TÛR SÛRESİ
Sûrenin birinci âyetinde Musa Peygamber’in, çıkıp üzerinde Allah ile konuştuğu Tûr Dağı’ndan söz edildiğinden sûre bu isimle anılmıştır.
Tamamı Mekke’de inmiştir. Buna muhalefet eden olmamıştır. (Tefsîr-i Kurtubî: 17/58- Lübabu’t-te’vîl: 4/186)
Âyet sayısı: 49
Kelime »: 312
Harf » : 1500 (Lübabu’t-te’vîl: 4/186)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Yüce âlemle aşağı âleme and içilerek, inkârcı azgınlar için mutlaka azâbın geleceği haber veriliyor.
2- Cehennem azabının bazı vasıfları anlatılıyor ve yalancıların o gün uğrayacağı zillet ve horluk konu ediliyor.
3- Cennet ehlinin nâil olacağı nîmetlerin bazı özellikleri anlatılarak, onlardan nasıl yararlanılacağı tasvîrle, teşvîk edici bir anlatıma yer veriliyor.
4- Peygamber (A. S. ) Efendimiz’e, risâleti teblîğde sebat göstermesi ve sataşan kâfirlere iltifat etmeyip yüz çevirmesi emrediliyor.
5- Allah’ın varlığı ve birliği, tartışma kabul etmez delil ve belgelerle isbat ediliyor.
6- Melekler için «Allahʹın kızları»dır diyenler kınanıyor.
7- İnkârda aşırı gidip hakkı inatla reddetmeleri sebebiyle kâfirlerin gerçeği göremiyecek kadar körleştiklerine değiniliyor.
8- Vaʹd olunan gün gelinceye kadar Hz. Peygamberʹin (A. S. ) putperest sapıkları kendi hallerine bırakması; açıktan bir çatışma ve vuruşmaya gidilmemesi tavsiye ediliyor.
9- Zâlimlerin dünyada da azâba uğratılacakları bildiriliyor.
10- Allahʹın kendi peygamberini insanların eziyet ve saldırısından koruyacağı haber veriliyor.
11- Resûlüllah’a (A. S. ) gece ve gündüz zikir ve tesbîhte bulunması emredilerek yakında hakkın üstün geleceğine işârette bulunuluyor.
MEÂLİ:
1- Tûr’a,
2-3- Yayımlanmış ince deri üzerine yazılı Kitâb’a,
4- Bayındır eve (veya Beytü’l-Maʹmûr’a),
5- Yükseltilmiş tavana,
6- Dolup kabaran (veya kaynayıp kabaran) denize and olsun ki,
7- Elbette Rabbin azâbı gerçekleşecektir.
8- Onu savacak bir güç yoktur.
9-10- O gün, gök döndükçe dönecek. Dağlar (yerinden ayrılıp) yürüyecek. (Hakkʹı) yalanlıyanların o gün vay hâline!
11-12- Ki onlar, daldıkları şeyde (küfür ve sapıklık içinde) eğlenip dururlar.
13-14- O gün, onlar Cehennem ateşine itildikçe itilecekler. «İşte bu, yalanladığınız ateştir! » (denilecek).
15- Bu da mı sihirdir, yoksa siz göremiyor musunuz?
16- Girin oraya! İster katlanın, ister katlanmayın sizin için birdir. Siz, ancak yapageldiklerinize karşılık cezâlandırılıyorsunuz.
İLGİLİ HADÎSLER
Enes b. Mâlik (R. A. ) diyor ki:
- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz yedinci gökte bulunan «Beytüʹl-Maʹmûr»a her gün yetmiş bin meleğin girdiğini ve bir daha onların dönmediğini gördüğünü haber verdi. (Müslim/imân: 264)
«Dört dağ, Cennet dağlarındandır: Dört ırmak Cennet ırmaklarındandır. Dört de savaş alanı Cennet alanlarındandır. »
Bunun üzerine soruldu:
- Onlar hangi dağlardır?
Cevap verdi:
- Uhud Dağı, Biz onu, o da bizi sever. Tûr Dağı. O da Cennet dağlarından bir dağdır. Lübnan Dağı da Cennet dağlarından bir dağdır. Cûdî Dağı da Cennet dağlarından bir dağdır. » (İbn İshak - Kurtubî: 17/58)
ÜSTÜN DEĞERLİ BEŞ ŞEYE YEMİN EDİLMİŞTİR
«Tûrʹa, yayımlanmış ince deri üzerine yazılı kitaba… and olsun ki.. »
Kur’ân’da Cenâb-ı Hak çok önemli bir hususu açıklarken veya dikkatleri fazlasıyla bir konuya çekmeyi murad ederken, üstün değerde olan bazı şeylere yemin ederek başlar.
«Elbette Rabbin azâbı gerçekleşecektir» meâlindeki âyette yer alan İlâhî haberin kuru bir tehdît olmadığı; azgın putperestlerin dönüş yapmadıkları, imân saadetine kalplerini açmadıkları ve öylece küfür üzere ısrar edip öldükleri takdirde, Allahʹın adâleti gereği ve vaʹdi icabı azaptan kurtulamayacakları; aynı zamanda o azabın bir kısmını da dünyada iken görecekleri bildirilerek, bunun mutlaka gerçekleşeceğini beyanla ilâhi uyarı yapılıyor.
Üstün değerde olup kutsal sayılan beş şey:
1- Tûr Dağı.
«Tûr»un cins isim olduğu söylenir. Şöyle ki: Üzerinde bitki örtüsü bulunan her dağa «tûr» denilir. Tabiînden Mücâhid de bu ismin Süryaniceʹde «dağ» anlamına geldiğini kaydetmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 17/58)
İlgili âyette ise, Musa Peygamberʹin (A. S. ) İlâhî emir gereği üzerine çıkıp 40 gece kaldığı ve indirilen Tevrat âyetlerini, ya da levhalarını telakki ettiği özel dağın ismidir ki, ona «Tûr-i Sinâ» ve «Tûr-i Seynâ» denilmektedir.
Mukatil b. Hayyan’a göre: İncir ve zeytin ağaçlarıyla örtülü yanyana iki dağ vardır. Birine «Tûr-i Seynâ», diğerine «Tûr-i Zeytâ» denilir.
2- İnce deri üzerine yazılı kitap.
Eski ve orta çağlarda kutsal ve kıymetli kitapların korunması için ceylan derisine yazıldığı, yapılan ciddi araştırmalardan anlaşılmıştır. Nitekim Tevrat ve İncilʹin ince deri üzerine yazılıp rulo halinde havra ve kiliselerde korunduğunu biliyoruz. Ayrıca Kurʹân-ı Kerîm’in de gerek Ashab-ı Kirâm, gerekse onlardan sonra bir iki asır içinde ceylan derisi üzerine itinayla yazılıp muhafaza edildiği de bir gerçektir.
Böylece Cenâb-ı Hak, ince deri üzerine satır satır itinayla yazılan kitaba yemin ederken, hem semavî kitapların kutsallığına, hem de bu gibi kitapların en iyi kâğıda basılmasına işârette bulunmaktadır.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin komşu devletlerin kral ve hükümdarlarına gönderdiği bazı mektup ve nâmelerin de deri üzerine yazıldığı, elde edilen tarihî belgelerle ortaya çıkmış bulunuyor.
Müfessirlerimiz âyette geçen «kitab-ı mestûr»u «Levh-i Mahfûz» veya sadece «Kur’ân-ı Kerîm» ile yorumlamışlardır. Bir kısmı ise, âhiret gününde âmellerin yazılı bulunduğu deftere işâret edildiğini belirtmiştir. Allah daha iyisini bilir.
3- Beyt-i Maʹmûr.
Bunun Türkçemizde sözlük olarak karşılığı «bayındır ev»dir. Hadîslerin açık delâletinden anlaşıldığı üzere, bu, yedinci gökte Kâbe’nin benzeri, fakat kıyaslanmıyacak kadar büyüklükte tavaf mahallidir. Melekler burayı yetmişer binlik gruplar halinde tavaf edip bir kapısından girerler, diğer kapısından çıkıp bir daha geri dönmezler.
Böylece Mekkeʹdeki kutsal Kâbe ile gökteki Beytüʹl-Ma’mûr arasında hem kutsallık, hem de tavaf edilme bakımından benzerlik ve irtibat söz konusudur.
Nitekim İbnü’l-Kevâ, Hz. Ali’den (R. A. ), Beytü’l-Ma’mûr’un ne olduğunu sorduğunda, imam ona şu cevabı veriyor: «Yedi göğün üstünde bir evdir ki, tam Arş’ın altındadır. Ona «Durâh» da denir. »
el-Hasan ise bunu «Kâbe» diye yorumlamıştır. Çünkü Kâbe devamlı dolup taşan ma’mûr bir ev olarak bulunmaktadır.
4- Yükseltilmiş tavan..
Yıldızlar âlemi bize göre bir tavan görünümündedir. Kur’ân ilgili âyetle bu görüntüyü tasvîr etmekte ve kolay anlamamızı güzel bir benzetmeyle sağlamaktadır.
Enbiyâ Sûresi 32. âyette ise, göğün bu görünümü şöyle açıklanmaktadır: «Göğü de korunmuş bir tavan yaptık. » O bakımdan «Sakf-i Mahfûz»un gök olduğu, aynı zamanda belli plâna göre, düzenlenip korunduğu belirtilmekte ve kurulu düzenin mükemmelliğine işâret edilmektedir.
5- Bahr-i Mescûr.
«Dolup kabaran deniz» diye çevirisini yaptığımız bu terkip üzerinde farklı yorumlarda bulunulmuştur:
a) Tabiîn’den Mücâhidʹe göre: «Yanıp tutuşan deniz» demektir. Zira kıyâmet olayında denizlerin tutuşup ateş haline geleceği âyet ve sahîh hadîsle sâbit olmuştur. Nitekim Tekvîr Sûresi 6. âyette: «Denizler birbirine karışıp kaynaştığında (veya ateş haline geldiğinde).. », İnfitar Sûresi 3. âyette: «Denizler kaynayıp birbirine karıştığında.. » buyurulmaktadır.
b) Katadeʹye göre: Dolu deniz demektir.
c) İbn Abbasʹa (R. A. ) göre: Suyu çekilip kuruyan denize delâlet etmektedir. Nitekim Araplar, suyu kalmamış havuza «havz-ı mescûr» derler.
d) Tabiîn’den İkrime’ye göre: Bu, Arşʹın altında yer alan çok büyük bir denizdir.
Kur’ân-ı Kerîm, 1400 şu kadar yıl önce denize yemin ederek onun önemini belirtir anlamda bize ön fikir vermektedir. Günümüzde denizin önemi ve yararı artık iyice anlaşılmış bulunuyor. Denizlere hâkim olan milletler çok zengin kaynaklara sahip olma şansına sahiptirler.
Kıyâmet olayında denizlerin yanıp ateş haline gelmesi:
Bu, bir ihtimal zincirleme hidrojen patlamasıyla denizlerin ve atmosferin ateş haline geleceğine işâret olabilir veya başka bir sebepten dolayı böyle bir dönüşüm gerçekleşebilir.
Yemin edilen beş şeyden çıkarılan sonuçlar:
1- Dağları ormanlık haline getirip bitki örtüsüyle örtmemiz tavsiye ediliyor.
2- Önemli kitapları, özellikle kalıcılık arzedenleri itinayla en güzel şekilde en iyi kâğıda bastırıp korumamız isteniliyor.
3- Kâbe’nin her bakımdan mü’minlerin kardeşlik, birlik ve dirlik odağı kılınması, yüce âlemdeki benzerinin mevcudiyetiyle vurgulanıyor.
4- Göklerin tam düzen ve dengede olduğuna dikkatler çekilerek araştırıcı olan ilim adamlarına hareket noktası belirleniyor.
5- Denizlerin hem insanlardan yana faydasına işâret ediliyor, hem de kıyâmete yakın kaynayıp ateşe dönüşeceği haber veriliyor.
KIYÂMET OLAYIYLA MEYDANA GELECEK DEĞİŞMELER
«Elbette Rabbin azabı gerçekleşecektir. Onu savacak bir güç yoktur. O gün gök döndükçe dönecek. Dağlar (yerinden ayrılıp) yürüyecek.. »
Allahʹın azâbının gerçekleşeceği, onu savacak bir gücün olamayacağı işlenirken, bu azabın kıyâmet olayıyla belirginleşeceği haber verilmektedir. Sonra da kıyâmette meydana gelecek yönlendirici iki safhaya dikkat çekilmekte ve böylece Hakk’ı inkâr edenler uyarılmaktadır:
a) O gün gök döndükçe dönecek.
Sistemler ve onlara bağlı yıldızlar, gezegenler yörüngelerinden çıkacak, yıldızlar birbirine çarpılıp parçalanacak ve kâinatın mevcut düzeni alt-üst olacaktır.
b) Dağlar (yerinden ayrılıp) yürüyecek.
Böylece yerküre de yörüngesinden çıkıp dümdüz bir yumurta gibi pürüzsüz hale gelecek, boşlukta kayıp gidecek yeni düzenin kurulacağı vakte kadar her şey denge ve düzenini kaybedecektir.
Neden kâinatın düzeni bozulacak?
Mevcut düzen, insanların ve diğer canlıların yaşamasına uygun şartları ve ortamı beraberinde taşımaktadır. Yeryüzünde insan nesli son bulunca, yani ruhlar âlemindeki en son insan ruhu yeryüzüne inip kendine ait bedene girince, dünyanın ömrü tamamlanmış olacak. İkinci hayatı kalıcı olarak devam ettirecek yeni bir düzenin, ortam ve şartların hazırlanması gerekecek. Zira bugünkü mevcut düzen ve şartlar, ölümlü bir hayata göre plânlanmıştır. Ölümsüz kalıcı bir hayat için yeterli değildir. O bakımdan yeni bir düzenin kurulması zorunludur.
HAKKI YALANLAYAN VE BÂTILI SAVUNAN İNKÂRCILAR
«(Hakk’ı) yalanlayanların o gün vay haline! Ki onlar, daldıkları şeyde (küfür ve sapıklık içinde) eğlenip dururlar. »
Cenâb-ı Hak, kıyâmet olayından iki safhayı haber verdikten sonra, hakkı yalanlayanların âhiret âleminde dört ayrı kınama ve suçlama ile karşılaşacaklarını bildirerek, duygu ve düşüncelerini yönlendirmeyi murad ediyor; dünya hayatında insanı saptıran iki büyük gaflet üzerinde durarak inkârcıları tehditte bulunuyor.
O yüzden âhirette, dünyadaki amellerine uygun olarak ilk adımda kınama, azarlama ve gerçeği hatırlatma cezası söz konusu oluyor; şöyle ki:
1- Kâfirler Cehennem ateşine zillet ve horluk havası içinde itilirler.
2- Onlara: «İşte yalan saydığınız ve sandığınız Cehennem budur» denilir.
3- «Yoksa buda mı bir sihir veya büyüdür? » şeklinde uyarılar yapılır.
4- «Girin oraya. İster katlanın, isterse katlanmayın sizin için birdir fark etmez» denilir.
Bütün bu azap ve kınamalar, azarlama ve itilip kakılmalar, ilâhî adâletin gereği, Sünnetullahʹın icabıdır. Çünkü ceza amelin cinsindendir. Cenâb-ı Hak ancak âdildir, kimseye mümkün değil zulmetmez. Ama insan kendi kendine zulmeder.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, dört önemli şeye yemin edilerek, İlâhî adâlet gereği azabın mutlaka gerçekleşeceği haber verildi ve kıyâmet olayı üzerinde durularak yönlendirici uyarılar yapıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, Allah’tan korkup kötülüklerden sakınan mü’minlere hazırlanan altı yüksek nîmete değiniliyor ve özendirici bilgiler veriliyor. Doğru yolda olup imân üzere ölen mü’minlerin neslinin de, dosdoğru imân ettikleri takdirde, fazîlet ve mükâfatta atalarına eriştirilecekleri müjdeleniyor. Sonra da Cennetʹin diğer gönül ferahlatıcı nîmetlerinden söz edilerek, imân ve sâlih amele karşılık verilecek mükâfatın güzelliği üzerinde duruluyor.