah ezelde hazırladığı plân gereği, yaratacağı her canlı hakkında kudretiyle birer tecellide bulundu. Arkasından genetik bir düzenleme ile biyolojik kanunları gerçekleştirip harekete geçirdi ve öylece üreme başladı.
Anlaşıldığı üzere, Cenâb-ı Hak, sofrayı hazırladıktan sonra bizi Dünyaʹya getirdi. Ne var ki insanoğlu bilgisizliği, ilgisizliği ve aklını gerektiği şekilde kullanmaması nedeniyle Dünyaʹnın birçok kesimlerinde kısmen de olsa denge ve düzeni bozdu da bunun cezasını daha çok kendilerinden sonra gelecek nesiller çekti.
Bulut, yağmur, hava ve diğer hayat veren nîmetlerin hazinesi O’nun yanındadır, öyle ki kurulan bu hazine bir devridaim yapmakta, fakat hiçbir şey eksilmemektedir. Her şey belli hesaplara, şaşmayan kanunlara göre düzenlenip hizmete sevkedilmiştir. Eşya arasında mutlak anlamda denge kanunu hâkimdir.
Yerküreyi bu açıdan inceleyip değerlendirmesini yaptığımızda, karşımıza üstün bir kudretin plân ve proğramı çıkar ve eşyanın her parçasında O’nun damgası görülür.
Böylece Allah’ın varlığına ve birliğine delâlet eden belgeler ve deliller sayılmayacak kadar çok, O’nun varlığını reddeden hiçbir belge yok..
Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şanı çok yücedir!.
RÜZGÂRLARI AŞILAYICI OLARAK GÖNDERİR
«Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderdik. »
Rüzgârların iki ayrı aşılama görevi var. Birincisi, bulutları harekete geçirip pozitif elektrik yüklü bulutu, negatif elektrik yüklü buluta doğru itip müthiş bir elektrik akımı meydana getirmesini sağlamasıdır. Bu doğrultuda yapılan ciddi araştırmalara göre, pozitif ve negatif yüklü iki bulut kümesi birbirinden, yani pozitif pozitiften, negatif de negatiften kaçar, fakat Allahʹın bunları estirdiği rüzgârla birbirine yaklaştırmasıyla bir incizap meydana gelir ve o sebeple birleşen bulutların her tarafı elektrikle yüklenir. Yağmur bunun kaçınılmaz neticesidir. İkincisi ise, bitkilerin üreme organları çiçeklerdir. Ancak bunların bir kısmı «bir evcikli bitkiler», bir kısmı da «iki evcikli bitkiler»dir. Bir evciklilerde aynı kök üzerinde çiçeklerin bazısı dişi, bazısı da erkektir. İki evciklide ise, erkek ve dişi çiçekler ayrı kökler üzerindedir. Döllenebilmesi için erkek ve dişi hücrelerin birleşmesi gerekir. Bunun için de çiçek tozunun dişi organın tepeciğine konması lâzımdır. İşte bu döllenme işi rüzgârlar ve böcekler vasıtasıyla gerçekleşir. Şöyle ki: Rüzgâr, erkek organ tozunu alıp dişi organa nakleder. Böcekler de ayakları ve kanatları ile bunu birinden diğerine aktarırlar.
Kur’ân ilgili âyetle rüzgârın birçok yararlarından ikisini açıklıyor. Aynı zamanda bununla İlâhî plânın kusursuz işlediğini ve uygulandığını haber veriyor. Böylece İlâhî kudretin kemal mertebesinde bulunduğunu isbatlayan bir hakikatle ilme ışık tutuluyor, ilim adamına hareket noktası belirleniyor. Günümüzdeki bilimsel araştırmaya gelince, Kur’ân’ı tasdîk etmekte ve o istikamette yeterli bilgi verebilmektedir.
Özetliyecek olursak, Kur’ân ile ilmin belli konularda, sonuç alınan araştırmalarda birleştiğini söyleyebiliriz. Nitekim bugüne kadar yapılan araştırma ve incelemelere göre, 250. 000 çiçek tozu türünün mevcut olduğu tesbit edilmiştir. Hiç birinin diğerine uymadığı, benzemediği de kesindir. Buna parmak izlerini misal verebiliriz, yeryüzünde yaşayan milyarlarca insanların parmak izleri mutlâka birbirinden ayrıdır; biri diğerine benzemez, işte çiçek tozları da öyle..
Kâinatta ne kadar mükemmel bir düzen ve dengenin hâkim olduğunu, her şeyin yüklendiği proğramı kusursuz uyguladığını, plândaki yerinden ve amacından sapmadığını pekâlâ anlıyoruz. O halde bunca sağlam belgeler ve deliller ortada dururken, Allah’ın varlığına delâlet eden başka belgeler arayıp bulmaya gerek var mıdır? Sadece çiçeklerin ve bulutların aşılanma olayı aklını kullanan kimse için yeterli delil değil midir?
ÖLDÜREN VE DİRİLTEN ANCAK ALLAH’TIR
«Şüphesiz ki biz diriltir ve öldürürüz ve vâris olanlar da biziz. »
Hayvanlar ile bitkilerin genellikle biri ölü, diğeri diri iki ayrı dönemleri vardır. Tohum ve sperma, bitki ve hayvanın bir bakıma ölü devresi; tohumun toprağa düşüp filizlenmesi, spermanın ana rahmine intikal edip yumurtalıkla birleşmesi ise onların canlılık devresidir.
Bu üreme düzenini belli genetik ve biyolojik kanunlara bağlayıp sürdüren Allah’ın, «Biz diriltir ve öldürürüz» buyurmasının bir bakıma manası anlaşılmış oluyor. Ayrıca bitkilerin yeşerdikten belli bir süre sonra tohuma geçip sararması ve çok geçmeden kuruması, onun ölü devresidir. Neslinin devamını sağlamak için verdiği tohumların tekrar toprağa düşmesi, onun dirilmenin ilk basamağına basması demektir. Buna benzer doğup büyüyen insanların da belirlenmiş ecelleri gelince ölmeleri ve bu olaydan sonra yine belirlenmiş bir zaman geçince yeniden diriltilip kaldırılmaları aynı kudretin az değişik tecelli ve takdirinden biridir. Şunu demek istiyoruz ki, spermayı ana rahminde yumurtalıkla birleştirip düzenli bölmek suretiyle çoğaltıp büyüten ve insan şekline sokan; tohumu toprakta harekete geçirip filizlendiren yüce kudret için, ölen insanı diriltip kaldırmak aynı şeydir. Biri diğerinden daha zor veya külfetli değildir.
ÖNE GEÇMEK İSTEYENLER ARKADA KALMAK İSTEYENLER
«And olsun ki, sizden öne geçmek isteyenleri de bilmişizdir; arkada kalmak isteyenleri de bilmişizdir. »
Bu âyet üzerinde ilim adamları sekiz farklı yorum ortaya koymuşlardır ki, hepsi de aynı gerçeği yansıtmakta ve İlâhî kudretin üstünlüğünü belirtmektedir. Şöyle ki:
1- Katade ve İkrime’ye göre, bugüne kadar ruhlar âleminden sırası gelip de dünyaya inerek yaratılan insanlarla, henüz sırası gelmeyip geride kalanlar demektir.
2- İbn Abbas (R. A. ) ve Dahhakʹa göre, bugüne kadar ölenleri ve hâlen hayatta olanları, bundan sonra ölenleri ve hayata gözlerini açanları Allah bilir, demektir.
3- Mücahid’e göre, Muhammed (A. S. ) ümmetinden önce gelenleri ve geriye kalanları; ona ümmet olmaya lâyık olanları ve olmayanları bilir, anlamına gelmektedir.
4- el-Hasanʹa göre, hayır, iyilik ve teâtte öne geçenleri; günah ve şer için geriye kalanları bilir, manasına yorumlanabilir.
5- Saîd b. Müseyyeb’e göre, savaş saflarında öne geçenleri ve geride kalanları bilir şeklinde tefsîr edilebilir.
6- Müfessir el-Kurezî’ye göre, cihadda öldürülenleri ve öldürülmeyenleri bilir demektir.
7- eş-Şa’bî’ye göre, ilk yaratılanları, son yaratılacak olanları bilir, şeklinde yorumlanabilir.
8- Namaz saflarında öne geçenleri ve geri saflarda kalanları bilir demektir.
Ancak ilim adamlarından çoğu bu sekizinci yorumu daha uygun kabul etmişler ve delil olarak da İbn Abbas’ın (R. A. ) şu rivâyetini göstermişlerdir:
İbn Abbas (R. A. ) diyor ki: Çok güzel bir kadın vardı, o kadar ki insanların en güzellerinden biridir, denilebilirdi. Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in arkasında namaz kılmak üzere geride durmuştu. Ashab-ı Kirâmʹın çoğu o kadına gözleri dokunmasın diye ön saflara doğru ilerlerken kalplerinde nifaktan eser bulunan bazı olgunlaşmamışlar ise, o kadını görebilmek için geri saflarda kalmayı tercih etmişlerdi. Bunun üzerine ilgili âyet inmiştir. (Nesâî - Tirmizî: İbn Abbas (R. A. ) dan)
İşte bu durumda olanları da, olmayanları da Cenâb-ı Hak bir gün diriltip biraraya getirecek ve her biri niyetine göre amelinin karşılığını görecektir.
Ancak bu rivâyet bize şu iki hususu öğretmektedir: Kadınların camilere gelip namaz kılmalarına cevaz verilmiştir. Camilerde yer bulunduğu sürece onları menʹetmemek gerekir. Aynı zamanda camilere ibâdet niyetiyle gelen kadınların en arka safta bulunmaları şarttır. Erkeklerin de bu durumda iyice ön saflara ilerleyerek rükûʹ ve secdelerde, kıyam ve selâm verme durumlarında gözlerinin kadınlara ilişmemesini sağlamaları sünnettir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, kâinatta var olan her şeyin belli bir plân ve proğrama, değişmeyen hizmetlere yönelik olarak yaratıldığı belirtildi. Sonra da rüzgârların aşılama olayını sağladığı, çiçek tozlarının bu vasıtayla aşılanma imkânları buldukları; aynı zamanda bulutlar arasında yine rüzgârların itip götürmesiyle bir incizap ve aşılama meydana geldiği misal olarak verildi. Öldükten sonra diriltmenin hiç de zor olmayacağı konu edilerek bitkilerin yeniden yeşermeleri buna örnek gösterildi.
Aşağıdaki âyetlerle, insanın menşei hakkında temel bilgi ortaya konuluyor; sonra da cinlerin neden yaratıldığı hakkında ana fikir verilerek bu iki ayrı mahlûk hakkında daha doğru düşünmemiz isteniliyor.