MÜZZEMMİL SÛRESİ
el-Hasan, İkrime ve Câbir’e göre: Tamamı Mekke’de inmiştir. İbn Abbas (R. A. ) ile Katade’ye göre: 10. âyeti ile 20. âyeti Medine’de, diğerleri Mekke’de inmiştir. Sa’lebî’ye göre ise, sadece 20. âyeti Medine’de inmiştir. (Bilgi için bak: Şevkanî/Fethü’l-Kadîr: 5/314 - Tefsîr-i Kurtubî: 19/31)
Âyet sayısı: 20
Kelime »: 285
Harf » : 838 (Lübabu’t-te’vîl: 4/320)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Resûlüllah’a (A. S. ) yükletilen davanın büyüklüğü hatırlatılarak kalkıp bir yandan ruhunu takviye için gece namazına devam etmesi, bir yandan da İlâhî emirleri teblîğe hazırlanması emrediliyor.
2- Resûlüllah’ın (A. S. ) gecenin üçte birinde veya yarısında, ya da üçte ikisinde kalkıp ibâdet etmesi bildiriliyor.
3- Resûlüllah’ın (A. S. ) gece-gündüz her vesileyle Rabbına hamd edip tesbîh ve tahmîdde bulunması tavsiye ediliyor.
4- Risâlet görevini yerine getirmeye çalışırken Allah’a güvenip dayanması, tedbirden sonra tevekkülde bulunması emrediliyor.
5- Gece namazının ashab-ı kiram hakkında biraz hafifletilmesi tavsiye ediliyor.
MEÂLİ:
1- Ey elbisesine (veya örtüsüne) bürünüp örtünen!
2- Geceleyin kalk da az bir bölümü dışında (ibâdet et).
3- 4- Gece yarısı veya ondan biraz eksilt ya da üzerine biraz artır. Kurʹânʹı güzel âhenkli tane tane oku.
5- Şüphesiz ki biz, sana (kaldırılması) ağır bir söz vahyedeceğiz.
6- Hakikat (ibâdet için) gece kalkmak hem daha dokunaklı ve tesirli, hem de okuma (kıraat) cihetiyle daha sağlam (bilgi ve huzur verici)dir.
7- Çünkü gerçekten senin için gündüzleyin uğraşacağın uzun işler vardır.
8- Rabbinin ismini an; her şeyden ilgini kesip yalnız Oʹna yönel.
9- O, doğunun da Rabbıdır, batının da Rabbıdır. Başka ilâh yoktur, ancak O vardır. Artık sen, Oʹnu hep vekil edin.
İNİŞ SEBEBİ
Hafız Bezzar, Taberânî ve Ebû Nuaym’ın Câbir (R. A. )den yaptıkları rivâyete göre: Kureyş Kabilesi’nin ileri gelenleri Dârü’n-Nedve’de toplanıp Hz. Muhammed (A. S. ) aleyhine birtakım kararlar almak istediler ve önce Ona bir isim yakıştırmayı düşündüler: Kimi «Ona kâhin diyelim» diye öneride bulundu. Bu uygun kabul edilmedi. Çünkü Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz’e bu sıfatın yakışmadığını herkes bilirdi. Kimi de «Ona mecnûn, yani aklı dengesi bozuk diyelim» diyerek ortaya görüş attı. Bu da tasvip görmedi. Kimi de «Ona sihirbaz, büyücü diyelim» dedi. Bu görüş de uygun kabul edilmedi ve Ona bir isim yakıştırmadan dağıldılar. Bu haber Peygamberʹe (A. S. ) ulaşınca, üzüldü ve, ya elbisesine, ya da bir örtüye bürünerek örtündü. Çok geçmeden Melek Cebrail Müzzemmil ve Müddessir sûrelerini veya bu sûrelerin baş kısmındaki âyetleri indirdi. (Bilgi için bak: Şevkanî/Fethü’l-Kadîr Tefsiri: 5/314)
İbn Ebî Hâtim’in İbrahim en-Nahaî’den yaptığı rivâyete göre, bu sûre, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz kadifeden bir örtüye bürünüp örtündüğü bir sırada inmiştir. (Esbâb-ı Nüzûli Kur’ân/Süyutî: 117)
İLGİLİ HADÎSLER
Saîd b. Hişamʹdan yapılan rivâyette, adı geçenin şöyle dediği nakledilmiştir: «Hz. Âişe (R. A. ) Vâlidemize gelip Resûlüllahʹın ahlâkından sordum. O bana şöyle dedi: «Sen Kurʹân okumuyor musun? » Ben de: «Okuyorum» diye cevap verdim. Bunun üzerine Hz. Âişe (R. A. ) şöyle dedi: «Şüphesiz Resûlüllahʹın ahlâkı Kur’ân idi. »
Ben yine ona:
- «Ey mü’minlerin annesi! Resûlüllahʹın (A. S. ) gece ibâdeti nasıldı? » diye sordum. O bana: «Sen Müzzemmil sûresini okumadın mı? » diye sordu. Ben de: «Evet, okuyorum» dedim. Bunun üzerine o şöyle dedi: «Cenâb-ı Hak, şüphesiz bu sûrenin baş kısmıyla, Hz. Peygamberʹe (A. S. ) gece kalkıp ibâdet etmeyi farz kılmıştı. Onun için Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ile Ashab-ı Kirâm tam bir yıl her gece kalkıp ayakları şişinceye kadar ibâdet ettiler. Cenâb-ı Hak ise, bu sûrenin son kısmını 12 ay gökte tuttuktan sonra (gece ibâdetini) hafifletir mahiyette geriye kalan âyetlerini indirdi. Böylece gece kalkıp ibâdet etmek artık farz değil, tatavvu’ olarak kaldı. » (Müslim/münafikûn: 139- Ebû Dâvud/tatavvu’: 26- Tirmizî/birr: 69- Nesâî/kıyamu’l-leyl: 2- İbn Mâce/ahkâm: 14- Dâremî/salât: 105- Ahmed: 6/54, 111, 163, 188, 216)
Katadeʹden yapılan rivâyette, adı geçen diyor ki:
- Hz. Enesʹe (R. A. ): «Resûlüllah’ın kıraati nasıldı? » diye sorulduğunda, o şöyle dedi: «Oʹnun kıraati medli idi. Bismi’llahiʹr-Rahmâni’r-Rahîm’i okurken, hem Bismillahʹı, hem Rahmân’ı, hem de Rahîm’i uzatırdı. » (Ahmed: 3/127, 198)
Ümmu Seleme (R. A.) dan yapılan rivâyete göre: Yaʹlâ b. Mâlik, ondan, Resûlüllahʹın (A. S. ) kıraatinden ve namazından soruyor. O da şu cevabı veriyor: «Onun namazından size ne? » Sonra da Ümmu Seleme (R. A. ), Resûlüllahʹın kıraatini anlatıp birtakım özelliklerini belirtti ki, bundan, Onun Kurʹân’ı çok açık, harf harf, kelimelerin üstüne basa basa okuduğu anlaşılıyor. » (Ebû Dâvud/vitir: 20- Tirmizî/sevâbü’l-Kur’ân: 23- Nesâî/iftitah: 13, kıyamü’l-leyl: 13- Ahmed: 6/294, 300)
Yine Ümmu Seleme (R. A. )nın şöyle dediği rivâyet edilmiştir:
«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz kıraatini yer yer keser, yani durak yerlerinde dururdu. «el-Hamdu lillahi Rabbiʹl-âlemîn» dedikten sonra duraklardı. «er-Rahmâni’r-Rahîm» dedikten sonra yine duraklardı. Bunun gibi, «Mâliki yevmi’d-dîn» dedikten sonra da duraklardı. » (Ahmed: 6/302)
Hz. Âişe (R. A. )dan yapılan rivâyete göre, adı geçen şöyle demiştir:
- Hâris b. Hişâm, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize: «Ya Resûlellah! Vahiy sana nasıl inmekte veya gelmektedir? » diye sordu. Resûlüllâh (A. S. ) şu cevabı verdi: «Zaman olur ki o bana çıngırak sesi gibi bir ses vererek gelir ki, bu bana en ağır gelenidir. O hal benden ayrılınca, meleğin bana söylediklerini iyice bellemiş olurum. Bazan da melek bana bir insan suretine girerek gelir, benimle konuşur (bana ilâhî vahyi haber verir), ben de onun söylediklerini iyice anlayıp bellemiş olurum. »
Hz. Âişe (R. A. ) devamla diyor ki:
- «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin çok soğuk bir günde kendisine vahiy indiğinde, (renginin değiştiğini ve) o hal kalkınca şakaklarından şapır şapır ter aktığını görürdüm. » (Buharî/bed-i vahiy: 2, bed’i-halk: 6- Müslim/fezâil: 87- Tirmizî/menakıb: 7- Nesâî-iftitah: 37- Taberânî/Kur’ân: 7- Ahmed: 6/158, 163, 257)
VAHYİN İLK DÖNEMİ
«Vahiy» kavramının çok geniş tarifleri yapılmıştır. Detayı üzerinde durmaya gerek görmüyoruz. Kısaca tarifi şöyledir: Allah kelâmını, büyük ruh sayılan Melek Cebrâil’in Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in kalbine ilka etmesidir. Bazan da meleğin insan suretine girerek Allahʹın sözünü şifahî olarak Hz. Peygamber’e (A. S. ) bildirmesi şeklinde tezahür ettiği olurdu.
Bu hususta beşer gücüne ağır gelen iki şey vardır: Allah kelâmı ve o kelâmı indirip getiren Melek Cebrâil.. Fizikötesinden, yani mâna âleminden gelen iki yüksek kutsal değer.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin bu iki kutsal mâna ve değeri kaldırmaya hem güç getirmesi, hem de alışkanlık ve ünsiyet sağlaması için, vahyin ilk dönemi rüya ile başlamış ve bu hal altı ay kadar sürmüştür. Aynı zamanda insan uyurken duyu organları görevini bir bakıma tatil eder ve ruhun faal duruma geçmesi imkânı daha fazla doğar. Kaldı ki, bu hal peygamberlerde çok daha belirgin idi. Zira inen lâhutî esrar ve hikmete; onu getirip ilka eden Melek Cebrâilʹe ancak çok gelişmiş, ünsiyet sağlamış bir ruh muhatab olabilirdi. İşte rüya hali bir bakıma bu gelişmenin provası sayılır.
İkinci dönemi ise, uyanıklık halidir ki, bu dönemde beden bütünüyle ruha tabi olur ve vahiy indiğinde, beden bir bakıma ruhlaşırdı. Resûlüllah’ın (A. S. ) renginde meydana gelen değişme, O’nun o esnada dünyevî şeylerden kopup ruhunun bütün dikkat ve heyecanıyla kulak kesilmesi ve zaman zaman o süre içinde ter dökmesi bundandır.
İşte vahyin bu ikinci döneminde Resûlüllah’ın (A. S. ) meleğin hitabına erişince sarsıntı geçirerek eve dönmesi ve: «Beni örtünüz, beni örtünüz! » demesi, hem sarsıntıyı atmak, hem de alışkanlık sağlamaya yönelik bir haldir.
Böyle bir ortamda Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz yine elbisesine bürünüp örtünmüş bulunuyordu ki, Melek Cebrâil indi ve sıcak, zarif bir iltifatla şöyle seslendi: «Ey elbisesine (veya örtüye) bürünüp örtünen! Geceleyin kalk da az bir bölümü dışında (ibâdet et). »
NEDEN GECE İBÂDETİ EMREDİLMİŞTİR?
Vahyin bu ikinci döneminde ruhun daha fazla bir gelişme kaydetmesi, ünsiyet sağlayıp İlâhî tecellilere aralıksız ayna olması ve Allah’ın en son mesajı olan Kur’ânʹı teblîğ edip neşretmekte sarsılmaz bir azim ve mânevî kuvvete erişmesi için gece ibâdeti çok gerekliydi. O bakımdan gerek Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, gerekse Ashab-ı Kirâmın bir yıl süreyle kalkıp gecenin yarısını veya çoğunu, ayakları şişinceye kadar ibâdetle geçirmeleri farz kılınmıştı.
İstenilen noktaya erişilince bu farziyet ilgili sûrenin 20. âyetiyle, ümmet hakkında kaldırıldı; Resûlüllahʹın (A. S. ) ise gecenin herhangi bir bölümünde kalkıp bir süre teheccüdde bulunması vâcip olarak kaldı.
GÜNDÜZLERİ FAZLA İBÂDET ETME İMKÂNI PEK YOKTU
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, bilindiği gibi, yalnız başına sahneye çıkıp bütün dünya milletlerini ve dinlerini karşısına alarak büyük bir davayla arz-ı endam etmişti.
Şüphesiz büyük davalar çok büyük gayretler ve aralıksız himmetler, hizmetler, fedakârlık ve ferağât-i nefisler ister. Nitekim külfetin ağırlığı, dâvanın büyüklüğüyle orantılıdır. O bakımdan Resûlüllahʹın (A. S. ) gündüzleri İslâmiyeti tanıtıp yaymak, tevhîd inancını kalp ve kafalara işlemek, beşerî münasebetlerini arzu ettiği cihete yönlendirmek; İslâm’a girmek isteyenleri veya yeni girenleri eğitip yetiştirmek gibi pek çok işleri ve meşguliyetleri vardı.
Cenâb-ı Hak, 6 ve 7. âyetlerle bu inceliği belirterek şöyle buyurmaktadır: «Hakikat (ibâdet için) gece kalkmak hem daha dokunaklı ve tesirli, hem de okuma (kıraat) cihetiyle daha sağlam (bilgi ve huzur verici)dir. Çünkü gerçekten senin için gündüzleyin uğraşacağın uzun işler vardır. »
İşte bu bakımdan gece ibâdeti O’nlar için son derece lüzumluydu.
GECENİN SÜKÛNETİ İÇİNDE YAPILAN İBÂDETİN TESİRİ FAZLADIR
«Hakikat (ibâdet için) gece kalkmak hem daha dokunaklı ve tesirli, hem de okuma (kıraat) cihetiyle daha sağlam (bilgi ve huzur verici)dir. »
İbâdet, Allah ile kulları arasında mânevî bir köprüdür. Cenâb-ı Hak, kullarını kendisine uzanan yol üzerindeki köprüden geçirerek huzuruna dâvet eder. O bakımdan ibâdet her yanıyla dikkat, itina, saygı ve ta’zîmi gerektirir. Kalp başka yerde, kalıp seccadede olursa, şekil itibariyle ibâdet sayılsa bile, mâna ve hikmeti açısından gaflet sayılır. Nitekim Mâûn Sûresi’nde böyle ibâdet edenler kınanıp «veyl» sözüyle uyarılmaktadırlar.
Dinlenen bir vücut, sakinleşen sinir sistemi ve dünyevî işlerden bir süre uzaklaşan bir kafa ile gece kalkıp ibâdet etmek ruha kuvvet kazandırır, kalbi takviye eder; duyguları yönlendirir, akılla imânı birleştirerek nefse karşı hâkimiyet sağlar. Şüphesiz farz namazlarda bu husustaki yüksek tesiri anlatmaya gerek yoktur; yeter ki itina ile, saygı ile kılınmış olsun.
O bakımdan 7. âyette Cenâb-ı Hak özellikle gece ibâdetinin feyizli tesirine işâretle mü’minleri aydınlatmakta ve ileride namaz ibâdetinin farz kılınacağına da kapalı şekilde işârette bulunmaktadır. Zira bu âyetler indiği zaman beş vakit namaz henüz farz kılınmamıştı. Nitekim beş vakit namaz farz kılındıktan sonra, gece ibâdeti hafifletilmiş ve ümmet hakkında sünnet, peygamber hakkında vâcip olarak kalmıştır.
Âyette geçen «vatı’» lâfzını «vita» şeklinde okuyup bunu «muvataat» yani muvafakat manasına yorumlayanlar da olmuştur. Çünkü gecenin sükûneti içinde kalbin, dilin, kulak ve gözün kendi aralarında uyum kurup Cenâb-ı Hak ile muvafakat halinde olması çok daha tesirli ve geliştiricidir.
RABBİN İSMİNİ ANMAK
«Rabbinin ismini an; her şeyden ilgini kesip yalnız Oʹna yönel. »
Bu emir üzerinde birkaç yorum yapılmıştır:
a) Allah’ı güzel isimleriyle an ki, namazla birlikte övgü değer bir sonuç sağlanmış olsun.
b) Amelinle Rabbinin rızasını kasdet ki o makbul tutulsun.
c) Namazın başında «Bismi’llahi’r-Rahmâni’r-Rahîm»’i oku ki kıraatin bereketi seni Rabbına kavuştursun, gayrından alıkoyup seni O’na yöneltsin.
d) Rabbin ismini va’d ve vaîdiyle (müjde ve tehdidiyle) ilgili her konuda an ki, O’na olan yakınlığın daha da artsın.
Bütün bu güzel hasletleri geceleyin kalkıp ibâdette bulunmakta aramak gerekir. Zira her türlü gösterişten uzak bir duygu ve niyetle tam sükûnet ve yatışkanlık içinde Hakk’a yönelmek, bütün feyiz ve bereketlerin, rahmet ve inayetlerin anahtarı ve Cenâb-ı Hakk’a yakın olmanın iksiridir.
YALNIZ ALLAHʹA YÖNELMEK
«Her şeyden ilgini kesip yalnız Oʹna yönel. »
İbâdet her yönüyle ıhlâs ve samimiyet, aynı zamanda hâlis niyet ister. Özellikle namaz kılarken her şeyden kalbi ve kafayı uzaklaştırıp yalnız Hak ile meşgul olmak kadar feyizli ve rahmete vesîle başka bir ibâdet olamaz.
Ancak, halktan kopup Hakk’a yönelmenin ölçü ve sınırı vardır. Bütünüyle halktan, işten, hayattan kopmak rehbaniyettir ki, bunun İslâmʹda yeri yoktur. Kaldı ki Hıristiyan rahiplerinin ve rahibelerinin bu tarz inzivaya çekilip halktan ve işten kopması da arzu edilen sonucu doğurmamıştır. Kur’ân’ın beyânıyla, onlar buna hakkiyle riâyet etmemişlerdir. (Bilgi için bak: Hadîd Sûresi 27. âyetin tefsîri)
O halde halktan, işten ve hayatın belli kademelerinden kopup bütünüyle Hakk’a yönelmek daha çok ibâdet esnasında ve namaza durulurken gerçekleşebilir. Zira İslâm’a göre, çalışmak, okumak, evlenmek, iş sahibi olmak, para kazanıp zenginleşmek, toplumla meşru sınırlar içinde temas halinde olmak Allah’ın mü’minlere helâl ve mubah kıldığı hususlardır. O bakımdan hiç kimsenin bunları ve benzeri meşru, mubah şeyleri kendine haram kılma yetkisi yoktur. Nitekim Mâide Sûresi 87. âyette: «Ey imân edenler! Allahʹın size helâl kıldığı temiz ve yararlı şeyleri haram kılmayın; aşırı da gitmeyin. Şüphesiz ki Allah aşırı gidenleri sevmez» buyurulurken, Tahrîm Sûresi birinci âyette Peygamber’e (A. S. ) hitapla: «Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arzulayarak Allahʹın sana helâl kıldığını neden kendine haram ediyorsun? » cümlesiyle gerekli tenbihte bulunulmuştur.
O halde hadîs-i şerifte «tebettül»ün yasaklanması, rehbaniyete kapıları kapamaya; ilgili âyetle tebettül ile emredilmesi, ibâdette ıhlâs, dikkat ve itinaya delâlet eder.
DOĞUNUN VE BATININ RABBİ
«O, doğunun da Rabbıdır, batının da Rabbıdır. Başka ilâh yoktur, ancak O vardır. Artık sen O’nu hep vekil edin. »
Bir şeyin iki tarafından söz etmek, tümünü kasdetmek sayılır. Böylece âyette bir mecaz-i mürsel kuralı söz konusudur. Aynı zamanda güneş sistemini belli bir plâna göre yerine oturtup doğu ve batı cihetlerini meydana getiren tek kudret sâhibi Cenâb-ı Haktır. Doğu da, batı da nisbî ve İzafîdir; yani bize nisbetle bu böyle düzenlenmiştir. Kâinat bir elma misali Oʹnun kabze-i kudretinde bulunuyor. Her şeyi plânlayıp proğramlayan O’dur. O halde İslâm Dinini teblîğ edip yaymaya çalışırken, birçok engellerin karşımıza çıkacağı kesindir. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz çok zor ve sıkıntılı bir atmosfer içinde görevini yürütmeye çalışıyor, müşriklerin ardı arkası kesilmeyen saldırılarına mâruz kalıyordu. Cenâb-ı Hak, Oʹnun yükünü hafifleteceğini ve kendisini mutlaka başarıya eriştireceğini ima ederek, «her hâl-ü kârda Rabbim vekîl edin» buyurdu. Zira vekîl, müvekkilinin işlerini yürüten, konusuyla yakından ilgilenen ve gerektiğinde onu savunan kimse demektir. Böylece Cenâb-ı Hak, Resûlünü ve O’nun yolunda yürüyen mü’minleri koruyup haklarına sahip çıkacağını, işlerini düzene koyup başarıya ulaştıracağını kendi üzerine alırken, Oʹnu vekîl edinen mü’minlere de bazı görevlerin düştüğüne işârette bulunuyor.
Nitekim Âl-i İmrân 173. âyette bu incelik şöyle açıklanmaktadır:
«Onlar ki, kendilerine bazı kimselerin: «Düşmanınız olan insanlar size karşı ordu toplayıp hazırlandılar, (aman) onlardan korkun! » demesi, onların ancak imânını artırdı da, «Allah bize yeter. O ne güzel Vekîl’dir» dediler. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Resûlüllahʹın (A. S. ) gecenin bir bölümünde kalkıp ibâdet etmesinin gereği üzerinde duruldu. Allah’ın son mesajını Allahʹın kullarına teblîğ etmenin çok ağır bir vazife olduğuna dikkat çekilerek, gündüzleyin ancak bu hizmeti sürdürmekle meşgul olunacağı ve o bakımdan geceleyin ruhu dinlendirmek, kalbi doldurmak için ibâdete ihtiyaç bulunduğu belirtildi. Sonra da her hâl-ü kârda Allah’ı vekîl edinmesi emredilerek gelecek günlerin başarı va’dettiğine işârette bulunuldu.
Aşağıdaki âyetlerle, azgın müşriklere açıktan bir çatışma ve vuruşmaya gidilmemesi tenbîh ediliyor ve onların saldırı ve şirretliklerine karşı sabırlı olmanın faydasına değiniliyor. Hakk’a dönmeden ölecek olurlarsa, onlar için çok elim bir azâbın hazırlandığı bildiriliyor.