MEÂLİ:
116- Hem Allah, «Ey Meryem oğlu İsâ! Sen mi insanlara Allah’tan başka benimle annemi iki ilâh edinin, dedin? » demişti (diyecek) de İsâ, «Seni (ortaklardan, noksanlıklardan) tenzih ederim; bana hak olmayan bir sözü söylemek yaraşmaz. Eğer söylemişsem elbette Sen onu bilirsin. Nefsimde olup biten şeyi de bilirsin, ben ise Senin nefsinde (ilminde sübut bulan) şeyleri bilmem. Şüphesiz ki sen, sensin gaybları çokça bilen, diye cevap vermişti (cevap verecek).
117- Onlara sadece bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allahʹa kulluk edin!. Onlar arasında bulunduğum sürece üzerlerine şâhit idim. Beni aralarından tutup aldığında, üzerlerinde denetleyici olarak (sadece) Sen kaldın; Sen her şeye yeterince şâhitsin.
118- Eğer onlara azâp edersen, şüphesiz ki onlar senin kullarındır; bağışlarsan, doğrusu Sen çok güçlüsün, çok üstünsün, hem de yegâne hikmet sâhibisin..
119- (Bunun üzerine) Allah (şöyle) buyuracak: (Bugün) doğruların doğruluklarının kendilerine yarar verdiği gündür; onlar için altlarından ırmaklar akan içinde ebedî kalacakları Cennetler vardır. Allah onlardan râzı oldu, onlar da Allahʹtan razı oldular. İşte bu, büyük bir kurtuluştur.
120- Göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların mülkü (tasarruf ve hükümranlığı) Allahʹındır; O her şeye kadirdir (gücü her şeye yeter. )
İLGİLİ HADÎSLER
«Kıyâmet günü olunca peygamberlerle ümmetleri çağrılacak. Sonra İsâ çağrılacak ve Allah ona olan nimetlerini bir bir anacak ve: «Ey Meryem oğlu İsâ! Sen mi insanlara Allahʹtan başka benimle annemi iki ilâh edinin, dedin? » diye soracak. » (Hâfız İbn Asâkir: Ebû Musa el-Eş’arî (R. A. )den)
İbn Abbas (R. A. ) diyor ki:
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bize çok duygulandırıcı öğütte bulunarak şöyle buyurdu: «Ey insanlar! Şüphesiz ki siz yalınayak, baş açık, çırılçıplak ve sünnet olmadık bir vaziyette Aziz ve Celil olan Allahʹa haşrolunacaksınız. (Yaratmaya ilk başladığımız gibi tekrar iade edeceğiz). Kıyâmet günü ilk elbise giydirilen İbrâhim Peygamber olacaktır.
Haberiniz olsun ki, ümmetimden bazı adamlar getirilecek, onlar sol taraflarından (kitapları verilenler olarak) tutulacak. Bunlar benim arkadaşlarımdır, diyeceğim. «Senden sonra bunların neler uydurup ortaya koyduklarını bilmezsin» denilecek. O zaman sâlih kul (olan İsâʹnın) dediğini diyeceğim: «Eğer onlara azâp edersen, şüphesiz ki onlar senin kullarındır; bağışlarsan doğrusu Sen çok güçlü ve çok üstünsün, hem de yegâne hikmet sâhibisin!. »
Bunun üzerine bana şöyle denilecek: «Doğrusu sen bunlardan ayrıldıktan sonra devamlı haktan dönüp gerisin geriye gittiler.. » (Ebû Dâvud: İbn Abbas (R. A. )den - Müslim/cennet: 56 - Buharî/enbiyâ: 4, 48 - tefsîr: 5, 14, 21 - Tirmizî/kıyâmet: 3, tefsîr: 80 - Nesâî/cenâiz: 118. 119 - Ahmed: 1/223, 229, 253)
PEYGAMBERLER ŞİRK VE GÜNAHLARDAN KORUNMUŞLARDIR
«Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allahʹa kulluk edin.. »
Allah, Tevhît İnancını temelinden yıkan ÜÇ İLÂH akidesinin doğuracağı elim sonucu haber verirken, kıyâmette sergilenecek müstesnâ bir tabloyu gözlerimizin önüne bir film şeridi gibi getirmektedir.
İncilʹde meydana gelen değişiklikler, farklı zamanlarda yapılan çevirilerindeki yanlışlıklar dikkate alınmadan din adına dini aslından uzaklaştırmanın, peygamber adına onu ilâhlaştırmanın ne hakiki İncilʹde, ne de İsâ Peygamberin akide sisteminde yeri vardır. Çünkü peygamberler her türlü şirk ve günahtan korunmuşlardır. Bu durumda mursellerden olan İsâ Peygamber gibi kadri yüce bir nebinin kendini Allahʹın oğlu sayması veya Allahʹdan başka ilâh ilân etmesi düşünülebilir mi? Oysa her peygamber gibi o da şirkin kökünü kurutmak, günahları durdurmak için gönderilmiştir.
Allahʹa ve Peygamberlere has sıfatları bilmiyecek kadar dinin özünden ve mayasından uzak kalan Hıristiyan din adamlarıyla İsâ Peygamber kıyâmet günü İlâhî adâlet ve hesaplaşma alanında yüzyüze getirilecekler ve böylece Allah ve Peygamberine bilerek veya bilmiyerek iftira edenler hak ettikleri cezâyı göreceklerdir.
Kurʹân’da İlâhî rahmet ve gufran gereği Hıristiyanlar, sunulan bu uhrevî tabloyla uyarılıyor; Müslümanların da dikkatleri çekilerek şahısları ilâhlaştırma basîretsizliğine düşmemeleri hatırlatılıyor.
PEYGAMBERLER MERHAMET VE ŞEFKAT KAYNAĞIDIRLAR
«Eğer onlara azâp edersen, şüphesiz ki onlar senin kullarındır; bağışlarsan, doğrusu sen çok güçlüsün, çok üstünsün, hem de yegâne hikmet sahibisin. »
Genellikle peygamberler hem çok sabırlı, hem de çok merhametli ve şef katlıdırlar. Bu nedenle her peygamber kendi ümmetinin kurtulması, doğru yolu bulması için can atmış, bu uğurda gerektiğinde hiçbir fedâkârlıktan kaçınmamıştır. Kur’ân bununla ilgili bir örnek vererek milletleri, daha çok Kitap Ehli’ni insafa ve idrâke çağırıyor.
Kıyâmet günü, İlâhî adâlet bütün belge ve kanıtlarıyla tecelli edince sesler kısılacak, gözler tek noktaya dikilecek, kalbler korku ve dehşetten yerinden oynayacak. İsâ Peygamber de, her şeye rağmen -içindeki merhamet ve şefkat duyguları harekete geçecek- Hıristiyanların kurtulmasını arzulayacak, ancak İlâhî hikmetin tecellisine boyun eğip rıza göstermenin en ölçülü edep ve terbiyesini bir defa daha gösterecektir: «Eğer onlara azâp edersen, şüphesiz ki onlar senin kullarındır (bizim müdahale hakkımız yoktur). Onları bağışlarsan, doğrusu sen çok güçlüsün, çok üstünsün ve yegâne hikmet sâhibisin» diyerek tam bir teslimiyet izhar edecek ve sonucu İlâhî takdir ve hükme bırakarak susacaktır.
Bu bir şefaat değil, içten gelen bir arzudur.
Şüphesiz ki kıyâmetin bu safhasının anlatılması, insanlarla peygamberler arasındaki açıklığı kapamak ve din adamlarını ölçü ve insafa dâvet içindir.
DOĞRULARIN DOĞRULUKLARININ FAYDA VERECEĞİ GÜN
O çok üstün, çok güçlü ve yegâne hikmet sâhibi, insanların ne şekline ve kıyâfetine bakar, ne de malına ve sözüne... Ama onların kalbine ve niyetine bakar. Amelleriyle niyetleri arasındaki bağın sağlamlığını ortaya koyup ona göre hükmünü verir.
Bunun için kıyâmet günü ancak doğruların doğruluklarının fayda vereceği bildirilmiş, amellerin niyetlere göre değer kazanacağı açıklanmıştır. Bu doğrultuda İlâhî adâlet bütün duyarlığıyla tecelli ettikten, iyiler kötülerden, doğrular yalancı ve sahtelerden ayrıldıktan sonra peygamberlerin şefaatine erişme imkânları doğacaktır.
MERYEMʹİ İLÂHLAŞTIRANLAR
Hıristiyan din adamları, İsâ Peygamberi Allahʹın oğlu ve ikinci derecede bir ilâh kabul ettikleri gibi Meryemʹi de Tanrı’nın annesi saymışlardır. Nitekim Roma Katolik Kilisesinin inançları arasında Meryemʹe müstesnâ bir yer verilmiş ve ikinci Havva olarak vasıflandırılmıştır.
Meydan Larousseʹda Meryem maddesinde şu cümlelere rastlamaktayız: «Meryem’in gerçekten Tanrıʹnın annesi olduğu kabul edilir. Ama bu Meryemʹin Tanrı’yı doğurduğu anlamına gelmez. »
İşte Kurʹân bu ölçüsüz ve bâtıl inancı yermekte ve kıyâmet günü İsâ Peygamberin kendini ve annesini Allah’tan başka ilâhlar olarak tanıtıp tanıtmadığının sorulacağını, Hıristiyanların bu husustaki aşırılıklarının ortaya konulacağını haber vermektedir.
Kıyâmette en iyi sonuç, doğruların doğruluğu olacak, her kişi Allah’a uzanan yolda ortaya koyduğu doğruluğu, iyi niyeti oranında mutluluğa erişecektir.
MÂİDE SÛRESİ BİTERKEN
Önce bu sûrenin de tefsirini bize müyesser kılıp tamamlatan Allah’a sonsuz hamd-u senâlar olsun. Bizi başarılı kılan ancak O’dur. O’nun dilediği gerçekleşir. O dilemedikçe biz dileyemeyiz.
Hayatımızın her bölümünde, işlerimizin her kesiminde bize ilhâm kaynağı olan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize de salât-u selâmlarımızı sunarız.
Mâide sûresine «Ey imân edenler! » hitabıyla başlanılmış, insanları ilâhlaştıranlar kınanarak bitirilmiştir.
Sûrede Kitap Ehli kabul edilen Yahudî ve Hıristiyanların gerek İslâm hakkındaki düşünce ve tutumlarına, gerekse Tevrat ve İncilʹi değiştirip aslından uzaklaştırmalarına ve aynı zamanda bu kitaplarla da ciddi biçimde âmel etmediklerine sık sık temas edildi. Son dinin gelmesiyle önceki dinlerin yürürlükten kaldırıldığı, Allahʹın seçip beğendiği tek dinin Islâm olduğu açıklandı. Hz. Muhammed (A. S. )ın bütün insanlara, milletlere ve çağlara gönderilen son peygamber bulunduğuna dikkatler çekildi; peygamberin görevinin sadece teblîğ olduğu hatırlatıldı.
Fert ve toplumun dinî hayatlarının ölçüleri belirtildi ve Allahʹa giden yolun her türlü şirk ve fesattan temizlenmesinin lüzumu üzerinde duruldu. Ahkâma geniş yer verilerek helâl ve haram maddeleri açıklandı.
Şahsî hukukla âile hukukuna kısmen dokunuldu, Allah için şâhitlikte bulunmanın önemine dikkatler çekildi. Ölmek üzere olan müʹminlerin vasiyetlerini yazmaları tavsiye edildi.
Son olarak İsâ Peygamberin nâil kılındığı nîmetler anıldı ve kıyâmet günü, kendisini ilâhlaştıranlarla yüzyüze getirileceği, bir uyarı anlamında sergilendi ve büyük hesap gününde ancak doğruların doğruluğunun fayda vereceği üzerinde duruldu; her şeyin Allahʹa ait olduğu, göklerde ve yerde sadece O’nun hükümranlığının câri bulunduğu belirtilerek Mâide sûresi noktalandı.