ZÜMER SÛRESİ
Cennet’e gönderilecek müʹmin zümreler ile Cehennem’e sevkedilecek kâfir zümrelerden söz edildiği için sûreye «Zümer» ismi verilmiştir.
el-Hasan, İkrime, Atâ’ ve Câbir b. Zeyd’e göre, sûrenin tamamı Mekke’de inmiştir. İbn Abbasʹa (R. A. ) göre, onuncu ve yirmi üçüncü âyetleri dışında tamamı Mekke’de inmiştir. Diğer ilim adamlarına göre, onuncu âyetinden on yedinci âyetine kadar olan kısmı Medineʹde, geriye kalan kısmı Mekke’de inmiştir. Sözü edilen yedi âyetin, Hz. Hamza’yı (R. A. ) öldüren Vahşî ve arkadaşları hakkında indiği söylenir. (Tefsîr-i Kurtubî: 15/232)
Hz. Âişe (R. A. ) diyor ki:
«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Zümer ve Benî İsrâil (İsrâ) sûrelerini okumadan uyumazdı. » (Tirmizi/tefsir - Tefsîr-i Kurtubî: 15/232)
Ayet sayısı : 75
Kelime » : 1170-1172
Harf » : 4708 (Tefsîr-İ Nisabûri/Garâibü’l-Kur’an: 23/119)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Kur’ân’ın bazı vasıf ve özellikleri anlatılıyor.
2- Allah’ın birliğine delâlet eden deliller getirilerek akla ışık tutuluyor.
3- Genişlik ve darlık günlerinde inkârcı sapıkların karakterinin rengi üzerinde duruluyor.
4- Kurʹânʹda, ilâhî hükümlerin daha iyi anlaşılması için verilen misallere dikkatler çekiliyor.
5- Kendilerine haksızlık ve yazık edenlerin tevbe ettikleri takdirde bağışlanacağı haber veriliyor.
6- Cehennemliklerin yüzlerinde belirecek umutsuzluk ve iç sıkıntısı yansıtılıyor.
7- Kıyâmet gününün bazı yönlendirici safhaları anlatılıyor.
8- Mahşerden düşündürücü bir iki tablo veriliyor.
9- Cennetliklerin erişecekleri sayısız nîmetlerden söz ediliyor.
10- Hesap ve verilecek ceza faslı sona erince, mü’minlerin rahat bir nefes alıp Allah’a hamd edecekleri çok duyarlı bir anlatımla açıklanıyor.
MEÂLİ:
1- Bu Kitabʹın indirilişi, O çok güçlü, çok üstün hikmet sâhibi Allahʹtandır.
2- Şüphesiz biz sana bu Kitabʹı hak ile indirdik. O halde dini (ve dindarlığı) Allahʹa hâlis kılıp samimiyetle İbâdete devam et.
3- Haberiniz olsun ki, hâlis din (katıksız dindarlık) Allah’ındır; Allah’ı bırakıp (putları) yakın dost ve sâhip edinenler, «bunlara ancak bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye tapıyoruz> (derler). Allah, elbette onların görüş ayrılığına düştükleri şey hakkında aralarında hükmedecektir. Şüphesiz kİ Allah, yalancı nankör inkârcı kimseyi doğru yola çıkarmaz.
4- Eğer Allah (bilfarz) oğul edinmeyi dileseydi, herhalde yarattığı şeylerden istediğini seçebilirdi. Ama O, (evlâd edinmekten) yücedir, münezzehtir; O, her şeye boyun eğdirip tasarrufu altında tutan, Bir olan Allahʹtır.
İLGİLİ HADÎS
Bir adam, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹe dedi ki: «Ya Resûlellah! Doğrusu ben bir şeyi sadaka olarak verirken ve bir iş yaparken hem Allah rızasını, hem de halkın övgüsünü arzuluyorum. » Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ona: «Muhammedʹin canını kudret elinde tutan zata yemin ederim ki, Allah kendisine ortak koşulan hiçbir şeyi kabul etmez» buyurdu ve «O halde dini (ve dindarlığı) Allah’a hâlis kılıp samimiyetle ibâdete devam et» meâlindeki âyeti okudu. (el-Câmiʹu Li-Ahkami’l-Kur’ân: 15/233)
ESERİN MÜKEMMELLİĞİ, SÂHİBİNİN KUDRETİNİN ÜSTÜNLÜĞÜNE DELÂLET EDER
«Bu Kitabʹın indirilişi, O çok güçlü, çok üstün hikmet sâhibi Allahʹtandır. »
Her iş ve eser, sâhibinin bilgi, beceri, maharet ve uzmanlığının damgasını taşır veya yansıtır. İnsan ne kadar kusurlu ise, eseri de o nisbette kusurlu çıkar. Allah çok mükemmeldir, eseri de öylece mükemmeldir. Birinci âyet bu gerçeğe ışık tutmakta; inanan, inanmayan her akıl sahibinin, Kurʹânʹın taşıdığı insan üstü mükemmelliğini iyice araştırmasını ilhâm etmektedir.
Âyette Cenâb-ı Hakk’ın iki sıfatından söz edilmektedir: Azîz, Hakîm... Özetle, birincisi, çok üstün, çok güçlü; İkincisi, her şeyi sınırsız yüksek bilgi marifetiyle düzenleyip uyum ve dengede tutan yüce kudrete delâlet ediyor. İşte Kur’ân, bu iki sıfata kemal mertebesinde sâhip olan Allah’tan indirilmedir. Böylece kitabın gücü, hikmeti ve kusursuzluğu o kudretten kaynaklanmakta ve benzer kabul etmemektedir.
KİTAP HAK İLE İNDİRİLMİŞTİR
«Şüphesiz biz sana Kitabʹı hak ile indirdik.. »
Kur’ân’ın çok üstün kudretten indirildiği açıklandıktan sonra, onun hak ile indirildiği belirtiliyor. Hak kavramı, birçok yerde açıkladığımız gibi, uyum, denge, düzen, kusursuzluk, gerçeğe tıpatıp uygunluk, tam doğruluk gibi manaları içermektedir. Bununla, Kur’ân’ın her türlü bâtıldan, hatâdan, uyumsuzluktan, dengesizlikten, kusur ve düzensizlikten uzak bir kitap olduğu belirtiliyor ve ilim sahiplerinin Kurʹânʹı bu açıdan incelemeleri isteniliyor.
Buna bir misal vermek gerekirse, ondaki bilimsel anlamdaki temel bilgileri ve kendine has hukukî sistemi gösterebiliriz.
ALLAHʹA KULLUK VE İBÂDET İHLÂS LA AMACINA ULAŞIR
«O halde dini (dindarlığı) Allahʹa hâlis kılıp samimiyetle ibâdete devam et. Haberiniz olsun ki, hâlis din (katıksız dindarlık) Allah’ındır.. »
Dindarlık ve kulluk birbirini tamamlayan kavramlardır; imân doğrultusunda samimiyet, ciddiyet ve ıhlâs ister. İlgili âyetle bu ölçü ve anlamda kulluk ve ibâdet Hz. Peygamber’in şahsında bütün mü’minlere emredilmektedir. Çünkü Allah ancak kendisi için, rızasına uygun yapılanı kabul edip mükâfatlandırır. Bu bakımdan «ıhlâs» mertebesi, ubudiyetin özünü teşkil eder. Aynı zamanda Allah’ın insanlardan, onların mutluluk ve kurtuluşundan yana indirdiği din de her türlü şüpheden, ıhlâssızlıktan uzaktır.
PUTLARI ALLAH’A YAKLAŞTIRICI VASITA SAYANLAR
«Allahʹı bırakıp (putları) yakın dost ve sahip edinenler, «bunlara ancak bizi Allahʹa daha çok yaklaştırsınlar diye tapıyoruz» (derler).. »
Özellikle Arap Yarımadası’nda oturan Arapların çoğu tek tanrı inancının iyice zayıflayıp unutulmaya bırakıldığı fetret devrinde, çok ilâhtı bir inanca yönelmişlerdi. Ne var ki tek tanrı inancının bıraktığı izler bütünüyle silinmemişti. O bakımdan Araplar hem göklerin ve yerin yaratanı kabul edilen Allah’ı tanır, hem de putlarını O’na ortak sayıp yaklaştırıcı ve şefaatçi olduklarına inanırlardı. Nitekim onlar haccederken şu anlamda telbiye getirirlerdi: «Buyur Allahım buyur. Senin hiçbir ortağın yoktur, ancak bir ortağın vardır ki senin sahip olduğun mülk-ü saltanata o da sahiptir. » (Tefsîr-i İbn Kesîr: 4/45) Şüphesiz onlar bu «ortak» sözüyle putları kasdediyorlardı.
Katade diyor ki:
- Putperest Araplara, «Rabbiniz ve Yaratanınız kimdir? » diye sorulduğunda veya «gökleri ve yeri kim yarattı? » denildiğinde, «Allah... » diye cevap verirlerdi. Bunun üzerine onlara: «O halde putlara tapmanızın anlam ve hikmeti nedir? » denilince, «onlara, Allah yanında bize şefaatçi olsunlar diye tapıyoruz» derlerdi.
Böylece ilgili âyetlerle, önce Kur’ân’ın yeri ve önemi, sonra da Allah’ın varlığı ve birliği belirtildi; arkasından putların anlamsızlığı üzerinde durularak hem Araplar ve diğer putperest kavimler uyarıldı, hem de İsa Peygamber’i Allah’ın biricik oğlu (!) sayan Hıristiyanların çok yanlış ve sakıncalı bir inanç taşıdıkları hatırlatıldı ve Allah’ın eş, ortak, denk ve benzerden; evlât edinmekten pâk ve münezzeh bulunduğuna değinilerek «Tevhîd İnancı»na dikkatler çekildi. Aynı zamanda Cenâb-ı Hakk’ın iki sıfatına yer verilerek akıl sahiplerinin çok iyi düşünmelerinin gereğine atıfta bulunuldu. O iki sıfat: «Vâhid» ve «Kahhar» olarak bize şu inceliği öğretmektedir: Birincisi, her türlü ortağı, denk ve benzeri; İkincisi her türlü evlât, yardımcı ve eş edinmeyi reddetmekte ve bu gibi arızî vasıfların sonradan yaratılanlara has olduğuna işâret etmektedir. Zira varlık âlemi bütünüyle Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz kudretinin eseridir ve her şey o kudret önünde baş eğip yaratıldığı amaç ve hikmete yönelik hizmet vermekte ve hepsi de İlâhî kudretin eseri olduğunu yansıtmaktadır.
Ayetler arasında bağlantı
Yukarıdaki âyetlerle, insanların kafa ve kalplerini, yol ve izlerini aydınlatan Kur’ân’ın Allahʹtan indirilme bir kitap olduğu, aynı zamanda hak ile indirildiği belirtilerek onu bu açıdan değerlendirmemiz istenildi. Sonra da kulluk ve ibâdetimizi ihlâs üzere yapmamız emredilerek, ilâhî rızaya dikkatimiz çekildi. Putları Allahʹa ortak koşanlar uyarılarak yönlendirici bilgiler verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Allahʹın varlığına, birliğine, kudretinin sınırsızlığına delâlet eden yedi kadar belgeye yer verilmekte ve araştırıcılar için temel bilgiler açıklanmaktadır.