A'raf Suresi 1-3. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

المص كِتَابٌ اُنْزِلَ اِلَيْكَ فَلَا يَكُنْ فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِنْهُ لِتُنْذِرَ بِهِ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِنِينَ اِتَّبِعُوا مَا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِهِ اَوْلِيَٓاءَ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ

1.

Elif Lam Mim Sad.

Diyanet İşleri

2.

Bu, sana, kendisiyle (insanları) uyarman için ve mü'minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.

3.

Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

A’RAF SÛRESİ

Kur’ân’ın yedinci sûresidir. Müfessirlerin çoğuna göre: 206 âyet, 3325 kelime ve 14010 harftir.

Mekkeʹde inmiştir. İbn Abbas (R. A. ) ve ashaptan bazısına göre 163’den 168ʹe kadar olan beş âyeti Medîneʹde inmiştir. Katade de aynı görüş ve tesbiti belirtmiştir. Mukatil ve Kurtubîʹye göre, 163ʹden 171ʹe kadar olan sekiz âyeti Medîne’de, gerisi Mekkeʹde inmiştir.

AʹRAF, başta Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz olmak üzere müʹminlerin hak ve doğrulukta en yüce noktada bulunduklarına işârettir. Ayrıca Cen­net ile Cehennem arasındaki yüksekçe bir kesimin, ya da tepenin adıdır.

Aʹraf sûresi bir bakıma En’âm sûresini, yani ondaki mücmelleri açık­lar; ayrıca inanç esaslarını, dinin bazı genel kurallarını anlatır. Asıl ama­cın ne olduğuna dikkatleri çeker. Hz. Musâ ile Hz. Muhammed (A. S. ) ara­sındaki ortaklaşa niteliklere temas eder. Böylece semavî dinler arasında hem müşterek esaslara dokunur, hem olumlu ve ılımlı bir diyalogun sağ­lanmasını amaçlar.

Ayrıca son nebîye kadar gelip geçen peygamberlerden birkaçının kıs­sasını anlatarak örnekler sergiler. Sonra da insanın çamurdan yaratıldı­ğından bahseder ve böylece yegane yaratıcı kudretin yüceliğini çok du­yarlı bir anlatımla, gönül ve kafalara işler.

MEÂLİ:

1- Elif- Lâm- Mim- Sâd.

2- Bu, uyarman ve müʹminlere öğütte bulunman için sana indirilen bir kitaptır. Artık bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.

3- Size Rabbınızdan indirilene uyun; Oʹndan başka dostlar (edinip) uymayın. Ne de az öğüt tutarsınız!

HARFLER VE İŞARETLER

Birinci âyeti oluşturan Elif-Lâm-Mîm-Sad, ilim adamlarının çoğuna gö­re HURÛF-İ MUKATTA’A dandır, aynı zamanda müteşabih, yani İlâhî bil­giye bağlı olup kullarından hiç kimsenin mânasını bilemediği veya yoruma müsait, tasarrufa elverişli âyetlerdendir. (Bu hususta fazla bilgi için bak: Âl-i İmrân Sûresi yedinci âyetin tef­sirine.)

Birincilerin tefsirine göre, bu harflerle neyi murat ettiğini Allah daha iyi bilir. Ancak müfessirlerimizin bir kısmı, bunlardan gelişigüzel, yersiz ve Kurʹân’ın yüceliğine ters düşen bir takım mânalar çıkarılmasın diye, Kur’ân’ın özüne ve ruhuna uygun bazı yorumlarda bulunmuşlardır:

a) Sûrede, insanlara indirilen İlâhî kelâmın yüceliğine, o nedenle işi­tenlerin dikkatlerini toplayıp çevirmeğe ve mânası belirsiz bu harflerin sû­reye bir anahtar, ya da kapak olduğuna ve şimdi bu kapağın açılacağına işârettir.

b) Elif, dosdoğru olmanın; Lâm, el açıp yücelmenin; Mîm derlenip bir­leşmenin ve feyizli bir hayat sürmenin; Sâd, bu feyzi artırmanın sembolü­dür.

c) İbn Abbasʹa (R. A. ) göre, bunlar şu mânaları kendinde taşımakta­dır: «Ben Allahım, bilirim ve açıklarım.. » Veya «yemin edilen bir kutsallık­tır ki, Allah bunlarla yemin ediyor. » Veya «bu harfler biraraya gelince Al­lahʹın isimlerinden bir isim oluşturuyor. »

d) Katade’ye göre, bunlar Kurʹânʹın isimlerinden bir isimdir.

e) el-Hasen’e göre, sûrenin ismidir.

f) Süddîʹye göre, Allah’ın musavver veya musavvir isimlerinden biridir.

g) Ebû Aliye göre; Elif, Allah isminin anahtarı; Lâm, Latîf isminin; Mîm, Mecîd isminin; Sâd Sadık ve Sabûr isimlerinin anahtarıdır.

h) Bunlar İSM-İ AʹZAM’ın harfleridir. (Fazla bilgi için bak: Bakara sûresinin birinci âyetinin tefsirine.)

KURʹÂNʹIN İKİ ANA HEDEFİ

«Bu, uyarman ve müʹminlere öğütte bulunman için sana indirilen bir kitaptır. »

İkinci âyetle Kurʹân’ın bir bakıma iki ana hedefi açıklanmaktadır: Doğ­ru yolda olmayanları hakkın sesiyle uyarmak; doğru yolda olup inananla­rın idrâkini hep uyanık tutmak için onlara öğüt vermek, hakkı sık sık hatır­latmak.

Ayrıca ilgili âyetlerle Kur’ânʹın bu iki ana hedefinin metodu yani bun­ları işlemenin usûl ve yöntemi belirtiliyor. Görevi yaparken, uyarı ve öğüt­te bulunurken kendini sıkmıyacaksın, sözler tesir etmedi diye kalbin da­ralmasın. Bu yüzden hiddete gelme, ölçüyü kaçırma. Sen ancak tebligatçısın, hidâyet (doğru yola eriştirmek) Allahʹa aittir. O halde Kur’ânʹın bu iki ana hedefini kalblere ve dimağlara işlerken çok usta ve o oranda du­yarlı bir ressam gibi olmaya dikkat etmek gerekir; nasıl fırçanın hafif kay­masıyla yapılan resim bozulur, emek heder olursa, insanları uyarırken, öğüt verirken metot dışına çıkıp ölçüyü kaçırmak, hiddete gelip aklın yo­lunu kaybetmek de yapılan konuşmayı alt-üst eder, fayda yerine zarar ge­tirebilir.

Evet, mürşidin, vâizin ve eğitimcinin görevi, yüklendiği hizmeti, günün sosyal, ekonomik ve psikolojik şartlarını dikkâte alarak rahat ve sâkin bir hava içinde uygulama alanına koymaktır. Gerisi Allah’a aittir..

Kur’ân burada diğer önemli bir hususa, daha doğrusu insan psikoloji­sine işârette bulunuyor: «Ne de az öğüt tutarsınız!. » diyor. Bununla insa­nın yaratılışı gereği pek az öğüt tutacağı, ya da öğüde pek az kulak ve­receği belirtiliyor. O nedenle uyarı ve hatırlatmanın kademeli, sabırlı ve sâkin ölçülerle fakat ilâhî hakikatlerle yapılmasının lüzumu kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Çünkü insanların çoğu Allahʹı, O’nun buyruklarını bir tarafa itip ge­çici bir yarar sağlamak umuduyla başkalarını dost edinme temayülündedir. Bu yüzden peşin bir dostluk ve nîmeti, veresi bir nîmete; geçici bir mutluluğu kendilerince meçhul sayılan ebedî bir mutluluğa tercih etme eğilimindedir. İnsan karakter ve anlayışı bu olunca, dinî eğitimde çok du­yarlı, temkinli, metotlu ve de sâkin olmak şarttır. Aksi halde arzulanan so­nucu elde etmek çok zordur. Hazreti Peygamber (A. S. )in 23 senelik teb­lîği bu âyetin gösterdiği doğrultudan sapmadan sürmüştür. Başarısının sırrının bir ucu buna dayanır. Nitekim Âl-i İmrân 159. âyette bu husus çok açık şekilde belirtilmiştir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle Kurʹânʹın okunup amel edilmek için indirildiği, öğüt alıp hayatı, onun esas ve prensipleriyle düzenlememiz için öğretildiği belirtildi. O nedenle Kur’ân’ın değişmeyen iki ana hedefinin bulunduğuna dikkatler çekildi.

Aşağıdaki âyetlerle, indirilen ilâhî buyruklara kalb ve kafalarını açma­yan, inkâr ve inatlarında ısrar edip duran milletlerin yerlebir edildikleri bir uyarı ölçüsünde anlatılıyor; ilâhî azâp gelip çattıktan sonra gerçeği anlayıp itiraf etmenin bir yararı olmayacağı hatırlatılıyor.