Maide Suresi 116-120. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَاعِيسَىٰ ابْنَ مَرْيَمَ ءَاَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَاُمِّيَ اِلٰهَيْنِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي اَنْ اَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ اِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلَا اَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ مَا قُلْتُ لَهُمْ اِلَّا مَا اَمَرْتَنِي بِهِ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنْتَ اَنْتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَاَنْتَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ اِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَاِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَاِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَاِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ قَالَ اللّٰهُ هٰذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِقِينَ صِدْقُهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا فِيهِنَّ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

120.

Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah'ı bırakarak beni ve anamı iki ilah edinin, dedin?" İsa da şöyle diyecek: "Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin."

Diyanet İşleri

117.

"Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin."

118.

"Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.

119.

Allah, şöyle diyecek: "Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür." Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır.

120.

Göklerin, yerin ve bunlardaki her şeyin hükümranlığı yalnızca Allah'ındır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

116- Hem Allah, «Ey Meryem oğlu İsâ! Sen mi insanlara Allah’tan başka benimle annemi iki ilâh edinin, dedin? » demişti (diyecek) de İsâ, «Seni (ortaklardan, noksanlıklardan) tenzih ederim; bana hak olmayan bir sözü söylemek yaraşmaz. Eğer söylemişsem elbette Sen onu bilirsin. Nefsimde olup biten şeyi de bilirsin, ben ise Senin nefsinde (ilminde sübut bulan) şeyleri bilmem. Şüphesiz ki sen, sensin gaybları çokça bilen, diye cevap vermişti (cevap verecek).

117- Onlara sadece bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allahʹa kulluk edin!. Onlar arasında bulunduğum sürece üzerlerine şâhit idim. Beni aralarından tutup aldığında, üzerlerinde denetleyici olarak (sadece) Sen kaldın; Sen her şeye yeterince şâhitsin.

118- Eğer onlara azâp edersen, şüphesiz ki onlar senin kullarındır; bağışlarsan, doğrusu Sen çok güçlüsün, çok üstünsün, hem de yegâne hikmet sâhibisin..

119- (Bunun üzerine) Allah (şöyle) buyuracak: (Bugün) doğruların doğruluklarının kendilerine yarar verdiği gündür; onlar için altlarından ır­maklar akan içinde ebedî kalacakları Cennetler vardır. Allah onlardan râ­zı oldu, onlar da Allahʹtan razı oldular. İşte bu, büyük bir kurtuluştur.

120- Göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların mülkü (tasarruf ve hükümranlığı) Allahʹındır; O her şeye kadirdir (gücü her şeye yeter. )

İLGİLİ HADÎSLER

«Kıyâmet günü olunca peygamberlerle ümmetleri çağrılacak. Sonra İsâ çağrılacak ve Allah ona olan nimetlerini bir bir anacak ve: «Ey Mer­yem oğlu İsâ! Sen mi insanlara Allahʹtan başka benimle annemi iki ilâh edinin, dedin? » diye soracak. » (Hâfız İbn Asâkir: Ebû Musa el-Eş’arî (R. A. )den)

İbn Abbas (R. A. ) diyor ki:

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bize çok duygulandırıcı öğütte bulunarak şöyle buyurdu: «Ey insanlar! Şüphesiz ki siz yalınayak, baş açık, çırılçıp­lak ve sünnet olmadık bir vaziyette Aziz ve Celil olan Allahʹa haşrolunacaksınız. (Yaratmaya ilk başladığımız gibi tekrar iade edeceğiz). Kıyâmet günü ilk elbise giydirilen İbrâhim Peygamber olacaktır.

Haberiniz olsun ki, ümmetimden bazı adamlar getirilecek, onlar sol taraflarından (kitapları verilenler olarak) tutulacak. Bunlar benim arkadaşlarımdır, diyeceğim. «Senden sonra bunların neler uydurup ortaya koyduklarını bilmezsin» denilecek. O zaman sâlih kul (olan İsâʹnın) dedi­ğini diyeceğim: «Eğer onlara azâp edersen, şüphesiz ki onlar senin kullarındır; bağışlarsan doğrusu Sen çok güçlü ve çok üstünsün, hem de yegâne hikmet sâhibisin!. »

Bunun üzerine bana şöyle denilecek: «Doğrusu sen bunlardan ayrıl­dıktan sonra devamlı haktan dönüp gerisin geriye gittiler.. » (Ebû Dâvud: İbn Abbas (R. A. )den - Müslim/cennet: 56 - Buharî/enbiyâ: 4, 48 - tefsîr: 5, 14, 21 - Tirmizî/kıyâmet: 3, tefsîr: 80 - Nesâî/cenâiz: 118. 119 - Ahmed: 1/223, 229, 253)

PEYGAMBERLER ŞİRK VE GÜNAHLARDAN KORUNMUŞLARDIR

«Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Al­lahʹa kulluk edin.. »

Allah, Tevhît İnancını temelinden yıkan ÜÇ İLÂH akidesinin doğura­cağı elim sonucu haber verirken, kıyâmette sergilenecek müstesnâ bir tabloyu gözlerimizin önüne bir film şeridi gibi getirmektedir.

İncilʹde meydana gelen değişiklikler, farklı zamanlarda yapılan çe­virilerindeki yanlışlıklar dikkate alınmadan din adına dini aslından uzak­laştırmanın, peygamber adına onu ilâhlaştırmanın ne hakiki İncilʹde, ne de İsâ Peygamberin akide sisteminde yeri vardır. Çünkü peygamberler her türlü şirk ve günahtan korunmuşlardır. Bu durumda mursellerden olan İsâ Peygamber gibi kadri yüce bir nebinin kendini Allahʹın oğlu sayması veya Allahʹdan başka ilâh ilân etmesi düşünülebilir mi? Oysa her peygam­ber gibi o da şirkin kökünü kurutmak, günahları durdurmak için gönderil­miştir.

Allahʹa ve Peygamberlere has sıfatları bilmiyecek kadar dinin özün­den ve mayasından uzak kalan Hıristiyan din adamlarıyla İsâ Peygamber kıyâmet günü İlâhî adâlet ve hesaplaşma alanında yüzyüze getirilecekler ve böylece Allah ve Peygamberine bilerek veya bilmiyerek iftira edenler hak ettikleri cezâyı göreceklerdir.

Kurʹân’da İlâhî rahmet ve gufran gereği Hıristiyanlar, sunulan bu uh­revî tabloyla uyarılıyor; Müslümanların da dikkatleri çekilerek şahısları ilâhlaştırma basîretsizliğine düşmemeleri hatırlatılıyor.

PEYGAMBERLER MERHAMET VE ŞEFKAT KAYNAĞIDIRLAR

«Eğer onlara azâp edersen, şüphesiz ki onlar senin kullarındır; bağışlarsan, doğrusu sen çok güçlüsün, çok üstünsün, hem de yegâne hikmet sahibisin. »

Genellikle peygamberler hem çok sabırlı, hem de çok merhametli ve şef katlıdırlar. Bu nedenle her peygamber kendi ümmetinin kurtulması, doğru yolu bulması için can atmış, bu uğurda gerektiğinde hiçbir fedâ­kârlıktan kaçınmamıştır. Kur’ân bununla ilgili bir örnek vererek milletleri, daha çok Kitap Ehli’ni insafa ve idrâke çağırıyor.

Kıyâmet günü, İlâhî adâlet bütün belge ve kanıtlarıyla tecelli edince sesler kısılacak, gözler tek noktaya dikilecek, kalbler korku ve dehşetten yerinden oynayacak. İsâ Peygamber de, her şeye rağmen -içindeki mer­hamet ve şefkat duyguları harekete geçecek- Hıristiyanların kurtulmasını arzulayacak, ancak İlâhî hikmetin tecellisine boyun eğip rıza göstermenin en ölçülü edep ve terbiyesini bir defa daha gösterecektir: «Eğer onlara azâp edersen, şüphesiz ki onlar senin kullarındır (bizim müdahale hakkı­mız yoktur). Onları bağışlarsan, doğrusu sen çok güçlüsün, çok üstünsün ve yegâne hikmet sâhibisin» diyerek tam bir teslimiyet izhar edecek ve sonucu İlâhî takdir ve hükme bırakarak susacaktır.

Bu bir şefaat değil, içten gelen bir arzudur.

Şüphesiz ki kıyâmetin bu safhasının anlatılması, insanlarla peygam­berler arasındaki açıklığı kapamak ve din adamlarını ölçü ve insafa dâ­vet içindir.

DOĞRULARIN DOĞRULUKLARININ FAYDA VERECEĞİ GÜN

O çok üstün, çok güçlü ve yegâne hikmet sâhibi, insanların ne şek­line ve kıyâfetine bakar, ne de malına ve sözüne... Ama onların kalbine ve niyetine bakar. Amelleriyle niyetleri arasındaki bağın sağlamlığını or­taya koyup ona göre hükmünü verir.

Bunun için kıyâmet günü ancak doğruların doğruluklarının fayda ve­receği bildirilmiş, amellerin niyetlere göre değer kazanacağı açıklanmış­tır. Bu doğrultuda İlâhî adâlet bütün duyarlığıyla tecelli ettikten, iyiler kö­tülerden, doğrular yalancı ve sahtelerden ayrıldıktan sonra peygamber­lerin şefaatine erişme imkânları doğacaktır.

MERYEMʹİ İLÂHLAŞTIRANLAR

Hıristiyan din adamları, İsâ Peygamberi Allahʹın oğlu ve ikinci dere­cede bir ilâh kabul ettikleri gibi Meryemʹi de Tanrı’nın annesi saymışlar­dır. Nitekim Roma Katolik Kilisesinin inançları arasında Meryemʹe müs­tesnâ bir yer verilmiş ve ikinci Havva olarak vasıflandırılmıştır.

Meydan Larousseʹda Meryem maddesinde şu cümlelere rastlamakta­yız: «Meryem’in gerçekten Tanrıʹnın annesi olduğu kabul edilir. Ama bu Meryemʹin Tanrı’yı doğurduğu anlamına gelmez. »

İşte Kurʹân bu ölçüsüz ve bâtıl inancı yermekte ve kıyâmet günü İsâ Peygamberin kendini ve annesini Allah’tan başka ilâhlar olarak tanıtıp ta­nıtmadığının sorulacağını, Hıristiyanların bu husustaki aşırılıklarının orta­ya konulacağını haber vermektedir.

Kıyâmette en iyi sonuç, doğruların doğruluğu olacak, her kişi Allah’a uzanan yolda ortaya koyduğu doğruluğu, iyi niyeti oranında mutluluğa erişecektir.

MÂİDE SÛRESİ BİTERKEN

Önce bu sûrenin de tefsirini bize müyesser kılıp tamamlatan Allah’a sonsuz hamd-u senâlar olsun. Bizi başarılı kılan ancak O’dur. O’nun dile­diği gerçekleşir. O dilemedikçe biz dileyemeyiz.

Hayatımızın her bölümünde, işlerimizin her kesiminde bize ilhâm kay­nağı olan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize de salât-u selâmlarımızı sunarız.

Mâide sûresine «Ey imân edenler! » hitabıyla başlanılmış, insanları ilâhlaştıranlar kınanarak bitirilmiştir.

Sûrede Kitap Ehli kabul edilen Yahudî ve Hıristiyanların gerek İslâm hakkındaki düşünce ve tutumlarına, gerekse Tevrat ve İncilʹi değiştirip aslından uzaklaştırmalarına ve aynı zamanda bu kitaplarla da ciddi biçim­de âmel etmediklerine sık sık temas edildi. Son dinin gelmesiyle önceki dinlerin yürürlükten kaldırıldığı, Allahʹın seçip beğendiği tek dinin Islâm olduğu açıklandı. Hz. Muhammed (A. S. )ın bütün insanlara, milletlere ve çağlara gönderilen son peygamber bulunduğuna dikkatler çekildi; pey­gamberin görevinin sadece teblîğ olduğu hatırlatıldı.

Fert ve toplumun dinî hayatlarının ölçüleri belirtildi ve Allahʹa giden yolun her türlü şirk ve fesattan temizlenmesinin lüzumu üzerinde durul­du. Ahkâma geniş yer verilerek helâl ve haram maddeleri açıklandı.

Şahsî hukukla âile hukukuna kısmen dokunuldu, Allah için şâhitlikte bulunmanın önemine dikkatler çekildi. Ölmek üzere olan müʹminlerin va­siyetlerini yazmaları tavsiye edildi.

Son olarak İsâ Peygamberin nâil kılındığı nîmetler anıldı ve kıyâmet günü, kendisini ilâhlaştıranlarla yüzyüze getirileceği, bir uyarı anlamında sergilendi ve büyük hesap gününde ancak doğruların doğruluğunun fay­da vereceği üzerinde duruldu; her şeyin Allahʹa ait olduğu, göklerde ve yerde sadece O’nun hükümranlığının câri bulunduğu belirtilerek Mâide sûresi noktalandı.