Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle o konuda tartışıyorlardı.

يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَمَا تَبَيَّنَ كَاَنَّمَا يُسَاقُونَ اِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَ

yucādilūneke fī l-Haḳḳi beǎ'demā tebeyyene keenne mā yusāḳūne ilā l-mevti ve hum yenZurūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1يُجَادِلُونَكَyucādilūnekeج د لBir şeyi sıkıca bükmek, bir şeyi sağlam veya güçlü ya da kompakt yapmak, sert ve güçlü hale gelmek, bir anlaşmazlıkta/tartışmada şiddetli veya zorlu bir şekilde mücadele etmek veya dava açmak, birini yere atmak, sonraki kullanıma göre (avukatların) hangi kanıtların üstün olduğunun ortaya çıkması için [başka bir kişi veya kişilerle yapılan bir tartışmada] kanıtları karşılaştırmak, tartışma veya çekişmede ve [bununla] üstün gelme çabasında yarışmak, inşa etmek veya kurmak, bir şeyi çizgilerle düzenlemek [bir kitabın sayfa etrafına çizgi çekilmesi gibi].seninle tartışıyorlardı
2فِيdair
3الْحَقِّl-Haḳḳiح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekhakka
4بَعْدَمَاbeǎ'demāب ع دsonra, ardından, ardından gelen, uzaklık, öteye, bir şeyin ardından, geçiş, uzak olmak, geçmek, gecikmesonra
5تَبَيَّنَtebeyyeneب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinortaya çıktıktan
6كَاَنَّمَاkeenne māgibi
7يُسَاقُونَyusāḳūneس و قPazara sürmek, sevk etmek, götürmek, yöneltmek, ayak diretmek, sürüklemek, arabayla gitmek, yönlendirmek, araç kullanmak, araba sürmeksürülüyorlarmış
8اِلَىilā
9الْمَوْتِl-mevtiم و تÖlmek, dünyevi hayattan ayrılmak, hayattan mahrum olmak, duyusal yeteneklerden yoksun kalmak, zihinsel yeteneklerden yoksun kalmak, hareketsiz olmak, sessiz/sakin olmak, uyumak, cansız, yatışmak, yeryüzü tarafından kurutulmuş, sona ermek, yıpranmış, yoksulluğa/fakirliğe düşmüş, aşağılık/bayağı/küçük düşürücü/alçak, itaatsiz veya asi, alçakgönüllü/mütevazı/itaatkar, yumuşak/gevşek/rahat/dermansız, ruhsuz veya cansızölüme
10وَهُمْve humve onlar
11يَنْظُرُونَyenZurūneن ظ رgörmek, bakmak, göz atmak, gözlemlemek, seyretmek, düşünmek, değerlendirmek, dinlemek, sabırlı olmak, beklemek, tefekkür etmek, mühlet vermek, ertelemek, incelemek, nezaket göstermek, araştırmak, derinlemesine bakmak, şefkat göstermek. nazara - sevgiyle bakmak, şaşırtmak, göz kamaştırmakgözleri göre göre

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Gerçek, apaçık meydana çıktıktan sonra bile bu hususta, gözleri baka baka ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle çekişmeye kalkışıyorlardı.

Abdulkadir Gölpınarlı

Gerçek, apaçık meydana çıktıktan sonra bile bu hususta, gözleri baka baka ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle çekişmeye kalkışıyorlardı.

Adem Uğur

Hak ortaya çıktıktan sonra sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi (cihad hususunda) seninle tartışıyorlardı.

Ahmed Hulusi

Hak apaçık ortaya çıkmışken, buna rağmen onlar bunu kabullenmiyorlardı. . . Sanki onlar göre göre ölüme gidiyorlardı.

Ahmet Tekin

Kararın doğruluğu ayan beyan ortaya çıktıktan sonra bile cihad konusunda seninle münakaşaya devam etmişlerdi. Sanki göz göre göre ölüme sürüklendiklerini zannediyorlardı.

Ahmet Varol

Gerçek ortaya çıktıktan sonra sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi hak üzerinde seninle tartışıyorlardı.

Ali Bulaç

(Herşey) Açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki kendileri, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı.

Ali Fikri Yavuz

Hak meydana çıktıktan sonra da, onlar, bu savaş hususunda, gözleri görürcesine ölüme götürülüyorlarmış gibi, seninle mücadele ediyorlardı.

Ali Rıza Safa

Açığa çıktıktan sonra, sözde göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, gerçek konusunda seninle tartışıyorlardı.

Bayraktar Bayraklı

İş apaçık ortaya çıktıktan sonra bile, hak konusunda seninle çekişiyorlardı. Sanki onlar, göz göre göre ölüme sürükleniyorlardı.

Bekir Sadak

Sanki goz gore gore olume surukleniyorlarmis gibi, gercek ortaya ciktiktan sonra bile seninle tartisiyorlardi,

Celal Yıldırım

Hak besbelli olup ortaya çıktıktan sonra bile seninle tartışıyorlar ; sanki baka baka ölüme sürükleniyormuş gibi oluyorlardı.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Doğru olan apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi bu konuda seninle tartışıyorlardı.

Diyanet İşleri

Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle o konuda tartışıyorlardı.

Diyanet İşleri (eski)

Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, gerçek ortaya çıktıktan sonra bile seninle tartışıyorlardı.

Diyanet Vakfi

Hak ortaya çıktıktan sonra sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi (cihad hususunda) seninle tartışıyorlardı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ve gerçek, gün gibi açığa çıktıktan sonra bile seninle münakaşaya devam etmişlerdi; sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlardı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Gerçek ortaya çıkmışken hakta seninle münakaşa ediyorlardı. Sanki göre göre ölüme sevk olunuyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Tebeyyün etmişken hakta seninle münakaşa ediyorlardı, sanki göre göre ölüme sevkolunuyorlardı

Erhan Aktaş

Hakk açığa çıktıktan sonra bile, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle tartışıyorlardı.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Hakk açığa çıktıktan sonra bile, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle tartışıyorlardı.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Gerçek açığa çıktıktan sonra bile, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle tartışıyorlardı.

Fizilal-il Kuran

Onlar sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi, gerçek ortaya çıktıktan sonra seninle tartışıyorlar.

Gültekin Onan

(herşey) Açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki kendileri göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı.

Hamdi Döndüren

Çünkü gerçek ortaya çıktıktan sonra, sanki gözleri göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi, seninle tartışıyorlardı!

Hasan Basri Çantay

Hak apaçık meydana çıkdıkdan sonra bile onlar bu hususda, sanki gözleri göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi, seninle mücadele ediyorlardı.

Hasib Asutay

Gerçek ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle tartışıyorlardı.

Hayrat Neşriyat

(Hak) ortaya çıktıktan (ve artık cihâd gerekli olduktan) sonra, sanki onlar (göz)göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi (netîcesindeki güzellikleri düşünmeden) o hak husûsunda seninle mücâdele ediyorlardı.

İbni Kesir

Hak, apaçık meydana çıktıktan sonra bile, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle mücadele ediyorlardı.

Mehmet Okuyan

Gerçek ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi o amaçla ilgili olarak (savaş hakkında) seninle tartışıyorlardı.

Muhammed Esed

(bu yüzden,) hem de hak ortaya çıktıktan sonra, seninle neredeyse tartışacaklardı; sanki ölüme doğru sürüklenmişler de onu kendi gözleriyle görmüşler gibi.

Mustafa İslamoğlu

gerçek ortaya çıktıktan sonra da, sanki sen onları göz göre göre ölüme sürüyormuşsun gibi, seninle tartışmaktan geri durmadılar.

Ömer Nasuhi Bilmen

Hak tebeyyün ettikten sonra onda seninle mücadelede bulunurlar. Sanki onlar bakar oldukları halde ölüme sevkolunuyorlarmış!

Ömer Öngüt

Hak apaçık ortaya çıktıktan sonra bile onlar bu hususta, sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle mücadele ediyorlardı.

Suat Yıldırım

(5-6) Nitekim pek yerinde ve gerekli bir iş için Rabbin seni evinden çıkardığı zaman da, müminlerden bir kısmı bundan hoşlanmamıştı. Gerçek apaçık meydana çıktıktan sonra bile, onlar bu hususta seninle münakaşa ediyorlardı; sanki göz göre göre ölüme sevk ediliyorlardı.

Süleyman Ateş

Hak ortaya çıkmış iken sanki gözleri göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle tartışıyorlardı.

Süleymaniye Vakfı

O gerçek bütünüyle ortaya çıktığı halde seninle çekişiyorlardı. Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyor gibiydiler.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bütün gerçek ortaya çıktığı halde seninle çekişip duruyorlardı. Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyor gibiydiler.

Şaban Piriş

Gerçek ortaya çıktıktan sonra bile, bu hususta sanki ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle tartışıyorlardı.

Tefhim-ul Kuran

(Herşey) Açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki kendileri, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı.

Ümit Şimşek

Kendilerine hak açıklandığı halde, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle tartışıyorlardı.

Yaşar Nuri Öztürk

İş apaçık ortaya çıktıktan sonra bile, hak konusunda seninle çekişiyorlardı. Sanki onlar gözleri baka baka ölüme sürülüyorlardı.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Haqq bəlli olduqdan sonra belə onun barəsində səninlə mübahisə edirdilər, sanki gözləri baxa-baxa ölümə sürüklənirdilər.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Gözləri baxa-baxa ölümə sürüklənirlərmiş kimi, haqq (Bədr vuruşunun vacib olması) bəlli olduqdan sonra belə, onlar yenə də bu barədə səninlə mübahisə edirdilər.

Almanca (3)

Almanca — Der Edle Quran

und sie mit dir über die Wahrheit stritten, nachdem (es) klargeworden war, als ob sie in den Tod getrieben würden, während sie zuschauten.

Almanca — M. A. Rassoul

Sie streiten mit dir über die Wahrheit, nachdem sie (ihnen) doch deutlich kund geworden ist, als ob sie in den Tod getrieben würden und (ihn) vor Augen hätten.

Almanca — Muhammad Zaidan

Sie disputieren mit dir über das Wahre, nachdem es ihnen sichtbar wurde, als würden sie in den Tod hineingetrieben, während sie (ihn) sehen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Contending with you with opposing arguments after it had been made clear to them that victory would sit on their helm. Yet they behaved as if they would be driven to death being shaped to them in their minds' eyes as a monstrous apparition.

Abdul Haleem

and argued with you about the truth after it had been made clear, as if they were being driven towards a death they could see with their own eyes.

Abdullah Yusuf Ali

Disputing with thee concerning the truth after it was made manifest, as if they were being driven to death and they (actually) saw it.

Abul A'la Maududi

They disputed with you about the truth after that had become evident, as if they were being driven to death with their eyes wide open.

Aisha Bewley

arguing with you about the Truth after it had been made clear as though they were being driven to their death with open eyes. *

Al-Hilali & Khan

Disputing with you concerning the truth after it was made manifest, as if they were being driven to death, while they were looking (at it).

Ali Quli Qarai

They disputed with you concerning the truth after it had become clear, as if they were being driven towards death as they looked on.

Amatul Rahman Omar

These (disbelievers) disputed with you concerning the truth (of Islam) after it had been made clear (by signs and proofs). (On being invited to accept Islam they were behaving) as though they were being driven towards death, but they will actually be facing death very soon.

Arthur John Arberry

disputing with thee concerning the truth after it had become clear, as though they were being driven into death with their eyes wide open.

Bijan Moeinian

They were disputing with you about the necessity of the mission, although they knew the truth. They were behaving as if they were seeing the death in front of them.

E. Henry Palmer

They wrangled with thee about the truth after it was made plain, as though they were being driven on to death and looked thereon;

Edip-Layth

They argue with you about the truth when it has been made clear; as if they were being herded towards death while they are watching!

George Sale

They (the disbelievers) dispute with thee concerning the truth after it has become manifest, as though they are being driven to death while they actually see it.

Hamid S. Aziz

They disputed with you about the Truth after it was made plain, as though they were being driven on to visible death.

Mahmoud Ghali

Disputing with you concerning the truth, after it had become evident, as though they were being driven to death while looking (at it).

Marmaduke Pickthall

Disputing with thee of the Truth after it had been made manifest, as if they were being driven to death visible.

Mohamed Ahmed - Samira

Who argued with you about the matter even after it had become quite clear, as if they were being pushed into (the arms of) death as they waited.

Muhammad Asad

[so, too,] they would argue with thee about the truth [itself] after it had become manifest - just as if they were being driven towards death and beheld it with their very eyes.

Mustafa Khattab

They disputed with you about the truth after it had been made clear, as if they were being driven to death with their eyes wide open.

Progressive Muslims

They argue with you about the truth when it has been made clear to them; as if they were being herded towards death while they are watching!

Sahih International

Arguing with you concerning the truth after it had become clear, as if they were being driven toward death while they were looking on.

Sam Gerrans

Disputing with thee concerning the truth after it had become clear, as if they were being driven to death when they were looking on.

Shabbir Ahmed

(They argued whether to meet the aggressor outside Madinah at Badr, or wait. ) And they disputed with you about it after the decision had been made manifest in mutual consultations, as if they were being driven to obvious death.

Syed Vickar Ahamed

Debating with you about the truth after it was made clear, as if they were pushed towards death and they (actually) saw it.

Taqi Usmani

they were disputing with you about the truth after it became clear, as if they were being driven to death being seen by them.

The Monotheist Group

They argue with you about the truth when it has been made clear to them; as if they were being herded towards death while they are watching!

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Ils discutent avec toi au sujet de la vérité après quʹelle fut clairement apparue; comme si on les poussait vers la mort et quʹils (la) voyaient.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Piştî aşkera bû (ku tu ji bo cengê derdikeve) her wekî ku ew bi çavên xwe li mirinê temaşe dikin û bi balê ve têne ajotin (der barê cîhadê de) bi te re nîqaş dikin.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Salomo Keyzer

Twistten zij met u nopens de waarheid, nadat die hun was kenbaar gemaakt; op geene andere wijze dan alsof men hen ter dood had gevoerd, en zij dit met hunne oogen hadden gezien.

Hollandaca — Siregar

Zij redetwisten met jou over de Waarheid nadat deze is duidelijk geworden, alsof zij naar de dood gedreven worden terwijl zij toezien.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

препираясь [споря] с тобой (о, Пророк) об истине, после того как она стала ясной [когда уже стало известно, что сражение непременно случится], как будто их гонят к смерти, а они смотрят.

Rusça — Osmanov

и вступали в пререкания с тобой относительно того, истинно [ли Аллах велел выступить в поход] -, а ведь это было доподлинно известно -, словно их толкали на [верную] смерть, будто они воочию видят ее.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

vill de nu tvista med dig om vad som är sant, trots att sanningen blivit uppenbar - som om de med öppna ögon fördes ut att dö.