VÂKIA SÛRESİ
el-Hasan, İkrime, Câbir ve Atâ’a göre: Tamamı Mekke’de inmiştir. İbn Abbas (R. A. ) ile Katade’ye göre: 82. âyeti müstesnâ tamamı Mekke’de inmiştir. Kelbî’ye göre: 39 ve 40. âyetleri, Resûlüllâh (A. S. ) Medine’ye sefer yaparken yolda inmiştir ve 81, 82. âyetleri ise, Resûlüllâh (A. S. ) Mekke’ye giderken yolda inmiştir. Geriye kalanının tamamı Mekke’de inmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 17/194- Tefsîr-i Fethü’l-Kadîr/Sevkanî: 5/146)
Âyet sayısı: 96
Kelime »: 398
Harf » : 1703 (Tefsîrü Garâibi’l-Kur’ân/Nizamuddin Nisâbûrî: 24/97)
Sûreyle ilgili hadîsler:
«Kim her gece Vâkıa Sûresiʹni okursa, ona ebediyen fakirlik ulaşıp dokunmaz. » (Ebû Ya’lâ - İbn Murdeveyh - Beyhakî: İbn Mes’ud (R. A. )den)
«Vâkıa Sûresi, zenginlik sûresidir. » Yani zengin olmaya vesîle kılınan bir sûredir. «Onu hem okuyun, hem de çocuklarınıza öğretiniz. » (İbn Asâkir: İbn Abbas (R. A. )dan)
«Kadınlarınıza Vâkıa Sûresi’ni öğretiniz. Çünkü bu sûre zenginliğe vesîle olan sûredir. » (Deylemî: Enes (R. A. )den)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Kıyâmet olayı meydana geleceği zaman yerkürenin müthiş sarsılacağı, dağların tuzbuz haline gelip dağılacağı konu ediliyor.
2- Hesab gününde insanların genel anlamda üç sınıfa ayrılacağı haber veriliyor.
3- Öncekilerle sonrakilerin hesap alanında biraraya toplanacağı gün çok duyarlı ve düşündürücü bir anlatımla işleniyor.
4- Yüce Yaratan’ın varlığına delâlet eden deliller sıralanıyor.
5- Öldükten sonra dirilme, mahşer alanına sevk edilme ve hesaba çekilmeyle ilgili delil ve belgelere yer veriliyor.
6- Bütün bu fizikötesi ve gaybe dayalı haberlerin hak olduğu belirtiliyor.
7- Hakk’ı yalanlayan sapıkların azarlanıp kınanacağına dikkatler çekiliyor.
Sûrenin önemi:
İlim adamları diyor ki: «Kim öncekilerle sonrakilerin; cennettekilerle cehennemliklerin; dünya ehliyle âhiret ehlinin haberlerini öğrenmek istiyorsa, Vâkıa Sûresiʹni okusun. »
Ashab-ı Kirâm’dan İbn Mesʹud (R. A. ) hasta yatıyordu. Üçüncü Halîfe Hz. Osman (R. A. ) onu sormaya geldi ve aralarında şu konuşma geçti:
- Şikâyetin nedir?
- Günahlarım.
- Canın ne istiyor?
- Rabbımın rahmetini.
- Bir tabip çağırtayım mı?
- Beni hastalandıran odur.
- Sana yardım yapılması için emir vereyim mi?
- Hayır, onu hayatımda benden esirgedin. Şimdi ise ölmek üzere bulunduğum bir sırada vermek istiyorsun, neye yarar?
- İyi ama, senden sonra kız çocuğuna kalır.
- Ölümümden sonra kızlarımın sıkıntı çekeceğini mi sanıyorsun? Şüphen olmasın ki, onlara her akşam «Vâkıa Sûresi»ni okumalarını tavsiye ettim. Çünkü bu hususta Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle buyurdu: «Kim her gece Vâkıa Sûresi’ni okursa, ona ebediyen fakirlik ulaşıp dokunmaz. » (İbn Abdilberr/et-Temhîd’de rivâyet etmiştir.)
MEÂLİ:
1-2- Kıyâmet olayı meydana gelince, -ki onun meydana gelmesini (inkâr edecek) yalancı (bir nefis) bulunmaz-.
3- (Bu büyük olay kimini) alçaltır, (kimini) yükseltir.
4- Yer sarsıldıkça sarsıldığı,
5-6- Dağlar tuz-buz olup parçalandığı, toz halinde dağıldığı zaman,
7- Sizler üç sınıfa ayrılmış bulunacaksınız.
8- Meymenetliler, ne mutludur meymenetliler!
9- Şeametliler, ne bedbahttır şeâmetliler!
10- İyilikte öne geçenler, (mükâfatta da) öne geçenlerdir
11- İşte (Allahʹa) yakın olanlar bunlardır.
12- Bunlar Nîmet (veya Naîm) Cennetlerindedirler.
İLGİLİ HADİSLER
«Mi’rac Gecesi dünya semasına yükseldiğimde bir adam ile karşılaştık. Sağında ve solunda birer karartı bulunuyordu; sağına bakınca gülüyor, soluna bakınca ağlıyordu. Beni görünce: «İyi-yararlı peygambere, sâlih evlâda merhaba! » dedi. O’nun kim olduğunu Melek Cebrâilʹe sordum. Cevap verdi: «Adem Peygamber’dir. Sağında ve solunda bulunan karartı onun zürriyetinin mayasıdır. Sağındakiler cennetliktir, solundakiler cehennemliklerdir.. » (Buharî/salât: 1, enbiyâ: 5- Müslim/imân: 263- Ahmed: 5/143)
«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, ashabına şöyle sordu.
- Kıyâmet günü Allahʹın gölgesine doğru öne geçenler kimlerdir bilir misiniz?
Ashab-ı Kirâm:
- Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dediler.
Bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurdu:
- Onlar o kimselerdir ki, hakları verilince kabul ederler; kendilerinden bir şey istenilince bolca verirler; insanlar hakkında bir karar verince, kendi nefisleri hakkında verdikleri karar ve hüküm gibi hüküm verirler. » (Müsned-i Ahmed: 6/67, 69)
Resûlüllâh (A. S. ) buyurdu:
«Öne geçenler kimlerdir bilir misiniz? » Ashab-ı Kirâm: «Allah ve Peygamberi daha iyi bilir» diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) şöyle buyurdu: «Kendilerine hak verilince kabul edenler; kendilerinden bir şey istenildiği zaman verenler ve kendi nefislerinden yana hükmettikleri gibi, insanlardan yana da hükmedenlerdir. » (Müsned-i Ahmed: 6/67, 69)
KIYÂMET OLAYI VE SONUÇLARI
«Kıyâmet olayı meydana gelince -ki onun meydana gelmesini (inkâr edecek) yalancı (bir nefis) bulunmaz-.. »
Kur’ân’da Âhiret hayatının Dünya hayatiyle anlam kazandığı; dünyasız bir âhiretin hikmetsiz ve anlamsız kalacağı; âhiretsiz de bir dünyanın anlam ve hikmet taşımıyacağı çok çeşitli anlatımlarla belirtilir ve böylece ikinci hayatın önemine ağırlık verilerek o, imânın şartlarından biri olarak tanıtılır.
«Kıyâmet», terim olarak, mevcut düzenin bozulması, yeni bir düzenin kurulup ölenlerin dirilip kalkması demektir. Cenâb-ı Hakk’ın ezelî plânında buna yer verildiğinden, günü gelince gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Bunun aksi düşünülemez. Çünkü Oʹnun çizdiği plân, koyduğu kanunlar değişmez.
O bakımdan Kıyâmetʹe, «vâkıa» denilmiştir. Vukuu, yani meydana gelmesi muhakkaktır. Zira Cenâb-ı Hakk’a göre, meydana gelmesi kesin olan bir olay, gelmiş kabul edilir ve ona göre bir anlatım kullanılır.
Kıyâmet olayı meydana gelip ölüler dirilince, artık hiçbir nefis, onu yalan sayamaz. İnkârcıların düne kadar inanmadıkları o müthiş olayı ayan- beyân görmeleri, hepsini şaşkına çevirecek, artık yalanlamanın hiçbir anlam ifade etmiyeceğini anlayacaklar. İkinci âyette bilhassa buna değinilmektedir.
KIYÂMET OLAYI KİMİNİ ALÇALTIR, KİMİNİ DE YÜKSELTİR
«(Bu büyük olay kimini) alçaltır, (kimini) yükseltir. »
Dünya’da Hakk’a baş eğmeyip Oʹnun buyruklarına iltifat etmiyenler; ikinci hayatı red ve inkâr edenler, o gün alçaltılıp aşağıların aşağısı edilirler. Dünya hayatına getirilmesinin hikmetini bilip Hakk’ı kabul ederek kulluğunun gereğini yerine getirenler ise, yükseltilip, O çok muktedir hükümdarın yanında doğruluk makamına yerleştirilirler.
Bunun sebebi açıktır:
Dünya, Âhiret’e hazırlık yeri ve dönemidir. İnsanoğlu ancak dünyada hayatın anlam ve hikmetini; yüce yaratanının varlığını ve kemal sıfatlarını öğrenebilir ve böylece ikinci hayat için yaratıldığını idrâk ederek ömür sermayesini ona göre değerlendirir.
İşte kendini böyle bir çizgiye getiren bahtiyarlar, dünyada köle ve esir olarak yaşasalar bile, âhiret hayatında azîz ve şerefli insanlar olarak yüksek makamlara erişirler; ebediyet bahçelerinde İlâhî cemaldan tecelli eden güzelliklerin hazzını yudum yudum tadarlar. Aksine bir inanç ve tutum ise, insanı hilkatin amacından uzaklaştırıp İblîsʹin tuzağına düşürür ve esîr eder. Bunun neticesi alçalma, hakarete uğrama ve İlâhî cemalin tecelli ve güzelliklerinden mahrum kalmaktır.
KIYÂMET SAFHALARINDAN İKİSİ
«Yer sarsıldıkça sarsıldığı; dağlar tuz-buz olup parçalandığı, toz halinde dağıldığı zaman. »
İlgili âyetlerle, kıyâmet olayı meydana geldiğinde, yerkürede daha çok ürpertici iki korkunç olayın gerçekleşeceği haber verilmektedir: a) Yeryüzü sarsıldıkça sarsılacak, mevcut düzeni alt-üst olup ayrı bir görüntü arzedecektir. b) Dağlar yerinden ayrılacak ve kısa bir süre içinde tuz-buz olup toz haline gelecektir.
Böylesine korkunç bir günün artık akşam ve sabahı olmayacaktır. Çünkü güneş sistemi de yörüngesinden çıkıp parçalanacak; yeryüzünde canlı diye bir şey kalmayacak. Sonra başka bir sistem ve düzen kurulacak ve artık sunʹi zaman ortadan kalkacak; o sistem ve düzende âhiret âlemi ve mahşer alanı başka bir düzenleme ile hep aydınlık olacaktır.
Bu ikinci hayatın eşiğine adım atıp içeri giren insanlar genel anlamda üç sınıfa ayrılacak:
1- Meymenetliler,
2- Meş’emetliler,
3- İleri geçenler.
Birinci sınıf, Arş’ın sağ tarafında yer alan yümünlü, uğurlu, bereketli inananlardır ki, bunların amel defterleri sağ ellerine verilir.
İkinci sınıf, Arş’ın sol tarafında yer alan, yümünsüz, uğursuz, feyizsiz insanlardır. Kendilerinde marifet ve bereket yoktur. Dünya’da hayatının dizginini nefis ve İblîs’in eline vermek suretiyle hikmete aykırı bir ömür yaşamışlardır. O bakımdan amel defterleri sol ellerine verilir.
Üçüncü sınıf, öne geçip Azîz ve Celîl olan Allah’ın izzet huzurunda, doğruluk makamında yer alan bahtiyarlardır. Bunlar, Allah’ın has konuklarıdır; bunlar, peygamberler, sıddîklar ve şehîdlerdir. Bir yoruma göre, dünyada sırat-ı müstakîm üzere olup ilâhî nîmete mazhar kılınmışlarla beraber olan mü’minler de bunlara dahildir.
Bunun gibi, birincilere «sağ kol», İkincilere «sol kol» da denilebilir. Çünkü birinciler, Adem (A. S. )ın sağ tarafından, İkinciler sol tarafından alınmıştır.
Üçüncüler ise, Ademʹin sağ tarafından alınanların en seçkinleridir ki, Kur’ân onları «sâbikun» sözüyle övmekte; iyilik ve sevapta, marifet ve fazilette öne geçenler olarak tanımlamaktadır.
Bu manayı dikkate alanlar, «öne geçenler»in dört kişi olduğunu belirtmişlerdir: Musa Peygamberin (A. S. ) ümmetinden Hızakl veya Hezekiel’dır. İsa Peygamberin (A. S. ) ümmetinden Habîb en-Neccar’dır. Üçüncü ve dördüncüsü ise, Muhammed (A. S. )ın ümmetinden Ebû Bekir (R. A. ) ile Ömer (R. A. )dır.
Birinci yorum, siyak ve sibaka daha uygun gelmektedir. Allah daha iyisini bilir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, kıyâmet olayının mutlaka meydana geleceği haber verildikten sonra iki önemli safhası konu edildi. Kıyâmet gününde insanların üç kısma ayrılacağı üzerinde durularak, yümünlü, feyizli ve bereketli bir hayat düzeni kurmamızın lüzumu belirtildi.
Aşağıdaki âyetlerle, ebedî saadet yurdu olan Cennetʹe lâyık görülen mü’minlere orada hazırlanan göz ve gönül açıcı nîmetler sıralanıyor ve ölmeden önce o nimetlere lâyık olma düzeyine gelmemiz emrediliyor.