Naziat Suresi 1-14. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا فَالْمُدَبِّرَاتِ اَمْرًا يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ اَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ يَقُولُونَ ءَاِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِ ءَاِذَا كُنَّا عِظَامًا نَخِرَةً قَالُوا تِلْكَ اِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ بِالسَّاهِرَةِ

1.

Andolsun (kafirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara,

Diyanet İşleri

2.

Andolsun (mü'minlerin ruhlarını) kolaylıkla alanlara,

3.

Andolsun yüzüp yüzüp gidenlere,

4.

Derken, öne geçenlere,

5.

Nihayet işi çekip çevirenlere (ki, mutlaka tekrar diriltileceksiniz).

6-7.

(6-7) Büyük bir sarsıntının olacağı o günde o sarsıntıyı, peşinden gelen başka bir sarsıntı izleyecektir.

8.

O gün birtakım kalpler (tedirginlik içinde) şiddetle çarpacaktır.

9.

Onların gözleri (korku ile) inecektir.

10.

Şöyle derler: "Biz gerçekten gerisin geriye eski halimize mi döndürüleceğiz?"

11.

"Bizler çürümüş kemiklere döndükten sonra mı?"

12.

"Öyle ise bu hüsran dolu bir dönüştür" dediler.

13.

Halbuki o, bir haykırıştan (sur'un üfürülmesinden) ibarettir.

14.

Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

NÂZİÂT SÛRESİ

Sûrenin tamamı Mekke’de inmiştir. İbn Abbas ve İbn Zübeyrʹden de bu anlamda sahîh rivâyet nakledilmiştir. (Şevkanî/Fethü’l-Kadîr: 5/371)

Birinci âyetinde ruhları kabz eden melekler hakkında sıfat olarak kul­lanılan «Nâziât» kelimesi aynı zamanda sûreye isim olmuştur.

Âyet sayısı: 45 veya 46

Kelime »: 197

Harf »: 753 (Lübabu’t-te’vîl: 4/349)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Öldükten sonra ikinci hayata diriltilip kaldırılma olayı üzerinde duruluyor ve isbatlayıcı belgelere yer veriliyor.

2- Allah’a ortak koşanların, inkârcı sapıkların âhiret gününü inkâr etmeleri ve onların bu tür iddia ve saçmalıklarının reddi söz konusu ediliyor.

3- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’i ve ashabını teselli anlamında Musa (A. S. ) ile Fir’âvn kıssasından birkaç safha anlatılıyor.

4- Yine ikinci hayata kalkılacağına dair birtakım deliller sıralanıyor.

5- Kıyâmet gününün ürperti veren, korku salan safhalarına değinile­rek uyarılarda bulunuluyor.

6- İnsanların o günde genellikle ikiye ayrılacağı konu edilerek, bir kısmının «saîd», bir kısmının da «şakî» (mutlu veya mutsuz) olacağı haber veriliyor.

7- Müşriklerin kıyâmetin kopması hakkında soru sordukları üzerinde duruluyor ve yönlendirici bilgiler veriliyor.

8- Müşriklerin o günün dehşeti karşısında şaşkınlaşacakları ve o yüzden dünyada ne kadar eyleştiklerini ifade edemiyecekleri tasvîr ediliyor.

MEÂLİ:

1- And olsun o tutup boğarcasına çekip alanlara,

2- O hafif dokunup usulca alanlara.

3- Yüzdükçe yüzenlere,

4- Yarıştıkça yarışanlara,

5- İşi yönetip yönlendirenlere..

6- O gün (yeri) sarsan sarsacak.

7- Ardı sıra bir diğeri izleyecek.

8- Kalpler o gün (titreyip) yerinden oynayacak.

9- Gözleri saygı ile yere bakıp kalacak.

10-11- (İnkârcı sapıklar) derler ki: «Biz o kabir çukurunda çürüyüp ufalanmış kemikler hâline geldiğimizde acaba eski durumumuza döndürü­lecek miyiz?! »

12- «O takdirde bu zararlı bir dönüştür.. » derler.

13- (Ama onların dirilip eski hallerine gelmesi için yetecek) bir tek haykırış!.

14- Bir de bakarsın (hepsi) uyanık olarak toprağın üstündeler.

KALPLERİ YERİNDEN OYNATAN KIYÂMETİN DEHŞETİ

«And olsun o tutup boğarcasına çekip alanlara, o hafif dokunup usulca alanlara, yüzdükçe yüzenlere.. »

Kıyâmet olayının müthiş sarsıntısından doğacak safhalar üzerinde du­rularak, meydana gelmesinde hiç şüphe olmayan beş önemli konuyu gerçekleştirenlere yemin ediliyor ve böylece inkârcı şaşkınlar uyarılıyor; mü’minlerin de daha dikkatli olmalarına işârette bulunuluyor.

And içilen beş önemli konu:

1- And olsun nâziâta!.

Nâziât, «nâzi’â»nın çoğuludur ve sıfattır. İlim adamları ve müfessirler bu sıfat üzerinde hayli durmuş ve farklı mâna ve yorumlar getirmişlerdir:

a) Hz. Ali, İbn Mesʹûd, İbn Abbas (Allah hepsinden razı olsun), Mesrûk ve Mücâhidʹe göre: Kâfirlerin ölümleri anında ruhlarını şiddetle ve kahırla çekip alan meleklerdir.

b) Saîd b. Cübeyr’e göre: Kâfirlerin ruhlarını çekip aldıktan sonra on­lara cehennem kokusunu teneffüs ettiren azâp melekleridir.

c) el-Hasan ve Katadeʹye göre: Yıldızların akmasını ve yer değiştir­mesini sağlayan meleklere işârettir.

d) Yayları iyice hazırlayıp onları düşmana şiddetle, hiddetle çekip atan savaşçılara işârettir.

e) Ölçü ve temposunu alıp düzenli şekilde düşmana karşı at koştu­ranlardır.

Bütün bu yorumları biraraya getirip hepsinden ortak bir mana çıkar­mamızda yarar vardır. Şöyle ki: Ruhları almakla görevli melekler nasıl dü­zenli, dikkatli hareket edip İlâhî emri kusursuz yerine getiriyorlarsa, Allah düşmanlarıyla savaşanların da öylesine şiddetli, düzenli ve disiplinli silah kullanmaları, at ve araç koşturmaları isteniliyor.

2- And olsun nâşitata!.

a) Mü’minlerin ruhlarını şefkat, rahmet ve yumuşaklık ölçüleri içinde usulca çekip alan melekler..

b) Bedenlerini neşe ve ferahlık duyarak terkedip çıkan ve neşeyle Rablarına giden mü’minlerin ruhları..

c) Düğüm ve bağları kolayca çözenler; yani konuları vukufla halledip neticeye bağlayanlar..

d) Burçlar arasında gezip dolaşan yıldızlar..

3- And olsun sâbihata!.

a) Hz. Ali’ye (R. A. ) göre: Mü’minlerin ruhlarını kabzettikten sonra onlarla birlikte fezada yüzüp giden melekler demektir.

b) Mücâhid ve Ebû Sâlih’e göre: İlâhî emirleri süratle, baş döndürü­cü bir hızla gökten indiren meleklere işârettir.

c) Savaşlarda Allah düşmanlarına doğru dört nala koşturulan atlara ve süvari birliklerine işârettir.

d) Katade ve el-Hasanʹa göre: Kendi yörüngelerinde hızla dönüp do­laşan yıldızlar demektir.

e) Atâ’a göre: Denizde sür’at yapan gemilere işârettir.

Bu yorum, mü’minlerin denizde hâkimiyet sağlamaları için çok sür’at yapan gemiler inşa etmelerini teşvîke yöneliktir.

4- And olsun sâbikata!.

a) Hz. Aliʹye (R. A. ) göre: Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e vahiy indirir­ken önlerine çıkan cin ve şeytanları hızla aşıp gelen meleklerdir.

b) Mesrûk’a göre: İyilik ve güzel ahlâkta insanları geçen meleklere işârettir.

c) Mücâhid’e göre: İnsanoğlunun önüne çıkan ecel ve yolu kesen ölüm olayları demektir.

d) Mukatil’e göre: Mü’minlerin ruhlarını süratle Cennet’e (oranın ne­fis kokusuna) eriştiren melekler kasdedilmektedir.

e) İbn Mes’ûdʹa (R. A. ) göre: Kendilerini ait oldukları bedenlerden çe­kip alan melekleri, neşe ve sevinçle geçip geride bırakan olgun ruhlara işârettir.

f) Atâʹa göre: Savaşlarda öne geçen atlar ve süvariler demektir.

5- And olsun müdebbirata!.

a) And olsun işleri yönetip yönlendirenlere,

b) Kuşeyrî’ye göre: Kâinatta olayları yönetip yürüten meleklere,

c) İbn Abbas (R. A. ) ile Atâ’a göre: Yeryüzündeki tabii olayları sevk ve idare eden meleklere işarettir.

Sözü edilen beş önemli konu ve onları sevk ve idare edenler, şüphe­siz ki Cenâb-ı Hakk’ın yanında kadri yüce varlıklardır. Hizmetleri övgü de­ğer anlamda olup herkesin gıpta edeceği bir düzeydedirler. O bakımdan dereceleri yüksektir; işleri ve vazifeleri kutsallık arzeder. Bunun için Ce­nâb-ı Hak onlarla yemin etmektedir.

İşte bu yüce hizmette bulunanlara ve onların ilgili bulunduğu kutsal görevlere and içilerek kıyâmetin mutlaka gerçekleşeceği haber veriliyor. Sonra da kıyâmetten birkaç önemli safhaya dikkat çekilerek, şüphecilerle inkârcıların duygu ve düşünce ufukları genişletilmek isteniyor.

KIYÂMET VE ONA ŞÂHİT OLACAK İNSANLAR

«O gün (yeri) sarsan sarsacak. Ardı sı­ra bir diğeri izleyecek.. »

Kıyâmet olayı ne zaman gerçekleşecek? Ruhlar âleminde yeryüzüne inecek insan ruhu kalmadığı zaman dünya hayatı sona erer ve öylece kı­yamet kopar. Ancak en son ruhun ne zaman ineceğini Allah’tan başka kim­se bilmez.

Dünya’dan amaç insandır. O olmayınca dünyanın son bulması gerekir. Âhiret gününden de amaç yine insandır. O bakımdan ölen insanların hep­sinin dirilip kalkması gerekir ve şarttır.

Ancak iki hayat arasında denge kuranlar ve kurmayanlar; hayatın hik­met ve felsefesini anlayıp idrâk edenler ve anlamayıp idrâk etmiyenler ol­mak üzere insanlar ikiye ayrılır. Kıyâmet ve âhiret olayı bu iki kısmı birbi­rinden ayırt edip belirler ve ona göre her sınıf için, inanç ve amellerine uygun yeni bir hayat düzeni başlar. Artık bu hem ölümsüz, hem de son­suzdur.

İşte o güne bütün insanlar şâhit olacak ve peygamberlerin verdikleri haberin doğruluğu açık ve net biçimde ortaya çıkıp anlaşılacaktır.

KIYÂMETİN MÜTHİŞ SARSINTILARI

O gün şiddetli ve amansız sarsıntılar birbirini izleyecek, mevcut düzen ve denge yıkılıp ortalık birbirine karışacak ve böyle bir olaya, o gün için yaşamakta olan insanlar birkaç saniye olsun şâhit olacaklar da kalpleri yerinden oynayacak, sarhoşlar gibi sendeleyip saçmalıyacaklar; emzikli ka­dınlar çocuklarını atacak, gebe kadınlar karınlarındakini düşürecekler. Böy­lece her şey birkaç saniye içinde olup bitecek; ortalık herc-ü merc olacak.. Canlı adına hiçbir şey kalmayacak, yeryüzündeki her şey silinip belirsiz hale gelecek.

Sonra dirilme olayı gerçekleşecek ve yine kalpler yerinden oynaya­cak, gözler yere bakıp kalacak; herkes İlâhî emir ve hükmü beklemekten başka bir şey düşünemiyecek, çevresiyle olsun ilgi kuramıyacak; anne ev­lâdından, kardeş kardeşten, eşler birbirinden ilgisini kesip uzaklaşacak..

KENDİNİ TANIMAYAN MADDECİ

«(İnkârcı sapıklar) derler ki: Biz o ka­bir çukurunda çürüyüp ufalanmış kemikler haline geldiğimizde acaba eski durumumuza döndürülecek miyiz?! »

Yaratılışı kör ve tesadüfî bir tekâmüle bağlamak ve canlı unsuru sa­dece kimyasal, biyolojik ve fizyolojik ölçülerle değerlendirmek elbetteki kolaydır. Ama ondaki canlılık vasfını ve mahiyetini, hılkatındaki inceliği, ruhla bedenin biraraya getirilmesindeki İlâhî plân ve proğramın kusursuz­luğunu görmek ise zordur; imânla birleşip bütünleşen akıl ve ilme, aynı za­manda gönül gözüne ihtiyaç vardır. Trilyonlarca hücreden meydana ge­len insan vücudunda günde milyonlarca hücre ölmekte ve yerine yeni binlercesi gelmektedir. Her hücre kendine yükletilen proğramı bir hatâ yapma­dan, aksatmadan yerine getirir. Beyni oluşturan hücreler ona doğru, kalbi ve diğer organları oluşturanlar onlara doğru yol alır ve bu mükemmel meka­nizma kusursuz işler. Oysa hücrenin yapısı bellidir; ama ondaki canlılık vasfını var kılan ve ona yükletilen proğramı düzenleyen yüce kudretin mahiyeti bilinmemektedir. Çünkü o kudret sonsuz ve sınırsızdır. Bizim il­mimiz, düşüncemiz ve idrâkimiz hep sınırlıdır. Oʹnu gözlerimizle idrâk ede­meyiz, mahiyetini bilemeyiz, kudretinin sınırsızlığını kavrayamayız. Sonra da O’nun hücreye canlılık vasfını nasıl verdiğini ve o vasfın ne olduğunu da bilemiyoruz. O halde insanoğlu henüz kendini ve kendinde biraraya gelip bedeni oluşturan hücrelerdeki canlılık vasfını tanıyamamakta ve dosdoğ­ru bilmemektedir. Bilgisi, idrâki ve tesbiti bu kadar az ve sınırlı olan insa­nın inkârda ısrar ederek Yüce Yaratan’ı reddetmesi ne ile yorumlanabilir? Şüphesiz bunun tek ve kesin yorumu, onun kendini dosdoğru tanımaması ve vücut denilen o muazzam cihazda sayısı belirsiz canlı hücrelerin bir yanlışlık yapmadan vazifesini sürdürmesindeki ilâhî sır ve hikmeti görme­mesidir.

İşte bu noktada insan aklı da, ilmi de takılıp kalmakta, aczi ortaya çık­makta ve Cenâb-ı Hakk’ın yüksek kudreti ve sonsuz ilmi bütün haşmetiyle, incelik ve hikmetiyle seslenmektedir: «Her şey benim eserimdir ve yalnız benim kudret damgamı taşımaktadır! »

İnkârcı maddeciler derler ki: «Bizler ölüp çürüdükten, kemiklerimiz ufalıp toprağa karıştıktan sonra yeniden nasıl yaratılıp hayata döndürüle­ceğiz? » derler ve bunu zararlı bir dönüş kabul ederler. Yani eğer bu akıl almaz olay bilfarz gerçekleşirse, kendilerinin aleyhine bir sonuç doğurur. Çünkü böyle bir olaya inanmamış ve haber veren peygamberi, kutsal ki­tapları yalanlamıştı.

Hiç düşünmüyorlar mı, ana rahmine intikal eden sperma yumurtayla birleşince nasıl tedrici olarak şekillenip insan suretine girmektedir? Canlı bir hücre olan spermaya insanı, bütün vasıf ve özellikleriyle enjekte eden O Yüce Kudret, ölenleri ikinci hayata çeviremez mi? Küçücük bir tohum nasıl olur da kocaman bir ağaç haline gelebiliyor? Evet, spermada nasıl insanın mikro modeli gizlenmişse, tohumda da o kocaman ağacın mikro modeli düzenlenip gizlenmiştir. O model şart ve ortamı bulunca kendini açığa vurmaktadır. Ölen her insandan birçok mikro modellerin kalması ne­den mümkün olmasın? Kuyruk sokumundaki küçücük bilyamsı kemiğin, insanın bütün özelliklerini kendinde taşıdığını biliyor musunuz?

KALKIŞ VE UYANIŞ

«(Ama onların dirilip eski hallerine gelmesi için yetecek) bir tek haykırış! Bir de bakarsın (hepsi) uyanık ola­rak toprağın üstündeler. »

Bedeni terkeden ruhlar Berzah Âlemiʹnde bir bakıma zamansızlık için­dedirler. Çürüyüp yokluğa karışan bedenlerden kalan atomlar harekete geçirilir, tıpkı küçücük bir tohum gibi yeşerip filizlenirler ve insan şeklini bulunca da kendilerine ait ruhlar gelip onlara yerleşirler. Böylece dirilen insanlar uykudan uyanır gibi olurlar. Kendilerinde önce şaşkınlık başlar, ne­yin nesi olduğunu hemen anlayamazlar ve az sonra işin farkına varırlar. Arkasından o günün korku ve dehşeti kendilerini çepeçevre sarar.

İnkârcı maddeciler, gözlerine inanamazlar! Zira dünya hayatında iken hep böyle bir güne inanmaz, inananları küçümser ve İlâhî haberleri alay konusu edinirlerdi. İşte şaşkınlıkları, korku ve endişeleri buradan kaynak­lanır ve âdeta kahrolurlar.

Yasîn Sûresi 50, 51. âyetlerle bu konu biraz daha açıklanarak şöyle buyurulmaktadır: «Sûrʹa üfürülünce bir de bakarsın kabirlerinden çıkıp Rablarına doğru akın akın koşarlar: «Eyvah bize! Kim bizi uyuduğumuz yerden kaldırdı? » derler. Onlara: «Bu, Rahmân (olan Allah)ın vaʹdettiği ve peygamberlerin doğru söylediği (gündür)» (denilir). »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Cenâb-ı Hakk’ın beş önemli olaya yemin ederek kıyâmetin mutlâka kopacağını haber verdiği konu edildi ve kıyâmet ile âhi­ret âleminde cereyan edecek olan safhalardan birkaçı anılarak inkârcıların daha iyi düşünmelerine işârette bulunuldu.

Aşağıdaki âyetlerle, Mekkeli müşrikleri ve sonra da yaşamakta olan inkârcı azgınları uyarmak için Musa (A. S. ) ile Firʹavn kıssasına yer verili­yor ve Hakkʹa baş kaldıran, peygamberi yalanlayan kâfir bir liderin sonu­nun ne olduğuna dikkat çekilerek ibretli bir misâl veriliyor.