Şura Suresi 1-6. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

حٰمٓ عسق كَذٰلِكَ يُوحِي اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ اللّٰهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْاَرْضِ اَلَٓا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهُ حَفِيظٌ عَلَيْهِمْ وَمَا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ

1.

Ha Mim.

Diyanet İşleri

2.

Ayn Sin Kaf

3.

(Ey Muhammed!) Mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder.

4.

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O, yücedir, büyüktür.

5.

Neredeyse gökler (O'nun azametinden) üstlerinden çatlayacaklar. Melekler ise, Rablerini hamd ile tespih ederler ve yeryüzündekiler için bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

6.

Allah'tan başka dostlar edinenlere gelince, Allah onları daima gözetlemektedir. Sen onlara vekil değilsin.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

ŞÛRA SÛRESİ

23, 24, 25, 26, 27. âyetleri dışında tamamı Mekke’de inmiştir. el-Hasan, İkrime, Atâʹ ve Câbir’e göre : Tamamı Mekkeʹde inmiştir. İbn Abbas’a (R. A. ) ve Katade’ye göre: Dört âyeti dışında tamamı Mekkeʹde inmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 16/1)

38. âyetle, mü’minlerin kendi işlerini ve önemli meselelerini kendi ara­larında istişare ile çözmeleri belirtildiğinden, bu manaya delâlet eden «şûrâ» kelimesi, sûreye isim olmuştur.

Âyet sayısı: 53

Kelime»: 860

Harf »: 3588 (Lübabu’t-te’vîl: 4/90)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Allahʹın yegâne üstün ve yegâne hikmet sâhibi olduğunun her peygambere vahiy yoluyla bildirildiği açıklanıyor.

2- İnsanların tek bir ümmet haline getirilmediğinin sebep ve hikmeti üzerinde duruluyor.

3- Allah’ın varlığına ve kudretine delâlet eden belgeler sıralanıyor.

4- Peygamberlerin hepsinin insanları aynı esasa dâvet ettikleri hatır­latılıyor.

5- İnkârcıların heveslerine uyulmaması emrediliyor.

6- Kıyâmet olayının yakın olduğuna dikkatler çekiliyor. Bu hususta tartışıp durmanın yararlı olmayacağına işâretle, inkârcı sapıkların daha çok kıyâmet hakkında yersiz ve anlamsız tartışmalara yöneldikleri hatır­latılıyor.

7- Hz. Peygamber’in (A. S. ) yakınlarıyla kendi arasında sevgi ve güven kurmayı arzuladığı ve bunun için ilk önce hısımlarını dine dâvet ettiği konu ediliyor.

8- Allah’ın varlığına, birliğine delâlet eden belgeler gösterilerek in­san aklına sesleniliyor.

9- Büyük günahlardan kaçınıp Allahʹın çağrısına olumlu cevap ve­renler övülüyor.

10- Haksızlık edenleri çok kötü bir sonucun beklediği haber veriliyor.

11- Hz. Peygamber’in (A. S. ) görevinin sınırları belirleniyor.

12- Peygamberʹin (A. S. ) insanları en doğru yola çağırdığı açıklana­rak, dönüşün mutlaka Allahʹa olacağına değiniliyor ve böylece hayatımızı İlâhî nizam doğrultusunda tanzim etmemiz isteniliyor.

MEÂLİ:

1-2- Hâ-Mîm/Ayn-Sîn-Kaf.

3- O çok üstün, çok güçlü yegâne hikmet sâhibi Allah, böylece hem sana, hem de senden öncekilere vahyeder.

4- Göklerde olan her şey, yerde bulunan her şey O’nundur. O yüce­dir, uludur.

5- Gökler neredeyse (ilâhî kudretin azametinden veya inkârcıların Allah’ı tanımamasından) üstünden yarılacak.. Melekler ise hamd ile tes­bîh etmekteler ve yeryüzündekiler için bağışlanma dilemekteler. Haberiniz olsun ki, Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

6- Onlar ki, Allahʹı bırakıp başka (tanrıları) dost ve sâhip edindiler; Allah, onlar üzerinde görüp gözeticidir ve sen onlar üzerinde (koruyucu, savunucu, gözetleyici) vekîl değilsin.

HÂ-MÎM-AYN-SÎN-KAF

Bunlar, diğer sûrelerin başında olduğu gibi, «hurûf-i mukattaâ»dandır ve asıl delâlet ettikleri manâ ve maksadı Allah daha iyi bilir. O bakımdan ilim adamları bu harfleri de «müteşabihat»tan saymışlardır. Allah ile Pey­gamberi arasında birer şifre olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca başında bulun­duğu sûrenin özet ve hikmetini yansıtan birtakım işâret ve semboller oldu­ğu da başka bir yorum olarak ortaya konabilir.

PEYGAMBERLERE VAHİY EDİLEN ESASLAR

«O çok üstün, çok güçlü yegâne hikmet sâhibi Allah, böylece hem sana, hem de senden öncekilere vahyeder.. »

Cenâb-ı Hak hemen her peygambere şu esasları da vahiy yoluyla bil­dirmiş ve korunmasını; insanlara teblîğ edilmesini emretmiştir:

1- Önce Allah’ın varlığına ve birliğine imâna,

2- Sonra gönderilen peygambere ve onun gönderilmesinin lüzumuna inanmaya,

3- Âhiret gününe imâna,

4- İnsanları, bütün güzellik ve fazîletleri kendinde toplayan din ahlâ­kına bağlanmaya,

5- İnsanları kötülüklerden uzaklaştırıp insanlıklarına yakışanı yap­maya,

6- Dünya hayatından amaç ve maksadın ne olduğunu öğrenmeye,

7- Allahʹın yegâne üstün, yegâne güçlü ve hikmet sâhibi olduğunu anlayıp kavramaya dâvet edip bu konuda onları eğitip yetiştirmek..

3. ve 4. âyetlerle bu incelikler Cenâb-ı Hakk’ın Azîz, Hakîm, Alîy ve Azîm sıfatlarıyla özetlenmektedir. Çünkü bütün üstünlük ve kuvvet; her türlü hikmet ve ilim; bütün yücelik ve büyüklük Allahʹa ait ve Oʹna has olunca, insanların bu üstün ve yüce kudret karşısında kendilerinin ne ol­duklarını bilmeleri ve yeterince anlayabilmeleri için mutlaka gönderilen peygamberin teblîğ ve irşadına kulak vermeleri; onun rahle-i tedrisinde oku­maları gereklidir.

GÖKLER VE YER HER PARÇASIYLA ALLAH’IN VARLIĞININ BELGESİDİR

«Göklerde olan her şey, yerde bulunan her şey O’nundur. O yücedir, uludur. »

Kâinat, çok hassas bir saattan daha dakik ve daha duyarlı çalışmakta ve kusursuz şekilde düzen ve dengesini sürdürmektedir. Bütün eşya bu dü­zende yerini almış, yaratıldığı hikmet ve amaca yönelmiştir. Her hareket ve olay Hakk’ın varlığının ve birliğinin şahidi ve delilidir. Onun için sapık maddecilerin Hakk’ı inkâr etmesinden dolayı neredeyse gökler üstlerinde yarılıverecek; kâinatın her parçası haykıracak, eşya sesini yükseltip «Al­lah, Allah!. » diyecek.. Ne var ki, Cenâb-ı Hak kurduğu düzeni, sağladığı dengeyi değiştirmeyi veya bozmayı murad etmemiştir. Çünkü O’nun hazır­ladığı plân, vakti gelinceye kadar hükmünü yürütür, düzenini korur. Şu­nun, bunun inat ve inkârından dolayı bu değişmez ve değiştirilmez.

Meleklere gelince: Onlar, övülmeğe lâyık olan Allahʹa durmadan hamd ederler ve O’nun yüceliğinin karşısında eğilirler ve çok mükerrem yaratı­lan insanoğlunun bu çizgiden sapmasından dolayı müteessir olurlar. Zira melekler, Allah’ın rahmet ve gufranının genişliğini bildikleri gibi, O’nun aza­bının şiddetini de çok iyi bilirler. İnsanoğlu, Allah’ın kendisine en büyük lü­tuf ve ihsanından biri olan akıl ve idrâk yeteneğini neden dosdoğru kullan­maz?! Kendi varlığına bile bütünüyle hâkim ve sâhip olamayan, kendi iç organlarına kumanda edemiyen insan, neye güvenip dayanmaktadır?

Eğer insan kendi kendini yaratmış olsaydı, daha başka türlü yaratır, en azından iç organlarına da kumanda etme yeteneğini kendinde bulundu­rurdu. Oysa beyni ve kalbi başta olmak üzere hiçbir iç organına emir vere­memekte ve onları istediği gibi sevk ve idare edememektedir.

ALLAHʹI BIRAKIP BAŞKASINI DOST VE YAR EDİNENLER

«Onlar ki, Allahʹı bı­rakıp başka (tanrıları) dost ve sâhip edindiler; Allah, onlar üzerinde gö­rüp gözeticidir ve sen onlar üzerinde (koruyucu, savunucu, gözetleyici) vekîl değilsin. »

Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz aldığı büyük emâneti kusursuz koru­yup gereğini yerine getirmek için bütün gayret ve azmini ortaya koymuş­tur. Terbiye, nezaket, hoşgörü ve tevazuuna rağmen inkârcıların azgınlık göstermesi, saldırıda bulunması O büyük peygamberi için için üzüyor; ön­lerinde doğru yol apaçık dururken eğri yolu seçmelerine hayret ediyor ve o yüzden kalbi daralıyordu. Oysa Hz. Peygamber’in (A. S. ) görevi, Allah’ın emirlerini ve nehiylerini kusursuz şekilde teblîğ edip kullarla Allah’ı başba­şa bırakmak ve günlük hayatında teblîğ ettiklerinin örneklerini sergilemek­ti. İçindeki şefkat, risâleti tebliğdeki dikkat bazan Onu bu sınırı aşmaya iter gibi oluyor; insanları kurtaramamanın sıkıntısını çekiyordu. O bakım­dan 6. âyetle Ona asıl görevi hatırlatılıyor; insanlar üzerine koruyucu ve savunucu vekil olmadığı bildiriliyor.

ŞEYH KENDİ MÜRİTLERİ ÜZERİNDE VEKÎL MİDİR?

İslâm kültürünü, Kur’ân ilimlerini yeterince almamış bazı tarikat er­babı, Peygamber’e (A. S. ) verilmeyen payelerin kendilerine verildiğini san­makta veya iddia etmekte ve böylece kendilerine kayıtsız şartsız uyulma­dıkça Cennet’e girilemiyeceğini söylemekte; hattâ son nefeslerinde mü­ritlerinin imdadına yetişip imân üzere ölmelerini sağlayacaklarına dair te­minat vermekteler. Bu sebeple de günah çıkartan papazlara benzerlik gös­terdiklerinin farkında mıdırlar? Aynı zamanda bu gibi tasarrufların Hz. Mu­hammed’e (A. S. ) bile verilmediğini ve öz amcası Ebû Tâlib’i olsun son dem­lerinde kurtaramadığını bilmiyorlar mı?

Kur’ân-ı Kerîm birçok yerde Hz. Muhammed’in (A. S. ) «vekil», «musaytır», «hafîz» olmadığını açıklayarak Ondan sonra din adına ortaya çıkan­ların yanlış bir yola sapmalarını önlemektedir. Tabii Kur’ân’ı iyi bilen mürşidler, teblîgatçılar ve onlara uyanlar hiçbir zaman Resûlüllah’ın (A. S. ) sün­netini aşmazlar ve kendilerini Ondan daha yetkili görmezler.

Ayetler arasında bağlantı

Yukarıdaki âyetlerle, peygamberlere vahiy edilen esaslardan bir kısmı üzerinde duruldu. Melekler dahil kâinatın her parçasıyla Cenâb-ı Hakkʹa hamd ettiği, O’nun yüceliği önünde eğildiği belirtildi. Sonra da Hz. Muham­med’in (A. S. ) görev sınırı belirlenerek müʹminler bu konuda aydınlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, Mekkeli’leri ve o merkezin dışında kalan diğer ül­ke halklarını uyarıp doğru yola çağırmak için Hz. Peygambere (A. S. ) Arap­ça Kur’ân indirildiği belirtiliyor. İnsanların tek bir ümmet kılınmadığı üze­rinde durularak İlâhî muradın tecelli yönü hatırlatılıyor. Dünyada Hz. Mu­hammed’e (A. S. ) muhalefet edenlere, dönüş yapmadıkları takdirde Âhiret Âlemiʹnde Cenâb-ı Hakk’ın haklarında en doğru hükmü vereceği bildiriliyor ve arkasından İlâhî kudretin ve büyüklüğün izlerini taşıyan belgelere yer verilerek insan aklı harekete geçirilmek isteniyor.