FETİH SÛRESİ
Birinci âyetinde açık bir «fetih»ten söz edildiğinden, bu kelime aynı zamanda sûreye isim olarak konmuştur.
Sûrenin tamamı hicri altıncı yılda Hudeybiye dönüşü Medine’ye yakın bir yerde inmiştir.
Nitekim İbn İshâk’ın Zührîʹden, onun da Urve’den, onun da Misver b. Mahreme ile Mervan b. Hakemʹden yaptığı rivâyette, son iki râvî şöyle demişlerdir: «Fetih Sûresi Hudeybiye anlaşmasıyla ilgili olarak Mekke ile Medine arasında inmiştir. » (Tefsîr-i Kurtubî: 16/259)
Âyet sayısı: 29
Kelime »: 560
Harf » : 2438 (Tefsîr-ü Garâibi’l-Kur’ân/Nizamuddin Nisâbûrî: 26/43)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Peygamber (A. S. ) Efendimiz açık bir fetihle ve böylece son dinin üstünlük sağlayacağı, inkârcı sapıkların hezimete uğratılacağı ile müjdeleniyor.
2- Mü’minlere zafer vaʹd edilirken, kâfirlere ve münafıklara azâp hazırlandığı haber veriliyor ve her geçen gün müʹminlerin imân ve irfanlarının artacağına işârette bulunuluyor.
3- Bedevîlerden Eslem, Cüheyne, Müzeyne ve Gıfar kabilelerinin mazeret ileri sürüp, umre maksadıyla Mekke’ye hareket eden Hz. Peygamber’le (A. S. ) birlikte çıkmayışları yeriliyor.
4- Hudeybiye’de ağaç altında Hz. Muhammed’e (A. S. ) beyʹat eden mü’minlerden Cenâb-ı Hakk’ın râzı olduğu belirtiliyor.
5- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in, müʹminlerle birlikte başları tıraş edilmiş halde güven içinde Mekkeʹye girdiklerine dair gördüğü rüyanın gerçekleşeceği bildiriliyor.
6- Peygamber (A. S. ) ile mü’minlerin birbirlerine karşı merhametli, kâfirlere karşı şiddetli oldukları konu edilerek mü’minler övülüyor.
7- İyi-yararlı amellerde bulunan mü’minlere Allah’ın mağfireti ve büyük mükâfatı vaʹd ediliyor.
İNİŞ SEBEBİ
Hicretin altıncı yılında Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz umre yapmak üzere Mekke’ye gitmeyi kararlaştırdı. İslâmiyeti din olarak seçen çevre kabilelere haber salındı ve yaklaşık 1400 kişilik iman ve irfan kafilesiyle yola çıkıldı. Ne var ki, İslâm düşmanı müşrikler, Hz. Peygamber’in (A. S. ) Mekkeʹye girmesine imkân vermediler. O yüzden hayli tartışma ve görüşmeler oldu. Savaş niyetiyle çıkmayan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, bütün tahriklere rağmen nahoş bir olayın çıkmamasına çok özen gösterdi. Ashab-ı Kirâm’ın gerginleşen sinirlerini devamlı yatıştırmaya çalıştı. Sonra Hudeybiye mevkiinde Mekkeli müşriklerle, birtakım ağır şartlar ileri sürmelerine rağmen anlaşmaya varıldı ve Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz mü’minlerle birlikte Medine’ye geri döndüler.
İbn Mesʹûd (R. A. ) diyor ki:
- Hudeybiyeʹden Medine’ye hareket ettikten sonra Resûlüllahʹın yanında bulunuyordum. Yolumuza devam ederken vahiy indiğini Resûlüllah’ın (A. S. ) o andaki değişen durumundan anladım. Vahiy hali geçince Resûlüllah’ın (A. S. ) yüzünde sevinç pırıltısı görülüyordu. Böylece O, bize «İnnâ Fetahnâ» Sûresiʹnin indiğini bildirdi. (Müsned-i Ahmed- Ebû Dâvud- Nesâî)
Diğer bir rivâyette ise, şöyle belirtilmektedir:
- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in yaptığı seferlerinden birinde idi, yanında Ömer b. Hattâb (R. A. ) da bulunuyordu. Gece yol yürüdüğümüz bir sırada Ömer (R. A. ), Hz. Peygamberʹe (A. S. ) bir şey sordu. Peygamber (A. S. ) cevap vermedi. Ömer (R. A. ) aynı şeyi ikinci ve üçüncü defa sorduysa da Cenâb-ı Peygamber (A. S. ) yine susup cevap vermeyince, Ömer (R. A. ) kendi kendine: «Anan seni yitirsin ya Ömer! Üç defa tekrar tekrar sordun ama Peygamber (A. S. ) cevap vermedi» diyerek mırıldandı. Sonra da olayı şöyle anlattı: «Bunun üzerine devemi sürüp insanların önüne geçtim. Hakkımda bir âyet inmesinden endişe ediyordum. Nitekim çok geçmeden Resûlüllâh (A. S. ) beni çağırdı. Ben, herhalde hakkımda birşeyler indi, diyerek büsbütün korktum. Peygamber’e (A. S. ) vardığımda selâm verdim. O, bana tatlı bir sesle: «Ya Ömer! Bu gece bana bir sûre indi ki, o, bana, üzerine güneş doğan her şeyden sevimlidir» buyurdu ve «İnnâ Fetahnâ» sûresini okudu. » (Buharî/tefsîr: 1/48)
Böylece hem Hudeybiye anlaşmasının gerçekte bir fetih olduğu, hem de ileride bu fethe birçok fetihlerin ekleneceği kesinlik arzetti.
Nitekim Hz. Enes (R. A. ), «Bu fetihten maksat, Hudeybiyeʹdir» derken, Câbir (R. A. ) de şöyle demiştir: «Biz gerçekten Mekke fethini, Hudeybiye gününden itibaren düşünüp hesapladık», yani Hudeybiye olayı, Mekkeʹnin fethine açılan bir kapı kabul edildi. İmam Ferra da şöyle demiştir: «Sizler Kur’ân’da belirtilen «fetih»ten, Mekke’nin fethini kasdediyorsunuz; oysa Mekke’nin fethi zaten bir fetihtir; ama biz Hudeybiye günündeki «Beyʹâtü’r -Ridvân»ı fetih saymaktayız. » (Tefsîr-i Kurtubî: 16/260)
MEÂLİ:
1- Şüphesiz ki biz, senin için açık bir fetih (zafer ve başarı yolunu) açtık.
2- (Bu da) Allahʹın, senin geçmiş ve gelecek kusurlarını bağışlaması, sana olan nîmetini tamamlaması, seni dosdoğru yola iletmesi;
3- Ve Allahʹın sana çok şerefli, çok parlak bir yardımda bulunması içindir.
İLGİLİ HADİSLER VE RİVÂYETLER
Mecmaʹ b. Hârise el-Ansarî (R. A. ) anlatıyor:
- Hudeybiye dönüşü «Küraûlğamîm» mevkiine gelindiğinde ashab-ı kirâmdan bir kısmının Resûlüllâh (A. S. ) ın etrafında toplandığı görüldü. Bu sırada Resûlüllâh (A. S. ) «İnnâ Fetahnâ Sûresi»ni okudu. Derken bir adam: «Ya Resûlüllâh! Bu bir fetih midir? » diyerek Hudeybiye anlaşmasının bir fetih olup olmadığını sordu. Hz. Peygamber (A. S. ) ona: «Evet, Muhammedʹin canını kudret elinde bulunduran Allahʹa and olsun ki bu, bir fetihtir» diye cevap verdi. (Ebû Dâvud/cihâd: 143- Ahmed: 3/420. 486)
Hz. Berâ’ (R. A. ) diyor ki:
- «Sizler âyette geçen fethi, Mekkeʹnin fethi sayıyorsunuz. Mekkeʹnin fethi zaten bir fetihtir; ama biz Hudeybiye günündeki Beyʹâtüʹr-Ridvânʹı fetih sayıyoruz ki, o gün Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ile birlikte Hudeybiye Kuyusuʹnun başında 1400 kişi olarak bulunuyorduk. » (Lübabu’t-te’vîl: 4/144)
RESÛLÜLLÂH (A. S. ) EFENDİMİZE BEŞ BÜYÜK LÛTUFDA DAHA BULUNULUYOR
«Şüphesiz ki biz, senin için açık bir fetih (zafer ve başarı yolunu) açtık.. »
Hicretin altıncı yılında hem mü’minlerin İslâm dâvasına bağlılığını göstermek, hem İslâm’a sızan münafıkları az-çok ayıklamak, hem de Mekkeli’lerin, vurucu bir kuvvet oluşturan İslâmiyete karşı tavırlarını anlamak; aynı zamanda imkân verildiği takdirde umre ibâdetini yerine getirmek suretiyle ruhları daha da zindeleştirmek amacıyla Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Medine ve çevresindeki Müslüman kabileleri dâvet ederek umre niyetiyle Mekke’ye doğru hareket ettiler. Yanlarına silahlarını almadılar, sadece kurbanlık hayvanları beraberlerinde götürerek, sırf ibâdet maksadıyla Mekke’ye girmek istediklerine müşrikleri inandırmayı düşündüler. Buna rağmen Mekkeli müşrikler, mü’minlerin Mekke’ye girmesine müsaade etmediler. Konuyu gelecekte doğuracağı olumlu-olumsuz yanlarıyla ve neticeleriyle değerlendiren Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, bir anlaşmayla bunu belgelendirmeyi arzu ediyordu. Nitekim olayların gelişmesi, Onun bu arzusu doğrultusunda gerçekleşme yoluna girdi. Ashab-ı Kirâm’dan bir kısmı, olayı zahirî ve o günkü ortam ve şartlar çerçevesinde değerlendirerek, anlaşmada yer alan maddelerden önemli bir bölümünü İslâm aleyhine görüyor ve ister-istemez tepki gösteriyordu. Oysa bu, açık bir zafer ve Mekkeʹnin fethine açılan geniş bir kapı idi.
Kur’ân-ı Kerîm, ilgili üç âyetle bu olayda beş büyük inâyet ve lütfun yer aldığını şöyle açıklamaktadır:
1- Şüphesiz ki biz, sana açık bir fetih (zafer ve başarı yolunu) açtık.
İslâm, devlet olma hüviyetiyle yakında birçok fetihler yapacak ve sıkıntılı günler gerilerde kalacaktır.
2- Allah, Peygamberinin geçmiş ve gelecek kusurlarını bağışlayacağını haber veriyor. Bu kusurlar, Mekke’de geçen çok sıkıntılı ve zorlu günlerde Hz. Peygamber’in (A. S. ) zaman zaman göğsünün daralması, oradaki önemli sayılan kişilerin İslâmʹa girmeyip küfür ve azgınlıkta ısrar etmesinden dolayı Resûlüllahʹın (A. S. ) üzülmesi ve buna benzer bir takım duygusal hal ve tavırlar olabilir.
Hudeybiye anlaşmasının sakladığı açık zafer kapısı bütün bu sıkıntı ve üzüntüleri giderecek kadar anlamlı ve hikmetliydi.
3- Böylece, nübüvvetin son halkasıyla en büyük inkılâbın gerçekleşeceği ve İslâm’ın cihan dini olma hüviyetiyle zaferden zafere, başarıdan başarıya koşmak suretiyle Allah’ın geniş rahmet ve inâyetine mazhar olacağı müjdeleniyor.
4- Bütün bu zafer, başarı ve inkılâbın en doğru yolda, İslâmî esaslar doğrultusunda tahakkuk edeceği haberi veriliyor. Böylece hiçbir başarının Hz. Peygamberi (A. S. ) ve Oʹna dosdoğru inananları şımartmıyacağına, sadelik içinde geçen hayatlarını değiştirmiyeceğine işâret ediliyor. Zira Resûlüllâh (A. S. ) çok yüce amaçlar için yaratılmıştır. O bakımdan risâlet göreviyle ilk gün nasıl mütevazi ve sade bir hayat içinde işe başladıysa, aynı ölçü ve hava içinde onu noktaladı.
5- Bu sebeple Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Hudeybiye anlaşmasıyla çok şerefli, çok parlak yardıma eriştirilmiştir. Artık ülkelerin fethedilmesi bunu izleyecek ve kıtalar üzerine yayılıncaya kadar sürüp gidecektir.
İşte olayları sebep ve sonuçlarıyla değerlendirmek; günün şartlarına göre bir plân ve hareket noktası çizip belirlemek; olaylara duygusal değil, akıl, idrâk ve imânla bakmak, şüphesiz ki zaferin ilk adımı ve parlak habercisi sayılır.
Kısacası, Fetih Sûresiʹnin ilk üç âyetiyle, İslâmʹın geleceğinin çok parlak zaferlerle dolu olacağı müjdelenmekte ve mü’minlerin buna lâyık olma düzeyinde sabırla hizmetlerini sürdürmeleri dolaylı şekilde istenmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Hudeybiye anlaşmasının açık bir fetih olduğu ve birçok fetihlerin nüvesini teşkil ettiği müjdelendi.
Aşağıdaki âyetlerle, ortaya çıkacak olayların mü’minlerin imân ve irfanını artıracağı ve her şeyin dizgininin Cenâb-ı Hakkʹın kudret elinde bulunduğu belirtiliyor. Sonra da kendilerini bu çizgiye getirmeyen münafıklar üzerinde durularak uyarıcı ve yönlendirici tehditlere değiniliyor.