MÜLK SÛRESİ
Tamamı Mekke’de inmiştir. Bu tesbite muhalefet eden olmamıştır.
Birinci âyette Cenâb-ı Hakk’ın mülk-ü saltanatından, bütün mülkün O’nun kudret elinde bulunduğundan ve her şey üzerinde mutlak tasarruf sâhibi olduğundan söz edilmekte ve böylece «mülk» kelimesi sûreye isim olmaktadır.
Ayrıca bu sûreye hem «el-Vâkiye», hem de «el-Münciye» adı da verilmiştir. (el-Câmi’u Li Ahkâmi’l-Kur’ân: 18/205)
İbn Abbas (R. A. )dan yapılan rivâyete göre:
- Ashab-ı Kirâm’dan bir adam, çadırını, kabir olduğunu sanmadığı bir yere kuruyor. Bir süre sonra çadırının altından bir insanın Mülk sûresini okumaya başladığına ve sonuna kadar devam edip bitirdiğine şâhit oluyor. Medine’ye döndüğünde Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize geliyor ve olayı anlatıyor. Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle buyuruyor: «Mülk Sûresi, (azap ve kötülüğü) engelleyicidir ve insanı kabir azabından kurtarıcıdır. » (Tirmizî/sevâbü’l-Kur’ân: 9)
«Şüphesiz ki Kurʹân’da bir sûre vardır ki o otuz âyettir; o sûre bir adam için şefâatçi oldu ve kıyâmet gününde onu Cehennem ateşinden çıkartıp Cennetʹe koydu. İşte o Mülk Sûresiʹdir. » (Tirmizî: 9/46-28-93)
«İsterim ki (Tebarekeʹllezî bi-yedihiʹl-mülk) sûresi her müʹminin kalbinde bulunsun. » (Kurtubî/Sa’lebî’den rivâyet etmiştir: 18/205)
Âyet sayısı: 30
Kelime » : 335
Harf »: 1313 (Tefsirü Garâibi’l-Kur’ân/Nisabûrî: 29/2)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Cenâb-ı Hakk’ın yüksek kudretinden söz edilerek mülk-ü saltanatın bütünüyle O’na ait olduğu belirtiliyor.
2- Ölüm ve dirimin yaratılmasının sebep ve hikmeti üzerinde duruluyor.
3- Göklerin yedi tabakadan ibâret olduğuna değinilerek kâinat düzeninde kusursuz dengenin bulunduğuna; plânsız, proğramsız gelişigüzel hiçbir şeyin yaratılmadığına dikkat çekiliyor.
4- Dünya semâsının yıldızlarla süslendiği ve yıldızlardan kopan meteoritlerin cin ve şeytanları kovaladığı açıklanıyor.
5- İnkâr ve azgınlık içinde ömrünü noktalayan kâfirlere hazırlanan azabın birkaç safhası konu edilerek yaşamakta olan inkârcılar uyarılır.
6- Dosdoğru imân edenler müjdeleniyor.
7- Yerkürenin insanların yaşayışına uygun yaratıldığı çok yönlendirici bir anlatımla işleniyor.
8- Cenâb-ı Hakk’ın sünneti gereği, azıp sapıtan kavim ve milletlerin O’nun azabından hiçbir zaman kendilerini güven içinde hissetmemeleri haber verilerek, olayları ve sebepleri harekete geçirenin sadece Cenâb-ı Hak olduğuna işâret ediliyor.
9- Kuşların hılkatındaki hikmete bakmamız emrediliyor.
10- Cenâb-ı Hakkʹın insanoğluna verdiği sayısız nîmetlerden söz edilerek bazı organlar örnek gösteriliyor.
11- Kıyâmetin kopmasıyla ilgili bilginin ancak Allah yanında olduğu, kimselere bu hususta kesin bilgi verilmediği açıklanarak Hz. Peygamberʹin (A. S. ) görevinin sınırları çiziliyor.
12- Yerüstü, yeraltı kaynaklar dahil olmak üzere her şeyin İlâhî kudret ve irâdeye bağlı bulunduğuna atıf yapılarak inkârcıların aklına sesleniliyor ve daha objektif düşünmeleri isteniliyor.
MEÂLİ:
1- Mülk-ü saltanatın tasarrufunu elinde tutan (Allah) çok yüce, çok mübarektir. Oʹnun kudreti her şeye yeter.
2- Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını deneyip ortaya çıkarmak için ölümü ve dirimi yaratan Oʹdur. O, çok üstündür, çok güçlüdür ve çok bağışlayandır.
3- O ki, yedi göğü tıpatıp uyum halinde yaratmıştır. Sen, Rahmânʹın yarattığında hiçbir düzensizlik, uygunsuzluk göremezsin! Gözünü bir çevir de bak, acaba bir çatlak, bir bozukluk görebilir misin?
4- Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak, gözün yorgun-bitkin halde alçalmış olarak sana döner.
5- And olsun ki biz, dünya semâsını (veya en yakın semâyı) kandillerle süsledik; onları şeytanlara atılacak şeyler yaptık ve onlara alev alev köpüren Cehennem azâbını hazırladık.
İLGİLİ HADÎSLER
«Şüphesiz ki Cenâb-ı Hak, ademoğlunu ölüm olayıyla aşağılamış ve dünyayı hayat yurdu, sonra da ölüm yurdu yapmıştır. Âhireti ise, ceza (amellere karşılık verme) yurdu ve sonra da sonsuzluk, ölümsüzlük yurdu kılmıştır. » (İbn Ebî Hâtim - Ma’mer: Katade’den - İbn Kesîr: 4/396)
İbn Ömer (R. A. ) diyor ki:
- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Tebareke Sûresini okumaya başladı, tâki (Li yebluveküm eyyuküm ahsenü amelen) âyetine geldi ve şöyle buyurdu: «En güzel amelde bulunan, Allah’ın haram kıldığı şeylerden en çok sakınıp uzak kalan ve Allah’a taât-ü ibâdette en çok sürat gösteren kimsedir. » (Tefsîr-i Kurtubî: 18/208)
MÜLKÜ KUDRET ELİNİN ALTINDA TUTAN ALLAH ÇOK YÜCE, ÇOK MÜBAREKTİR
«Mülk-ü saltanatın tasarrufunu elinde tutan (Allah) çok yüce, çok mübarektir. O’nun kudreti her şeye yeter. »
Bu âyetle, kâinatın her parçasıyla ve bütünüyle ilâhî kudretin tasarrufu altında bulunduğu ve her sistem ve şeyin önceden belirlenip hazırlanan kusursuz bir plâna göre proğramlandığı belirtilmektedir.
Böylece Cenâb-ı Hakkʹın kendi mülkünde tasarrufu ne bir meleğe, ne bir peygambere, ne de başka bir kimseye havale etmediğine işâretle insanların tasarruf alanının çok sınırlı ve geçici olduğu vurgulanıyor.
Mu’cize ve kerâmet dışında câri kanunların, kurulu denge ve düzenin değişmesi veya başkasının bunları değiştirmesi söz konusu değildir. Denilebilir ki, nükleer bir savaş dünyanın dengesini bozabilir. Bu bir müdahale sayılmaz mı? Elbetteki sayılmaz; çünkü ezelî plânda buna yer verilmişse, böylesine bir olay plâna bağlı programın bir bölümünü teşkîl eder. Zira Cenâb-ı Hak dileseydi, kâinatta çok değişik bir sistem ve düzen kurar, bu düzende ne atoma, ne de nükleer bir savaşa yer vermezdi. Yer verdiğine göre, meydana gelecek bu tür olaylar O’nun tasarrufuna bir müdahale sayılmaz.
Şüphesiz o çok mübarektir, çok yücedir, çok azametlidir, bolluk ve bereket kaynağıdır. Aynı zamanda kudreti sınırsızdır. İlmi herşeyi kapsayıp kuşatmıştır. Hazırladığı plânı ona göre çizmiş ve neticeye bağlamıştır.
ÖLÜMÜ VE DİRİMİ YARATAN OʹDUR
«Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını deneyip ortaya çıkarmak için ölümü ve dirimi yaratan Oʹdur. »
Ölüm, hayatın anlam ve hikmetini; hayat da var olmanın sırrını öğretiyor. Sonsuz hayatın değer ve hikmeti, fâni hayatın sona ermesiyle; ikinci hayat için hazırlanan kusursuz nîmetlerin kıymeti, çileli bir hayat döneminden geçtikten sonra anlaşılabilir.
İşte hayat ve ölümün takdîr edilmesinin sebeplerinden biri de budur. Çünkü bu sebepler insanı daha düzenli, şuurlu, kalıcı ve daha iyi bir hayat sürmeye dâvet etmektedir. O bakımdan sonsuz ve kusursuz nîmetlere ancak büyük gayretler, düzenli hizmetler ve birtakım fedakârlıklarla erişilebilir.
HAYAT BİR YARIŞTIR
Hayat, gayesi, hedefi, hareket noktası ve hikmeti belirlenen bir yoldur. Kurulan nizam ve hazırlanan proğram gereği, dünya hayatında daha iyiyi, daha güzeli ve daha yararlı olanı yapmaya yönelik bir yarıştır. Bu yarışta başarılı olabilmek için insana lüzumlu yetenekler ve yardımcı faktörler verilmiştir. Onları hayat kanunları doğrultusunda yerli yerince kullananlar başarılı, kullanamıyanlar başarısız olurlar.
Şüphesiz dünya hayatının bütün bu önemli safhaları, sünnetullah gereği birer imtihan olarak beşerin önüne konulmuştur. Bu gerçeği ancak semavî kitap ve gönderilen peygamberden öğrenmek mümkündür.
Hayatın böylesine renkli ve sistemli proğramlanması, o çok üstün, çok güçlü ve yegâne bağışlama sâhibi Cenâb-ı Hakk’ın eseridir. Ceza vermekte acele etmez; işlediği günahlardan pişmanlık duyan ve Hakk’a yönelerek tevbe ve istiğfarda bulunan kullarını affeder.
Böylece âyetin son kısmında anılan «Azîz» ve «Gafûr» sıfatları, insan aklını kâinatta hâkim olan kudrete çevirmek ve insanın düşünce ufkunu genişletmek içindir.
UYUMLU, DENGELİ VE DÜZENLİ YEDİ GÖK
«O ki, yedi göğü tıpatıp uyum halinde yaratmıştır. Sen, Rahmânʹın yarattığında hiçbir düzensizlik, uygunsuzluk göremezsin. »
Talâk Sûresiʹnin 12. âyetinin tefsîrinde kısmen belirttiğimiz gibi, uyumlu, dengeli, düzenli yedi gökten söz ediliyor ve bu, ilmî açıdan Allah’ın varlığına, kudretinin sınırsızlığına delil ve belge gösteriliyor. Şüphesiz kâinat bizim tasavvurumuzun çok üstünde bir büyüklüğe ve genişliğe sahiptir. Beşinci âyette: «Biz, dünya semasını (veya en yakın semayı) kandillerle süsledik» buyurularak, yedi tabakadan neyin kasdedildiğine bir işârette bulunuluyor. Dünya seması, onu her tarafından süsleyen yıldızların yer aldığı göktür. Ancak çıplak gözle görebildiğimiz veya teleskoplarla inceleyebildiğimiz yıldızlar mı, yoksa kâinatta mevcut bütün yıldızlar mı kasdediliyor? Âyeti bu iki değişik şekilde yorumlamak mümkün. Ancak hangi yorum kabul edilirse edilsin, dünya semasının veya en yakın semânın ötesinde altı sema daha vardır ki onların özellikleri henüz bilinmemekte ve teknik imkânlarla tesbit edilememektedir. İlmî araştırmalar ve gelişen teknik imkânlar henüz güneş sisteminin bile özelliklerini bütünüyle tesbit etmiş değildir. Bunun ötesinde sayısı belirsiz sistemler, galeksiler söz konusudur ki beşer ilmi henüz o sınırlara erişememiştir. O bakımdan âyette «dünya seması» veya «en yakın sema» denilmesi, araştırıcılara ipucu vermeye yönelik bir anlatımdır.
Ayrıca burada dünya semasının yıldızlarla donatıldığı bildirilirken, diğer âyetlerle bu sûredeki âyetin bütünlüğü içinde onların üç ayrı faydasına dikkat çekiliyor:
1- Göğe yükselmek isteyen cin ve şeytanlara karşı birer nükleer başlık gibi fırlatılıp geri çevrilmeleri sağlanır.
2- Geceleri yönleri belirlememize yardımcı olurlar.
3- Dünyamızı süsler ve kâinatta yer alan sistemlerin dengesinin birer parçası olarak düzeni sağlarlar.
Gökteki milyonlarca sistemlerde bir düzensizlik söz konusu olabilir mi?
Kur’ân, ikinci ve üçüncü âyetlerle daha çok ilim adamlarına, gökteki yıldız ve bağlı bulundukları sistemlerin hem kendilerinde, hem de diğer sistemle olan bağlantısında bir düzensizlik ve uyumsuzluk olup olmadığını dikkatle gözetleyip incelemelerini tavsiye etmekte ve sonra da sonucu yine kendisi açıklamaktadır: «Sen, Rahmânʹın yarattığında hiçbir düzensizlik, uygunsuzluk göremezsin; gözünü bir çevir de bak, acaba bir çatlak, bir bozukluk görebilir misin? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak; gözün yorgun-bitkin halde alçalmış olarak sana döner. »
ŞİHAB (KAYAN YILDIZ, DÜŞEN METEORİT)
Cenâb-ı Hak, konumuzu oluşturan bu âyette, cin ve şeytanlara birer roket anlamında fırlatılan yıldızlardan, meteoritlerden söz ederken «rücûmen li’ş-şeyatîn» sözünü kullanmıştır. Hicir Sûresi 18, Saffat Sûresi 10, Cin Sûresi 8, 9. âyetlerle «şihab» ve «şühüb» isimlerini kullanmıştır. Uzayda meydana gelen olayların bir kısmını rasathanelerdeki gözlemlerle tesbit edip onları astrofizik açısından değerlendirebiliyoruz. Ancak bu olayların içyüzünün dayalı olduğu hikmeti bilemiyoruz. Çünkü biz insanların bu husustaki bilgimiz deney ve gözleme dayanmaktadır. Oysa her olayda yer alan görevli meleklerin önceden proğramlandığı şekilde olayları düzenledikleri bir gerçektir.
Biz meteoritlerle ilgili, ancak güneş sisteminde ve ona çok yakın olan sistemlerde yer alan ve birçoğu hakkında belirli, yani hesaplanmış yörüngeler üzerinde hareket eden gökcisimlerinin bulunduğunu tesbit edebiliyoruz. Oysa diğer sistemlerde sayısı belirsiz buna benzer olaylar cereyan etmektedir.. Cenâb-ı Hak, ilgili âyetle bu meteoritler hakkında bilgi vermekte ve sebeplerinden birini açıklamaktadır.
Bilindiği gibi, kâfir olan cinler ve bir de şeytanlar ışından yaratılmışlardır. Göklere çıkma yeteneğine sahiptirler. Fezada yine sayısı belirsiz melekler, emir ve komuta zincirinde İlâhî buyruk gereği devamlı haberleşme halindedirler. Şeytan ve kâfir cinler bu esrarlı âlemde inen haberleri dinlemek isterler. Oysa bu onlara yasak kılınmıştır. Yükselmeye başladıkları zaman «şihab» denilen meteoritler birer roket veya nükleer başlıklı füze gibi onlara fırlatılır ve böylece geri dönmeleri sağlanır.
Olayın içyüzü astrofizik açısından bilinmese de kâinatın çok mükemmel işleyen düzenine bakıp bu olaya inanmak gerekir.
Meteoritlerin kendi ışınları yoktur. Dünya çekim alanına girenleri atmosferde sürtünmeden dolayı akkor haline gelir; kimi parçalanıp toz haline girerken, kimi de yeryüzüne düşebilmektedir.
Konuya astrofizik (yani fizik ilminin astronomiye uygulandığı ilim dalı), astronomi ve astronomik uzaklıklar açısından bakıldığı zaman, kâinatın büyüklüğü, İlâhî kudretin sınırsızlığı çok daha rahat anlaşılabilir.
Yalnız Samanyolu denilen galeksiye bakılınca, en az yüz milyon yıldızın onu oluşturduğu görülür. Güneş ise bu yıldızlardan sadece biridir. Şüphesiz bu galeksiden başka uzayda birçok galeksiler vardır. Onlardan bir kısmı o derece uzaktır ki ışıkları bize yüz milyonlarca yılda ancak ulaşabilmektedir. Bu da kâinatın akıl almaz büyüklükte olduğunun bir başka belgesidir.
Yapılan astronomik hesaplara göre, en parlak yıldız olan Sirius, dünyamızdan sekiz ışık yılı, yani 75 684 400 000 000 km. uzaklıktadır.
Günümüzde yıldızlar hakkında bilgi edinmenin başlıca dört metodu söz konusudur. Tayf analizi, Dopper etkisi, fotometre ve fotoğraf..
İlgili âyetle, gerekli metodlarla araştırma yapılmasına işâret edilmekte ve insan aklı harekete geçirilmek istenmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, ölüm ve dirimin yaratılmasının sebep ve hikmetlerinden biri üzerinde duruldu. İlâhî kudretin yüceliğini yansıtan göklerin yedi tabaka halinde tam uyum ve denge üzere bulunduğuna değinildi. Sonra da dünya semasının veya en yakın semanın yıldızlarla süslendiği belirtilerek ilim adamlarına hareket noktası gösterildi.
Aşağıdaki âyetlerle, bunca delil ve belgelere rağmen inkârında ısrar edip o vaziyette ölenlerin âhiret âleminde uğratılacakları elim azabın önemli safhaları açıklanıyor. Gönderilen peygambere gönül kulağını verip teblîğ ettiği esasları akıl terazisinde tartmanın ve her zaman aklın yolunu seçmenin lüzumu belirtiliyor. Sonra da aklını bu doğrultuda kullanıp Cenâb-ı Hak’tan saygı ile korkan müʹminler büyük ecirle müjdeleniyor.