İnfitar Suresi 1-5. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِذَا السَّمَاءُ انْفَطَرَتْ وَاِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْ وَاِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ وَاِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَاَخَّرَتْ

1.

Gök yarıldığı zaman,

Diyanet İşleri

2.

Yıldızlar saçıldığı zaman,

3.

Denizler kaynayıp fışkırtıldığı zaman,

4.

Kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman,

5.

Herkes yaptığı ve yapmadığı şeyleri bilecek.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

İNFİTÂR SÛRESİ

Sûrenin tamamı Mekke’de inmiştir. Birinci âyetinde kıyâmet olayında göğün yarılacağından «infetaret» fiiliyle söz edildiğinden, bu fiilin masdarı olan «infitar» sûreye isim olmuştur.

Âyet sayısı: 19

Kelime »: 80

Harf »: 327 (Lübabu’t-te’vîl: 4/358)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Kıyâmet olayının bazı korkunç safhaları anlatılıyor.

2- İnsanların çoğunun nankörlük ettikleri belirtilerek, verilen sayısız nîmetlerden dolayı Allah’a şükretmelerinin gereği üzerinde duruluyor.

3- İnsanoğlunun her işte çok dikkatli ve hesaplı olmasına işâret edi­liyor.

4- İnsanın işlediği iyilik ve kötülükleri yazan görevli meleklerin bu­lunduğuna değinilerek hayatın her saatini İlâhî tâlimat doğrultusunda de­ğerlendirmenin sayısız faydaları bulunduğuna atıf yapılıyor.

5- Âhiret gününde insanların, genel ölçüde iki kısma ayrılacağı ko­nu edilerek, birincilerin sonsuz nîmete lâyık görülen iyiler, iyilik sevenler, istikamet üzere olanlar bulunduğu; İkincilerin ise, İlâhî azabı hakketmiş fâ­cirler, İlâhî sınırları hiçe sayıp nefsine ve İblîs’e uyarak günah işleyen ah­lâksızlar ve inkârcı nankörler olduğu bildiriliyor.

Sûreyle ilgili hadîsler:

Câbir (R. A. ) diyor ki:

- «Muâz kalkıp son yatsıyı kıldı ve (kıraati uzattı). Bunun üzerine Resûlüllah (A. S. ) ona: «Ya Muâz sen fitneci misin? Neden SEBBİH İSME RABBİKE’L-A’LÂ, VE’D-DUHÂ, İZE’S-SEMAUNFETARET sûrelerinden (biri­ni) okumuyorsun? » diye uyarıda bulundu. (Nesâî / iftifah: 71 - İbn Mâce / ikamet: 48 - Müslim / selât: 179)

«Kim gözleriyle Kıyâmetʹe (meydana gelecek safhalarına) bakmak is­tiyorsa, İZE’Ş-ŞEMSU KÜVVİRET, İZE’S-SEMAUNFETARET ve İZE’S-SEMAUNŞEKKAT sûrelerini okusun! » (Tirmîzî / tefsîr: 81 - Ahmed: 2/27, 36, 100 - 5/452)

MEÂLİ:

1- Gök yarıldığında,

2- Yıldızlar yerlerinden koparak dağıldığında,

3- Denizler birbirine kaynayıp karıştığında,

4- Kabirler deşilip içindekiler ortaya çıkarıldığında,

5- Herkes önden gönderdiğini ve geriye neler bıraktığını bilecek.

KIYÂMET KOPUP DİRİLME OLAYI GERÇEKLEŞİNCE

«Gök yarıldığında, yıldızlar parça­lanıp döküldüğünde, denizler birbirine kaynayıp karıştığında, kabirler de­şilip içindekiler ortaya çıkarıldığında herkes önden gönderdiğini ve geriye neler bıraktığını bilecek. »

İnsanoğlu dünya hayatını nasıl değerlendirdiğini; ikinci hayatta huzur ve güven içinde yaşamak için neler hazırlayıp gönderdiğini, geriye ne gibi iyi ve kötü izler bıraktığını ikinci hayata gözlerini açınca daha iyi ve et­raflı bilip anlar, fakat neden sonra..

Cenâb-ı Hak, böyle bir günün yaklaşmakta olduğunu ve mutlâka ger­çekleşeceğini bildirip insanoğlunu uyandırmayı dilerken kıyâmet safhala­rından dört tanesine yemin ederek işin azametine işârette bulunuyor:

1- Gök yarıklığında..

Bir önceki sûrede 12 önemli safhaya yer verilerek kıyâmet hakkında bilgi verilmişti. Burada önce göğün yarılacağı konu ediliyor. Bu, iki şekilde yorumlanmıştır: Birincisi, kıyâmette Allahʹın yüksek kudret ve heybetinden gök yarılacaktır. İkincisi, Furkan Sûresi 25. âyette şu meâlde bir yarılma olayından söz edilmektedir: «O gün gök beyaz bulutlar şeklinde (bir gö­rünüm vererek) yarılacak da melekler grup grup inecekler.. »

Ancak göğün yarılması nasıl olacak? Sistemlerin, galeksilerin bulun­dukları düzen ve dengeyi kaybetmek suretiyle yörüngelerinden çıkıp çar­pışması ve bozulup dağılmasıyla mı meydana gelecek, yoksa atmosfer tabakasının yanmasıyla müthiş patlamalar birbirini izleyerek gök yarılmış gibi bir görüntü mü arzedecek? Elbetteki bunu kestirmek çok zordur. Ne var ki aynı konuyla ilgili diğer âyetleri biraraya getirip hepsinden ortak bir mâna ve yorum çıkardığımız takdirde gerçeğe biraz daha olsun yaklaş­mış oluruz. Şöyle ki:

a) Rahmân Sûresi 37. âyette: «Gök yarılıp gül rengine dönüşerek yağ gibi eridiği zaman.. »

b) Nebeʹ Sûresi 19. âyette: «Gökler açılarak kapı kapı olacak.. »

c) el-Hakka Sûresi 16. âyette: «Gök yarılır; o gün artık o bütün güç ve ölçüsünü kaybetmiş olur.. »

d) Müzzemmil Sûresi 18. âyette: «Gök onunla (o günün dehşetiyle) çatlamıştır (çatlayacaktır). Onun vaʹdi mutlaka yerine gelecektir.. » buyu­rulmaktadır.

O halde kıyâmet olayı meydana gelince, mevcut sistemler bozulup kâinatın düzeni bozulacak. Bu arada meydana gelen dağılma ve çarpış­malar neticesi gök kırmızı gül rengine dönüşecek de kapı kapı açılmalar kendini gösterecek ve o sebeple yüksek derecede bir ısı oluşacak ve bir­çok cisimler yağ gibi eriyecek veya atmosfer tabakası yanarak böyle bir manzara meydana gelecek. O nedenle gök yarılmış olacak..

2- Yıldızlar parçalanıp döküldüğünde..

Kur’ân’da kıyâmet olayıyla ilgili safhalar anlatılırken yıldızların yörün­gelerinden çıkıp bağlı bulundukları sistemlerden kopmaları sebebiyle ala­cakları durum üç ayrı anlatımla belirtilmektedir:

a) Murselât Sûresi 8. âyette: «Yıldızların ışığı giderilip silindiği za­man.. »

b) Tekvîr Sûresi 2. âyette: «Yıldızlar parçalanıp döküldüğünde.. »

c) Ve İnfitâr Sûresi 2. âyette: «Yıldızlar yerlerinden koparak dağıldı­ğında.. » buyurulmaktadır. Bu üç anlatım şeklini biraraya getirdiğimizde şu manayı çıkarmamız mümkün olur: «Sistemler bozulup yıldızlar artık ışık alamaz olurlar ve yerlerinden kopup dağılırlar. »

3- Denizler birbirine kaynayıp karıştığında..

Kur’ân’da yine kıyâmet olayı konu edilirken iki yerde denizlerden az farklı bir anlatımla söz edilmektedir: Tescîr ve tefcîr..

Birincisi Tekvîr Sûresi 6. âyette: «Denizler birbirine karışıp kaynaştı­ğında veya ateş haline geldiğinde.. » zikredilirken, İkincisi konumuzu oluş­turan âyette: «Denizler birbirine kaynayıp karıştığında.. » denilmektedir. Şüphesiz biri diğerini te’kîd etmekte ve açıklık getirmektedir. Zira deniz­lerin kaynayıp birbirine karışması, yerkürenin müthiş bir sarsıntı geçirme­si ve üzerindeki dağ ve engebenin kalkması; böylece denizlerin yeryüzünü her tarafından kapsaması ile yorumlanır. Denizlerin ateş haline gelmesi ise, ya yerin çekirdeğindeki sıvı, aynı zamanda ateş halindeki madenlerin fış­kırmasıyla, ya da zincirleme bir hidrojen moleküllerinin patlamasıyla yo­rumlanabilir. Nitekim «tescîr» kelimesinden onun ateş haline gelmesi an­laşılıyor.

Bütün bu yorumlar bizim şahsî görüşlerimizdir. Hakikati ise, ancak Al­lah bilir.

4- Kabirler deşilip içindekiler ortaya çıkarıldığında..

Bu âyet, Zilzal Sûresi 2. âyetle açıklanmaktadır. Şöyle ki: «Yeryüzü (içinde taşıdığı) ağırlıklarını çıkardığı zaman.. » Şüphesiz bu ağırlıklar, baş­ta ölüler olmak üzere yerin derinliklerindeki erimiş halde olan madenler de olabilir. Ama ölüleri dışarı atması ise kesindir ki bu, ikinci hayata kalkışın ilk adımı sayılır.

O halde diyebiliriz ki, Zilzâl Sûresindeki 4. âyet umum, İnfitâr Sûre­sindeki 2. âyet husus ifade etmektedir.

Kabirlerdeki bedenler bütünüyle çürüyüp toprağa dönüşmüştür. Ço­ğunun kemikleri bile ufalıp belirsiz olmuştur. Ama ne olursa olsun, ruhla beden arasındaki mânevî irtibat kıyâmete kadar sürmektedir. O bakımdan nasıl çürüyen bitkilerin tohumları, kökleri ve taşıdıkları sporlar, şartlar ve ortam hazır olunca tekrar yeşerme şansına sahipse, çürüyen insanlar da öyle..

Berzah âleminde beklemekte olan ruhlara gelince: Yeşermeye başla­yıp şekillenen insan vücudu kıvamını bulunca, bir yanlışlığa meydan ver­meksizin her ruh kendine ait bedene gelip yerleşir. Buna bir misal verelim: Bir sürü koyun düşünün, bunlar üçyüz kadar yavru dünyaya getirmiş bulu­nuyor. Doğan her kuzu hemen alınıp anasından uzak bir yerde korunuyor ve bir süre geçtikten, yani kuzular kendine gelip karınlarını doyurma gay­retine düşünce, bulundukları yerden çıkarılıp analarının bulunduğu yere götürülüyor ve birkaç dakika içinde her kuzu bir yanlışlığa meydan ver­meden kendi öz annesini bulup memesini emmeye başlıyor. Tabi kuzu doğ­duğu an kendisiyle anasına bir numara veriliyor..

Uzun sayılacak bir süre kendine ait bedeniyle bir ömür geçiren ruh, şüphesiz bedenin fizikî şeklini alır. Ondan ayrılınca da bu şeklini aynen ko­rur. Kıyâmet günü bedenler dünyadaki şekillerine uygun oluşunca, ruhlar en küçük bir hatâya meydan vermeden inip kendilerine ait bedene yerle­şirler.

İç güdüleriyle analarını bulan kuzulara böylesine gelişmiş duyguyu ve­ren Cenâb-ı Hak, birçok yeteneklerle donattığı ve mükerrem kıldığı insan ruhuna ne üstünlükler ve meziyetler vermemiştir!.

Ayrıca yukarıda kısaca temas ettiğimiz gibi, ruhla beden arasında kop­maz bir bağın mevcudiyeti söz konusudur. Beden yanıp kül olsa, denizde balığa, karada bir canavara yem bile olsa, o irtibat kopmayıp devam et­mektedir. Nitekim ünlü velî Abdülaziz Debbağ, -iki cilt halinde tercüme ettiğim- «el-İbriz» adlı eserinde bu hususu çok güzel açıklayarak doyuru­cu bilgi vermiştir.

Sonra da Hadîs-i Şeriflerde zikredilen «acb-ı zeneb» yani «kuyruk so­kumundaki küçücük bilyamsı kemik» konusu vardır. Resûlüllâh (A. S. ) Efen­dimiz bu küçücük boncuk kadar olan kemiğin, insanın bütün özelliklerini kendinde taşıyan bir çekirdek veya tohum misâli, günü gelince toprak al­tından fışkırıp bitki misali gelişerek insan bedenini meydana getireceğini beyân buyurmuştur. Ancak bu kemiğin nasıl korunduğunu, korunacağını; yakılıp kül haline gelerek belirsiz olunca özelliğini nasıl muhafaza edeceğini kesin olarak bilemiyoruz. Akla gelen ilk şey, sözü edilen kemik nasıl bir değişime uğrarsa uğrasın, ondaki İnsanî mikro modelin korunmakta ol­duğu kıyâmete yakın bu kemiğin İlâhî emirle yeniden oluşup öylece nüve teşkil etmesidir. Allah daha iyisini bilir.

HERKES ÖNDEN NE GÖNDERDİĞİNİ BİLECEK

«Herkes önden gönderdiğini ve geriye ne­ler bıraktığını bilecek.. »

Hayatta hemen her insanın birtakım ihmalleri, kusurları, günahları ola­bileceği gibi, maddî ve mânevî hususlarda da kaçırdığı veya eline geçtiği halde değerlendiremediği birçok şeyler vardır. Tabii peygamberler (salât-ü selâm hepsine olsun) bu genellemenin dışında bulunuyorlar. Çünkü Cenâb-ı Hak onlara «ismet» sıfatını lâyık görmek suretiyle kendilerini günahlardan, birtakım aşırılıklardan korumuştur.

Gerçek bu olunca ne yapmamız gerekmektedir? Unutmayalım ki, za­man kendi akışına devam etmekte ve hiç kimseyi beklememektedir. İnsa­na ayrılan kısa ömür süresince yapılacak çok şeyler vardır. Geçen her za­man parçası ya lehimize, ya da aleyhimize işlemektedir. O bakımdan ha­yatımızı Kurʹân’ın verdiği plân ve proğrama göre değerlendirdiğimiz nisbet­te mutlu ve bahtiyar oluruz; aynı zamanda yaratılışımızın hikmetine uygun bir dönemi kendi lehimize değerlendirme şansına erişebiliriz.

O halde kıyâmet günü dirilip kalkan herkes şu hususları ayan-beyân görüp hatırlayacak ve yüzbin defa nedamet duyup kendi kendini kınaya­caktır:

a) Dünyalıktan yana çok yatırım yaptığım halde âhiretim için pek az bir yatırımım olmuştur. Kısa bir hayat için çok şey, sonsuz hayat için pek az şey..

b) Midesi ve şehveti uğruna sarfettiği zaman kadar, ruhunu, irfanını ve vicdanını geliştirmeye sarfetmediğini fark edecek, daldığı gafletin çok pahalıya mal olduğunu anlayacak, ama neden sonra.

c) Önünden bir sürü günah, vebal ve haksızlık gönderdiğine; yapıl­ması behemahal gerekli olan taât-u ibâdetleri yapmadığına şâhit olacak ve artık dönüşü mümkün olmayan bir döneme girdiğini düşünerek için için üzülecek.

d) Ebedî hayatından yana önden gönderdiği hayır ve hasenata ve­sîle olan malın çok az, vârislerine bıraktığı malın hayli çok olduğunu gö­rünce, hayıflanacak ve çaresizlik içinde göğsü daralacak.

e) Âhiret gününün o sıkıcı atmosferi içinde herkişi geriye nasıl bir ah­lâkî mîras bıraktığını; iyi veya kötü nasıl bir çığır açtığını eline verilen sahifelerde görecek ve kendi geleceğini kendi irâdesiyle hazırladığını idrâk edecek.

Ama bu görme, bilme, farketme, idrâk etmenin hiçbir yararı olmaya­caktır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, âhiret gününde herkesin önden neler gönderdiği­ni ve geriye neler bıraktığını anlayacağı konu edilerek kıyâmet olayının dört önemli safhası üzerinde duruldu ve ömrünü gaflet içinde geçirenler uya­rıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, Cenâb-ı Hakk’a karşı kendini aldatacak kadar gaf­lete boğulanlara sesleniliyor ve arkasından İlâhî kudretin hilkat üzerindeki tecellisine dikkat çekilerek akla hem ışık tutuluyor, hem de malzeme ve­riliyor. Sonra da hesap ve ceza gününü yalanlayanlar uyarılarak üzerle­rinde her şeyi yazıp tesbit eden meleklerin bulunduğu haber veriliyor.