Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.

فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ

fe eḣaƶnāhu ve cunūdehu fe nebeƶnāhum fī l-yemmi ve huve mulīmun

Tefsirler

Kelimeler

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Derken onu ve ordusunu helâk etmiş, onları denize atıvermiştik de o kendisini kınayıp durmadaydı.

Abdulkadir Gölpınarlı

Derken onu ve ordusunu helâk etmiş, onları denize atıvermiştik de o kendisini kınayıp durmadaydı.

Adem Uğur

Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.

Ahmed Hulusi

Bunun üzerine onu ve ordusunu yakaladık da onları denize attık. . . O pişmanlıkla kendi kendini yeriyordu!

Ahmet Tekin

Onu, Allah’a âsî olan ilâhî kuralları tanımayan askerî erkânını ve ordularını da tutup denize attık. O pişmanlık duyarak kendisini kınayıp duruyordu.

Ahmet Varol

Biz de onu ve askerlerini yakalayıp denize attık ki o (bu sırada kendi kendini) kınamaktaydı. [3]

Ali Bulaç

Bunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak işler yapıyordu.'

Ali Fikri Yavuz

Bunun üzerine tuttuk kendisini ve ordularını denize attık. Öyle ki, küfür ve inad üzere bulunuyordu.

Ali Rıza Safa

Sonunda, onu ve ordularını yakalayıp denize attık. Zaten kendi kendisini suçluyordu.

Bayraktar Bayraklı

Sonunda onu ve askerlerini denize attık. O, kendini kınayıp duruyordu.

Bekir Sadak

Sonunda onu ve ordularini yakalayip denize attik. O, kinanmayi haketmisti.

Celal Yıldırım

Bu sebeple onu da, ordusunu da yakalayıp (deniz) dalgaları arasına fırlattık ki (o sırada) kendini kınıyordu.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Sonunda -(davranışlarıyla) kendini rezil etmiş olarak- onu ve askerlerini yakalayıp denize attık.

Diyanet İşleri

Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.

Diyanet İşleri (eski)

Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.

Diyanet Vakfi

Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Nihayet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Bunun üzerine Biz de tuttuk kendisini ve ordularını denize fırlatıverdik o alçak namertlik ederken.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun üzerine biz de tuttuk kendisini ve ordularını deryaya fırlatıverdik, namerdlik ederken o leim.

Erhan Aktaş

Sonra onu ve ordularını yakaladık ve denize attık. Kendi kendini kınıyordu.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Sonra onu ve ordularını yakaladık ve denize attık. Kendi kendini kınıyordu.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Sonra onu ve ordularını yakaladık ve denize attık. Kendi kendini kınıyordu.

Fizilal-il Kuran

Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.

Gültekin Onan

Bunun üzerine, biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,), 'kınanacak işler yapıyordu'.

Hamdi Döndüren

Biz de onu ve askerlerini yakaladık, onları denize attık. Firavun bu sırada kendini kınayıp duruyordu.

Hasan Basri Çantay

Nihayet onu da, ordularını da yakalayıb denize atdık ki o, (bu sırada kendi kendini) kınayıcı idi.

Hasib Asutay

Nihayet onu da askerlerini de yakaladık, onları denize attık ki o (9), (bu sırada) kendini kınayıp duruyordu. (9. Firavun.)

Hayrat Neşriyat

Bunun üzerine (biz de) onu ve ordusunu, kendisi kınanacak bir kimse olarak yakalayıp hepsini denize atıverdik.

İbni Kesir

Sonunda onu da, ordularını da yakalayıp denize attık. O, kınanacak işler yapıp durmaktaydı.

Mehmet Okuyan

Onu da ordularını da yakalayıp denizde boğmuştuk; bu sırada kendini kınayıp duruyordu.

Muhammed Esed

ve Biz onu ve adamlarını yakalayıp hepsini denize atmıştık, (bütün bu olup bitenler için) suçlanması gereken, (Firavun'dan başkası değildi,) yalnız o idi (tek suçlu).

Mustafa İslamoğlu

Derken, Biz de onu ve ordusunu enseledik, hepsini denize döktük: o hala kendi kendisini kınayadursun.

Ömer Nasuhi Bilmen

Artık O'nu da, ordularını da yakaladık, hemen onları denize atıverdik. Ve o, levm edilecek şeyleri yaparken (öyle bir felakete uğramış oldu).

Ömer Öngüt

Biz de onu ve ordusunu tutup denize attık. Bu sırada o, kendisini kınayıp duruyordu.

Suat Yıldırım

Biz de hem onu, hem ordularını yakalayıp denizin dibine geçiriverdik. Boğulurken, pişmanlıkla kendi kendini kınıyordu.

Süleyman Ateş

Biz de onu ve askerlerini yakaladık, onları denize attık. (O boğulurken pişmanlıkla) Kendi kendini kınıyordu.

Süleymaniye Vakfı

Nihayet onu ve ordularını tutup denize gömdük. O sırada o, kendini kınıyordu.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Nihayet Firavunu tuttuk, ordusuyla birlikte denizin içinde darmadağınık ettik. O sırada o, kendini kınıyordu.

Şaban Piriş

Biz de onu ve askerlerini yakalamış ve denize atmıştık. O pişman olmuştu.

Tefhim-ul Kuran

Bunun üzerine, biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak işler yapıp durmaktaydı'.

Ümit Şimşek

Biz de hem onu, hem ordusunu yakalayıp denize attık ki, o sırada o kendi kendisini suçluyordu.

Yaşar Nuri Öztürk

Bunun üzerine, onu da ordusunu da yakalayıp suyun ortasına fırlattık. Kendi kendini kınayıp duruyordu.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Biz Fironu və əsgərlərini yaxalayıb dənizə atdıq. O, qınanmağa layiq idi.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Nəhayət, onu və əsgərlərini tutub dənizə atdıq. O, məzəmmətə layiq bir iş görmüşdü (allahlıq iddiasına düşmüşdü).

Almanca (3)

Almanca — Der Edle Quran

Da ergriffen Wir ihn und seine Heerscharen und warfen sie dann in das große Gewässer, denn er hatte sich Tadel zugezogen.

Almanca — M. A. Rassoul

So erfaßten Wir ihn und seine Heerscharen und warfen sie ins Meer; und er ist zu tadeln.

Almanca — Muhammad Zaidan

Dann bestraften WIR ihn mit seinen Soldaten, dann warfen WIR sie in den Fluß, während er tadelnswert war.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And so We took a sudden possession of him and his troops, seized them into Our hands and We drove them, like a drove of sheep, into the sea; and this was imputed to him on account of his own evil.

Abdul Haleem

so We seized him and his forces and threw them into the sea: he was to blame.

Abdullah Yusuf Ali

So We took him and his forces, and threw them into the sea; and his was the blame.

Abul A'la Maududi

So We seized him and his hosts, and cast them into the sea. He became an object of much blame.

Aisha Bewley

So We seized him and his armies and hurled them into the sea, and he was to blame.

Al-Hilali & Khan

So We took him and his hosts, and dumped them into the sea, for he was blameworthy.

Ali Quli Qarai

So We seized him and his hosts, and cast them into the sea, while he was blameworthy.

Amatul Rahman Omar

So We took him and his forces to task and threw them into the sea. Indeed, he (- Pharaoh) was himself blameworthy.

Arthur John Arberry

So We seized him and his hosts, and We cast them into the sea, and he blameworthy.

Bijan Moeinian

Then I (God) punished him and his army by casting them into the sea. He is the one to be blamed for his fate.

E. Henry Palmer

And we seized him and his hosts and hurled them into the sea; for he was to be blamed.

Edip-Layth

So We took him and his troops; We cast them into the sea, and he was to blame.

George Sale

Wherefore We took him and his forces, and cast them into the sea: And he was one worthy of reprehension.

Hamid S. Aziz

So We seized him and his hosts and hurled them into the sea and his was the blame.

Mahmoud Ghali

So We took him (away) and his hosts; then We flung them off in the main, (and) he was blameworthy.

Marmaduke Pickthall

So We seized him and his hosts and flung them in the sea, for he was reprobate.

Mohamed Ahmed - Samira

So We seized him and his armies, and threw them into the sea, for he was worthy of blame.

Muhammad Asad

We seized him and his hosts, and cast them all into the sea: and [none but Pharaoh] himself was to blame [for what happened].

Mustafa Khattab

So We seized him and his soldiers, casting them into the sea while he was blameworthy.[1] 

Progressive Muslims

So We took him and his troops; We cast them into the sea, and he was to blame.

Sahih International

So We took him and his soldiers and cast them into the sea, and he was blameworthy.

Sam Gerrans

So We took him and his forces, and cast them into the sea; and he was blameworthy.

Shabbir Ahmed

So We seized him and his troops, and flung them in the sea, and he was blameworthy.

Syed Vickar Ahamed

So We took him and his forces, and threw them into the sea; And the blame was his.

Taqi Usmani

So We seized him and his army, and cast them into the sea, as he was of culpable behaviour.

The Monotheist Group

So We took him and his troops; We cast them into the sea, and he was to blame.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Nous le saisîmes ainsi que ses troupes, puis les jetâmes dans les flots, pour son comportement blâmable.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Paşê me Firewn û leşkerên wî girtin, vêca Me ew di behrê werkirin ku ew (bi sebûnet kufr û tuxyanê) li xwe lomekar bû.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En Wij grepen hem en zijn troepen en wierpen hen in de zee; laakbaar was hij.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Daarom grepen wij hem en zijne soldaten en wierpen hen in de zee: en hij was waard gestrafd te worden.

Hollandaca — Siregar

Daarop grepen Wij hem en zijn legers en wierpen hen in de zee. En hem (Firʹaun) trof de blaam.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И схватили Мы его [Фараона] и его войска и бросили их в (морскую) пучину (и утопили их всех). И он [Фараон] достоин порицания!

Rusça — Osmanov

Тогда Мы покарали его вместе с войском и ввергли в море. И он был достоин осуждения.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och så kastade Vi honom och hans här i havet; och han bar (själv) skulden (till allas undergång).