MEÂLİ:
113- Allahʹın sana, senden yana sunduğu fazîlet ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir tayfa seni bile (doğru bir hükümde bulunmaktan) şaşırtmayı plânlamışlardı. Halbuki onlar ancak kendilerini şaşırtıp saptırırlar, sana hiç bir zarar veremezler. Allah sana Kitabʹı ve hikmeti indirdi; sana bilmediğini öğretti; Allahʹın (bu bakımdan da) sana olan fazl u keremi çok büyüktür.
İNİŞ SEBEBİ
Kendi kavimlerinden olan Tu’me’yi haksız yere savunarak temize çıkarmak isteyen tayfanın, Peygamber (A. S. ) Efendimizi, vereceği hükümde şaşırtma plânlarının müsbet sonuç vermiyeceğini açıklar anlamda inmiş ve bu hususta Müslümanlar yeterince uyarılmıştır.
HAKKIN YÜCELİĞİ
Hak her zaman yücedir. Ne hatır, ne gönül tanır; o bizatihi azizdir; dostun, yakının ve öz evlâdın çok üstünde yeri ve değeri vardır. Tu’me’nin bağlı bulunduğu tayfa, onun kronik bir hırsız olduğunu bildikleri halde yanlış bir yol tutmuş, adam kayırmayı dinî inanç ve vicdanlarının üstüne çıkarıp, Hazret-i Peygamberi (A. S. ) vereceği hükümde yanıltmak istemişlerdi. Aslında bu tür düşünce ve davranışlarıyla kendileri hakkın fazîlet yolundan sapmış, İslâmʹın yüce amacından uzaklaşmışlardı.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize gelince, O, birçok fazîletlerle birlikte iki büyük lütuf ve inâyete de mazhar olmuştu: Hakkı, adâleti ve eşitliği en hassas ölçülerle yansıtan Allah Kitabʹı ve Ondaki İlâhî muradı anlayıp kavrayacak bilgi ve yetenek. Artık Onun için haktan sapma söz konusu olabilir mi?
ALLAH’IN SUNDUĞU FAZÎLET VE RAHMET
«Allahʹın sana, senden yana sunduğu fazîlet ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir tayfa seni bile şaşırtmayı planlamışlardı. »
Fazîlet, az insanda bulunan hüner ve yetenek, başkasına nisbetle bir artıklık ve yüceliktir. Değer ve bilgiyi de buna ekleyebiliriz. Peygamberlik payesi, madde ötesinden haber alma; ona göre yaşama; geleceği nübüvvet gözüyle tarama, olayların iç yüzünü bilme düzeyinde yeteneklerin en üstünü, artıklık ve yüceliğin -bir fani için- en yücesidir.
Bu düzeyde bulunan İnsan-ı Kâmili, Nebi-yi Ekmel’i, dinî hükümlerde, adâletin parlak ışınlarını yansıtmada, hakkı ayakta tutmada yanıltmak veya şaşırtmak mümkün müdür? Aynı zamanda günahlardan korunulmuşluk, hüküm vermede haktan sapmamazlık, adâlet dağıtımında haklıdan yana olmaklık İnsan-ı Kâmilʹin, Nebi-yi Ekmelʹin değişmiyen vasıflarından bir kısımdır.
SANA KİTAB VE HİKMETİ İNDİRDİK
«Allah sana kitabı ve hikmeti indirdi; sana bilmediğini öğretti... »
Ayette geçen HİKMET bu konuda; sağlam bilgi, ileriyi görme, her şeyi lâyık olduğu ölçü ve anlamda tutma, İlâhî muradı anlama, Kur’ân esrarına vakıf olma, olayları isâbetle değerlendirme, tesir altında kalmaksızın, duygusal davranmaksızın Kitabʹın nassına göre hüküm verme, dinin amaç ve hedefini koruma, insanı yaratılışındaki özelliğiyle ele alıp eğitme, fıtratına, ruhî yüceliğine uygun düzeyde ömür sermayesini değerlendirme şuurunu enjekte etme, sosyal yapıyı yine insan fıtratına göre düzenleyip sağlam temellere oturtma gibi mânaları taşımaktadır.
Hikmetʹi, belirtilen anlam doğrultusunda tanımlarken, adâletsizlikte bulunmaktan, yanlış, ya da hissî hüküm vermekten, günah ve vebal işlemekten korunulmuşlukla birleştirince en mükemmel ölçüsünü bulur. Bu hal Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizde son derece belirgin idi
SANA BİLMEDİĞİNİ ÖĞRETTİ
«Allahʹın (bu bakımdan da) sana olan fazl- ü keremi çok büyüktür. »
Hakiki imânı ve İlâhî beyanı, fizik ötesini, âhiret âleminin anlam ve safhalarını bilmezken, İlâhî hükümlerle amel etmeyi anlamazken ledünnî esrardan habersiz iken, olayların iç yüzüne tam anlamıyla nüfuz edemezken, Allah bunların hepsini Resûlüne bildirdi. O halde artık Onun cadde-i haktan sapması, yanıltılması, şaşırtılması, yanlış hüküm vermesi söz konusu değildir. Olayların, ilgili belge ve delillerin dış görünüşü hükümde yanılmaya eğilim hissi doğurunca Ledün âleminden gelen ses bu eğilimi hakka yöneltirdi. Böylece Allahʹın, son Peygamberine fazl-u inâyeti, rahmet ve âtıfeti çok yönlü ve çok büyük olmuştur; idrakimizin üstünde, kavrayışımızın ötesinde bir anlam taşır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Geçen âyetlerle Peygamber (A. S. ) Efendimizi vereceği hükümde yanıltmak isteyen ve bunun için geceleri gizli toplantılar düzenliyenlerden bahsedildi. Allah Resûlünün Kitap ve Hikmet gibi iki yüksek inâyete mazhar kılındığına dikkatler çekilerek haktan sapmanın, hükümde yanılmanın söz konusu olmayacağı belirtildi.
Aşağıdaki âyetlerle, ʹ bu tür gizli toplantılarda, fısıldaşmalarda hayır bulunmadığı hatırlatılıyor. Ülke, din ve millet yararına olan gizli toplantıların bir kısmı işâretle, bir kısmı açık ifadeyle istisnâ ediliyor ve bunların da Allah rızası gözetilerek yapılması telkinle, asıl amaca erişmenin yol ve metodu belirtiliyor. Sonra da Peygambere muhalefet ve düşmanlık edenlerin ciddi bir eğitim görmediklerine parmak basılarak bir milletin insan ruhuyla uyum sağlayan eğitim sistemini geliştirmediği takdirde bulundukları yanlış yol üzerinde bırakılacakları çok duyarlı biçimde açıklanıyor.