Mü'min Suresi 1-3. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

حٰمٓ تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ اِلَيْهِ الْمَصِيرُ

1.

Ha Mim.

Diyanet İşleri

2-3.

(2-3) Bu kitabın indirilmesi, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı ağır olan, lütuf sahibi Allah tarafındandır. O'ndan başka ilah yoktur. Dönüş ancak O'nadır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MÜʹMİN SÛRESİ

Sûre iki ayrı isimle anılmaktadır. Fir’avn’ın zâlimce aldığı karara karşı çıkan kahraman bir mü’minden söz edildiği için «Mü’min», üçüncü âyetin baş kısmında Cenâb-ı Hakkʹın günahları bağışlayan «Ğâfir» sıfatından bah­sedildiği için «Ğâfir» denilmiştir.

el-Hasan, Atâ’, İkrime ve Câbirʹe göre: 55. âyet dışında tamamı Mek­ke’de inmiştir. Çünkü bu âyet beş vakit namaza işârettir ve namaz ile ilgili emirler Medine’de inmiştir. İbn Abbas (R. A. ) ve Katade’ye göre: 56 ve 57. âyetleri Medine’de, diğerleri Mekkeʹde inmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 15/288)

Ayet sayısı : 85

Kelime » : 1199

Harf » : 4960 (Lübabu’t-te’vîl: 4/64)

«Hâ-Mîm» ile başlayan ve ilki bu sûre olan yedi sûreyle ilgili olarak İbn Abbasʹın (R. A. ) şöyle dediği rivâyet edilmiştir: «Kur’ân’ın özü ve çekir­deği, Hâ-Mîm’lerdir. »

Enes (R. A. ) ile İbn Mesʹud (R. A. ) de, «Hâ-Mîm’ler Kur’ân’ın dibacesidir» demişlerdir. (Tefsîr-i Kurtubî: 15/288)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Kur’ân-ı Kerîm’in bazı özellikleri anlatılarak onun ilâhî olduğuna delil getiriliyor.

2- Allah’ın âyetleri hakkında bilgisizce tartışmak isteyenlerin yaşa­yışlarına özen duyulmaması emrediliyor

3- Arş’ı taşıyan meleklerin birtakım vasıfları üzerinde durularak ay­dınlatıcı bilgi veriliyor.

4- Cehennem ehlinin bir çıkış yolu aramalarına ve bu husustaki is­teklerine dikkatler çekilerek inkârcı zâlimler uyarılıyor.

5- Çok Yüce Kudret Sâhibi bir ilâhın varlığına delâlet eden belgelere yer veriliyor. Böylece insan aklı harekete geçirilmek isteniliyor.

6- Allahʹa ortak koşanlar, kıyâmet gününde meydana gelecek şid­det ve korkunç safhalarla tehdît ediliyor.

7- Misal olarak Musa Peygamber (A. S. ) ile Fir’avn’ın kıssası ve bu sırada imânını gizleyen kahraman bir kişi anlatılıyor.

8- Müşriklerin eziyet ve saldırısına karşı Resûlüllah’a (A. S. ) ve do­layısıyla müʹminlere sabır tavsiyesinde bulunuluyor.

9- Cenâb-ı Hakk’ın karada ve denizde kulları için hazırladığı nimet­lere yer veriliyor ve o nîmetlerden bilerek meşru şekilde yararlanmamız isteniliyor. Aynı zamanda karada ve denizde hazırlanan kaynaklara dik­katimiz çekilerek onları ihmal etmemizin üzücü sonuçlar doğuracağına işâ­rette bulunuluyor.

10- Allah’a karşı gelip küfür ve tuğyan ile ömrünü noktalayan kavim ve milletlerin yeryüzündeki kalıntılarını gezip görmemiz tavsiye ediliyor ve yaşamakta olan inkârcı zâlimlerin özellikle bu konuya dikkatleri çekiliyor.

11- İlâhî hışma uğrayıp yok edilme çizgisine gelip dayandıktan son­ra pişmanlık duymanın hiçbir yarar sağlamayacağı hatırlatılarak, öyle bir noktaya gelmeden önce Hakkʹa dönmenin gereğine atıf yapılıyor.

MEÂLİ:

1- Hâ-Mîm.

2- Kitab’ın indirilişi, çok güçlü, çok üstün, her şeyi bilen Allah’tandır.

3- Günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezâsı şiddetli, lütuf ve ihsânı geniş ve bol olandır. O’ndan başka ilâh yoktur. Varış O’nadır.

HÂ-MÎM İLE BAŞLANILAN SÛRELER

«Hâ-Mîm» ile başlayan yedi sûrenin hepsi de Mekkeʹde inmiştir. Bun­lar yedi büyük işâret ve zafer va’deden yedi müjdeyi beraberinde getir­miştir. İlâhî inâyet ve nusratın mü’minlerden yana yedi ayrı tecellide bulun­duğu; her tecellinin yeni bir silkinme, toparlanma ve yeni bir güç oluştur­ma olacağı ve böylece son din olan İslâm’ın yedi kıtaya yayılacağı ilhâm ve remzini yansıtıyor. Allah daha iyisini bilir.

KUR’ÂN’IN ÜSTÜNLÜK VE BENZERSİZLİĞİ

«Kitab’ın indirilişi, çok güçlü, çok üstün, herşeyi bilen Allah’tandır. »

İkinci âyette Allah’ın insanlara son mesajı olan Kur’ân’ın, o çok üs­tün, çok güçlü ve her şeyi hakkıyla bilen ilim sâhibinden indirildiği açık­lanmaktadır. Şüphesiz bir eserin, bir kitabın kudret ve üstünlüğü, sâhibinin kudret ve üstünlüğünü yansıtır. Cenâb-ı Hak mutlak kudret ve ilim sâhibi­dir; o halde O’nun kitabı Kur’ân da ilimlerin önünde ve üstünde yol göster­me kudretini kendinde taşımaktadır. Getirdiği hükümler bütünüyle insan­oğluna ruh ve beden, aile ve toplum, dünya ve âhiret düzenini ve denge­sini sağlayacak muhteva ve özelliktedir. O bakımdan da Kur’ân’ın bir ben­zeri yazılamamıştır ve yazılamıyacaktır da. Buluşlar, keşifler, isbatlar, bi­limsel araştırmalar hep onu doğrulamaktadır.

Kur’ân-ı Kerîm’deki, insan aklını ve idrâkini harekete geçirmek için konulan ana fikirler, temel bilgiler her yönüyle bilimsel araştırmaların nü­vesini oluşturmakta, onlara hareket çizgisini belirlemektedir.

1400 şu kadar yıl önce ortaya koyduğu temel bilgiler, ana fikirler bu­gün hâlâ bütün parlaklığıyla ve tazeliğiyle üstünlüğünü korumaktadır ve korumaya devam da edecektir. Zira O her yönüyle Azîz ve Alîm olan Al­lah’ın eseridir, Oʹndan indirilmedir.

ÜMİT VE KORKU VEREN DÖRT SIFAT

«Günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden; cezası şiddetli, lütuf ve ihsanı geniş ve bol olandır. Oʹndan başka ilâh yoktur. Varış Oʹnadır. »

Ümit veren üç sıfat:

1- Allah bağışlayandır.

2- Tevbeyi kabul edendir.

3- Lütuf ve ihsanı geniş ve boldur.

Korku veren sıfat:

1- Allah’ın cezası şiddetlidir.

Görüldüğü gibi, korkudan daha çok ümide yer verilmiş ve böylece Ce­nâb-ı Hakk’ın rahmet ve gufranının gazabının önünde bulunduğuna işâret­te bulunulmuştur. Zira Cenâb-ı Hak, kullarına rahmet kapılarını açmadan, onları o rahmete çağırmadan onlara gazap etmez. Kudsî Hadîste bu haki­kat şu sözle açıklanmıştır: «Rahmetim gazabımın önüne geçmiştir. » (Buharî/tevhîd: 15, 22, 28 55, bed-i halk: 1- Müslim/tevbe: 14, 16- Tirmizî/daâvat: 99- İbn Mâce/mukaddeme: 13, zühd: 35- Ahmed: 2/242, 258. 260, 313, 358, 397, 433, 466)

Böylece âyette kelime konumu itibariyle iki ümit arasında bir korku prensibi yer almakta ve mü’minleri ferahlatıcı bir kıstas yansıtılmaktadır. O bakımdan Allah’a dosdoğru imân eden kişilerin hayatlarını korku ile ümit arasında değerlendirmeleri ve her işlerinde bu iki hususu göz önünde bu­lundurarak adım atmaları dolaylı şekilde tavsiye edilmekte ve hayatın bu doğrultuda çok semereli olacağına işârette bulunulmaktadır.

Böylece ikinci ve üçüncü âyetin anlatım tarzına ve taşıdığı esaslarına bakıp bir değerlendirme yaptığımızda bunların iniş sebep ve amacının ne olduğunu rahatlıkla anlarız. Şöyle ki:

a) Kur’ân bütün hüküm ve belgeleriyle ilâhî kudretin yüceliğini; var­lığının, birliğinin esasını ortaya koyar.

b) Kulluğun gereğini anlatır ve ilâhî gufran havasını sırası geldikçe es­tirir.

c) Sapık inkârcıların, maddeci zâlimlerin, günahkâr suçluların Hakkʹa dönmelerini sağlamanın yollarını gösterir.

d) Taşıdığı hükümler değişmez. Doğru yolu seçmeyenlerin âhirette şid­detle cezalandırılacağını hatırlatır ve böylece ikinci hayatın önemi üzerin­de durarak mü’minleri aydınlatır, inkârcıları korkutur.

e) Her şeye rağmen sünnetullah gereği, ilâhî nîmetlerin bolca lûtfedildiğine dikkatleri çeker ve kâinatta her şeyin insandan yana yaratıldığına işârette bulunur.

f) Bir kavim, ya da milletin, onlar inkârı zulüm ve ahlâksızlıkla birleş­tirip belli bir çizgiye gelmeden yok edilmiyeceğini haber verir ve sonra da sözü edilen tehlikeli yolda yürüyenleri uyarır.

g) Her şeyin istisnasız ilâhî kudretin eseri olduğunu ve her şeyin eninde-sonunda Allah’a döndürüleceğini açıklar.

Açıklama:

«TavI», Arapça bir kelimedir. Daha çok süresi uzayıp giden nîmet an­lamına gelir. Aynı zamanda bol ve genişçe, eksiksiz ve cömertçe verilen nîmete delâlet eder.

Konuyla ilgili rivâyetler:

Bir adam Hz. Ömer’e (R. A. ) gelerek dedi ki:

- Ya Emireʹl-mü’minîn, zamanında bir adam öldürdüm. Benim için tevbe yolu var mıdır?

Bunun üzerine Hz. Ömer (R. A. ) Mü’min (Ğâfir) Sûresi’nin ilk üç âye­tini okuduktan sonra adama şöyle dedi:

- İyi yararlı amellerde bulun, umutsuz olma. (Adam öldürme olayı. İslâm’ın ilk yıllarında henüz kısasla ilgili hükümler inmeden meydana gelmiş ve o sebeple Hz. Ömer (R. A. ), suçunu itiraf eden o adam hakkında kısas hükmünü uygulanmamıştır.)

Şam halkından güçlü, kudretli bir adam vardı ki, Medineʹden Şamʹa elçi ve ulak olarak gönderilirdi. O adam bir süre ortalıkta görünmez oldu. Hz. Ömer (R. A. ) onu merak edip sorunca, kendini içkiye verip iyice alkolik olduğunu söylediler. Bunun üzerine Hz. Ömer (R. A. ) kâtibini çağırıp o ada­ma şu mektubu yazdırıp gönderdi:

«Bismiʹllahi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Hattab oğlu Ömerʹden falân oğlu fi­lânadır.. Selâm sana olsun. Kendisinden başka ilâh olmayan Allahʹa hamd ederim. Şüphesiz O, günahları bağışlayan, tevbeyi kabul edendir; aynı za­manda cezası şiddetli; lütuf ve ihsanı bol ve geniştir. Oʹndan başka ilâh yoktur. Dönüş ancak O’nadır. »

Mektubu gönderdikten sonra yanında hazır bulunan arkadaşlarına dön­dü ve şöyle dedi: «O kardeşiniz için duâ ediniz ki kalbi bu yazdığım şeyleri kabul etsin de Allahʹa yönelip tevbe etsin. »

Cidden mektup o adama ulaşınca, tekrar tekrar okudu ve halîfenin öğütleri kalbinde olumlu tesir meydana getirdi, o da vakit kaybetmeden tevbe ve istiğfarda bulunarak içkiyi bıraktı. (İbn Ebî Hâtim - Kurtubî: 15/291)

Sâbit el-Bennânî anlatıyor:

- Musʹâb b. Zübeyr (R. A. ) ile beraber Kûfe köylerinden birinde bu­lunuyorduk. Namaz vakti girince, orada mevcut olan ihata duvarını siper edinip iki rekʹat namaz kıldım. Fâtiha’dan sonra Mü’min Sûresiʹni okumaya başladım. İlk üç âyetini tamamladığımda, ansızın arka tarafımdan beyaz bir katıra binmiş, üzerinde Yemen giysisi bulunan bir adam bana şöyle seslendi: «Âyette (Ğâfirüʹz-zenbi) dediğin zaman, (Ey günahları bağışlayan, benim günahımı da bağışla) de. (Kabiliʹt-tevbi) dediğin zaman, (Ey tevbeleri kabul eden, benim tevbemi kabul buyur) de. (Şedîdüʹl-ıkab) dediğin zaman, (Ey cezası şiddetli olan, beni cezalandırma) de.

Bunun üzerine arkama döndüğümde hiç kimseyi göremedim. O ilk gö­züme ilişen adam ortadan yok olmuştu. (Ebû Nuaym - İbn Ebî Hâtim - Kurtubî: 15/291)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle, Kur’ân’ın çok üstün, çok güçlü ve yegâne hikmet sâhibi zattan indirildiği ve o bakımdan benzersiz bir kudret taşıdığı konu edildi. Sonra da Cenâb-ı Hakk’ın hem umut, hem de korku veren sı­fatları getirilerek müʹminlerin günlük hayatlarını korku ile ümit arasında değerlendirmelerine işârette bulunuldu.

Aşağıdaki âyetlerle, inkârcı şaşkınların Allahʹın âyetleri hakkında sür­tüşüp tartıştıkları konu ediliyor ve öylelerinin refah içinde günlerini gün etmelerinin özenilecek bir yanı olmadığına değinilerek gerçek saadetin imân ve sâlih amellerle vücut bulacağına işâret ediliyor. Sonra da gelip geçen kavim ve milletlerin peygamberleri yalanlayıp bir takım çirkin dav­ranışlarda bulundukları bildirilerek müʹminler teselli ediliyor.