Bu kelime (ör. bir özel isim) Kur'an'da üç harfli bir köke bağlı değil, bu yüzden سقر formunun kendisi aranıyor.
يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلٰى وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ
yevme yusHabūne fī n-nāri ǎlā vucūhihim ƶūḳū messe seḳara
Yüzüstü ateşe sürüklendikleri gün kendilerine, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" denecek.
سَاُصْلِيهِ سَقَرَ
se uSlīhi seḳara
Ben onu "Sekar"a (cehenneme) sokacağım.
وَمَا اَدْرٰيكَ مَا سَقَرُ
ve mā edrāke mā seḳaru
Sekar'ın ne olduğunu sen ne bileceksin?
مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ
mā selekekum fī seḳara
(40-42) Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp onlara şöyle derler: "Sizi Sekar'a (cehenneme) ne soktu?"