Zümer Suresi 1-4. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ اِنَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللّٰهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينَ اَلَا لِلّٰهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ اَوْلِيَٓاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ اِلَّا لِيُقَرِّبُونَا اِلَى اللّٰهِ زُلْفٰى اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ لَوْ اَرَادَ اللّٰهُ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا لَاصْطَفٰى مِمَّا يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ سُبْحَانَهُ هُوَ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ

1.

Kitab'ın indirilmesi mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.

Diyanet İşleri

2.

(Ey Muhammed!) Şüphesiz biz o Kitab'ı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen de dini Allah'a has kılarak O'na kulluk et.

3.

İyi bilin ki, halis din yalnız Allah'ındır. O'nu bırakıp da başka dostlar edinenler, "Biz onlara sadece, bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz" diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.

4.

Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. O, bundan uzaktır, yücedir. O, bir ve her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan Allah'tır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

ZÜMER SÛRESİ

Cennet’e gönderilecek müʹmin zümreler ile Cehennem’e sevkedilecek kâfir zümrelerden söz edildiği için sûreye «Zümer» ismi verilmiştir.

el-Hasan, İkrime, Atâ’ ve Câbir b. Zeyd’e göre, sûrenin tamamı Mek­ke’de inmiştir. İbn Abbasʹa (R. A. ) göre, onuncu ve yirmi üçüncü âyetleri dı­şında tamamı Mekke’de inmiştir. Diğer ilim adamlarına göre, onuncu âye­tinden on yedinci âyetine kadar olan kısmı Medineʹde, geriye kalan kısmı Mekke’de inmiştir. Sözü edilen yedi âyetin, Hz. Hamza’yı (R. A. ) öldüren Vahşî ve arkadaşları hakkında indiği söylenir. (Tefsîr-i Kurtubî: 15/232)

Hz. Âişe (R. A. ) diyor ki:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Zümer ve Benî İsrâil (İsrâ) sûrelerini oku­madan uyumazdı. » (Tirmizi/tefsir - Tefsîr-i Kurtubî: 15/232)

Ayet sayısı : 75

Kelime » : 1170-1172

Harf » : 4708 (Tefsîr-İ Nisabûri/Garâibü’l-Kur’an: 23/119)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Kur’ân’ın bazı vasıf ve özellikleri anlatılıyor.

2- Allah’ın birliğine delâlet eden deliller getirilerek akla ışık tutulu­yor.

3- Genişlik ve darlık günlerinde inkârcı sapıkların karakterinin ren­gi üzerinde duruluyor.

4- Kurʹânʹda, ilâhî hükümlerin daha iyi anlaşılması için verilen misal­lere dikkatler çekiliyor.

5- Kendilerine haksızlık ve yazık edenlerin tevbe ettikleri takdirde bağışlanacağı haber veriliyor.

6- Cehennemliklerin yüzlerinde belirecek umutsuzluk ve iç sıkıntısı yansıtılıyor.

7- Kıyâmet gününün bazı yönlendirici safhaları anlatılıyor.

8- Mahşerden düşündürücü bir iki tablo veriliyor.

9- Cennetliklerin erişecekleri sayısız nîmetlerden söz ediliyor.

10- Hesap ve verilecek ceza faslı sona erince, mü’minlerin rahat bir nefes alıp Allah’a hamd edecekleri çok duyarlı bir anlatımla açıklanıyor.

MEÂLİ:

1- Bu Kitabʹın indirilişi, O çok güçlü, çok üstün hikmet sâhibi Allahʹtandır.

2- Şüphesiz biz sana bu Kitabʹı hak ile indirdik. O halde dini (ve din­darlığı) Allahʹa hâlis kılıp samimiyetle İbâdete devam et.

3- Haberiniz olsun ki, hâlis din (katıksız dindarlık) Allah’ındır; Allah’ı bırakıp (putları) yakın dost ve sâhip edinenler, «bunlara ancak bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye tapıyoruz> (derler). Allah, elbette onların görüş ayrılığına düştükleri şey hakkında aralarında hükmedecektir. Şüp­hesiz kİ Allah, yalancı nankör inkârcı kimseyi doğru yola çıkarmaz.

4- Eğer Allah (bilfarz) oğul edinmeyi dileseydi, herhalde yarattığı şey­lerden istediğini seçebilirdi. Ama O, (evlâd edinmekten) yücedir, münez­zehtir; O, her şeye boyun eğdirip tasarrufu altında tutan, Bir olan Allahʹtır.

İLGİLİ HADÎS

Bir adam, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹe dedi ki: «Ya Resûlellah! Doğru­su ben bir şeyi sadaka olarak verirken ve bir iş yaparken hem Allah rıza­sını, hem de halkın övgüsünü arzuluyorum. » Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ona: «Muhammedʹin canını kudret elinde tutan zata yemin ederim ki, Allah kendisine ortak koşulan hiçbir şeyi kabul etmez» buyurdu ve «O halde dini (ve dindarlığı) Allah’a hâlis kılıp samimiyetle ibâdete de­vam et» meâlindeki âyeti okudu. (el-Câmiʹu Li-Ahkami’l-Kur’ân: 15/233)

ESERİN MÜKEMMELLİĞİ, SÂHİBİNİN KUDRETİNİN ÜSTÜNLÜĞÜNE DELÂLET EDER

«Bu Kitabʹın indirilişi, O çok güçlü, çok üstün hikmet sâhibi Allahʹtandır. »

Her iş ve eser, sâhibinin bilgi, beceri, maharet ve uzmanlığının dam­gasını taşır veya yansıtır. İnsan ne kadar kusurlu ise, eseri de o nisbette kusurlu çıkar. Allah çok mükemmeldir, eseri de öylece mükemmeldir. Birinci âyet bu gerçeğe ışık tutmakta; inanan, inanmayan her akıl sahibi­nin, Kurʹânʹın taşıdığı insan üstü mükemmelliğini iyice araştırmasını ilhâm etmektedir.

Âyette Cenâb-ı Hakk’ın iki sıfatından söz edilmektedir: Azîz, Hakîm... Özetle, birincisi, çok üstün, çok güçlü; İkincisi, her şeyi sınırsız yüksek bil­gi marifetiyle düzenleyip uyum ve dengede tutan yüce kudrete delâlet edi­yor. İşte Kur’ân, bu iki sıfata kemal mertebesinde sâhip olan Allah’tan in­dirilmedir. Böylece kitabın gücü, hikmeti ve kusursuzluğu o kudretten kay­naklanmakta ve benzer kabul etmemektedir.

KİTAP HAK İLE İNDİRİLMİŞTİR

«Şüphesiz biz sana Kitabʹı hak ile indirdik.. »

Kur’ân’ın çok üstün kudretten indirildiği açıklandıktan sonra, onun hak ile indirildiği belirtiliyor. Hak kavramı, birçok yerde açıkladığımız gibi, uyum, denge, düzen, kusursuzluk, gerçeğe tıpatıp uygunluk, tam doğruluk gibi manaları içermektedir. Bununla, Kur’ân’ın her türlü bâtıldan, hatâdan, uyumsuzluktan, dengesizlikten, kusur ve düzensizlikten uzak bir kitap ol­duğu belirtiliyor ve ilim sahiplerinin Kurʹânʹı bu açıdan incelemeleri isteni­liyor.

Buna bir misal vermek gerekirse, ondaki bilimsel anlamdaki temel bil­gileri ve kendine has hukukî sistemi gösterebiliriz.

ALLAHʹA KULLUK VE İBÂDET İHLÂS LA AMACINA ULAŞIR

«O halde dini (dindarlığı) Al­lahʹa hâlis kılıp samimiyetle ibâdete devam et. Haberiniz olsun ki, hâlis din (katıksız dindarlık) Allah’ındır.. »

Dindarlık ve kulluk birbirini tamamlayan kavramlardır; imân doğrul­tusunda samimiyet, ciddiyet ve ıhlâs ister. İlgili âyetle bu ölçü ve anlam­da kulluk ve ibâdet Hz. Peygamber’in şahsında bütün mü’minlere emredilmektedir. Çünkü Allah ancak kendisi için, rızasına uygun yapılanı kabul edip mükâfatlandırır. Bu bakımdan «ıhlâs» mertebesi, ubudiyetin özünü teşkil eder. Aynı zamanda Allah’ın insanlardan, onların mutluluk ve kur­tuluşundan yana indirdiği din de her türlü şüpheden, ıhlâssızlıktan uzaktır.

PUTLARI ALLAH’A YAKLAŞTIRICI VASITA SAYANLAR

«Allahʹı bırakıp (putları) yakın dost ve sahip edinenler, «bunlara ancak bizi Allahʹa daha çok yaklaştırsınlar diye tapıyoruz» (derler).. »

Özellikle Arap Yarımadası’nda oturan Arapların çoğu tek tanrı inancı­nın iyice zayıflayıp unutulmaya bırakıldığı fetret devrinde, çok ilâhtı bir inanca yönelmişlerdi. Ne var ki tek tanrı inancının bıraktığı izler bütünüyle silinmemişti. O bakımdan Araplar hem göklerin ve yerin yaratanı kabul edilen Allah’ı tanır, hem de putlarını O’na ortak sayıp yaklaştırıcı ve şe­faatçi olduklarına inanırlardı. Nitekim onlar haccederken şu anlamda tel­biye getirirlerdi: «Buyur Allahım buyur. Senin hiçbir ortağın yoktur, ancak bir ortağın vardır ki senin sahip olduğun mülk-ü saltanata o da sahiptir. » (Tefsîr-i İbn Kesîr: 4/45) Şüphesiz onlar bu «ortak» sözüyle putları kasdediyorlardı.

Katade diyor ki:

- Putperest Araplara, «Rabbiniz ve Yaratanınız kimdir? » diye sorul­duğunda veya «gökleri ve yeri kim yarattı? » denildiğinde, «Allah... » diye cevap verirlerdi. Bunun üzerine onlara: «O halde putlara tapmanızın an­lam ve hikmeti nedir? » denilince, «onlara, Allah yanında bize şefaatçi ol­sunlar diye tapıyoruz» derlerdi.

Böylece ilgili âyetlerle, önce Kur’ân’ın yeri ve önemi, sonra da Allah’ın varlığı ve birliği belirtildi; arkasından putların anlamsızlığı üzerinde duru­larak hem Araplar ve diğer putperest kavimler uyarıldı, hem de İsa Pey­gamber’i Allah’ın biricik oğlu (!) sayan Hıristiyanların çok yanlış ve sakın­calı bir inanç taşıdıkları hatırlatıldı ve Allah’ın eş, ortak, denk ve benzer­den; evlât edinmekten pâk ve münezzeh bulunduğuna değinilerek «Tevhîd İnancı»na dikkatler çekildi. Aynı zamanda Cenâb-ı Hakk’ın iki sıfatına yer verilerek akıl sahiplerinin çok iyi düşünmelerinin gereğine atıfta bulunul­du. O iki sıfat: «Vâhid» ve «Kahhar» olarak bize şu inceliği öğretmektedir: Birincisi, her türlü ortağı, denk ve benzeri; İkincisi her türlü evlât, yardımcı ve eş edinmeyi reddetmekte ve bu gibi arızî vasıfların sonradan yaratılan­lara has olduğuna işâret etmektedir. Zira varlık âlemi bütünüyle Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz kudretinin eseridir ve her şey o kudret önünde baş eğip yaratıldığı amaç ve hikmete yönelik hizmet vermekte ve hepsi de İlâhî kud­retin eseri olduğunu yansıtmaktadır.

Ayetler arasında bağlantı

Yukarıdaki âyetlerle, insanların kafa ve kalplerini, yol ve izlerini ay­dınlatan Kur’ân’ın Allahʹtan indirilme bir kitap olduğu, aynı zamanda hak ile indirildiği belirtilerek onu bu açıdan değerlendirmemiz istenildi. Sonra da kulluk ve ibâdetimizi ihlâs üzere yapmamız emredilerek, ilâhî rızaya dik­katimiz çekildi. Putları Allahʹa ortak koşanlar uyarılarak yönlendirici bil­giler verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Allahʹın varlığına, birliğine, kudretinin sınırsızlığı­na delâlet eden yedi kadar belgeye yer verilmekte ve araştırıcılar için te­mel bilgiler açıklanmaktadır.