Fetih Suresi 1-3. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا لِيَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا وَيَنْصُرَكَ اللّٰهُ نَصْرًا عَزِيزًا

1.

Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.

Diyanet İşleri

2-3.

(2-3) Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım etsin.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

FETİH SÛRESİ

Birinci âyetinde açık bir «fetih»ten söz edildiğinden, bu kelime aynı zamanda sûreye isim olarak konmuştur.

Sûrenin tamamı hicri altıncı yılda Hudeybiye dönüşü Medine’ye yakın bir yerde inmiştir.

Nitekim İbn İshâk’ın Zührîʹden, onun da Urve’den, onun da Misver b. Mahreme ile Mervan b. Hakemʹden yaptığı rivâyette, son iki râvî şöyle de­mişlerdir: «Fetih Sûresi Hudeybiye anlaşmasıyla ilgili olarak Mekke ile Me­dine arasında inmiştir. » (Tefsîr-i Kurtubî: 16/259)

Âyet sayısı: 29

Kelime »: 560

Harf » : 2438 (Tefsîr-ü Garâibi’l-Kur’ân/Nizamuddin Nisâbûrî: 26/43)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Peygamber (A. S. ) Efendimiz açık bir fetihle ve böylece son dinin üstünlük sağlayacağı, inkârcı sapıkların hezimete uğratılacağı ile müjde­leniyor.

2- Mü’minlere zafer vaʹd edilirken, kâfirlere ve münafıklara azâp ha­zırlandığı haber veriliyor ve her geçen gün müʹminlerin imân ve irfanlarının artacağına işârette bulunuluyor.

3- Bedevîlerden Eslem, Cüheyne, Müzeyne ve Gıfar kabilelerinin mazeret ileri sürüp, umre maksadıyla Mekke’ye hareket eden Hz. Peygam­ber’le (A. S. ) birlikte çıkmayışları yeriliyor.

4- Hudeybiye’de ağaç altında Hz. Muhammed’e (A. S. ) beyʹat eden mü’minlerden Cenâb-ı Hakk’ın râzı olduğu belirtiliyor.

5- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in, müʹminlerle birlikte başları tıraş edilmiş halde güven içinde Mekkeʹye girdiklerine dair gördüğü rüyanın ger­çekleşeceği bildiriliyor.

6- Peygamber (A. S. ) ile mü’minlerin birbirlerine karşı merhametli, kâfirlere karşı şiddetli oldukları konu edilerek mü’minler övülüyor.

7- İyi-yararlı amellerde bulunan mü’minlere Allah’ın mağfireti ve bü­yük mükâfatı vaʹd ediliyor.

İNİŞ SEBEBİ

Hicretin altıncı yılında Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz umre yapmak üzere Mekke’ye gitmeyi kararlaştırdı. İslâmiyeti din olarak seçen çevre kabile­lere haber salındı ve yaklaşık 1400 kişilik iman ve irfan kafilesiyle yola çı­kıldı. Ne var ki, İslâm düşmanı müşrikler, Hz. Peygamber’in (A. S. ) Mekkeʹye girmesine imkân vermediler. O yüzden hayli tartışma ve görüşmeler oldu. Savaş niyetiyle çıkmayan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, bütün tahriklere rağ­men nahoş bir olayın çıkmamasına çok özen gösterdi. Ashab-ı Kirâm’ın gerginleşen sinirlerini devamlı yatıştırmaya çalıştı. Sonra Hudeybiye mev­kiinde Mekkeli müşriklerle, birtakım ağır şartlar ileri sürmelerine rağmen anlaşmaya varıldı ve Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz mü’minlerle birlikte Me­dine’ye geri döndüler.

İbn Mesʹûd (R. A. ) diyor ki:

- Hudeybiyeʹden Medine’ye hareket ettikten sonra Resûlüllahʹın ya­nında bulunuyordum. Yolumuza devam ederken vahiy indiğini Resûlüllah’ın (A. S. ) o andaki değişen durumundan anladım. Vahiy hali geçince Resû­lüllah’ın (A. S. ) yüzünde sevinç pırıltısı görülüyordu. Böylece O, bize «İnnâ Fetahnâ» Sûresiʹnin indiğini bildirdi. (Müsned-i Ahmed- Ebû Dâvud- Nesâî)

Diğer bir rivâyette ise, şöyle belirtilmektedir:

- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in yaptığı seferlerinden birinde idi, ya­nında Ömer b. Hattâb (R. A. ) da bulunuyordu. Gece yol yürüdüğümüz bir sırada Ömer (R. A. ), Hz. Peygamberʹe (A. S. ) bir şey sordu. Peygamber (A. S. ) cevap vermedi. Ömer (R. A. ) aynı şeyi ikinci ve üçüncü defa sorduysa da Cenâb-ı Peygamber (A. S. ) yine susup cevap vermeyince, Ömer (R. A. ) ken­di kendine: «Anan seni yitirsin ya Ömer! Üç defa tekrar tekrar sordun ama Peygamber (A. S. ) cevap vermedi» diyerek mırıldandı. Sonra da olayı şöyle anlattı: «Bunun üzerine devemi sürüp insanların önüne geçtim. Hakkımda bir âyet inmesinden endişe ediyordum. Nitekim çok geçmeden Resûlüllâh (A. S. ) beni çağırdı. Ben, herhalde hakkımda birşeyler indi, diyerek büsbü­tün korktum. Peygamber’e (A. S. ) vardığımda selâm verdim. O, bana tatlı bir sesle: «Ya Ömer! Bu gece bana bir sûre indi ki, o, bana, üzerine gü­neş doğan her şeyden sevimlidir» buyurdu ve «İnnâ Fetahnâ» sûresini okudu. » (Buharî/tefsîr: 1/48)

Böylece hem Hudeybiye anlaşmasının gerçekte bir fetih olduğu, hem de ileride bu fethe birçok fetihlerin ekleneceği kesinlik arzetti.

Nitekim Hz. Enes (R. A. ), «Bu fetihten maksat, Hudeybiyeʹdir» derken, Câbir (R. A. ) de şöyle demiştir: «Biz gerçekten Mekke fethini, Hudeybiye gününden itibaren düşünüp hesapladık», yani Hudeybiye olayı, Mekkeʹnin fethine açılan bir kapı kabul edildi. İmam Ferra da şöyle demiştir: «Sizler Kur’ân’da belirtilen «fetih»ten, Mekke’nin fethini kasdediyorsunuz; oysa Mekke’nin fethi zaten bir fetihtir; ama biz Hudeybiye günündeki «Beyʹâtü’r -Ridvân»ı fetih saymaktayız. » (Tefsîr-i Kurtubî: 16/260)

MEÂLİ:

1- Şüphesiz ki biz, senin için açık bir fetih (zafer ve başarı yolunu) açtık.

2- (Bu da) Allahʹın, senin geçmiş ve gelecek kusurlarını bağışla­ması, sana olan nîmetini tamamlaması, seni dosdoğru yola iletmesi;

3- Ve Allahʹın sana çok şerefli, çok parlak bir yardımda bulunması içindir.

İLGİLİ HADİSLER VE RİVÂYETLER

Mecmaʹ b. Hârise el-Ansarî (R. A. ) anlatıyor:

- Hudeybiye dönüşü «Küraûlğamîm» mevkiine gelindiğinde ashab-ı kirâmdan bir kısmının Resûlüllâh (A. S. ) ın etrafında toplandığı görüldü. Bu sırada Resûlüllâh (A. S. ) «İnnâ Fetahnâ Sûresi»ni okudu. Derken bir adam: «Ya Resûlüllâh! Bu bir fetih midir? » diyerek Hudeybiye anlaşmasının bir fetih olup olmadığını sordu. Hz. Peygamber (A. S. ) ona: «Evet, Muham­medʹin canını kudret elinde bulunduran Allahʹa and olsun ki bu, bir fetih­tir» diye cevap verdi. (Ebû Dâvud/cihâd: 143- Ahmed: 3/420. 486)

Hz. Berâ’ (R. A. ) diyor ki:

- «Sizler âyette geçen fethi, Mekkeʹnin fethi sayıyorsunuz. Mekkeʹnin fethi zaten bir fetihtir; ama biz Hudeybiye günündeki Beyʹâtüʹr-Ridvânʹı fe­tih sayıyoruz ki, o gün Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ile birlikte Hudeybiye Kuyusuʹnun başında 1400 kişi olarak bulunuyorduk. » (Lübabu’t-te’vîl: 4/144)

RESÛLÜLLÂH (A. S. ) EFENDİMİZE BEŞ BÜYÜK LÛTUFDA DAHA BULUNULUYOR

«Şüphesiz ki biz, senin için açık bir fetih (zafer ve başarı yolunu) açtık.. »

Hicretin altıncı yılında hem mü’minlerin İslâm dâvasına bağlılığını gös­termek, hem İslâm’a sızan münafıkları az-çok ayıklamak, hem de Mek­keli’lerin, vurucu bir kuvvet oluşturan İslâmiyete karşı tavırlarını anlamak; aynı zamanda imkân verildiği takdirde umre ibâdetini yerine getirmek su­retiyle ruhları daha da zindeleştirmek amacıyla Resûlüllâh (A. S. ) Efendi­miz, Medine ve çevresindeki Müslüman kabileleri dâvet ederek umre ni­yetiyle Mekke’ye doğru hareket ettiler. Yanlarına silahlarını almadılar, sa­dece kurbanlık hayvanları beraberlerinde götürerek, sırf ibâdet maksadıyla Mekke’ye girmek istediklerine müşrikleri inandırmayı düşündüler. Buna rağmen Mekkeli müşrikler, mü’minlerin Mekke’ye girmesine müsaade et­mediler. Konuyu gelecekte doğuracağı olumlu-olumsuz yanlarıyla ve ne­ticeleriyle değerlendiren Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, bir anlaşmayla bunu belgelendirmeyi arzu ediyordu. Nitekim olayların gelişmesi, Onun bu ar­zusu doğrultusunda gerçekleşme yoluna girdi. Ashab-ı Kirâm’dan bir kıs­mı, olayı zahirî ve o günkü ortam ve şartlar çerçevesinde değerlendirerek, anlaşmada yer alan maddelerden önemli bir bölümünü İslâm aleyhine gö­rüyor ve ister-istemez tepki gösteriyordu. Oysa bu, açık bir zafer ve Mek­keʹnin fethine açılan geniş bir kapı idi.

Kur’ân-ı Kerîm, ilgili üç âyetle bu olayda beş büyük inâyet ve lütfun yer aldığını şöyle açıklamaktadır:

1- Şüphesiz ki biz, sana açık bir fetih (zafer ve başarı yolunu) açtık.

İslâm, devlet olma hüviyetiyle yakında birçok fetihler yapacak ve sı­kıntılı günler gerilerde kalacaktır.

2- Allah, Peygamberinin geçmiş ve gelecek kusurlarını bağışlayacağını haber veriyor. Bu kusurlar, Mekke’de geçen çok sıkıntılı ve zorlu gün­lerde Hz. Peygamber’in (A. S. ) zaman zaman göğsünün daralması, orada­ki önemli sayılan kişilerin İslâmʹa girmeyip küfür ve azgınlıkta ısrar et­mesinden dolayı Resûlüllahʹın (A. S. ) üzülmesi ve buna benzer bir takım duygusal hal ve tavırlar olabilir.

Hudeybiye anlaşmasının sakladığı açık zafer kapısı bütün bu sıkıntı ve üzüntüleri giderecek kadar anlamlı ve hikmetliydi.

3- Böylece, nübüvvetin son halkasıyla en büyük inkılâbın gerçek­leşeceği ve İslâm’ın cihan dini olma hüviyetiyle zaferden zafere, başarı­dan başarıya koşmak suretiyle Allah’ın geniş rahmet ve inâyetine mazhar olacağı müjdeleniyor.

4- Bütün bu zafer, başarı ve inkılâbın en doğru yolda, İslâmî esaslar doğrultusunda tahakkuk edeceği haberi veriliyor. Böylece hiçbir başarının Hz. Peygamberi (A. S. ) ve Oʹna dosdoğru inananları şımartmıyacağına, sa­delik içinde geçen hayatlarını değiştirmiyeceğine işâret ediliyor. Zira Resû­lüllâh (A. S. ) çok yüce amaçlar için yaratılmıştır. O bakımdan risâlet gö­reviyle ilk gün nasıl mütevazi ve sade bir hayat içinde işe başladıysa, aynı ölçü ve hava içinde onu noktaladı.

5- Bu sebeple Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Hudeybiye anlaşmasıyla çok şerefli, çok parlak yardıma eriştirilmiştir. Artık ülkelerin fethedilmesi bunu izleyecek ve kıtalar üzerine yayılıncaya kadar sürüp gidecektir.

İşte olayları sebep ve sonuçlarıyla değerlendirmek; günün şartlarına göre bir plân ve hareket noktası çizip belirlemek; olaylara duygusal değil, akıl, idrâk ve imânla bakmak, şüphesiz ki zaferin ilk adımı ve parlak ha­bercisi sayılır.

Kısacası, Fetih Sûresiʹnin ilk üç âyetiyle, İslâmʹın geleceğinin çok parlak zaferlerle dolu olacağı müjdelenmekte ve mü’minlerin buna lâyık olma düzeyinde sabırla hizmetlerini sürdürmeleri dolaylı şekilde isten­mektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Hudeybiye anlaşmasının açık bir fetih olduğu ve birçok fetihlerin nüvesini teşkil ettiği müjdelendi.

Aşağıdaki âyetlerle, ortaya çıkacak olayların mü’minlerin imân ve ir­fanını artıracağı ve her şeyin dizgininin Cenâb-ı Hakkʹın kudret elinde bu­lunduğu belirtiliyor. Sonra da kendilerini bu çizgiye getirmeyen münafık­lar üzerinde durularak uyarıcı ve yönlendirici tehditlere değiniliyor.