Hadid Suresi 1-3. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يُحْيِ وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ هُوَ الْاَوَّلُ وَالْاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

1.

Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tespih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Diyanet İşleri

2.

Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca O'nundur. Diriltir, öldürür. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

3.

O, ilk ve sondur. Zahir ve Batın'dır. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

HADÎD SÛRESİ

25. âyette «demir»den ve ondaki faydalardan söz edildiğinden, bu mâ­naya gelen «hadîd» sûreye isim olmuştur.

Sûrenin tamamı Medineʹde inmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 27/235)

Âyet sayısı: 29

Kelime »: 544

Harf »: 2476 (Lübabu’t-te’vîl: 4/226)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Allah’ın sıfatlarına ve güzel isimlerine yer veriliyor. O’nun sana­tının eşsizliğinin yarattıkları üzerinde tezahür ettiği bildiriliyor.

2- Muhtaçlara gıda yardımında bulunmak ve toplumun zayıflarına destek olup cömertlik elini uzatmak tahrîk ve teşvîk ediliyor.

3- Müslümanların kıyâmet gününde noksansız bir nura kavuşacak­ları müjdeleniyor.

4- Allah için faizsiz ödünç vermenin sevâbının çok yüksek olacağı üzerinde duruluyor.

5- Dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret bulunduğuna dik­katler çekiliyor.

6- Âhiret hayatının önemine ve iyi amellerle o hayata hazırlanma­nın lüzum ve yararlarına değiniliyor; bu hususta İlâhî murad açıklanıyor.

7- Musîbete uğrayanlar teselli ediliyor.

8- Kibir, gurur ve başkasına tepeden bakma gibi mü’mine yakışma­yan huylar ve sıfatlar yeriliyor. Sonra da cimriliğin sevilmeyen bir sıfat olduğu belirtiliyor.

9- Adâletle iş görmek ve her yerde, her konuda âdil olmak teşvîk ediliyor.

10- Gelip geçen ümmetlerin yıkılış ve çöküş sebepleri üzerinde duru­larak, o gibi tarihî olaylar üzerinde iyice düşünüp ibret ve öğüt almamızın gereğine işârette bulunuluyor.

11- Nuh (A. S. ) ve İbrahim (A. S. ) kıssaları birer ibretli misal olarak anılıyor.

12- Hem kendi peygamberlerine, hem de son peygamber Hz. Muham­medʹe (A. S. ) imân eden Kitap Ehliʹnin mükâfatının kat kat olacağı bildiri­liyor.

13- Peygamberliğin tahsîl ile elde edilebilecek bir meslek olmadığına atıf yapılarak aydınlatıcı bilgi veriliyor.

MEÂLİ:

1- Göklerde ve yerde olanların hepsi Allahʹı tesbîh ve tenzih eder. O, çok üstün, çok güçlüdür, hikmet sâhibidir.

2- Göklerin ve yerin mülkü (tasarruf ve hükümranlığı) Oʹna aittir. Diriltir ve öldürür. Oʹnun kudreti her şeye yeter.

3- O, Evvel’dir (Oʹndan önce hiçbir şey yoktur ve Oʹnun öncesi de yoktur). Âhirʹdir (her şey Oʹnda son bulur, Oʹnun sonu ve sınırı yoktur). Zâhirʹdir (sıfatlarının tezahürüyle, ilim ve kudretinin tecelli ve eserleriyle varlığı ortada açık olarak bilinmektedir). Bâtınʹdır (zâtı ve mahiyeti kavranamaz, niceliği ve nasıllığı bilinemez, idrâk edilemez). O, her şeyi bilendir.

İLGİLİ HADÎS

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz yatağına uzandığı zaman şöyle duâ ederdi:

«Ey yedi göğün, büyük Arşʹın Rabbi olan Allahım! Ey bizim ve her şe­yin Rabbi! Tevrat, İncil ve Furkanʹı indiren; tohum ve çekirdeği yaran Rab­bim! Senden başka ilâh yoktur. Alnından (perçeminden) tutup (güttüğün) her şeyin şerrinden sana sığınırım. Sen evvelsin, senden önce hiçbir şey yoktur. Sen âhirsin, senden sonra bir şey yoktur. Sen zâhirsin, senden üstün bir şey yoktur. Sen bâtınsın, senden öte bir şey yoktur.

Borcumuzu ödeme imkânını bize lûtfeyle ve bizi fakirlikten kurtarıp zengin eyle. » (Müslim/zikir: 61- Ebû Dâvud/edeb: 98- Tirmizî/daavat: 19, 67- İbn Mâce/duâ: 15- Müsned-i Ahmed: 2/381, 404, 532)

CENÂB-I HAKKʹI TESBÎH VE TENZÎH

«Göklerde ve yerde olanların hepsi Allahʹı tesbîh ve tenzîh eder. O, çok üstün, çok güçlüdür; hikmet sâ­hibidir. »

Göklerde ve yerde canlı-cansız ne varsa her şeyin Cenâb-ı Hakkʹı tes­bîh ettiği açıklanmaktadır.

Canlılar, akıl sahibi olanlar ve olmayanlar diye iki kısma ayrıldığına göre, burada «tesbîh»in delâlet ettiği mâna ne olabilir?

«Sebh» maddesi, suda ve havada hızlı geçiş anlamına gelir. Bu mâ­nayla yıldızların kendi yörüngelerinde hızlı dönüşlerine «tesbîh» denilebi­lir. Ayrıca atın hızlı koşarak yol alması da bu kelimeyle ifade edilir.

Terim olarak, Allahʹı her türlü noksanlıktan, beşerî sıfatlardan tenzîh etmek suretiyle, bunu ibâdet yoluyla sözlü ya da fiilî olarak izhar etmek anlamında kullanılır.

Böylece «tesbîh», sözlü, fiilî, hissî ve fikrî her türlü ibâdeti kapsa­maktadır. O halde akıl sahiplerinin iki ayrı tesbîhi vardır: Biri, kulluk göre­viyle ilgili olup Cenâb-ı Hakk’a yapılan ibâdettir. Diğeri, insanın yaratılışın­daki İlâhî sanatın açık delâletidir.

O halde biri irâdeye bağlı, diğeri irâde dışında iki ayrı tesbîh ve ten­zîh söz konusudur.

Akıl sâhibi olmayan canlıların tesbîhi, yaratıldıkları amaca yönelik hiz­met vermeleri; hilkat kanuna bağlı kalarak kendi sesleriyle Hakkʹı anma­larıdır.

Cansız varlıkların tesbîhi ise, taşıdıkları atomların baş döndürücü bir hızla hareket halinde olması ve yüksek bir plân ve proğrama bağlı kalıp amaca yönelik olarak baş eğmesidir.

Bu mânayla her şey Cenâb-ı Hakk’ı tesbîh ve tenzîh etmekte, O’nun varlığının ve birliğinin tecelli aynası olmaktadır. Zira Cenâb-ı Hak yegâne üstün ve çok güçlüdür. Kudreti sınırsızdır. Aynı zamanda yegâne hikmet sâhibidir; hikmet dışı hiç bir tecellisi söz konusu değildir.

Üstündür, zira her şey Oʹnun eseridir ve O’nun koyduğu kanuna baş eğmiştir. O çok güçlüdür; zira her şey O’nun tasarrufu altındadır. Hikmet sâhibidir; çünkü her şeyi belli bir plân ve proğrama göre yaratıp belirlen­miş kanunlara bağlamıştır. Böylece eşya arasında en sağlam denge ve düzeni kurmuştur. Boşuna, anlamsız yaratılan hiçbir şey yoktur.

GÖKLERİN VE YERİN MÜLKÜ OʹNUNDUR

«Göklerin ve yerin mülkü (tasarruf ve hükümranlığı) O’na aittir. Diriltir ve öldürür. O’nun kudreti her şeye yeter. »

Kâinat bütünüyle Cenâb-ı Hakk’ın sınırsız kudretinin eseridir. O’nun kudreti hep sınırsız olduğuna göre, varlık alanına getirilen her şey o kud­retin kapsamı içindedir. O halde mülk Oʹnundur; tasarruf hakkı münhasıran O’na aittir. Mülkünde eşi, tasarrufunda ortağı; düzeninde yardımcısı yok­tur.

Diriltme, var kılıp hayat verme sadece O’nun kudretinin tezahürüdür. Öldürme kanunu da O’nun hikmetinin ayrı bir tecellisidir. O, sonradan var olmamış ki başkasına muhtaç olsun. Kendisini yaratan yok ki, onun kud­reti karşısında eğilsin. Varlığı kendindendir. Zira O, «vâcibüʹl-vücud»dur.

O, EVVELDİR, ÂHİRDİR, ZÂHİRDİR, BÂTINDIR

«O, Evvel’dir (Ondan ön­ce hiçbir şey yoktur ve O’nun öncesi de yoktur). Âhir’dir (her şey Oʹnda son bulur, Oʹnun sonu ve sınırı yoktur. ) Zâhir’dir (sıfatlarının tezahürüyle, ilim ve kudretinin tecelli ve eserleriyle varlığı ortada açık olarak bilinmek­tedir). Bâtınʹdır (zâtı ve mahiyeti kavranamaz, niceliği ve nasıllığı biline­mez, idrâk edilemez). O, her şeyi bilendir. »

Allah Evvel’dir:

Oʹnun başlangıcı yoktur; O her şeyden öncedir; önceliği bir sınırla ka­yıtlı değildir. Zira O vardı ve hep var olacaktır; her şey Oʹnun eseridir. Zira öncesi olan her şey, sonradan yaratılıp vücut bulmuş demektir. Sonradan yaratılan her şey, mutlaka bir yaratıcıya muhtaçtır. Cenâb-ı Hak -bir sınır çizmeksizin- ezelde vardı, hiçbir şey yoktu.

Allah Âhir’dir:

O ezelde var olduğu gibi, hep var olacak, her şey fenâ bulacak; ama O’nun sonu ve sınırı olmayacaktır. Eşyayı ifnâ edip kendisi bâki kalacak ve irâdesi tecelli ettiği zaman varlık âlemini yeni bir düzenlemeyle tekrar var kılacaktır.

Allah Zâhirʹdir:

Yegâne üstün O’dur ve yüceliği sonsuz ve sınırsızdır. Her şeye galip­tir. Zatıyla mahiyetiyle bilinmesi mümkün değildir. Zira gözler O’nu idrâk edemez, ama gözleri ve her şeyi O idrâk etmektedir. Ancak sıfatlarının te­celli ve tezahürleriyle varlığını hissettirir ve kudretinin damgasını eşyada gösterir. O bakımdan her şeyde O’nun varlığına delâlet eden açık âyet var­dır. O bakımdan da «zâhir»dir.

Allah Bâtın’dır:

O mutlak anlamda her şeyi bilir; fakat O’nun zatı ve mahiyeti bilinmez. İnsan aklı ve düşüncesi Oʹnun zatını kavrayamaz. İlim ve kudreti her şeyi kapsayıp kuşatmıştır. Zatı için bir zaman ve mekân düşünülemez. Zira bu iki kavram, sonradan yaratılan eşya ile bağlantılıdır.

Diğer bir yorumla:

O Evvelʹdir varlığıyla. O’ndan önce hiçbir şey mevcut değildi. Önce­liği sınırsızdır.

O Âhir’dir, O’ndan sonra hiçbir şey yoktur; yani her şey Oʹnda son bulur.

O Zâhir’dir, birliğine delâlet eden belgelerle bilinebilir. Sıfatlarının te­cellileri eşyada tezahür eder.

O Bâtın’dır, O’nun zatı ve mahiyeti bilinmez; niceliği ve nasıllığı akıl ve düşünce sınırının ötesindedir, idrak edilmez.

O Kadîm-i evveldir; Rahîm-i âhirdir. Hâkim-i zâhirdir; Âlim-i bâtındır.

O, iyilik ve ihsanıyla öndedir ve öncedir. Yarattıklarına kendi varlığını ve birliğini tanıtmıştır.

O, cömertliğiyle de sonsuz ve sınırsızdır. Çünkü insanlara ihsânda bu­lunup tevbe ve pişmanlık yollarını öğretmiştir.

O, tevkifiyle zâhirdir. Çünkü yetenekli kullarını kendi zatına ve kud­retine secdeye muvaffak kılmıştır.

O, gizlenmesiyle bâtındır. Zira insanlar günah işledikleri zaman onla­rın günahlarını gizleyip açığa vurmaz.

Cüneyd el-Bağdadîʹye (K. S. ) göre:

O, kalpleri açıp genişletmekle Evvelʹdir. Günahları bağışlamakla Âhir’dir. Sıkıntı ve üzüntüleri gidermekle Zâhirʹdir. Gaybî ilimleri bilmekle Bâtın’dır.

Hz. Ömer (R. A. ), Cenâb-ı Hakk’ın bu dört sıfatını Kâb (R. A. )den sor­duğunda, adı geçen şöyle yorumlamıştır: «O’nun evvel ile olan ilmi, âhir ile olan ilmi gibidir. O’nun zâhir ile olan ilmi, bâtın ile olan ilmi gibidir. » (Lübabu’t-te’vîl: 4/226, 227)

İmam Kurtubî bu sıfatların, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz tarafından açık­landığına dikkat çekerek, «Onun açıklaması bizi her çeşit yorumdan müs­tağni kılacak anlam ve muhtevadadır» demiştir.

Bu sıfatları kendi yol ve meşreplerine göre yorumlayıp «vahdet-i vü­cut» (panteizm) açısından sonuç çıkarmak isteyenlere, yine Resûlüllâh (A. S. )ın, Sahîh-i Müslimʹde rivâyet edilen hadîsini hatırlatmakta yarar var­dır. Şöyle ki:

«Allahım! Sen Evvelʹsin, senden önce hiçbir şey yoktu. Sen Âhir’sin, sonsuzsun, senden sonra hiçbir şey yoktur. Sen Zâhirʹsin, senin üstünde hiçbir şey yoktur. Sen Bâtınʹsın, senden öte hiçbir şey yoktur. Borcumuzu ödeme imkânını bize lûtfeyle ve bizi fakirlikten (kurtarıp) zengin eyle. » (Sahîh-i Müslim/zikir: 61)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, varlık âleminde her şeyin Cenâb-ı Hakk’ı tesbîh ve tenzîh ettiğine değinildi ve her şeyin O Yüce Kudretʹe ait olduğu belir­tildikten sonra, geniş yorum isteyen dört sıfatı üzerinde duruldu.

Aşağıdaki âyetlerle, Allah’ın kudretinin sınırsızlığına delâlet eden beş kadar İlmî belgeye yer veriliyor ve böylece İlâhî ilmin her şeyi kapsayıp kuşattığı dolaylı şekilde anlatılıyor.