K A S A S SÛRESİ
Bir veya dört âyeti dışında tamamı Mekke’de inmiştir. Şöyle ki: İbn Abbas’a (R. A. ) ve Katadeʹye göre: 85. âyeti Mekke ile Medine arasında; İbn Selâm’a göre Cuhfe’de hicret esnasında inmiştir. Mukatil’e göre: 52-55. âyetleri Medine’de inmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 13/247)
Musa ve Firʹavn kıssasına geniş yer verildiğinden sûreye «kıssalar» anlamına gelen KASAS adı verilmiştir.
Âyet sayısı : 88
Kelime » : 441
Harf » : 5800 (Lübabu’t-te’vîl: 3/396)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Fir’avn’ın kendini çok üstün ve yükseklerde görmesi, aynı zamanda yeryüzünde bozgunculuk yapması ibretli safhalarıyla anlatılır.
2- Allah’ın İsrâil oğullarına yardım etmesine ve onları Firʹavn’ın belâsından kurtarıp korumasına yer verilir.
3- Hakkın üstün, bâtılın baş aşağı gelmesine dikkatler çekilir ve birtakım misaller verilir.
4- Musa Peygamber’in (A. S. ) gösterdiği mu’cizeler açıklanır ve onun risâlet görevini yerine getirme bölümlerinden bir kısmına atıflarda bulunulur.
5- Hz. Muhammed’in (A. S. ) gelip geçen milletlerin kıssalarının en ibretli ve öğüt alınacak noktalarını haber vermesinin, Onun peygamberliğini isbatlayan bir başka delil olduğu bildirilir.
6- Doğru yola eriştirmenin Allah’a ait olduğu belirtilir.
7- Peygamber gönderilmedikçe bir millete veya kavim ve kabileye azap edilmiyeceği açıklanır.
8- İnsanlar arasından peygamber seçip göndermenin, yani görevlendirmenin Allah’a ait olduğu ifade edilir.
9- Allah’ın insanlara olan nîmetlerinden birinin de gece ile gündüzün birbirini izlemesi olduğu hatırlatılır.
10- Peygamberlerin kendi ümmetleri lehine veya aleyhine şâhitlik edeceği bir uyarı anlamında yansıtılır.
11- İşlenen iyiliklerin kat kat karşılık göreceği müjdelenir.
12- Her şeyin yok olup yalnız Allah’ın baki kalacağı hususu işlenerek sûre noktalanır.
MEÂLİ:
1- Tâ-Sîn-Mîm.
2- Bunlar o çok açık ve açıklayıcı Kitabʹın âyetleridir.
3- İmân eden bir millet için (onların yararına) Musa ve Fir’avn’la ilgili haberi sana gerçek ölçüde okuyup anlatacağız:
4- Şüphesiz ki Fir’avn yeryüzünde (Mısır ülkesinde) yükselip iyice azıttı ve ora halkını farklı zümrelere ayırdı; onlardan bir zümreyi güçsüz hale sokup erkek çocuklarını boğazlıyor, kız çocuklarını sağ bırakıyordu. Doğrusu o, fitne ve fesât çıkaranlardan idi.
5- Biz ise, o ülkede güçsüz hale düşürülenlere (lütuf ve rahmetimizle) yardımda bulunmayı, onları (örnek alınacak) liderler, önderler kılmayı, onları (o yerlere) vârisler yapmayı,
6- O yerlere yerleştirmeyi ve Fir’avn’a, Hâmânʹa ve askerlerine onlardan (hep endişe duyup) kaçındıkları hususunu göstermeyi diledik.
TÂ - SÎN - MÎM
Bu harfler Allah ile Peygamberi arasında bir şifre mahiyetindedir. Ayrıca sûredeki hikmetleri özetleyen ve konulara anahtar olan birtakım işâretlerdir. Hakiki manasını Allah daha iyi bilir.
KİTAB-I MÜBÎN
Bu terkip (tamlama) hakkında Nemi Sûresi’nin baş kısmında gerekli açıklamayı yapmış bulunuyoruz. O bakımdan burada ikinci defa açıklama ve yoruma gerek görmüyoruz. Ancak Nemi Sûresiʹnde «Kitab-ı Mübîn»den maksadın «Kur’ân» olduğu net biçimde belirtilirken Kasas Sûresi’nde «Kur’ân» lafzı belirtilmeyerek sadece «Kitab-ı Mübîn» terkibine yer verilmiştir.
AZIP SAPITAN LİDERLER VE HALKI FARKLI ZÜMRELERE AYIRANLAR
«Şüphesiz ki Firʹavn yeryüzünde (Mısır ülkesinde) yükselip iyice azıttı ve ora halkını farklı zümrelere ayırdı.. »
Bu âyetlerle aklını kullanan toplum ve milletlere iki önemli husus açıklanarak, Cenâb-ı Hakk’ın milletler hakkında değişmeyen sünneti hatırlatılıyor:
1- İdare edenlerin şımarıp azgınlık ve bozgunculukta bulunarak yeryüzünde fitne ve fesat çıkartması,
2- İdare edilenlerin bölünüp parçalanması, zümrelere ayrılıp zâlim idârecilere yardımcı olma gayreti içinde birbirlerini güçsüz duruma getirmesi..
İşte bir milletin bünyesinde bu iki tehlikeli mikrop ortam bulduğu takdirde o milletin yıkılıp yok olması yakın sayılır. Dönüş yapılmazsa, sünnetullah hükmünü elbette yerine getirir.
Allah, yaşamakta olan milletleri bilhassa uyararak, Mekkeli Putperestlerin de zamanında uyarıldığını, çoğunun o uyarılara kulak vermemesi yüzünden birçok nîmetleri elden kaçırdıklarını ve sonunda küçümseyip hakarette bulundukları mü’minlerin İlâhî inâyete mazhar kılınarak Mekke’yi ve Arap Yarımadası’nı bir baştan bir başa fethettiklerini işâret yoluyla hatırlatıyor ve o gün için Mekkeli azgın inkârcılara Fir’avn’ın tutumunu misal verdiğini, fakat onların bu inceliği anlamadıklarını konu ediniyor; bugün için de anlamayanların aynı veya benzeri akibetlere uğratılacaklarına kapalı şekilde atıfta bulunuyor.
Yukarıdaki âyetle anlatılan çarpık ve azgın inkârcı bir idarenin sonunun ne olduğu gözler önüne serilirken, öyle bir idareye heveslenenlerin ömürlerinin kısa olacağı dolaylı şekilde kafa ve kalplere işleniyor.
Şüphesiz bu âyetler inerken Mekkeli putperestlerin önemli bir kısmı, başta Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz olmak üzere, «Allah’tan başka ilâh yoktur; Muhammed (A. S. ) Allahʹın kulu ve resûlüdür» diyen müʹminlere her türlü işkence ve saldırıda bulunuyor, onlara yaşama hakkı tanımıyorlardı. O kadar ki, Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin aziz vücudunu bile ortadan kaldırmayı plânlıyor; Ona uyan cefakâr mü’minlere, kölelere reva gördükleri muameleden daha beterini uyguluyorlardı. Tıpkı Fir’avnʹın Mısır’da yaşayan İsrâil oğullarını ikinci veya üçüncü sınıf vatandaş yerine koyması ve sonra da Mısır yerlilerinin ezici çoğunluğunun üstünlüklerini kaybetmemeleri için de İsrail oğullarının nüfus artışını önlemeyi plânlaması; onlardan doğan kız çocuklarını diri bırakması, erkek çocukları öldürtmesi gibi çok zalimce bir fitne ve fesat atmosferi oluşturuyorlardı. Ne var ki, onların bilmediği ve hesaba katmadığı bir gerçek vardı; o da vakti saati gelince İlâhî sünnetin kahredici tokatıydı. O tokat Fir’avn ve yandaşlarını Kızıldeniz’de kahredip köklerini kestiği gibi, Mekkeli putperestlerin de yüzüne inmek üzere idi. Nitekim çok geçmeden hicret olayı, arkasından şehir devletinin kurulması ve Bedir Savaşı’nın patlak vermesi birbirini izledi. Allah’a karşı tuğyan eden başlar, savaş alanında kanlar içinde yuvarlanırken, gelecekte ortaya çıkacak inkârcı azgın zâlimlere Allah’ın kesin ihtarı yapılmış oluyordu. Cenâb-ı Hak İsrail oğullarını Fir’avn’ın zulmünden kurtarıp hem vaʹdedilen topraklara, hem de sonraları Mısır’a vâris kıldığı gibi, Mekke’den çıkarılan İslâm mücahitlerini de kısa bir süre sonra Mekke dahil, Arap Yarımadasıʹna vâris kıldı. Düşmanlarını da başlarını eğerek hakkın önünde küçülmüş güçsüzler durumuna getirdi. Böylece Cenâb-ı Hakkʹın ezelî hükmü sünnetullah doğrultusunda tecelli etti, vaʹdini yerine getirerek mü’minleri aziz ve muzaffer eyledi.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Mekkeʹde çok sıkıntılı günler geçiren ve zalim zorbaların aralıksız saldırısına uğrayan mü’minleri hem teselli etmek, hem de yaşamakta olan inkârcı zâlimleri uyarmak için Musa (A. S. ) ile Firʹavn kıssasının önemli iki safhası konu edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, ileride İsrâil oğulları’nı Fir’avnʹın zulmünden kurtaracak olan Musa Peygamber’in Mısır’da uygulanan soy kırımından nasıl kurtarıldığı anlatılıyor ve hakkı sevip savunanlardan yana İlâhî inâyetin aralıksız tecelli ettiğine ve edeceğine dikkatler çekiliyor.