Muhammed Suresi

محمد38 ayetTefsir
47/114
Türkçe anlamı
Hz. Muhammed (sav)
İsminin kaynağı
2. âyette geçen Peygamber Efendimizin adı / Sûre, ayrıca 20. âyette geçen "el-Kıtâl" kelimesinden dolayı "Kıtâl sûresi" diye de anılmaktadır.
Diğer adları
Kıtâl
Hangi cüzde
26: Tamamı
Nüzul sırası (araştırmacılara göre değişir) — 95.
Diyanet 95.Eliaçık 94.Mustafa İslamoğlu 92.Mısır Resmi 95.Blachère 96.Câbirî 99.Derveze 99.Zeyveli 100.
  1. اَلَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ اَضَلَّ اَعْمَالَهُمْ

    (e)lleƶīne keferū ve Saddū ǎn sebīli (a)llahi eDelle eǎ'mālehum

    İnkar edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar var ya; işte, Allah onların bütün amellerini boşa çıkarmıştır.

  2. وَالَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاٰمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَاَصْلَحَ بَالَهُمْ

    ve(e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti ve āmenū bimā nuzzile ǎlā muHammedin ve huve l-Haḳḳu min rabbihim keffera ǎnhum seyyiātihim ve eSleHa bālehum

    İnanıp salih ameller işleyenlerin ve Muhammed'e indirilene -ki o Rablerinden gelen haktır- inananların ise Allah günahlarını örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.

  3. ذٰلِكَ بِاَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَاَنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ رَبِّهِمْ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ اَمْثَالَهُمْ

    ƶālike bi enne (e)lleƶīne keferū ttebeǔ l-bāTile ve enne (e)lleƶīne āmenū ttebeǔ l-Haḳḳa min rabbihim ke ƶālike yeDribu (a)llahu li n-nāsi emṧālehum

    Bu, inkar edenlerin batıla uymaları ve inananların Rablerinden gelen gerçeğe uymalarından dolayıdır. İşte Allah, onların örnek teşkil edecek durumlarını insanlara böyle anlatır.

  4. فَاِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ حَتّٰٓى اِذَٓا اَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَاِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَاِمَّا فِدَاءً حَتّٰى تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَا ذٰلِكَۛ وَلَوْ يَشَاءُ اللّٰهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْ وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَ۬ا بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍ وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللّٰهِ فَلَنْ يُضِلَّ اَعْمَالَهُمْ

    fe iƶā leḳītumu (e)lleƶīne keferū fe Derbe r-riḳābi Hattā iƶā eṧḣantumūhum fe şuddū l-veṧāḳa fe immā mennen beǎ'du ve immā fidā'en Hattā teDeǎ l-Harbu evzārahā ƶālike ve lev yeşā'u (a)llahu le (i)nteSara minhum ve lākin li yebluve beǎ'Dekum bi beǎ'Din ve(e)lleƶīne ḳutilū fī sebīli (a)llahi fe len yuDille eǎ'mālehum

    (Savaşta) inkar edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hale getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.

  5. سَيَهْدِيهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ

    se yehdīhim ve yuSliHu bālehum

    Onları doğruya ve güzele erdirecek ve durumlarını düzeltecektir.

  6. وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ

    ve yudḣiluhumu l-cennete ǎrrafehā lehum

    Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır.

  7. يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ

    yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū in tenSurū (a)llahe yenSurkum ve yuṧebbit eḳdāmekum

    Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.

  8. وَالَّذِينَ كَفَرُوا فَتَعْسًا لَهُمْ وَاَضَلَّ اَعْمَالَهُمْ

    ve(e)lleƶīne keferū fe teǎ'sen lehum ve eDelle eǎ'mālehum

    İnkar edenlere gelince, yıkım onlara! Allah, onların işlerini boşa çıkarmıştır.

  9. ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَرِهُوا مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ

    ƶālike bi ennehum kerihū mā enzele (a)llahu fe eHbeTa eǎ'mālehum

    Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmemeleri, bu sebeple de Allah'ın onların amellerini boşa çıkarmasındandır.

  10. اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ دَمَّرَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَلِلْكَافِرِينَ اَمْثَالُهَا

    e fe lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim demmera (a)llahu ǎleyhim ve li l-kāfirīne emṧāluhā

    Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah, onları yerle bir etmiştir. İnkar edenlere de bu akıbetin benzerleri vardır.

  11. ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ مَوْلَى الَّذِينَ اٰمَنُوا وَاَنَّ الْكَافِرِينَ لَا مَوْلٰى لَهُمْ

    ƶālike bi enne (a)llahe mevlā (e)lleƶīne āmenū ve enne l-kāfirīne lā mevlā lehum

    Bu, Allah'ın inananların yardımcısı olması, inkar edenlerin ise, hiçbir yardımcısı bulunmamasından dolayıdır.

  12. اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يَتَمَتَّعُونَ وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ الْاَنْعَامُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ

    inne (a)llahe yudḣilu (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru ve(e)lleƶīne keferū yetemetteǔne ve ye'kulūne ke mā te'kulu l-en'ǎāmu ve n-nāru meṧven lehum

    Şüphesiz Allah, inanıp salih ameller işleyenleri, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkar edenler ise (dünya zevklerinden) yararlanırlar ve hayvanların yediği gibi yerler. Onların kalacakları yer ateştir.

  13. وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ هِيَ اَشَدُّ قُوَّةً مِنْ قَرْيَتِكَ الَّتِي اَخْرَجَتْكَ اَهْلَكْنَاهُمْ فَلَا نَاصِرَ لَهُمْ

    ve keeyyin min ḳaryetin hiye eşeddu ḳuvveten min ḳaryetike lletī eḣracetke ehleknāhum fe lā nāSira lehum

    (Ey Muhammed!) Seni çıkaran kendi memleket halkından daha güçlü nice memleket halkları vardı ki, biz onları helak ettik. Onların hiçbir yardımcısı da olmadı.

  14. اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّهِ كَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِهِ وَاتَّبَعُوا اَهْوَٓاءَهُمْ

    e fe men kāne ǎlā beyyinetin min rabbihi ke men zuyyine lehu sū'u ǎmelihi ve ttebeǔ ehvā'ehum

    Rabbinin katından açık bir belgesi olan kimse, kötü işleri kendisine güzel gösterilen ve nefislerinin arzularına uyan kimseler gibi midir?

  15. مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ فِيهَا اَنْهَارٌ مِنْ مَاءٍ غَيْرِ اٰسِنٍ وَاَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُ وَاَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ وَاَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّى وَلَهُمْ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَاءً حَمِيمًا فَقَطَّعَ اَمْعَٓاءَهُمْ

    meṧelu l-cenneti lletī vuǐde l-mutteḳūne fīhā enhārun min māin ğayri āsinin ve enhārun min lebenin lem yeteğayyer Taǎ'muhu ve enhārun min ḣamrin leƶƶetin li ş-şāribīne ve enhārun min ǎselin muSaffen ve lehum fīhā min kulli ṧ-ṧemerāti ve meğfiratun min rabbihim ke men huve ḣālidun fī n-nāri ve suḳū māen Hamīmen fe ḳaTTaǎ em'ǎā'ehum

    Allah'a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır. Orada onlar için meyvelerin her çeşidi vardır. Rablerinden de bağışlama vardır. Bu cennetliklerin durumu, ateşte temelli kalacak olan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?

  16. وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَ حَتّٰٓى اِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذِينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ اٰنِفًا۠ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَاتَّبَعُوا اَهْوَٓاءَهُمْ

    ve minhum men yestemiǔ ileyke Hattā iƶā ḣaracū min ǐndike ḳālū li(e)lleƶīne ūtū l-ǐlme māƶā ḳāle ānifen ulāike (e)lleƶīne Tabeǎ (a)llahu ǎlā ḳulūbihim ve ttebeǔ ehvā'ehum

    Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıktıkları zaman (alay ederek), kendilerine bilgi verilmiş olanlara, "Az önce ne söyledi?" derler. İşte bunlar, Allah'ın, kalplerini mühürlediği ve nefislerinin arzularına uyan kimselerdir.

  17. وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَاٰتٰيهُمْ تَقْوٰيهُمْ

    ve(e)lleƶīne htedev zādehum huden ve ātāhum teḳvāhum

    Hidayete erenlere gelince, Allah onların hidayetini artırır. Onların Allah'a karşı gelmekten sakınmalarını sağlar.

  18. فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً فَقَدْ جَاءَ اَشْرَاطُهَا فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ

    fe hel yenZurūne illā s-sāǎte en te'tiyehum beğteten fe ḳad cā'e eşrāTuhā fe ennā lehum iƶā cā'ethum ƶikrāhum

    Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey beklemiyorlar. Muhakkak onun alametleri gelmiştir (ama öğüt almıyorlar). Kıyamet kendilerine gelip çatınca öğüt almaları kendilerine ne fayda verecek?

  19. فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوٰيكُمْ

    fe ǎ'lem ennehu lā ilāhe illā (a)llahu ve steğfir li ƶenbike ve li l-mu'minīne ve l-mu'mināti ve(a)llahu yeǎ'lemu muteḳallebekum ve meṧvākum

    Bil ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.

  20. وَيَقُولُ الَّذِينَ اٰمَنُوا لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌ فَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ فِيهَا الْقِتَالُ رَاَيْتَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ فَاَوْلٰى لَهُمْ

    ve yeḳūlu (e)lleƶīne āmenū levlā nuzzilet sūratun fe iƶā unzilet sūratun muHkemetun ve ƶukira fīhā l-ḳitālu raeyte (e)lleƶīne fī ḳulūbihim meraDun yenZurūne ileyke neZera l-meğşiyyi ǎleyhi mine l-mevti fe evlā lehum

    İnananlar, "Keşke bir sure indirilse!" derler. Fakat hükmü apaçık bir sure indirilip de onda savaştan söz edilince; kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığına girmiş kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. O da onlara pek yakındır.

  21. طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُ۠ فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ

    Tāǎtun ve ḳavlun meǎ'rūfun fe iƶā ǎzeme l-emru fe lev Sadeḳū (a)llahe le kāne ḣayran lehum

    İtaat ve güzel bir söz onlar için daha hayırlıdır. İş ciddileşince Allah'a verdikleri söze bağlı kalsalardı, elbette kendileri için daha iyi olurdu.

  22. فَهَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ تَوَلَّيْتُمْ اَنْ تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ وَتُقَطِّعُوا اَرْحَامَكُمْ

    fe hel ǎseytum in tevelleytum en tufsidū fī l-erDi ve tuḳaTTiǔ erHāmekum

    Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?

  23. اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ فَاَصَمَّهُمْ وَاَعْمٰٓى اَبْصَارَهُمْ

    ulāike (e)lleƶīne leǎnehumu (a)llahu fe eSammehum ve eǎ'mā ebSārahum

    İşte bunlar, Allah'ın lanetleyip, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.

  24. اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَ اَمْ عَلٰى قُلُوبٍ اَقْفَالُهَا

    e fe lā yetedebberūne l-ḳurāne em ǎlā ḳulūbin eḳfāluhā

    Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?

  25. اِنَّ الَّذِينَ ارْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبَارِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْ وَاَمْلٰى لَهُمْ

    inne (e)lleƶīne rteddū ǎlā edbārihim min beǎ'di mā tebeyyene lehumu l-hudā ş-şeyTānu sevvele lehum ve emlā lehum

    Kendileri için hidayet yolu belli olduktan sonra gerisingeri dönenleri, şeytan aldatıp peşinden sürüklemiş ve kendilerini boş ümitlere düşürmüştür.

  26. ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لِلَّذِينَ كَرِهُوا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ سَنُطِيعُكُمْ فِي بَعْضِ الْاَمْرِ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِسْرَارَهُمْ

    ƶālike bi ennehum ḳālū li(e)lleƶīne kerihū mā nezzele (a)llahu se nuTīǔkum fī beǎ'Di l-emri ve(a)llahu yeǎ'lemu isrārahum

    Bu, münafıkların, Allah'ın indirdiğini beğenmeyen kimselere, "Bazı işlerde size itaat edeceğiz" demelerindendir. Allah, onların gizlice konuşmalarını bilir.

  27. فَكَيْفَ اِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبَارَهُمْ

    fe keyfe iƶā teveffethumu l-melāiketu yeDribūne vucūhehum ve edbārahum

    Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken halleri nasıl olacak?

  28. ذٰلِكَ بِاَنَّهُمُ اتَّبَعُوا مَا اَسْخَطَ اللّٰهَ وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ

    ƶālike bi ennehumu ttebeǔ mā esḣaTa (a)llahe ve kerihū riDvānehu fe eHbeTa eǎ'mālehum

    Bu, Allah'ı gazaplandıran şeylere uydukları ve O'nun hoşnut olduğu şeyleri beğenmedikleri içindir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır.

  29. اَمْ حَسِبَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَنْ لَنْ يُخْرِجَ اللّٰهُ اَضْغَانَهُمْ

    em Hasibe (e)lleƶīne fī ḳulūbihim meraDun en len yuḣrice (a)llahu eDğānehum

    Yoksa, kalplerinde hastalık olanlar Allah'ın, kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?

  30. وَلَوْ نَشَاءُ لَاَرَيْنَاكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِسِيمٰيهُمْ وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ فِي لَحْنِ الْقَوْلِ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اَعْمَالَكُمْ

    ve lev neşā'u le eraynākehum fe le ǎraftehum bi sīmāhum ve le teǎ'rifennehum fī leHni l-ḳavli ve(a)llahu yeǎ'lemu eǎ'mālekum

    Biz dileseydik, onları sana gösterirdik de, sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun, sen onları, konuşma tarzlarından da tanırsın. Allah, yaptıklarınızı bilir.

  31. وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتّٰى نَعْلَمَ الْمُجَاهِدِينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِرِينَ وَنَبْلُوَ۬ا اَخْبَارَكُمْ

    ve le nebluvennekum Hattā neǎ'leme l-mucāhidīne minkum ve S-Sābirīne ve nebluve eḣbārakum

    Andolsun, içinizden, cihad edenleri ve sabredenleri belirleyinceye ve durumlarınızı ortaya koyuncaya kadar sizi deneyeceğiz.

  32. اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ وَشَاقُّوا الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدٰى لَنْ يَضُرُّوا اللّٰهَ شَيْـًٔا وَسَيُحْبِطُ اَعْمَالَهُمْ

    inne (e)lleƶīne keferū ve Saddū ǎn sebīli (a)llahi ve şāḳḳū r-rasūle min beǎ'di mā tebeyyene lehumu l-hudā len yeDurrū (a)llahe şey'en ve se yuHbiTu eǎ'mālehum

    İnkar edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet yolu belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelenler hiçbir şekilde Allah'a zarar veremezler. Allah, onların amellerini boşa çıkaracaktır.

  33. يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَطِيعُوا اللّٰهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ وَلَا تُبْطِلُوا اَعْمَالَكُمْ

    yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū eTīǔ (a)llahe ve eTīǔ r-rasūle ve lā tubTilū eǎ'mālekum

    Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.

  34. اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ ثُمَّ مَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَهُمْ

    inne (e)lleƶīne keferū ve Saddū ǎn sebīli (a)llahi ṧumme mātū ve hum kuffārun fe len yeğfira (a)llahu lehum

    İnkar eden, Allah yolundan alıkoyan, sonra da inkarcılar olarak ölenler var ya, Allah onları asla bağışlamayacaktır.

  35. فَلَا تَهِنُوا وَتَدْعُوا اِلَى السَّلْمِ وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَۗ وَاللّٰهُ مَعَكُمْ وَلَنْ يَتِرَكُمْ اَعْمَالَكُمْ

    fe lā tehinū ve ted'ǔ ilā s-selmi ve entumu l-eǎ'levne ve(a)llahu meǎkum ve len yetirakum eǎ'mālekum

    Sakın za'f göstermeyin. Üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. Sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir.

  36. اِنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا يُؤْتِكُمْ اُجُورَكُمْ وَلَا يَسْـَٔلْكُمْ اَمْوَالَكُمْ

    innemā l-Hayātu d-dunyā leǐbun ve lehvun ve in tu'minū ve tetteḳū yu'tikum ucūrakum ve lā yeselkum emvālekum

    Şüphesiz dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer inanır ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O size mükafatınızı verir ve sizden mallarınızı (tamamen sarf etmenizi) istemez.

  37. اِنْ يَسْـَٔلْكُمُوهَا فَيُحْفِكُمْ تَبْخَلُوا وَيُخْرِجْ اَضْغَانَكُمْ

    in yeselkumūhā fe yuHfikum tebḣalū ve yuḣric eDğānekum

    Eğer onları sizden isteyip de sizi zorlasaydı, cimrilik ederdiniz, O da kinlerinizi ortaya çıkarırdı.

  38. هَاأَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ تُدْعَوْنَ لِتُنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللّٰهِ فَمِنْكُمْ مَنْ يَبْخَلُ وَمَنْ يَبْخَلْ فَاِنَّمَا يَبْخَلُ عَنْ نَفْسِهِ وَاللّٰهُ الْغَنِيُّ وَاَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ وَاِنْ تَتَوَلَّوْا يَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُونُوا اَمْثَالَكُمْ

    hā entum hā'ulā'i tud'ǎvne li tunfiḳū fī sebīli (a)llahi fe minkum men yebḣalu ve men yebḣal fe innemā yebḣalu ǎn nefsihi ve(a)llahu l-ğaniyyu ve entumu l-fuḳarā'u ve in tetevellev yestebdil ḳavmen ğayrakum ṧumme lā yekūnū emṧālekum

    İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. Ama içinizden cimrilik yapanlar var. Kim cimrilik yaparsa ancak kendi zararına cimrilik yapmış olur. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O'ndan yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar.