Hac Suresi 14-16. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ مَنْ كَانَ يَظُنُّ اَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللّٰهُ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ اِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغِيظُ وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَاَنَّ اللّٰهَ يَهْدِي مَنْ يُرِيدُ

16.

Muhakkak ki Allah, iman edip salih ameller işleyenleri içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.

Diyanet İşleri

15.

Her kim ona (Muhammed'e) Allah'ın dünyada ve ahirette asla yardım etmeyeceğini zannediyorsa hemen tavana bir ip çeksin, sonra kendini assın da bir baksın; başvurduğu (bu yöntem), öfkelendiği şeyi giderecek mi?

16.

Böylece biz Kur'an'ı apaçık ayetler halinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini doğru yola iletir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

14- Şüphesiz ki Allah, imân edip iyi-yararlı amellerde bulunanları, altlarından ırmaklar akan Cennetlere yerleştirir. Allah şüphesiz ki diledi­ğini yapar.

15- Kim Dünya’da da, Âhirette de Allah’ın o peygambere aslâ yar­dım etmiyeceğini sanıyorsa, hemen bir ip göğe (tavana) uzatsın, sonra da (nefesini) kessin de bir baksın, kin ve öfkesini giderebilecek mi?

16- İşte böylece biz o (kitabı) çok açık âyetler halinde indirdik. Ve şüphe yok ki, Allah dilediği kimseyi doğru yola iletir.

İNİŞ SEBEBİ

Peygamber (A. S. ) Efendimiz, Esed ve Gatafan kabilelerinin ileri ge­lenlerinden bir grubu İslâm’a dâvet etti. Bu sırada sözü edilen iki kabi­leyle Yahudiler arasında bir anlaşmazlık da bulunuyordu. Buna rağmen onlar şu sebebi ileri sürerek daveti kabul etmediler: «Muhammed’in yar­dım göreceğini ve üstün geleceğini bilemiyoruz. Ya bir de zayıf, destek­siz ve yardımsız kalır ve Yahudilerle aramız iyice açılırsa, o zaman ha­limiz nice olur? » şeklinde düşünerek mazeret ileri sürdüler.

Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Lübabu’t-te’vil: 3/283)

UMUDUNU KAYBEDENLER

«Kim dünyada da, âhirette de Allahʹın o peygam­bere aslâ yardım etmiyeceğini sanıyorsa, hemen bir ip göğe (tavana) uzatsın, sonra da (nefesini) kessin de bir baksın, kin ve öfkesini giderebi­lecek mi? »

Bâtıl ve küfür dört nala yol alır. Hak ve fazîlet emekliyerek ilerler. Küfrün ve bâtılın bu şarlatanlığını ve hızını gören ve hakkın gücünü he­saba katamayan, geleceğinin mutlaka başarıyla dolu olduğunu idrak edemiyenler, her şeyin bittiğini; hakkın ve İslâm’ın yardımsız ve desteksiz kaldığını zannederler. Bu da onların kin ve öfkesini artırmaktan başka bir şeye yaramaz. Bir bakıma manen intihar etmiş olurlar.

Oysa öfkelenmeye, kin beslemeye gerek yok. Çünkü bu iki duygu ile meseleler çözülmez, davalar halledilmez, gerçekler anlaşılmaz. Düşüne­rek, araştırarak, aklı kullanarak ve sonra da birleşerek, anlaşarak; plânlı ve proğramlı hareket ederek çözüm yolları bulunur.

Bir zamanlar Hz. Muhammedʹin (A. S. ) etrafında az bir grup insan gö­rüp umutsuzlananlar olmuştu. Oysa Resûlüllâh (A. S. ) hedefine doğru emin adımlarla yavaş yavaş ilerliyordu. Çok geçmeden büyük bir güç oluşturdu da inanmayanları şaşkına çevirdi.

Günümüzde de anti İslâmî güçlerin ve grupların; ateist ve maddeci­lerin dört nala yol aldıklarını, ortalığı velveleye verdiklerini görenler, İs­lâm’dan yana ümitsizleniyor ve bazan için için öfkelenip ne diyeceğini bi­lemiyorlar. Oysa haktan yana olanların İslâmʹın rahmet gölgesinde bir­araya geldikleri gün, zafer mutlaka İslâm’ın olacak ve bâtıldan önce he­define kavuşacaktır. Bu öyle bir İlâhî sünnettir ki, -şartlar gerçekleştiği gün- şaşmadan hükmünü yürütür.

İşte Kur’ân bize bu sünneti çok açık ve kesin çizgileriyle bildiriyor. Böylece sünnetullaha uyanları, Allah dilediği takdirde doğru yola eriştire­ceğine atıfla, insanla Allah arasındaki imkân ve irâde sınırına işârette bu­lunuyor.

Nitekim düne kadar İslâmiyet hakkında ümitlerini yitirenler, bugün onun büyük bir gelişme halinde olduğunu görünce şaşırıyorlar ve bunca muhaliflerine, düşmanlarına ve engelleyici faktörlere rağmen bu gelişme­nin sır ve hikmetini bir türlü anlayamıyorlar. Çünkü Kur’ânʹı okumuyor, on­daki beyânları öğrenmiyorlar.

Bugün gerek İslâm âleminde, gerek Batı ülkelerinin birçok kesimle­rinde, gerekse Amerikaʹda İslâmiyete ve onun kitabı Kurʹânʹa hayranlık duyanlar gün geçtikçe artmakta; isim yapmış ilim adamları Kurʹân-ı Ke­rîm’in bütünüyle İlâhî olduğunu anlamakta ve onun çağların, medeniyet­lerin ve İlmî buluşların önünde yürüdüğünü bütün samimiyetleriyle dile getirmektedirler. Çünkü hak hâlis altın madeni gibidir, ona bakır veya âdi bir maden nazarıyla bakanlar olsa bile, çok geçmeden gerçek altın olduğunu anlayanlar ortaya çıkar ve değerinden hiçbir şey kaybetmeden hayranlarının umut kaynağı olur.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, her türlü inkâr ve şüpheyi atıp dosdoğru imân edenlere verilecek mükâfatlara değinildi. Sonra da Allah’ın Hz. Muham­med’i (A. S. ) dünyada da, âhirette de yardımsız bırakmayacağı belirtilerek, İslâm’a hizmette bulunmak isteyenlere büyük bir ümit, aşk ve şevk ha­vası estirildi.

Aşağıdaki âyetlerle, çeşitli dinlere ve inançlara bağlı olanlardan her birinin kendini haklı saymasıyla ve diğerini de bâtıl kabul etmesiyle ihti­lâfın halledilemiyeceğine parmak basılıyor. Önyargıdan, şartlanmış bir düşünceden, yıkanmış bir beyinden sıyrılmadıkça, gerçeği bulup tesbit etmenin mümkün olamıyacağına işâret ediliyor ve o takdirde mevcut ih­tilâfların ancak âhirette İlâhî adâlet huzurunda çözüleceği, haklının hak­sızdan ayırt edileceği haber veriliyor. Sonra da inkârcı ve şüphecilerin akıllarını harekete geçirmek için varlık âleminde olan her şeyin Hakk’a secde ettiğine temas edilerek İlâhî kudreti eşyada görmeleri isteniliyor. Ar­kasından, aklını, idrâkini kullanmayıp küfür üzere ölenlere âhirette nasıl bir ceza verileceği tasvîr edilerek inkârcılar bir defa daha uyarılıyor. İmân edip sâlih amellerde bulunan mü’minler ise, âhiretteki ebedî saadet yur­duyla müjdeleniyor.