Andolsun, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azap onları yakalayıverdi.

وَلَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ وَهُمْ ظَالِمُونَ

ve leḳad cā'ehum rasūlun minhum fe keƶƶebūhu fe eḣaƶehumu l-ǎƶābu ve hum Zālimūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَلَقَدْve leḳadve andolsun
2جَاءَهُمْcā'ehumج ي اgelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almakonlara geldi
3رَسُولٌrasūlunر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risalebir resul
4مِنْهُمْminhumkendilerinden
5فَكَذَّبُوهُfe keƶƶebūhuك ذ بYalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak.onu yalanladılar
6فَاَخَذَهُمُfe eḣaƶehumuا خ ذeline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmekonları yakalayıverdi
7الْعَذَابُl-ǎƶābuع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12azab
8وَهُمْve humve onlar
9ظَالِمُونَZālimūneظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmakzulümlerine devam ederken

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Andolsun ki onlara, kendi cinslerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar, onları helâk ediverdi azap ve onlardır zulmedenler.

Abdulkadir Gölpınarlı

Andolsun ki onlara, kendi cinslerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar, onları helâk ediverdi azap ve onlardır zulmedenler.

Adem Uğur

Andolsun ki, onlara kendilerinden peygamber geldi de onu yalanladılar. Onlar zulmederlerken azap onları yakalayıverdi.

Ahmed Hulusi

Andolsun ki onlara kendilerinden bir Rasul geldi de Onu yalanladılar! Zalimler oldukları halde, azap kendilerini yakaladı.

Ahmet Tekin

Andolsun ki, onlara kendilerinden bir Rasul geldi. Onu yalanladılar. Onlar baskı, zulüm ve işkenceyle temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engellerlerken, ceza ve felâket başlarına indi.

Ahmet Varol

Andolsun onlara kendi içlerinden bir peygamber geldi ama onu yalanladılar. Onlar zulmederlerken azap kendilerini yakaladı.

Ali Bulaç

Andolsun, onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti, fakat onu yalanladılar; böylece onlar, zulümlerine devam etmektelerken azab onları yakalayıverdi.

Ali Fikri Yavuz

Yemin olsun ki, Peygamberi inkâr eden o nankörlere içlerinden bir Rasûl geldi de onu yalanladılar. Zulüm yaparlarken azab da kendilerini yakalayıverdi. (Bu azab, müşriklerin Bedir felâketidir).

Ali Rıza Safa

Gerçek şu ki, kendi aralarından onlara bir elçi de gelmişti. Fakat Onu yalanladılar. Böylece, haksızlıklarını sürdürdükleri sırada, ceza onları yakaladı.

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki, onlara kendilerinden peygamber geldi de, onu yalanladılar. Onlar zulmederlerken azap onları yakalayıverdi.

Bekir Sadak

And olsun ki, aralarindan kendilerine bir peygamber gelmisti, onu yalanci saydilar. Haksizlik ederlerken azaba ugradilar.

Celal Yıldırım

And olsun ki, içlerinden onlara bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Bu yüzden —onlar zâlimler iken— azâb kendilerini yakalayıverdi.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Oysa onlara kendi içlerinden bir peygamber de gelmişti. Ama onu yalancılıkla suçladılar, bu yüzden de haksızlıklarını sürdürürken azap onları yakalayıverdi.

Diyanet İşleri

Andolsun, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azap onları yakalayıverdi.

Diyanet İşleri (eski)

And olsun ki, aralarından kendilerine bir peygamber gelmişti, onu yalancı saydılar. Haksızlık ederlerken azaba uğradılar.

Diyanet Vakfi

Andolsun ki, onlara kendilerinden peygamber geldi de onu yalanladılar. Onlar zulmederlerken azap onları yakalayıverdi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Andolsun ki, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine zulüm yaparlarken azab da onları yakalayıverdi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Andolsun ki, onlara içlerinden bir peygamber geldi de ona yalan söylüyor, dediler. Azap da zulmederlerken kendilerini yakalayıverdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için, onlara içlerinden bir Resul geldi de ona yalan söyleyor dediler, zulmederlerken azab da kendilerini yakalayıverdi

Erhan Aktaş

Ant olsun ki, onlara, içlerinden bir Resul geldi. Fakat onu yalanladılar. Bunun üzerine onları azap yakaladı. Onlar zalimlerdir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ant olsun ki, onlara, içlerinden bir resul geldi. Fakat onu yalanladılar. Bunun üzerine onları azap yakaladı. Onlar zalimlerdir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ant olsun ki, onlara, içlerinden bir rasul geldi. Fakat onu yalanladılar. Bunun üzerine onları azap yakaladı. Onlar zalimlerdir.

Fizilal-il Kuran

Gerçi onlara kendi ırklarından peygamber gelmişti, fakat onu yalanladılar. Bunun üzerine zalimlikleri yüzünden azap yakalarına yapıştı.

Gültekin Onan

Andolsun, onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti, fakat onu yalanladılar; böylece onlar, zulümlerine devam etmektelerken azab onları yakalayıverdi.

Hamdi Döndüren

Andolsun, onlara kendilerinden bir elçi geldi de onu yalanladılar. Onlar zulümlerine devam ederken kendilerini azap yakalayıverdi.

Hasan Basri Çantay

Andolsun ki onlara kendilerinden bir peygamber de gelmişdir de onu tekzib etmişlerdir. Derken onlar zulümlerinde berdevam iken kendilerini azab yakalayıvermişdir.

Hasib Asutay

Andolsun ki, onlara kendilerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine onlar zulmederlerken azap kendilerini yakalayıverdi.

Hayrat Neşriyat

Şânım hakkı için, onlara kendilerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine, onlar zulmedici kimseler oldukları bir hâlde iken azab onları yakalayıverdi!

İbni Kesir

Andolsun ki; onlara, kendilerinden bir peygamber gelmişti de onu yalanlamışlardı. Zulüm ederken kendilerini azab yakalayıvermişti.

Mehmet Okuyan

Yemin olsun ki kendi içlerinden onlara elçi gelmişti de onu yalanlamışlardı. Onlar haksızlık ederlerken azap onları yakalamıştı.

Muhammed Esed

Kaldı ki, onlara aralarından bir elçi de gelmişti; ama onlar o'nu yalanladılar. Ve onlar böylece zulüm ve haksızlıklarına devam edip giderken azap kendilerini kıskıvrak yakaladı.

Mustafa İslamoğlu

Ve doğrusu onlara kendilerinden bir elçi gelmişti; fakat onu yalanladılar. Ne var ki onlar zulümlerini sürdürürken azap onları yakalayıverdi.

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve andolsun ki, onlara kendilerinden bir peygamber geldi, onu hemen tekzîp ettiler, artık onlar zalimler oldukları halde kendilerini azap yakaladı.

Ömer Öngüt

Andolsun ki onlara kendi içlerinden bir peygamber gelmişti de onu yalanladılar. Onlar zulümlerine devam ederlerken kendilerini azap yakalayıverdi.

Suat Yıldırım

Onlara, içlerinden bir peygamber geldi, onlar onu yalancı saydılar. Derken onlar zulümlerine devam ederken, çok geçmeden azap kendilerini kıskıvrak yakaladı.

Süleyman Ateş

Andolsun, onlara, kendilerinden bir elçi geldi, onu yalanladılar. Bunun üzerine onlar zulümlerine devam ederken azab onları yakalayıverdi.

Süleymaniye Vakfı

Onlara içlerinden bir elçi geldi ama onlar onu yalanladılar. Bu yüzden azap onları, yanlışlar içinde iken yakaladı.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bunlara içlerinden mutlaka bir elçi gelir ve onu yalancı sayarlar. İşte o azap, yanlışlar içinde iken onları yakalar.

Şaban Piriş

Onlara içlerinden bir peygamber gelmişti. Ama onu yalanladılar. İşte o zaman, zalimlikleri içinde iken onları bir azap yakaladı.

Tefhim-ul Kuran

Andolsun, onlara kendi içlerinden bir peygamber gelmişti, fakat onu yalanladılar; böylece onlar, zulümlerine devam etmektelerken azab onları yakalayıverdi.

Ümit Şimşek

Halbuki onlara bir peygamber de gelmişti. Fakat onlar peygamberi yalanladılar; azap da onları zulümleri üzerinde yakaladı.

Yaşar Nuri Öztürk

Yemin olsun ki, onlara içlerinden bir resul geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine, onlar zulümlerine devam edip dururken azap kendilerini yakaladı.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlara özlərindən bir elçi gəldi. Onlar isə onu yalançı saydılar. Buna görə də zülm etdikləri zaman əzab onları yaxaladı.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onlara özlərindən bir peyğəmbər gəlmişdi. Onlar onu yalançı saydılar, buna görə də əzab (Bədr müharibəsi) onları zülm edərkən (zülm etdikləri zaman) yaxaladı.

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

Zu diesen Menschen ist ein Gesandter aus ihrer Mitte gekommen. Doch sie bezichtigten ihn der Lüge. Da erfaßte sie Gottes peinvolle Strafe, weil sie ungerecht waren.

Almanca — Der Edle Quran

Ein Gesandter von ihnen kam doch zu ihnen, sie bezichtigten ihn aber der Lüge; so ergriff sie die Strafe, während sie Unrecht taten.

Almanca — M. A. Rassoul

Und wahrlich, zu ihnen war ein Gesandter aus ihrer Mitte gekommen, sie aber verleugneten ihn; da ereilte sie die Strafe, weil sie Frevler waren.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

A Messenger who evolved in their midst was sent to them with the spirit of truth guiding into all truth, but they denied Our message and accused him of falsehood. In consequence, they came within the measure of Our wrath and were made to suffer for their perpetual iniquities.

Abdul Haleem

A messenger who was one of them came to them, but they called him a liar. So punishment overwhelmed them in the midst of their evildoing.

Abdullah Yusuf Ali

And there came to them a Messenger from among themselves, but they falsely rejected him; so the Wrath seized them even in the midst of their iniquities.

Abul A'la Maududi

Most certainly a Messenger came to them from among them; but they rejected him, calling him a liar. Therefore chastisement seized them while they engaged in wrong-doing.

Aisha Bewley

A Messenger from among them came to them but they denied him. So the punishment seized them and they were wrongdoers.

Al-Hilali & Khan

And verily, there had come unto them a Messenger (Muhammad صلى الله عليه و سلم) from among themselves, but they denied him, so the torment overtook them while they were Zâlimûn (polytheists and wrong-doers).

Ali Quli Qarai

There had certainly come to them an apostle from among themselves, but they impugned him, so the punishment seized them while they were wrongdoers.

Amatul Rahman Omar

And certainly there had come to them a (great) Messenger from among their own men, but they cried lies to him so the (promised) punishment overtook them while they were behaving transgressingly.

Arthur John Arberry

There came indeed to them a Messenger from amongst them, but they cried him lies; so they were seized by the chastisement while they were evildoers.

Bijan Moeinian

Then a Prophet, from among themselves, was appointed to them. Unfortunately (instead of listening to him) they treated him as an imposter (as mentioned in vs. 103.) At last, they were subjected to their doom in account of being so unjust.

E. Henry Palmer

And there came to them an apostle from amongst themselves, but they called him a liar, and the torment seized them, while yet they were unjust.

Edip-Layth

A messenger came to them from themselves, but they denied him. So, the punishment took them while they were wicked.

George Sale

And now is an apostle come unto the inhabitants of Mecca from among themselves; and they accuse him of imposture: Wherefore a punishment shall be inflicted on them, while they are acting unjustly.

Hamid S. Aziz

And there came to them a messenger from amongst themselves, but they called him a liar, so the torment seized them, while yet they were unjust.

Mahmoud Ghali

And indeed a Messenger from among them already came to them, then they cried him lies; so the torment took them (away) and they were unjust.

Marmaduke Pickthall

And verily there had come unto them a messenger from among them, but they had denied him, and so the torment seized them while they were wrong-doers.

Mohamed Ahmed - Samira

An apostle came to them who was one of them, but they called him a liar. Then they were seized by torment for they were sinners.

Muhammad Asad

And indeed, there had come unto them an apostle from among themselves -but they gave him the lie; and therefore suffering overwhelmed them while they were thus doing wrong [to themselves].

Mustafa Khattab

A messenger of their own actually did come to them, but they denied him. So the torment overtook them while they persisted in wrongdoing.

Progressive Muslims

And a messenger came to them from themselves, but they denied him, so the punishment took them while they were wicked.

Sahih International

And there had certainly come to them a Messenger from among themselves, but they denied him; so punishment overtook them while they were wrongdoers.

Sam Gerrans

And a messenger from among them had come to them, then they denied him; then the punishment took them while they were wrongdoers.

Shabbir Ahmed

A Messenger came to them from among themselves, but they denied him. And so the torment seized them since they used to wrong themselves by doing wrong to others.

Syed Vickar Ahamed

And there came to them a messenger from among themselves, but they falsely rejected him; So the Anger (of Allah) caught them even in the middle of their sins.

Taqi Usmani

And, of course, a messenger from among themselves had come to them, but they rejected him; so the punishment seized them when they were wrongdoers.

The Monotheist Group

And a messenger came to them from themselves, but they denied him, so the punishment took them while they were wicked.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

En effet, un Messager des leurs est venu à eux, mais ils lʹont traité de menteur. Le châtiment, donc, les saisit parce quʹils étaient injustes.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Sond be, ji wan re pêxemberek ji nav wan hat, vêca wan bawerî pê neanî. Êdî ezab ew hingaftin û teqez ew sitemkar bûn.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En er kwam tot hen een gezant uit hun midden, maar zij betichtten hem van leugens. Dus greep de bestraffing hen terwijl zij onrecht pleegden.

Hollandaca — Salomo Keyzer

En thans is uit hun midden een gezant gekomen tot de bewoners van Mekka, en zij beschuldigen hem van bedrog; daarom zal hun eene straf worden opgelegd, naardien zij onrechtvaardig handelen.

Hollandaca — Siregar

En voorzeker, er kwam m Boodschapper vanuit hun midden tot hen, maar zij loochenden hem waarop de bestraffing hen trof, en zij waren onrechtvaardigen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И пришел к ним [к жителям Мекки] посланник [пророк Мухаммад] из них (самих же), и они обвинили его во лжи [не признали истинность того, с чем он к ним был послан] (хотя и знали о его правдивости, честности и происхождении). И постигло их наказание [голод, страх, гибель их предводителей при Бадре,...], и были они несправедливы (к самим себе) (совершая многобожие и удерживая людей от Его пути).

Rusça — Osmanov

К ним явился посланник из их числа, но они не признали его, и тогда поразила их кара, так как они были не правы.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Ett sändebud, (en man) ur deras egna led, kom till dem men de kallade honom lögnare och så drabbade dem straffet medan de framhärdade i (förnekelse och annan) synd.